Tutsaktan tutsağa…
Özgür tutsak Fikret Akar, siyasi tutsak Mumia Abu Jamal’e mektup yazdı.
Mektubunda ideolojik bir tartışma yürütüyor.
Siyasi tutsaklarında, hapishanedeki direngenliklerindeki görüş aynı da olsa, olaylar karşısında farklı tutumları olabilir.
Ancak söz konusu emperyalizm ve dünya halkları ile olan baş çelişkisi olunca, sessiz kalınmaz, tartışmak gerekir.
Fikret Akar’ın, bir “sosyalist’in İran konusuna nasıl yaklaşması gerektiği” konusundaki Mumia Abu Jamal’e yazdığı mektubu paylaşıyoruz.
Sevgili Mumia Abu Jamal,
Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nden selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Mektubunu aldım ve iyi dileklerin için teşekkür ederim.
Bu mektubu ise çok farklı bir konu nedeniyle yazmak istedim.
Biraz karmaşık gelebilir. Mümkün olduğunca sadeleştirerek anlatmaya çalışacağım.
Senin de çok iyi bildiğin gibi tutsaklık koşullarında dışarıdan haber almak, iletmek mutlaka kısıtlanıyor. Bu nedenle bu mektubu yazma nedenim olan, sizin ortak kaleme aldığınız, imzaladığınız “İran’daki siyasi tutsaklara yönelik kaleme aldığınız açık mektubun” tamamını okuyamadım. Yalnızca Türkiye’deki bir günlük gazetenin 31 Ağustos 2026 günkü sayısında yer alan, Vilay Prashad imzalı açık mektubu okudum.
Tahmin ediyorum ki, bu mektubu siz de okumuşsunuzdur. Böyle varsayarak mektubun içeriği hakkında detaya girmeden yalnızca bir noktaya dikkat çekmek amacıyla bu mektubu yazmak istiyorum.
Vilay’ın açık mektubunda, senin ve eski siyasi tutsak Angela Davİs’in imza attığı açık mektupla, İran ile ABD ve Siyonist İsrail yönetimlerinin aynı kefeye konulduğu, küresel sivil toplumun, anti-emperyalist aktivistlerin, İran İslam Cumhuriyeti’nin söylemine karşı baskı kurmaya çağırdığı bir içeriğe sahip olduğu belirtiliyor.
Vilay Prasad açık mektubunda bu yaklaşımı haklı olarak eleştiriyor ve bugünkü mevcut durumda İran ile dayanışmak gerektiğini belirtiyor. Bu yanıyla Vilay Prashad’in açık mektubunda belirttiklerine tamamen katıldığımı belirtmek isterim.
Onun yazdıklarına ek olarak kendi düşüncelerimi seninle paylaşmak ve senin bu konudaki düşüncelerini, değerlendirmeni öğrenmek isterim.
İran’daki siyasi tutsaklara yönelik bir açık mektup neden kaleme alındı, hangi ihtiyaç bunu gerektirdi? Neden şimdi? Zamanlama neye göre belirlendi? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Bilmediğim bir konuda yorum yapmak istemiyorum. Bu nedenle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığı, İran’ın direnişi, İran’daki devrimci, yurtsever güçlerin böylesi bir süreçte nasıl davranmaları gerektiği, anti-emperyalist aktivistlerin İran’a yönelik nasıl bir tutum almaları gerektiği konusunda kendi düşüncelerimi yazacağım. Elbette düşüncelerim yalnızca şahsi düşüncelerim değildir. Bir sosyalist, enternasyonalist olarak, sosyalistlerin bu konularda nasıl düşünmeleri, davranmaları gerektiğinin de kendimce cevabıdır yazdıklarım, ifade etmeye çalıştıklarım.
Öncelikle, dünyadaki tüm savaşlar sınıf savaşımının tezahürüdür. Ulusal, sınıfsal kurtuluş savaşları gibi emperyalist kapitalistlerin kendi aralarındaki savaşlar da bu kuralın dışında değildir. Öyleyse ABD-İsrail blokunun İran’a yönelik saldırıları da sınıf savaşımının bir tezahürüdür. Savaşın meydana geliş şekli sonuçları, ezen ile ezilen arasındaki savaşa mutlaka nemfi veya müsbet olarak etki edecektir.
Günümüzde ezen ile ezilen arasındaki çelişkinin öne çıkan baş çelişki halini alan yönü; emperyalizm (ve emperyalistlerin lideri olduğu için ABD emperyalizmi de denebilir) ile ezilen dünya halkları arasındaki çelişkidir. Baş çelişki çözülmeden çelişkinin bütünü çözülemez. Çelişkinin bütününün çözülebilmesi için öncelikle baş çelişkinin çözülmesi zorunludur. Ezen ile ezilen (burjuva ile proletarya) arasındaki çelişkinin çözümünün ön koşulu baş çelişki durumunda olan emperyalizm ile ezilen dünya halkları arasındaki çelişkinin çözülmesidir.
ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığını bu temel kural çerçevesinde değerlendirmek zorunludur. Aksi halde bu konuda doğru tavır geliştirebilmek olanaklı değildir.
ABD-İsrail’in İran’a saldırması mevcut iktidarı devirerek yerine işbirlikçi bir iktidar geçirmesi baş çelişkinin çözümünde ezilen dünya halkları lehine mi yoksa emperyalizm lehine mi sonuçlar yaratır? Bu sorunun cevabı tavrımızı belirleyecek temel kriterdir.
Evet, bugün İran’da din-şeriat temelli küçük-burjuva bir diktatörlük iktidardadır. Kendi halkına baskı uygulamakta, haklar ve özgürlükleri gasp etmektedir. Diktatörlükle yönetmektedir. Bu öncelikle İran halkının sorunudur. Ve sorunu çözecek olan İran halkıdır. Yani bir anlamda parçanın durumudur bu durum. Bütün de ise bugün İran emperyalist saldırganlık altındadır ve halk ile yönetim bir bütün olarak vatanını savunmaktadır. İranlı devrimci, yurt severlerde bu vatan savunmasına katkı sunmalı, zayıflatacak politika ve eylemlerden kaçınmalıdır. Emperyalist saldırganlık püskürtülüp vatan savunulması zorunluluğu ortadan kalktığında, ancak o zaman İran’lı yurtseverler, ilericiler, demokratlar mevcut zorba, küçük burjuva diktatörlüğüne karşı temel haklar ve iktidar mücadelesini yükseltebilirler. O zaman, tüm dünya ilericileri enternasyonal dayanışmanın gereği olarak İran’daki mücadeleyi desteklemelidirler.
Bizim de teokratik İran’a yönelik söyleyecek çok sözümüz var. Hatta ileride İran devrimcileriyle omuz omuza mücadele de ederiz. Ancak bugün Siyonist İsrail ve ABD’nin ağır saldırıları altındaki İran’ın yanındayız. Emperyalizme karşı ilkeli, tutarlı bir tutumumuz olacaksa, her şeyden önce emperyalist saldırganlığı durduran, gerileten her türlü direnişin yanında olmalı, desteklemeliyiz.
Son olarak ABD emperyalizminin başını çektiği emperyalist saldırganlığın yakın geçmişinden birkaç örnek vererek konuyu sonuçlandırayım. ABD emperyalizmi İrak’a saldırdığında da bazıları; ABD emperyalisttir, Saddam’da diktatördür. O nedenle bu savaşta taraf tutmayız. ” Ne Sam, ne Saddam” diyerek tarafsızlığı seçti. Afganistan, Libya, Suriye örnekleri de keza aynı şekilde. Afrika; Latin Amerika ülkelerindeki saldırganlıkları eklenerek bu tablo çoğaltılabilir. Peki emperyalist saldırganlığa maruz kalan ve o günkü mevcut yönetimleri iktidardan düşürülen, yerine işbirlikçi iktidarlar geçirilen ya da büyük bir kaos ve karmaşa içinde terkedilen bu ülkeler bugün daha iyi durumdadırlar… diyebilir miyiz? Milyonlarca insan silahlarla, bombalarla, ambargolarla aç bırakılarak, hastalıklarla, salgınlarla katledildi.
Bu süreç sonunda kim, ne kazandı? Bugünden bakıldığında yaşananlar ve sonuçları çok net görülebiliyor.
Çok basit bir örneklendirme yaparak daha anlaşılır bir şekilde ifade etmeye çalışırsam. Ceberrut, zorba bir koca-baba evinde karısına, çocuklarına kötü davranıyor, zulmediyor. Ve bir gün evde yangın çıkıyor. Çocuklar, kadın ve koca elbirliği ile yangını söndürmeye çalışırlarken komşulardan bazıları kocaya; karısına ve çocuklarına kötü davranmaması gerektiğini, buna karşı mücadele edeceklerini söylüyorlar. Böylesi bir durumda bu söylemin kadına ve çocuklarına bir faydası olabilir mi? Yapılması gereken; ailenin elbirliği ile yangını söndürme (işgale-saldırıya karşı koyma) çabalarına katkı sunmaktır. Yangın sönüp, aile bir bütün olarak riskten kurtulduğunda zorba koca ile mücadele edilmelidir tabi. Yangın sürerken kocayı uyarmanın fayda yerine zarar verdiğini, daha fazla çocuğun ölümüne yol açtığını İrak, Afganistan, Libya, Suriye vb. örnekleriyle yaşayarak deneyimledik.
Sevgili Mumia Abu Jamal, teokratik küçük burjuva diktatörlük olan İran yönetimine karşı mücadelenin, İran emperyalist saldırganlığa maruz kaldığı süreçte tali duruma düştüğü, emperyalist saldırganlığa karşı İran halkı ile dayanışmada bulunulmasını birincil hale geldiği saldırganlık sonuçlandığında, püskürtüldüğünde ise küçük burjuva diktatörlük olan mevcut İran yönetimine karşı, İran ilericilerin, devrimcilerin, yurtseverlerin (emperyalistlerin güdümünde ve işbirliği içinde olmamak şartıyla) mücadelelerinin desteklenmesi gerektiği, bu yaklaşımın anti-emperyalist mücadeledeki samimiyetin gereği olduğu, sizin kaleme aldığınız-imzaladığınız açık mektubun ise emperyalist saldırganlığa karşı İran halkının direnişini zaafa uğratacağı şekilde özetleyebileceğim düşüncelerimi seninle paylaşmak istedim. Haklar ve özgürlükler mücadelesinde aynı safta olmamızın böyle bir eleştiri hakkı tanıdığı, bunun dostluğun gereği olduğu inancı ile hareket ediyorum.
Ortak mücadelemizin zaferin kaçınılmazlığına olan inancımla tüm Tekirdağ’in selam ve sevgilerini iletiyorum.
Fikret Akar
Şiir:
Cahit Külebi:
AMERİKA
Önce Kristof Kolomb buldu Amerika’yı,
Sonra biz.
Umutlar azaldı, günden güne, mutluluklar
Ve ekmeğimiz.
Bir çocuk ağlarsa dağ başında
Gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
Bilin ki o kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
Darağaçlarında Amerika var.
Ama biz yine de direneceğiz
Sonuncumuza kadar. ( 1971)
