9
ANADOLU FEDERASYONU VE LATİFE CENAN ADIGÜZEL DAVASI SON ANLARINDA DA ALMAN EMPERYALİZMİNİN ZALİMLİĞİNİN AYNASI OLMAYA DEVAM EDİYOR!
Zalim, adaletsizdir.
Zalimin adalet dağıttığını iddia eden kurumları, mahkemeleri, adaletsizliğin uygulayıcısıdırlar.
Buna, Alman emperyalizminin mahkemelerinde devrimcilerin yargılanmaları nedeniyle her seferinde tekrar tekrar tanık olduk.
En son örnek ise Anadolu Federasyonu ve Latife Canan Adıgüzel davasıdır.
Bu dava baştan beri hukuk-adalet adına öylesine utanç verici bir dava olarak sürdürülmüştür ki, yapılan veya iddia edilen hiç bir yasadışı-izinsiz eylem olmamasına rağmen, izin alınarak yapılan bütün yasal ve meşru eylemler terör suçu kapsamına sokulmaya çalışılmaktadır. Hatta Latife’nin Türkiye’ ye 12 adet B-1 vitamini göndermesi başlıca suç delilleri arasında sayılabilmiştir.
Sözüm ona bunları Latife Ölüm Orucu direnişçileri için göndermiştir. İddia budur. Ama ilaçları Latifenin kendi parasıyla satın aldığı, ve kime gönderdiği ispatlı delillidir. Buna rağmen Savcılık, böyle olsa bile hangi motivasyonla gönderdiği önemli diye niyet okuyuculuğu üzerinden ceza talep edebilmektedir.
Kaldı ki bu ilaçlar Savcılığın iddia ettiği gibi Ölüm Oruççularına gönderilse ne olur? Bunun neresi suçtur? Savcılık Ölüm Oruççularının biraz daha yaşaması için çaba sarfedilmesini nasıl bir suç kapsamına sokmaktadır? Böyle bir suç dünyanın neresinde görülmüştür? Hamurabi kanunlarında bile iddia ediyoruz böyle bir şey suç kapsamına sokulamaz?
Savcılık Ölüm Oruççularının neden Ölüm Orucu yaptıklarını anlama irdeleme gereği bile duymadan nasıl oluyor da bu büyük, insani ve onurlu direnişi suç kapsamına sokabiliyor?
Onun öncesinde yapılan katliam operasyonunda 28 devrimcinin katledildiğini, Türkiye tarihinin en kapsamlı askeri hareketinin hapishanelerde elleri kolları bağlı insanlara karşı yapıldığını bilmez mi? Bu operasyonda hala ne olduğu bilinmeyen yanıcı gazlarla koğuşların yakıldığını, 4 bayanın tamamen yanarak kömürleştiğini, bu bayanların kimliklerinin bile tespit edilemez hale getirildiğini bilmez mi? Ailelerin, DNA testi bile yapılamadığından rastgele cesetleri alıp kendi evladı diye toprağa vermek zorunda kalması gibi yaşanan büyük dramları bilmez mi? Bu vahşete ve bir insanlık suçu olan izolasyon politikasına karşı direnişte devrimci tutsakların 122 şehit verdiklerini bilmez mi?
Bütün bu işkenceler, katliamlar, zalimlikler suç değil de; faşizmin zulmüne karşı direnen devrimcilere 12 adet B-1 vitamini göndermek suç oluyor öyle mi?
Bu nasıl bir insanlıktır? Bu nasıl bir adalet anlayışıdır? Bu nasıl bir zalimliktir?
Alman emperyalizminin Türkiye’ deki faşizmi her açıdan desteklediğini biliyoruz. Türkiye’ deki faşizmin her türlü katliamından, işkencesinden, baskı ve teröründen onların da sorumlu olduğunu biliyoruz. Ama bunu bu kadar aleni ve pervasızca yapmak ve de hukuk adına yapmak emperyalist hukukun en dibe vurmuş çürümüşlüğü dışında izah edilemez.
Bu mahkemedeki hukuksuzluk bunlarla da bitmiyor. Mahkeme usul açısından da tam anlamıyla baskıcı ve adaletsiz bir mahkeme olduğunu gözler önüne seriyor. 9 Şubat 2017 tarihinde Savunmaların okunduğu son duruşma bu açıdan ibret verici olaylara sahne olmuştur.
Mahkemeye en yoğun izleyici katılımının olduğu bu duruşmada, daha salona alınmadan garip uygulamalar başlatılmıştır. İzleyiciler dış kapıda ayrıntılı güvenlik aramalarından geçirilmesine rağmen bir de salon girişinde aranmıştır. Buna rağmen bu aramalara kimse mahkemenin gidişine zarar vermemek için itiraz etmemiştir.
Avukatların etkili ve yerinde savunmaları karşısında mahkeme başkanının her halinden belli olan rahatsızlığı ve hazımsızlığı, izleyicilerin son avukat savunmasını alkışlamaları ile kendini açığa vurmuştur. Başkan hakim bunun üzerine izleyicileri sert bir şekilde uyararak, bir daha böyle bir şey olursa dışarı atacağını belirtmiştir. Basit bir alkış adeta büyük bir olaya dönüştürülmeye çalışılmıştır.
Bunun ardından Latife Cenan Adıgüzel’ in yerinde ve etkili savunması başlamıştır. Bu savunmanın sonlarına doğru Mahkeme Başkanı mahkemeye izleyici olarak gelen uzun yürüyüşçülerden bir arkadaşın disiplinsizlik yaptığını iddia ederek salondan atma kararı vermiştir. Oysa böyle bir disiplinsizlik yapıldığını başka ne gören ne de duyan olmuştur. Avukatların ” Ne oldu da bu kişiyi disiplinsizlikle suçluyorsunuz” sorularına dahi aldırmayan Başkan Hakim ısrarla kararı okumayı sürdürmüştür. Arkadaşın kendini savunması için söz söylemesi de kraldan çok kralcı mahkemenin başgardiyanı tarafından engellenmiştir. Arkadaş yine de itirazda bulunmamış, gönüllü olarak dışarı çıkmaya yönelmiştir. Ama kraldan çok kralcı gardiyan illa arkadaşı ite kaka dışarı çıkarmaya çalışılmıştır. Bunun üzerine arkadaşın direnişi ve salondaki diğer izleyicilerin alkışlı ve sloganlı protestosu başlamıştır.
Bunun ardından hepten çılgına dönen Mahkeme Başkanı salonu zorla boşalttırmış, bu ara Ölüm orucu Gazisi Özkan Güzel darp edilmiş, nefes alamayacak şekilde elleri arkadan bağlı iken üzerine oturulmuştur. İki izleyici ise gardiyanlara direndikleri gerekçesi ile gözaltına alınarak üç gün hapis cezası verilmiştir.
Bu arbede esnasında birçok izleyici itilip kakılmış, darp edilmiştir. Hatta avukatlar dahi itilip kakılarak savunmaya baskı uygulanmış, hakaret edilmiştir.
Alman emperyalizmi ve hukuk kurumları şunu bilmelidir ki, devrimciler, zalimliklerine asla boyun eğmeyecektir.
Türkiye’ deki faşizmi desteklemelerine, devrimciler yönelik mahkemeler aracılığı ile estirdikleri teröre karşı sonuna kadar direnecektir.
Biz de Halkın Hukuk ve Yardımlaşma Merkezi olarak, bu direnişte sonuna kadar devrimcilerin yanında olacağız. Hukuk adına, adalet adına yapılan zulme asla duyarsız kalmayacak, bu oyunu bozmak için elimizden geleni esirgemeyeceğiz.
KAHROLSUN EMPERYALİZM VE FAŞİZM!
YAŞASIN ZALİMLERİN ZULMÜNE KARŞI ADALET MÜCADELEMİZ!
TUTSAK EDİLEN İZLEYİCİLER DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
ADALET ADINA UYGULANAN BASKI VE TERÖRE SON!
TÜRKİYE’DEKİ FAŞİST DEVLETİ SAVUNANLARIN ZİHNİYETİ DE ONLAR GİBİDİR!
10.02.2017
HALKIN HUKUK VE YARDIMLAŞMA MERKEZİ
