7
Grup Yorum Şırnak Uludere’de 2011 yılında devlet tarafından katledilen Kürt halkımız için yapmış olduğu Roboski şiiri yayınlandı. Şiirimizin sözlerinin Türkçesi
Şair: Halil DEMİR
Grup Yorum: Umut GÜLTEKİN, İHSAN CİBELİK, SENA ERKOÇ
Seslendirme: Ahmet ÇİÇEK (Grup Yorum Gönüllüsü)
Şükriye AKAR (Anti Emperyalist Cephe Emekçisi)
M. Yönetmen – Kurgu: Sena ERKOÇ
28 Aralık 2011 akşamı Anadolu halkları faşizmin yeni bir katliamına tanıklık etti. Şırnak’ın, Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, yaşamlarını sürdürebilmek için kaçağa gitmek zorunda bırakılan halkın üzerine F-16 savaş uçaklarıyla bombalar yağdırıldı. 35 kişi bu bombardımanla katledildi.
Genel Kurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada, “28 Aralık 2011 tarihinde saat 18.39’da tespit edilen grubun PKK’nın kullandığı yolları kullanması sebebiyle vurulmasına karar verildiğini ve operasyonun TSİ 21.37 – 22.24 arasında gerçekleştiğini” belirtti. Yani o yollardan gidip gelmek, bombalanmak, katledilmek nedeniydi. Köylü olup olmadığınızın bir önemi yoktu, o yolu kullanıyorsan, gerillanın kullandığı yolu kullanıyorsan katledilirsin.
Köylülerle yapılan röportajlarda Karakolun kaçağa gidenler konusunda uyarıldığı, gelenlerin köylüler olduğu bilgisi verildi. Buna rağmen bombardıman gerçekleştirildi. Yani aslında devlet köylüleri, halkı bombaladığını biliyordu. Halka gözdağı veriyordu. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan; “TSK görevini samimi bir şekilde yapmıştır” diyerek, katliamı devlet adına üstleniyor, halka da katliamların arkasında olduğunu göstererek gözdağı veriyordu. Roboski katliamı, faşizmin yüzünün en çıplak hallerinden biridir. Faşizm halka düşmandır, faşizm halkın yaşam hakkına düşmandır.
Faşizm halkı katleder, halkı aşağılar, halkı hor görür. Tayyip Erdoğan diyor ki; “30-40 kişilik grup, katırlar, insanlar var. O yükseklikten bu Ahmet midir? Mehmet midir? Bilmek mümkün değil. TSK görevini samimi şekilde yapmıştır.”
“Tazminatsa tazminat… Tazminatı da açıkladık. Ama birileri istismar ediyor. Allah aşkına tazminatsa tazminat… Bizim resmi tazminatımız ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar.” Ahmet mi, Mehmet mi bilmiyorsun ancak bombalıyorsun. Ya gerilladır, ya halktır. Faşizm için, halkı ve gerillayı katletmek asanıda bir farklılık yoktur. Diğer bir yandan da “tazminatsa tazminat” diyerek halkı aşağılıyor. Halk çocuklarının canının değerini parayla ölçüyor. Alın paranızı susun diyor, halka onursuzluk dayatılıyor. Halkın parayı alarak evlatlarının katledilmesini unutturmak istiyor. Bu tavır faşizmin halka bakışı ve yaklaşımıdır.
3 Ocak 2012’de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yapılan açıklamada, “yaşanan olayla ilgili resmi özür beklenmesinin “yanlış olduğu”, öldürülen sivillerin ailelerine tazminat ödeneceği” belirtildi. Aileler, Şubat 2012’de Başbakanlık tarafından verilen 123’er bin liralık toplam 4 milyon 182 bin lira tutarındaki tazminatı “kan parası ve sus payı” olarak gördükleri için kabul etmediler.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili soruşturma hakkında Haziran 2013’te görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı 7 Ocak 2013 tarihli gerekçeli kararında, “gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığının anlaşıldığı” denerek takipsizlik kararı verildi.
Katledilenlerin vukatları, iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği 28 sayfalık görüşünde, “Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir” dedi.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Ocak 2012’de düzenlediği bir basın toplantısında MİT’in Uludere olayıyla ilgili yanlış istihbarat verdiğine ilişkin bir husus bulunmadığını ve olayla ilgili grup, yer, tarih, sayı ve geçiş güzergahlarına ilişkin MİT’in herhangi bir istihbarat paylaşımı gerçekleştirmediğini dile getirdi.
Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Kasım 2014’te düzenlediği bir basın toplantısında “MİT tarafından gönderilen yazılar ve üst düzey MİT görevlisi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri telefonla bizzat aranarak, Bahoz Erdal’ın hudut hattını geçmekte olduğu bildirilmiştir. Silahlı Kuvvetler’in yetkilileri, bilginin doğru olup olmadığını defaatle sormasına rağmen, MİT yetkilisi ısrarla bilginin doğruluğunu teyit etmiştir. Sonuçta, MİT’ten gelen birden fazla resmî istihbarat raporları ve telefon bilgileri üzerine maalesef Uludere olayı yaşanmıştır” diye konuştu.
Takipsizlik kararıyla kapatılan soruşturmada yer alan tanık ve şüpheli ifadelerine göre, bombardımandan önce (insansız hava aracını kontrol eden yüzbaşı dahil) ilgili tüm askeri birliklerin kanaatinin sınıra yaklaşan grubun “terörist değil, kaçakçı olduğu”, buna karşın Genelkurmay’ın bombalama kararı verdiği iddiası Cumhuriyet gazetesi tarafından ortaya atıldı.
Tüm bu yaşananlar, Roboski’nin devlet emriyle planlanmış bir katliam olduğunu gösteriyor. Genel Kurmay ve Mit tarafından organize edilmiş ve gerçekleştirilmiş bir katliam.
Hal böyleyken, Roboski katliamına karşı ne bir direniş örgütlenmiş, ne de ailelerin direnmesi sağlanmıştır. Kürt Milliyetçi Hareketi, “barış sürecine halal gelmesin” düşüncesiyle Roboski katliamını göstermelik açıklamalar ötesinde unutmuş, unutturmuştur. Katillerin bulunmasına ve cezalandırılmasına yönelik neden bir katlam örgütlenmemiş, neden Emine Erdoğan’ın ailelerle görüşmesine izin verilmiş ve buna da önayak olunmuştur.
Halkın önderi olmak, halkı özgürlüğe doğru götürmek, halkı bağımsızlığa doğru götürmektir. Uzlaşmacı çizgiyle halkın önderi olunamaz. Kendisi direnmeyenler, halka da direnişin yolunu gösteremezler. Katledilen 35 halk çocuğu adalet bekliyor. Katillerinin cezalandırılmasını bekliyor. 35 halk çocuğu yoksulluğun son bulmasını, adaletsizliğin son bulmasını bekliyor. Bu halkı yoksul bırakıp, kaçağa gitmek zorunda bırakan ve katleden emperyalizm ve işbirlikçisi oligarşidir. Emperyalizme karşı, oligarşiye karşı savaşmadan katliamların hesabı sorulamaz.
1. BÖLÜM
Tarih 28 Aralık 2011
Şırnak’ın Uludere ilçesi
Roboski köyünden çıktılar yola
yol sınırın öte yanına
kaçağa gider
kaçak yolu
yoksulun
yoksulluğun
yoksunluğun
açlığının yoludur
Kaçağın yolu
çıplak ayakların
aç karınların
uykusuz gözlerin
soğuktan titreyen bedenlerin
kardeşlerin
eşlerin
abilerin
amcaların
yiğenlerin yolu
Zorunludur kaçağın yolu
iş yok
ekmek yok
aş yok ise
yoktur başka çaresi
kolunu bacağını bıraksa da geride
halk mecburdur
mecbur bırakılmıştır
On yıllardır kaçağa gider
bu ülke halkı
çaya
tütüne
şekere
mazota
ve ölüme
mayın tarlalarından geçer
kimi geri döner
kimi dönemez
geride gözü yaşlı ağlayanlar kalır
kalır da onlar da gider
gitmek zorundadır.
Roboski’den çıktılar yola
kaçağa
sınırın öte yanına
adım adım yaklaşırken köylerine
bombalar yağdırıldı üstlerine
o gelişmiş savaş uçakları
o “akıllı” bombaları
halkın üzerine yağdırdı.
“insanlık katledildi” dedi kimileri
“insanlığın üzerine bombalar yağdırıldı” dedi
halk yoktu dillerinde
halk yoktu düşüncelerinde
halk yoktu yaşamlarında
insanlık
insanlık dediler
hangi insanlıktı o
kimdi o dillerinden düşmeyen “insanlık”
yok değildi
bütün insanlığa değildi
halkın üstüne yağdırıldı bombalar
yoksulun üstüne yağdırıldı
karların üzerinde
soğukta
yağmurda
sıcakta
kaçağa gitmek zorunda kalan
insanlık değil halktı
üstüne bombalar yağdırılan
bombalarla toprağın altına gömülen
kan deryasına boğulan
katledilen halktı halk.
Bakın katledilenlere
bakın
Adem Anıt 12 nüfusa bakmak zorunda
zorunda çünkü
12 nüfus ekmek bekler
12 nüfus aş bekler
Adem Encü 10 kardeşten birisi
ve on kardeşin kursağı ekmek beklemekte
yolunu gözlemekte
açlıklarını sindirirken
Bakın Bedran Encü’ye
9 nüfuslu bir ailenin en büyük oğlu
büyük dediysek
13 yaşında Bedran
13 yaşında oyun parklarında değil
okul sıralarında değil
anasının dizi dibinde değil
kaçak yollarında
Celal Encü 2012’yi görse
17 yaşında olacaktı
6 nüfuslu bir ailenin
son çocuğuydu ve yoksulluktan dolayı
8. sınıfa kadar okudu
sonra
sonrası onun deyimiyle “sınır ticareti”
yani kaçak
yani rıskın peşi
yani aslanın ağzı
yani ölümün kucağı
Cemal Encü
1994 yılının soğuk bir gecesinde doğdu
eğer katledilmeseydi 18’ine girecekti
geleceğe dair umutlarını
bırakıp lise sıralarının üzerine
düştü kaçak yoluna
hayali üniversite okumaktı
hayali için düştü yola
yolları yayan adımladı umutlarıyla
taki bombalar yağana kadar üstlerine
Cihan Encü
yedi çocuklu bir ailenin
6 erkeğinden birisi
severek başladığı okulu
lisede bırakmak zorunda kaldı
babasının beyninde timür vardı
babası ömrünün son yılına yatalak girdi
Cihan 15’inde babasız kaldı
babasının omuzlarındaki yük
Cihan’ın omuzlarına kaldı
yükün yolu Cihan’ı
kaçağa zorunlu kıldı
Erkan Encü
babası korucuydu
gözlerini mayına basarak kaybetti
devletin verdiği maaş yetmiyordu
gözlerini verdiği devlet
ona yoksulluk verdi
Erkan kaçağa mecbur kaldı
babası gözlerini vermekle kalmadı
oğlunu da devlet eliyle mezara verdi
Fadıl Encü
yoksul bir ailenin
20. yaşına girmiş büyük oğlu
yedi kardeşin umudu yeşersin diye
düştü kaçak yollarına
nasıl düşmesindi
varmıydı başka yolu
yedi kardeşin gözleri
ona bakıyordu
Hamza Encü
askerden geldiğinde
evlenmek istedi
düğün masrafsız olmazdı
masraf para demektir
paranın yolu Roboski’de
kaçaktan geçerdi
Hüseyin Encü
evin ilk erkek çocuğuydu
babasının göz nuru
liseye kadar okuyabildi
okusun diye kardeşleri
kaçak yollarına düştü
Hüsnü Encü
11 çocuklu bir ailenin
4. çocuğu
kerdeşiyle birlikte düştü kaçak yoluna
yoksulluğu paylaşan
umudu paylaşan
kaçak yollarının çilesini paylaşan
iki kardeş
ölümü de paylaştı
Karker Encü
kimliğinde Selahattin yazar
annesi ona Karker der
Karker işçi demektir
emekçi
annesi onu
emekçi olarak çağırır
halkın yaşamı emekle örülür
halk emekçidir
emekçilik halk için
onurlu ve de
değerlidir
en yüce değerdir emek
bir ananın emek dediği oğlu
emek değeri bilmeyen devletin
bombalarıyla katledildi
Mahsun Encü
17 yaşındaydı
bir taşla belirlenen sınırı
ekmek için adımladı
ekmek davası
ekmek kavgası
yoksulun kavgası da
davası da
ekmektir
adalet davası da
özgürlük davası da
ekmek kavgasında yeşerir
Mehmet Ali Tosun
1987 yılında Gülyazı’da doğdu
devlet kapısını iki kez çaldı
birinde Kıbrıs’a askere yolladı
diğerinde üstüne bombalar yağdırdı
Nadir Alma
13 nüfuslu bir ailenin
ikinci erkek evladı
askerliğini Erzurum’da yapıp döndüğünde
onu bekleyen yoksulluktu
her yol kapalıydı
bir tek kaçağın yolu açıktı
o da o yoldan yürüdü
lakin yürümesi zorunluluktu
Orhan Encü
yoksul ve çok nüfuslu bir ailenin
13 yaşındaki son çocuğu
bir bilgisayardı hayali
bilgisayar edinmek için
13’ünde düştü kaçak yollarına
13’ünde bilgisayar alamadan
canını teslim etti bombalara
Osman Kaplan
evli ve 5 çocuk babası
çocuklarını doyurabilmek için
o da diğerleri gibi
düştü kaçak yoluna
yoktu başka çaresi
yoktu seçeneği
ne fabrika
ne iş
ne ekilecek toprak
ama 5 çocuğun kursağı
anlamaz
dinlemez
ekmek ister
doymak ister
bir daha aç kalmamacasına
Özcan Uysal
19’una giremedi
aşıktı Özcan
aşık olmak dertli olmaktı
dertsiz aşk
emeksiz aşk aşk değildi
bilirdi
en temizini
en güzelini duyguların
18’inde yaşadı
ve bombalar altında
aşkını ve yaşamını geride bıraktı
Salih Encü
Roboski’de açtı gözlerini dünyaya
babası 14 yıl önce sakat kaldı mayına basarak
2 ağebeyi okusun diye
Salih düştü o yollara
mayınlı kaçak yollarına
Roboski’de gözlerini açtığı dünyaya
Roboski’de elveda dedi
elveda açlıkla
yoksullukla
sömürüyle zindan edilen yaşam.
Salih Ürek
daha 16’sındaydı
gecenin karalığında
soğukta ve karda
5 saat direndi ölüme
direndi direndi direndi
5 saat direndi
ve
kaçağın yolu
ölümün yolu oldu
yoksulluğun yolu ölüme uzandı
Savaş Encü
onbir yetimden birisi
yoksulluk kardeşlerinin okumasına izin vermediği gibi
onun okumasına da izin vermedi
okumak bu ülkede
yoksulun harcı değildi
okumak bu ülkede halkın hakkı değildi
halka reva görülen
kahpe pusularda ölümdü
Selam Encü
iki yılık inşaat bölümünü bitirmiş
sınava hazırlanıyordu
sınava giriş parası istediğinde
babası “biraz bekle” dedi
sınava giriş parası için
düştü kaçak yollarına
ilk kaçağı sonuncusu oldu
sınavlarla karartılan
milyonlarca hayattan biri oldu.
Selman Encü
yoksulluktu derdi
yakasını hiç bırakmadı yoksunluk
evliydi
çocukları vardı
borç harç bir eve sahip oldu
evinin borcu için
düştü kaçak yollarına
çocukları borçlu evlerinde
babasız kaldı
babaları gibi.
Serhat Encü
lise bire kadar güç bela okudu
üniversite okuyan abilerine
harçlık gönderebilmek için
düştü o da öbürlerinin peşine
genç yaşındaki sevdalısına
mektup bırakamadan
anasının sevgisine doyamadan
elinden alında yaşam hakkı.
Seyithan Encü
Gülyazı’dandı o da
sözlüsüyle evleneceği günü hayal ediyordu
lakin yoksuldu yoksul
evlenmeye parası yoktu
para olmadan evlenemezdi
sevdalısına kovuşamazdı
kavuşabilmek için sevdalısına
düştü kaçak yollarına
Şerafettin Encü
18’indekilerdendi
öksüz büyüdü
babası yoksuldu
yoksulluktan hiç şikayet etmedi
herkes gibi bir halk çocuğuydu
bombalar yağarken üstüne
34 candan biriydi
Şervan Encü
19 yaşındaydı
babası gibi şöför olmaktı hayali
böyle de hayal olur mu demesin kimse
yoksulun hayali
ekmeğini kazanabilecek kadardır
ekmeğini kazanma yollarında
hayalleri bombalar altında kaldı
Şivan Encü
üç kardeşi ve annesiyle yaşıyordu
çobanlık
hammallık
kazma kürek
ne iş olursa yapıyordu
o gün 15 lira yevmiyeye
çobanlık yapmıştı
elleri, burnu, kulakları donmuştu
ama ne çare
kahrolası yoksulluk
düştü o akşam kaçağın yoluna
Vedat Encü
34 halk çocuğundan biri
34 yoksuldan
34 evlattan biri
iş güç yokluğundan
göç etselerde başka yerlere
yine döndüler Roboski’ye
memelet özlemi ve de
babasının rahatsızlığı
yoktu çare
yolu yine kaçağa düştü
Yüksel Ürek
babası kaza geçirip
çalışamaz olduğunda
bıraktı liseyi
nasıl bırakmasındı
ailesinin geçimiydi söz konusu
ve düştü yollara
yaz kış demeden
soğuk kar demeden düştü
kaçak yollarına
Zeydan Encü
o da 34’ler gibiydi
o da liseye kadar okudu
onunda gerekçesi aynıydı
YOKSULLUK!
Onlar
fakirlik ile kaçakçılığın
kader olduğu bir ülkenin
halklarıdırlar
halkın çocuklarıdırlar.
Demesin kimse
demesin
öldürülen “insanlık” diye
demesin kimse
demesin
ağlayan “insanlık” diye
onlar
halktan olmayanlar
onlar ağlamıyor
onlar öldürülmüyor
onlar
saraylarında saltanat sürüyor
onların çocukları kaçağa değil
Paris’e gidiyor
Roma’ya gidiyor
New York’a gidiyor
onlar yoksulluk çekmiyor
onlar
milyon dolarları
ayakkabı kutularında saklıyor
onlar milyon dolarları
elbise dolaplarında saklıyor
onlar saltanat sürüyorken
katledilen ve de ağlayan
halktır
halklardır…
Onlar
katledenler
onların adı faşizm
faşizm diyor ki;
“30-40 kişilik grup, katırlar, insanlar var. O yükseklikten bu Ahmet midir? Mehmet midir? Bilmek mümkün değil. TSK görevini samimi şekilde yapmıştır.”
“Tazminatsa tazminat…” (R. Tayyip Erdoğan)
öldürdük diyor
TSK görevini yaptı
görevi katletmekti diyor
katletmekti halkı
halkın çocuklarını
bu ordu
NATO’nun işbirlikçisi ordu
bu ordu
faşizmin ordusu
bu ordu
halka karşı kan kusan
halkın çocuklarını bombalayan ordu.
Ve buyurmuş padişahları
“tazminatsa tazminat” demiş
yok değil tazminat
kan isteriz kanlarımıza
can isteriz canlarımıza
tazminatı yoktur dökülen kanın
yoktur verilen canın
yoktur karşılığı
bize tazminat buyuran efendi
insan soyundansa eğer
yok kabul etmiyoruz insanlığı
halkız biz
acıyı yaşayan
yoksulluğu yaşayan
kader diyerek aldatılan
halkız biz
baldırı çıplak olan
“çarıklılar” dedikleri
“sürü” dedikleri
halkız biz
onlar da düşmanlarımız.
Onlaaaarrr
sırtımıza basıp zenginleşenler
ekmeğimizi çalıp keyif sürenler
emeğimizi sömürüp saltanat kuranlar
bizim olanı çalıp gavura satanlar
savaşla, kanla, canla
yurdumuzdan kovduklarımızı
ortaklıkla
“dostlukla”
hilebazlıkla
ve de uşaklıkla
yeniden yurdumuza sokanlar.
Onlar bir avuç
saltanat sahipleri
bir avuç
beyler, paşalar, padişahlar
onlar bizi hor görenler
açlığımızla alay edenler
“böcek yesinler besin değeri yüksektir”dediler
derken indirdiler koskoca dünyayı midelerine
“aynı geminin yolcusuyuz dediler”
derken aksıra tıksıra doldurdular midelerini
biz ise açtık
ve de yoksul
yoksul ki
çocuklarımız 13’ünde
kaçak yollarına düştüler.
2. Bölüm
Düştüler kaçak yollarına
sınırın öte yanına
çünkü
aç çocuklar bekler evlerinde
ağbeylerinin
babalarının ekmek getirmesini
ve açlık anlamaz
“gelişmekte olan ülkeler” ekonomisinden
anlamaz
“yükselen ve alçalan değerler” den
borsa hisse senedi spekilosyonlarından
anlamaz ÜFE VE TÜFE’den
ve de ihracattan ve ithalattan
onun ithalatı ve ihracatı
sınırın öte yanından gelecek olan ekmektir.
Bu ticaretin belgesi yoktur
bu ticarekitin senetleri çekleri yoktur
medya önündeki süslü sözleşmeleri
papyonlu ve kravatlı beyefendileri
bu ticaret
üç kuruşa
midesi aş bekleyenlerin
okumak isteyenlerin
ve bilgisiyar isteyen çocukların
bu ticaret yoksul halkın ticareti
ve bu ticaret
zenginleşmenin ve tekelleşmenin değil
doyabilmenin ticaretidir.
Biz halkız
ve biz yoksuluz
ve bizim yoksulluğumuzun nedeni
biz değiliz
beyler buyurdular
“sende çalış sende kazan” dediler
“çorap satıyordum fabrikatör oldum” dediler
“aklımı çalıştırdım zengin oldum” dediler
dediler
dediler
ve dediler ki
“bu düzen fırsatlar düzeni
fırsatı iyi değerlendiren,
aklını çalıştıran,
sistemin nitlerinden de yararlanır.”
Yani biz milyonlar
ve milyarlar
yani biz 3.5 milyar açlar
biz yoksullar ordusu
biz işsizler
okul yüzü görmemişler
biz sokaklarda yatıp kalkanlar
biz fuhuş bataklığına sürüklenenler
biz
bir parça ekmek uğruna
yerin yedi kat altına giren
üç kuruşa göçüklerde ölenler
yani biz
yani biz dünyanın halkları
bize aptal dediler
koyun dediler
çünkü biz yoksulduk.
Oysa
bizim dünyamız
halkların üzerinde yaşadığı dünya
12 milyar insanı
doyuracak kapasitede
Amerikan tekelleri
dünyayı midesine indiren
8 Amerikan tekeli
ve 3.5 milyar aç
silahları
orduları
tankları
uçakları
tepemizde üşüşür
bir parça ekmeğimize göz dikerlerken
aptal derler bize.
Biz çalışırız
biz üretiriz
ama yoksul olan biziz
onlar çalışmaz
onlar üretmez
semirirken zenginleşendir onlar
yedikçe yerler
içtikçe içerler kanımızı
doymayan
kasalarını her gün büyüten onlardır
“milli değer”
“milli servet”
“milli zenginlik” derlerken onlar
biz aç bırakılırız
“ihracatımız artıyor, gelişiyoruz”
“gelişen ve büyüyen Türkiye” derlerken onlar
yoksullaşmakta olan biziz
bizim yoksulluğumuz değişmez
bizim çocuklarımızın kursağına giren değişmez
büyüyen Türkiye ile
ne hikmetse
biz hiç büyümeyiz
milli servet büyürken
bizim servetimiz hep küçülür.
13’ünde bir çocuk
bilgisayar için
kaçağa gitmek zorunda kalıyorsa
bir baba
çocuklarını doyurmak için
kaçağa gitmek zorunda kalıyorsa
bir genç
evlenebilmek için
kaçağa gitmek zorunda kalıyorsa
ve okumak için
ve anası için
ve babası için
kardeşleri için
zorunda ise
zorunluysa kaçağa
yalandır büyüme söylemleri
yalandır gelişen Türkiye söylemleri
yalandır
yalandır ve
üstümüze yağan
bombalarla birlikte
beynimize yağdırılan bombalardır.
Yoksulluk yoksunluk demektir
yok
çok şeyden değil
doyabilmekten
ekmekten
ve aştan
ve de aşktan yoksunluk
yoksun olmak
ah çekmetir içine
gece yoksulluğa lanet yağdırırken
ciğerlerinin en içine kaçak tütünü çeker gibi
ah çekmektir
ah ki “biraz param olsaydı”
ah ki “işim olsaydı”
ah ki “sevdiğime kavuşabilseydim”
ah ki “çocuklarım mahrum kalmasaydı”
ah ki ah ulan
böylesi düzen
körolası
yıkılası
böylesi kahpe düzen
kahpe…
Yoksuluz
ve de halkız
ve yok hakkımız yaşamaya
yaşamaya halk gibi
yaşamaya özgür
ve bağımsız
biz tok bir yaşam isteriz
bebelerimiz için
ihtiyarlarımız için
karılarımız
ve kardeşlerimiz için
tok yatmak isteriz
aç adam üşür
üşür titreyerek
bebelerimiz üşümesin isteriz.
isteriz biz de hakkımızdır.
İsteriz de vermezsiniz
vermediniz beyler
vermediniz yaşam hakkını
doyabilme hakkını vermediniz
Orhan Encü’ye 13 yaşında
bilgisayar hakkını vermediniz
vermediniz nişanlılarımıza kavuşma hakkını
vermediniz çocuklarımıza okuma hakkını
vermediniz babalarımıza çalışma hakkını
ve yağdırdınız bombalarınızı
yağdırdınız üstümüze
yoksulluğumuzun
açlığımızın
halk oluşumuzun üstüne
“Yaşam hakkı kutsaldır” dediniz
dediniz ya
hani devlet güvencesindeydi yaşamlarımız
hani devlet herkesin devletiydi ya
hani devletin gözünde her vatandaş aynıydı ya
hani
hani yağdırdınız ya üstümüze bombalarınızı
yok beyler yok
yeni değil yaşam hakkımızı gaspedişiniz
siz bizi yoksul bırakanda
siz bizi aç bırakanda
siz bizi mecbur bırakanda kaçağa
siz aldınız yaşam hakkımızı
çok öncesinde bombalarınızdan
Vermediniz siz bize yaşam hakkını
ve vermeyeceğiz biz size
vermeyeceğiz nefes hakkını
vermeyeceğiz ve dayayacağız bıçağı
dayayacağız gırtlaklarınıza
acılarımızın büyüklüğü kadar
öfkemizin çelikliği kadar
halk oluşumuz kadar
dayayacağız bıçağı gırtlaklarınıza
ve bir daha
bir daha asla
asla vermeyeceğiz size
ne size
ne çürümüş düzeninize
vermeyeceğiz yaşama hakkını…
3.Bölüm
“Roboski katliamının ya da bir Paris katliamının üstü örtülerek kalıcı barış zeminin gelişeceğine ben inanmıyorum. Biz şimdi sürecin önünde bir engel gibi koymak istemiyoruz ama bu tür olaylar sürecin sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için mutlaka netleştirilmesi gereken, tarihin kara sayfaları arasında bulunan son olaylardır.” (Murat Karayılan, Özgür Politika, 16 Mart 2013)
Sürecin önüne engel istemediler
istemediler koymak ölülerimizi
istemediler koymak kanımızı
istemedileler
istemediler halkı
tokalaşırken katillerle
yaparken barış pazarlığını
halka sırtlarını döndüler
Onlar unutmaya hazırdılar
katledilişini halkın
kaybedilenlerimizi
parçalanan bedenleri
el sıkışanlar halkın katilleriyle
unutmaya hazırdılar halkı
Halktır
Roboski’de
Suruç’ta
Cizre’de katledilen
halktır
yoksul bırakılan
kaçak yollarına muhtaç edilen
üzerlerine bombalar yağdırılan
Devlet çoktan unutmuştu halkı
unutmuştu halkı ağalar, beyler
onlar çoktan unutmuştu halkı
ki onlar halktan değildi
ki onlar dostu değildi halkın
ki onlar bir avuç zalimdi
onlar soyları Dehakların
onlar unutalı çok olmuştu halkı
Ya siz beyler
siz dostuydunuz halkın
siz halktandınız
siz “halkın temcilcileri”ydiniz
size ne oldu
ne oldu da unuttunuz
unutturmak istediniz halkı
Süreç dediniz
barış dediniz
Paris’i de
Roboskiyi’de
önüne koymak istemediniz
istemeye istemeye halktan olmayı
siz nereye geldiniz beyler
ve nereye gidiyorsunuz?
Acı acı üstüne binerken
ceset ceset üstüne yığılırken
halk ezilip aşağılanırken
hani nerdesiniz
bir sesleniş
bir haykırış
bir direniş
yokmudur kitabınızda sizin
yazmazmı sayfalarınızda
direnmek, hesap sormak
halkın yanında olmak
Yok mudur sizin hesabınızda
halkın hesabı
yok mudur adaletinizde
halk için adalet istemek
yok mudur yeri halkın
yüreklerinizde
düşüncelerinizde
değeri yok mudur
değer bildiklerinizde?
Basında, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Şırnak’ta “Uludere’de 34 kişinin ölümü ile sonuçlanan askeri operasyonda yakınlarını ve çocuklarını kaybeden aileler ile Şırnak’taki iftarda bir araya geleceği” haberlerinin çıkmasına, Roboski katliamında
kardeşi Ferhat Encü ile 10’a yakın akrabasını kaybeden Veli Encü, “Başbakan ile görüşecek neyimiz var?” diyerek tepki gösterip, haberin yalan olduğunu ve adalet taleplerini görmezden ve duymazdan gelen Başbakan ile aynı sofraya oturmalarının mümkün olmadığını açıkladı. Ancak, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın araya girmesi sonucu Roboskili aileler Başbakan Erdoğan’la görüşmeyi kabul etti. Uludere’de yakınları ölen aileler adına konuşan Zeki Tosun, “Selahattin Demirtaş’ın devreye girmesiyle birlikte aileler kendi aralarında toplanıp bir karar aldı. Bu karara göre iftara katılmayı kabul ettik.” derken Demirtaş da daha önce iftara katılmayacağını açıklayan ailelerle BDP olarak bizzat görüştüklerini belirterek, “Bizim ricamızı kırmadılar. Aileler bu akşam iftara katılıp, yaşanan olaylarla ilgili sorunlarını anlatacaklar” dedi (Bağımsızlık, Demokrasi, sosyalizm için yürüyüş sayı 377, 11 Ağustos 2013)
Araya girenler
kimdendirler
kiminle
kimin arasındadırlar
biz biliriz ki
halkla halk düşmanları arasında
iki düşman sınıf arasındaki savaşta
ara yol yoktur
aracılık yoktur
kimin adına kimin için
kiminle
neyin arasına girerler?
Araya girenler
kendini hangi saftan bilir
halkla
halkı bombalayanların safı
bellidir
ara yolcular
onlar
kavgada kaçak güreşenler
onlar yiğitliği bilmeyenler
onlar
güçlü olmak adına
kendi denizlerini terkedip
zalimlerin denizde kulaç atanlar.
Sizin aracı olduğunuz
aynı başbakan değilmiydi
“TSK görevini yaptı” diyen
görevi halkı katletmek olan
dünya halklarının katili
NATO üyesi bir ordu
ve onun katil başbakanı
bir halk düşmanı
bir faşist
ve siz beyler
halkla faşizm arasında
aracılık yaptınız
ne için
kim için
kime karşı.
Faşizmle halkı
iftarta buluşturdular
Faşizmin inancı olmaz
inancı olmayanın iftarı olmaz
halkı oturttukları iftar değil
kan sofrasıdır
oturan bilmezliğinden oturur
oturtan ise teslimiyetçiliğinden
Tarih yazılırken
kahramanlıklar
katliamlar
uzlaşmalar
ve ihanetler…
yazılır hepsi
elbet yazılır
ve tarihte unutulan olmadığı gibi
hesapsız ne defter
ne sayfa kalır.
Ölenler ölecektir
uzlaşanlar uzlaşacak
teslim olanlar teslim olacak
ve kimileri işbirlikçi olacak
ama tarih
halkın savaşıyla yazılacak
çünkü bu tarihte
savaşanlar savaşmaya devam edecek
unutanlar unutacak elbet
unutmayanlarda olacak elbet
Roboski’yi
katledilen halk çocuklarını
faşizmin halk düşmanlığını
Bombalandı 34 halk evladı
ve ölen
sizin barış yalanlarınız oldu
gömüldü toprağa
yerin yedi kat dibine
faşizmle barış olmaz
olamaz
yoksulla zengin
sömürülenle sömüren
açla tok kardeş olamaz.
Gömüldü yalanlarınız
gömüldü toprağa
hemde yedi kat dibine
siz önüne koymasanızda sürecin engel
engeldir halka
engeldir
zulmü
engeldir
sömürüsü
engeldir kahpeliği
engeldir faşizm
sizin sürecinize
ve sadece kendi sürecinden yanadır
kendi sürecinin yolunu açar
açar ki siz oradan yürüyesiniz.
Barış diye diye
kardeşlik diye diye
ABD’ye
ve AB’ye
ve onların uşaklarına
el uzata uzata
ve sıka sıka utanmazca
tarihi unuta unuta
halka sırt çevire çevire
faşizmi aklaya aklaya
unuttunuz bağımsızlığı
unuttunuz onurlu olmayı
unuttunuz
unuttunuz siz
nereden geldiğinizi
ve kim olduğunuzu.
Ve siz unutanda halk olmayı
aldınız soluğu masasında
emperyalistlerin
ve faşizmin
Oslo’sunda
Dolmabahçe Saray’ında
halkı unuttunuz ama
unutmayın beyler
unutmayın
o masalarda hazırlanır
Roboski katliamları
o masalarda verilir kararlar
ve yağdırılır bombalar.
Ve unutmayın beyler
unutmayın
çünkü unutmaz vicdanı halkın
onuru halkın
namusu halkın
acıları halkın
gözyaşları halkın
toprağa gömülen evlatlarını
ve o evlatların
teslimiyete feda edilen
ahlarını.
4.Bölüm
“Uludere’nin Ortasu Köyü’nde ölenlerin yakınlarıyla yaklaşık 2 saat 15 dakika görüşen Emine Erdoğan, görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, şunları söyledi: “Geç de olsa geldik, ağlaştık. Notlarımızı aldık. Hepimizin kardeş olduğumuzu, kimsenini bizi bölemeyeceğini söyledik. Onlar da barış istediklerini söylediler. Bir anneler buluşması oldu ve çok anlamlı oldu. Güven çok önemli. Çözümün bizde olduğuna inanıyorlar. Onlar bize, biz de onlara güveniyoruz. Başbakan’ın selamını getirdim. Bu işin üzerine gideceğimizi ve onlardan bize dua etmelerini söyledim. Çok iyi karşıladılar. ‘Daha önce niye gelmediniz?’ diye sordular. Biz de mazeretlerimizi söyledik. Anlayışla karşıladılar. Bundan sonra anneler ağlamasın diye çaba sarf ediyoruz”
“(…..) Tazminatsa tazminat” R. Tayyip Erdoğan
Öldürdük dedi başbakan
öldürdük ve “tazminatsa tazminat”
canın tazminatı mı olur
kanın tazminatı mı olur
olurmu kardeşler
olurmu bacılar
babalar
anneler
toprağa gömülen canların
on üçündeki evlatların
nişanlısına hasret gençlerin
olurmu tazminatı?
Ağlaştılar
bizim canlarımız mezara girdi
ağlaştılar
bizim evlatlarımız parça parça edildi
ağlaştılar
üzerimize bombalar yağdırdılar
ağlaştılar yalandan
ağlaştılar timsah misali
ağlaştılar
ve gözlerimizin içine baka baka
tazminat dediler
alay ettiler
hor gördüler.
Bizi satılık bellediler canlar
bizi soysuz bellediler
onların
oların kokuşmuş dünyasında
her şey para
her şey çıkar
her şey mal mülk
tazminatı vardır onlarda
her şeyin
canın
cananın
onurun
namusun
erdemi yoktur ahlaklarının
vardır tazminatı onların dünyasında.
“Geç de olsa geldik” dedi hanfendi
geç de olsa
neye geçti
ne için geçti
ne için gelmişti
beyefendisi buyurmuştu ya
“tazminatsa tazminat” diye
akan kan bizimdi
toprağa gömülenler bizimdi
mezarlar bizimdi
bu ülke
bu yoksulluk bizimdi
peki o
o neden gelmişti?
Halk sözüdür
“düşenin halinden düşen anlar”
“yoksulun derdinden yoksul anlar”
“tok açın halinden anlamaz”
ya bu hanımefendi
çocukları şimdiden şirket sahibi
gemicikleri var kiminin
şirketleri var kiminin
vakıflar kuruyorlar
ve milyon dolarları koyacak yer bulamıyorlar
“az bir miktar kaldı 30 milyoncuk” (Bilal Erdoğan’ın Babası Tayyip Erdoğan ile telefon konuşmasından)
Emine hanımın çocukları
30 milyoncuklarla yatıp kalkıyor
bizim çocuklarımızın üstüne bomabalar yağdırılıyor.
Yok yok
bu gözyaşları masum değil
olamaz
olamaz masumluğu kan deryasının ortasında
olamaz masumluğu milyon dolarlarla yatıp kalkarken
bunlar
bu gözyaşları
canavarın gözyaşları
bu ağlaşmalar yalan
sözleri kadar yalan gözyaşları
bakışları katar yalan
hayatları kadar yalan
yalan ve pistir
iğrençtir
gözyaşı değil akıttıkları
bataklık çamuru.
Biz öldürüldük
biz katledildik
bizim üstümüze bombalar yağdırıldı
bu beyler
ve bu hanımlar
meclis kürsüsünden konuştular
ceylan derisi kaplamalı koltuklarından
saylarından
ve saltanatlarından
ölümlerimiz üzerine konuştular
“politika” yaptılar en adisinden
en namussuzundan
“kan parası” teklif ettiler
kan parası
“kanınızı döktük
alın size parası” dediler.
Rüşvet teklif ettiler babam
rüşvet
malın rüşvetini duyduk
işin rüşvetini duyduk
talanın, vurgunun rüşvetini duyduk
duyduk duymasına da
canın rüşvetini duymadık
duymayız
duysak duymazdan geliriz
anlamayız
anlatılamaz bize
biz başka şey isteriz
ADALET!
Adalet isteriz
hesap isteriz
hesap isteriz çünkü
adalet hesapsız olmaz
katlediliyorsa canlarımız
katlediliyorsa çocuklarımız
yağdırılıyorsa bombalar yoksulluğumuzun üstüne
halk oluşumuz suç sayılıyorsa
hesap isteriz
yoktur başka yolu adaletin.
Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği 28 sayfalık görüşünde, “Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir” dedi.
Makuldur halkı katletmek
faşizm için makuldur
ve katledenlere külfet yüklenemez
onlar faşizmin
“iyi çocukları”dır
halkı katleden iyidir
faşizmi uygulayan iyidir
iyidir onlar için
onların köpekleri.
Köpeğin adı kanun olmuş
kanun adamı olmuş
köpeğin dişleri yasası faşizmin
geçirir etine halkların
koparır parça parça
köpek kapıda bekleyen uşaktır
faşizmin köpeği
faşizmin kanunu
kanun faşizmin kapı kulu.
Yok yüklenmez uşaklara külfet
ki uşak
taşıyabilsin sırtındaki kamburu
geçirdikçe dişlerini halkın etine
büyüdükçe büyüyen
büküldükçe bükülen
kan deposu kamburunu.
Uşağa külfet yüklenirse
kim bekleyecek kapısında efendinin
ve taşıyacak onca caniliği
onca vahşeti
onca kahpeliği
kim yerine getirecek
faşizmin kanun denen piçini.
Faşizmin piçidir kanunu
çünkü onu doğuran hukuku
bir fahişedir
Amerikalı’yla
Avrupa’lıyla düşüp kalkan.
“Halkını katleden devlet dönemi bitti” dedi Tayyip Erdoğan
Sur yerle bir edildi
Suruç yerle bir edildi
Cizre yerle bir edildi
dağlar, ovalar, köyler bombalandı
halkın şahanları katledildi
katlediliyor
yalan üstüne yalan söylüyor faşizm
karakteridir
katliamcılık ve yalan
ki Hitlerin ve Gobels’in çocuklarıdırlar.
Faşizm
bir günlük değildir
faşizm
bir dönemlik değildir
faşizm karekteridir sömürenlerin
açlığı yaratan onlar
yoksulluğu yaratan onlar
ülkeleri
köyleri
halkı bombalayan onlar
yeraltını
ve yeryüzünü
toprağı ve de suyu
güneşi ve de ormanı
denizi ve de gölleri
ve havayı sömüren onlar.
Onlardır halkın düşmanları
ve halktan korkanlar
onlardır suçları üstüne suç büyüten
ve de tir tir titreyen
onlardır saraylarda saltanat kuran
ve de korkudan ödleri kopan
onlardır vatanı kare kare satan
ve gırtlaklarının kesileceğinden korkan.
Hata dediler
“hatayla öldürdük, hatayla bombaladık”
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı 7 Ocak 2013 tarihli gerekçeli kararında, “gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığının anlaşıldığı” denerek takipsizlik kararı verildi.
Hayır
yalan
yandır söyledikleri
“Dağdakiyle mücadele kolay. Ama arka bahçede ayrık otuyla ayrık otları birbirine karışıyor.
Bir kısmı faydalı, bir kısmı zehirli.” İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin?
bizi zehirli bildiler
bizi “ayıklamak” istediler
bilerek katlettiler
bilerek öldürdüler
halk oluşumuzu biliyorlardı
yoksul oluşumuzu biliyorlardı
o yollardan gittiğimizi
kaçaktan başka geçimimiz olmadığını
biliyorlardı
biliyorlardı
ve bilerek bombaladılar
isteyerek öldürdüler.
“Arka bahçedeki ayrık otları”
neresi
ve kimin arka bahçesi
bizim bi hahçemiz var
o da üstünde yaşadığımız vatan
bahçemizde
evimizde
köyümüzde
tarlamızda vatanımızdır
ve biz bu vatanın halkları
dört bir yanda aynıyızdır
Karadeniz’inde memleketin
Ege’sinde
Akdeniz’inde
Trakya’sında
Doğusunda, Güneydoğu’sunda
Batısında, Kuzeyinde
biz halkız ve
hep aynıyız
hep yoksul
hep yoksun
hep baskı altında
hep adalete hasret
bağımsızlığa hasret
bizim tek bahçemiz Anadolumuz.
5.Bölüm
Bu düzen
sömürü ve yoksulluk düzeni
kader dediler
alın yazısı dediler
değişmez
değiştirilemez
dediler
dediler
dediler…
Çaresizlikti halkın önüne koydukları
“bu düzen böyle gelmiş böyle gider”di
razı olmaktan başka yol yok dediler
vardı
vardı yolu sakladıkları
gizledikleri
öğrenilmesini istemedikleri.
Kapitalizm sömürüdür
kapitalizm yoksulluktur
kaçağa gitmek zorunluluğudur
bir parça ekmek uğruna
karın tokluğu uğruna
ölümlerden ölüm beğenmektir
göçüklerde maden altında
depremlerde beton altında
mevsimlik iş yollarında
fabrikalarda yangınlarda
savaştan kaçarken göç yollarında
“demokrasiyi inşa etme” bombardımanlarında
ölümdür halka reva olunan.
Gözlerini kar hırsı bürüyenler
saraylarda saltanat sürenler
halkın emeği üzerinden zenginleşenler
halkın sorunlarını çözemezler
çözmediler
çözmek istemediler
lakin
çözmeleri de düşünülemez
(BM raporlarına göre tüm dünyada yoksulluğu kökten çözmek için 50 milyar dolar yeterli. ABD silahlanmaya her yıl bunun on katını ayırıyor.”
Devrimdir tek yol
ve de tek seçenek
sosyalizmdir çözecek olan
çünkü sosyalizmdir halktan yana olan
halkın iktidarı olan
sosyalizmdir halka değer veren.
Sadece sosyalizmdir
açlığa son verecek olan da
bağımsızlığı sağlayacak olan da
gerçek kurtuluş ordadır
bağımsızlıkta
kurtuluşumuz da
özgürlüğümüz de
çünkü sosyalizm de saltanat yoktur
çünkü sosyalizm de şatafat yoktur
çünkü sosyalizm de sömürü yoktur.
Lakin sömürü düzenidir
bütün sorunların kaynağı
sömürü ortadan kalktığında
yoksullukta, yoksunlukta yokolur gider
Bundandır bütün saldırıları
bundandır katliamları
bundandır zulümleri
sürsün diye sömürü düzenleri
saraylarındaki saltanatları
emeğimiz üzerindeki egemenlikleri
sürsün diye
sürsün diyedir
bu halk düşmanı düzenleri.
Ki alt-üst olup yıkılacaktır
yıkılmak zorundadır
nasıl yıkıldıysa
öncesindeki sömürü düzenleri
elbet yıkılacaktır kapitalizm de
ki bu
sömürücü egemenlerin
son düzenleri
tarih ve bilim
toplumlar ve onların yasaları
bitti diyor artık
bitti
bitecek
sömürü son bulacak
sınıflar yokolacak
halklar üzerinde
hiç bir baskı kalmayacak
insan
insanca yaşama
ve gerçek özgürlüğe kavuşacak.
Sosyalizm
son verecek
son verecek yoksulluğa
çocuklarımız zorunla kalmayacak kaçağa
çocuklarımız halkları için öğrenecek
halkları için düşünecek, gelişecek
halkları için yaşayacak
gitmeyecek kaçağa
kollarını
ayaklarını
bedenlerini bırakmayacak geride
çocuklar babasız
anneler evlatsız
kadınlar kocasız kalmayacak
kalmayacak
kalmayacak
çünkü sosyalizmde halk iktidar olacak.
Bizim ellerimizdir
halkların elleridir
dünyayı yeniden kuracak olan
bizim ellerimizdir kaderimizi çizecek olan
biziz
biz halklarız
biz bu vatanın Kara Yılanlar’ı
biz bu vatanın Atçalı Kel Mehmetler’i
biz bu vatanın Şahin Beyler’i
biz bu vatanın Kara Fatmalar’ı
biz bu vatanın Seyit Rızalar’ı
Mahirler’i
Sabolar’ı
Leylalar’ıyız
geleceği kuracak olan da
özgür bağımsız vatanı kuracak olan da
kaçağa gitmek zorunluluğuna son verecek olan da
bizleriz
biz halkız….
