1
EMPERYALİZMİN “İNSAN HAKLARI” SÖYLEMLERİ YALANDIR
KHK’lerle bir gecede işinden atılan yüzbinlerce kamu emekçisinden ikisi olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yüzlerce gün “işimi, ekmeğimi geri istiyorum” talebiyle Ankara Yüksel Caddesinde direndi. 9 Mart 2017 gününden beri de açlık grevindeler. Açlık grevi halkın desteğini almaya başlayıp Yüksel Caddesi kitleselleşmeye ve direnişi tüm dünya duymaya başlayınca AKP iktidarı onların haklı taleplerini kabul etmek yerine çareyi onları tutuklamakta buldu. Bize “hukuk” yollarını gösterenler çok oldu. Direnişçilere “bırakın” başka yolları deneyin dediler. Kamu emekçileri direnirken “akıl vermekte” oldukça “cömert” olanlar destek vermekte bir hayli cimri davrandılar. Direnişçiler, her türlü hukuk yöntemlerini de denemekten vazgeçmediler. Direniş, gerek faşizmin gerekse de Avrupa emperyalizminin teşhir etmek açısından da bir gösterge olmuştur. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın haksız tutukluluklarının son bulması için 29 Haziran 2017 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurunun cevabı tamda emperyalizmin doğasına uygun bir şekilde cevaplandı. Avukatlar aracılığıyla yapılan tahliye talebi tedbiren reddedildi. Bu ne demektir? AHİM, doktorların tek başlarına yaşayamayacak durumda olduklarını ve hayati tehlike taşıdıklarını söylemelerine rağmen “hapishane de kalmalarında bir sakınca yoktur” diyor. Üstüne üstlük birde akıl veriyor, direnişçileri açlık grevini bırakmaya çağırıyor. AKP iktidarını ölürken diriltmeye çalışan Avrupa bütün dünyanın gözleri önünde Yüksel’de her gün insanlara saldırıp, işkence yapan AKP iktidarını “devam et senin yanındayız” mesajı veriyor.
AHİM, çıkarları gereği işine gelince “Türkiye Avrupa ülkesi olma yolunda ilerliyor” der işine gelmezse Türkiye’deki insan haklarından dem vurur. Emperyalizmin insan hakları anlayışı, çıkarlarının izin verdiği yere kadardır.
Direnişçiler, AKP faşizminin ve emperyalizmin icazetiyle direnişe başlamadılar. Zaten AKP hukukunun emperyalizmden bağımsız olmadığını biliyorlardı. Biz de biliyoruz. O yüzden onyıllardır en karanlık zamanlarda direnirken bile güvendiğimiz yalnızca haklılığımız ve halkımız olmuştur. Nuriye ve Semih’te AHİM’in hukukundan medet ummadıkları için haklılıklarıyla verdikleri mücadeleye güvendiler. Bizlerde onların yoldaşları, candaşları, halkı olarak onların bu güvenini boşa çıkarmayacağız. Nuriye ve Semih’in talepleri artık sokaklarda isimleri bile yasaklanmışken, alanlara çıkıp “Nuriye, Semih” diyen milyonların talebidir. Şimdi bu talepleri daha güçlü haykırmak ve Nuriye ve Semih’i yaşatmak boynumuzun borcudur. Bu sadece AKP iktidarına karşı değil, ona destek veren tüm emperyalistlere karşı da direnmek ve mücadele etmek anlamına gelmektedir. Kazanacağımız zaferde Anadolu halklarının hanesine yazılacak bir zafer olacaktır. Ayrıca Avrupa ülkelerini de uyarıyoruz. “Direnişçilere bırakın çağrısı yapmaktan akıl vermekten vazgeçin. Onların “akıl hocalığınıza” ihtiyacı yok. Ama biraz öğrenmek isterseniz, bakın direnişe ve belki insanlık ve vicdan adına bir parçada olsa öğrenecekleriniz vardır.
Nuriye ve Semih’in başına gelecek her türlü olumsuz gelişmeden AKP iktidarı kadar AHİM’de sorumludur.
NURİYE VE SEMİH KAZANACAK BİZ KAZANACAĞIZ!
ZAFER DİRENEN EMEKÇİNİN OLACAK!
DORTMUND HALK CEPHESİ
