0
* Tayyip Erdoğan’ın Sümüklü Damadı Gazi’yi Bitirin Talimatı Vermiş
Haydi Oradan SÜMÜKLÜ DAMAT BERAT!
O YIKMAYA ÇALIŞTIĞINIZ GAZİ GİBİ YOKSUL HALKLAR YIKACAK ÇÜRÜMÜŞ DÜZENİNİZİ
* Sömürü; Adaletsizlik, Yoksulluk Doğurur…
Yoksulları, Adaletsiz Kalanları Yönetmek İçin, İktidarların Zulümden Başka Araçları Yoktur, Bu Zulüm Kendi Sonlarını Getirir!
* BİTİRMEYE ÇALIŞTIĞINIZ HALK SİZİ BİTİRECEK!
* Okmeydanı Halk Meclisi Uyuşturucuya Karşı Oturma Eylemi Başlattı!
* UYUŞTURUCUNUN ARKASINDA AKP; KARŞISINDA HALK MECLİSLERİ VAR!
Derginin PDF’sini okumak için linke tıklayınız:
Tüm Yürüyüş Dergisi Arşivi için tıklayın… https://drive.google.com/drive/folders/0B0ITCoBIuVSuZk9aeS1TOVFkWms?usp=sharing
Umudu büyütmek için Yürüyüş okuyalım, okutalım!
Her Yürüyüş okuru, aynı zamanda kendisini, Yürüyüş dergisinin dağıtımcısı gibi hissetmelidir. Bir dergi alıyorsa iki dergi almalı, bir başkasına da ulaştırmalıdır dergimizi.
Herkes ve her alan kendisine hedefler koymalı, dergi dağıtımını ikiye katlamalıdır.
Dergimiz bir okuldur. Hayatın gerçeklerini, kavganın haklılığını, güzelliklerini, umudu pek çok insan dergimizden öğreniyor, dergimizle kavgaya atılıyor, örgütleniyor.
Dergimiz ayaklı bir kadrodur. Girdiği yere devrimci politikayı taşır ve orayı örgütler.
O zaman dağıtacağız, daha çok insana dergimizi ulaştıracağız. Ulaştığımız her insan, düzenden kopardığımız bir insandır; bizim zaferimizdir.
Yürüyüşe sahip çıkıyorum, Yürüyüş okuyorum diyelim, Yürüyüş okutalım.
Yürüyüş Dergisine ve kitaplarımıza ulaşmak için Ozan Yayıncılıkla iletişim kurabilirsiniz.
Ozan Yayıncılık Telefonu: (0-212) 536 93 44-45
Haftalık Dergi / Sayı: 542
9 Ekim 2016
Fiyatı: 1 TL (KDV dahil)
İÇİNDEKİLER:
* Parti-Cephe geleneğimiz Kızıldere’de doğdu, 46 yıl süren dişe diş bir savaşla büyüttük!-8
İÇİNDE HALK VE İKTİDAR GEÇMEYEN HER ŞEY SİVİL TOPLUMCUDUR!
O halde her türlü sapma, düzen uzlaşmacısı, sivil toplumcu akımlarla aramıza kalın çizgiler çekeceksek, birincisi; halkı örgütlemeliydik, ikincisi; iktidar hedefimizden bir milim olsun sapmamalıydık. İktidar hedefimizin somutlandığı yer PARTİ olmalıydı. İktidarı hedeflemek demek, parti demektir, halk ordusu demektir, halk cephesi demektir.
Savaş örgütü konusundaki temel yanılgılardan biri, savaşın sadece silah kullanmaya indirgenmesidir. Savaşı politik, ideolojik içeriğiyle kavramamaktır. Oysa, savaşın en bilinen ve geçerli tanımı şudur; “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır” Yani, savaş politik hedeflerden bağımsız ele alınamaz. Savaş örgütü, eğer politik olarak sistemle bir savaş içinde değilse, savaş örgütü değildir. Savaş örgütü, eğer halkın iktidarını hedeflemiyorsa, savaş örgütü değildir.
* DHKC: Duydunuz mu? Tayyip Erdoğan’ın sümüklü damadı Gazi’yi bitirin talimatı vermiş… Haydi oradan sümüklü! Tayyip’in damatları siz gidip dronlarınızla, boru hatlarınızla oynayın!
O yıkmaya çalıştığınız yoksul mahalleler bu çürümüş, köhnemiş düzeninizin sonu olacak.
ÖNCE NEREYE SALDIRDIĞINIZI BİLECEKSİNİZ!
Burası Gazi Mahallesi’dir. Gazi Mahallesi CEPHE’dir. Yani, baş eğmeyenlerin mahallesidir Gazi. Faşist cuntalarla yıldıramadığınız, üslerinde son mermisine kadar çatışıp, örgütlerinin adlarını duvarlara kanlarıyla yazanların mahallesidir Gazi. Karakollarda, hapishanelerde her türlü işkence yöntemini kullanıp teslim alamadıklarınız, diri diri yakıp da ağızlarından bir “ah” sesi duymayı başaramadıklarınızın mahallesidir Gazi.
* Saldırıları durdurmak için tek yol, halkı mücadeleye katmaktır, halkı örgütlemektir-1
Parti-Cephe, her zaman bir halk hareketi olmuştur. Halk hareketi olmanın espirisi halkın taleplerini, özlemlerini temsil etmesi, halkın kurtuluşunu sağlayacak devrime öncülük etmesidir. Bunun için halkın tüm kesimleri içinde; işçi, memur, yoksul kondulu, öğrenci, mühendis, esnaf, köylü… örgütlenmesi yaratmayı önüne hedef koyması ve örgütlemesidir. Bu alanlarda mücadele etmesidir. Örgütlenmelerini siyasal örgütlenmelerle sınırlamayıp geniş halk kesimlerini içine alan taban örgütlenmeleri, demokratik kitle örgütlenmeleri yaratmış olmasıdır.
* FARC’ın tüm uzlaşma ve düzene dönme maddelerini kabul etmesi, Kolombiya devletini ikna etmedi ve referandumdan ‘hayır’ oyu çıktı
Referandum sonucunda “hayır” oyunun çıkması sonucunda hem FARC hem de Kolombiya iktidarı ateşkes anlaşmasına uymaya devam edeceklerini açıkladılar.
Yani uzlaşma ve teslimiyet süreci devam ettirilecek. Elbette ki bu süreçte FARC’ın daha fazla teslim alınması hedeflenecek. FARC ve Kolombiya iktidarı arasında imzalanan anlaşma maddelerine göre “kurbanlarla yüzleşip özür dileyen ve mal beyanında bulup savaş kurbanlarının tazminat ödemeye razı gelen FARC gerillaları, anlaşma kapsamında hakikatler komisyonlarına suçlarını itiraf etmek suretiyle hapse atılmayacaklar ve siyasete katılabilecekler”miş.
Özür dilemek, para ödemek, “suç” itirafı gibi gerillaları gayri meşru duruma düşüren tüm maddeler yetmiyor oligarşiye…. O daha fazlasını istiyor. Onurunuzu, geçmişinizi, tarihinizi, tüm adalet anlayışınızı, değerlerinizi, 52 yıldır uğrunda savaştınız ne varsa hepsini elinizden almak istiyor.
Zaten geri olan anlaşma maddeleri daha da geriye çekilmek ve dahası FARC tamamen yokedilmek isteniyor.
* Solun Köşe Taşları: Figen Yüksekdağ, Newsweek dergisinde ne anlatır?
Emperyalistlerin çıkarlarını savunan bir Amerikan dergisi, Figen Yüksekdağ’ a neden sayfalarını açar? Ya da kendisini halk saflarında tanımlayan, Marksist-Leninist olduğunu söyleyen birisi, böyle bir dergiye neden yazı yazar? Bunun nedeni ve mantığı Figen Yüksekdağ’ın savunduğu düşünceleri ve tavırlarındadır…
Emperyalistler çıkarlarına uygun olmayan hiçbir adımı atmazlar, hiçbir yazıyı kendi dergilerinde yazmazlar. Yüksekdağ’ın yazısının başlığı bile, neden yer verildiğini gösteriyor aslında: “Türkiye’nin kaosa daha fazla sürüklenmemesi için çabalıyoruz”
Başlığından yazının içeriğine kadar her sözü Türkiye oligarşisini ve emperyalizmi aklayan, onlarla girilen ilişkileri meşrulaştıran ve düzen için nasıl çırpındıklarını ortaya koyan niteliktedir.
Yazısında şunları söylüyor Yüksekdağ:
* Uyuşturucuya karşı savaş açtık
* Ülkemizde Gençlik: Arkadaşlar, işsizliğimizin ve yoksulluğumuzun nedeni yaşadığımız bu sömürü düzenidir!
Arkadaşlar! Polis demek kendi kan emicierimizin ayağında köle olmak, kendimizden olana karşı cellat olmak demektir. Halk düşmanlığıdır. İşsiz kalmamız, geleceğimizin risk altında olması veya buna benzer başka ne olursa olsun kendi insanlarımıza karşı savaşa girmemizi meşrulaştırmaz. Bizi kuru ekmeğe muhtaç edenler ekmek dileneceğimiz bir kapı değil; yoksulluğumuzun hesabını soracağımız bir kapıdır. Onurlu olmak bizden çalınan yıllarımızın hesabını sormak ve halk saflarında yer almak demektir. Bu da ancak devrim saflarında gerçekten hayat bulur. Bu nedenle bu düzenin ne polisi ne de askeri olalım. Halkın aydını halkın savaşçısı olalım. Onurumuzu koruyalım!
* Liseliyiz Biz: Okullarımızda AKP propagandasına izin vermeyeceğiz!
Düşmanlarını yok ediyor, normal diyebiliriz evet.Ancak şunu da görelim dost olarak gördüğü kimse yok AKP’nin. Daha düne kadar Fethullah’la el eleyken bugün terör örgütü diyor. Halka düşmandır AKP. Halkın emeğini çalar, çocuğunu katleder, işkenceler yapar. Bu yüzünü “paralel, FETÖ, terör örgütleri, dini kavramlarla” maskelemeye çalışır. Yalanlara karşı gerçekleri haykıracağız. Bu yalanları okullarımızda söyletmeyeceğiz! Geleceğimizi kurtaracağız!
* 10 Soruda: Zaaflar
Zaafın kelime anlamı zayıflık, yetersizlik, eksiklik anlamına gelir. Bir başka ifade ile irade zayıflığı da denir.
Zaaf, sömürücü düzenin bir sonucu olarak, kişilerde yaratılan iç düşmandır. İç düşman burjuvaziye ait olanve devrimi zayıflatan her şeydir. Yüzlerce insanın küçük hata ve zaafları, disiplinde-yaşamda, savaşta yüzlerce kural ve ilke hatasına yol açabilmektedir. Dolaysıyla düşmana verilen yüzlerce koz demektir.
* Halk Meclisi: Faşizme karşı ev ev, sokak sokak örgütleneceğiz
Faşizme karşı savaşıyorsak, bu savaşı halkla yürütüyorsak, çözümünhalkta olduğunu bilmeliyiz.
Bunun için, bir dergi dağıtımını örgütlerken de, mahallemizdeki molozların kaldırılmasını örgütlerken de mahallemize saldıran polislere karşı direniş örgütlerken de mahallenin bir sorununu çözmek için ihtiyaçlarımızı temin etmek için de halka gitmemiz gerekir.
* Biz Diyoruz ki: Direnişi büyütmek için, tüm halkı birleştirelim, güçlenmek için sokak sokak örgütlenelim!
* Savaş ve Biz: Savaşçı, “rahat” ve umursamaz değildir
Kısaca disiplin; bir kadronun varlık ve yokluk meselesidir. Disiplin ve kurallar görev ve ihtiyaçların sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi için vardır.
Eğer devrimi istiyorsak burjuva ideolojisine ait olan rahatlık ve rahatlığın getirdiği sorumsuzluk, umursamazlık, kuralsızlık ve disiplinsizliği ortadan kaldırmalıyız.
Bunlar devrimcilere ait olan değil, karşı devrime ait olan düşüncelerdir. Biz bu düşüncelere karşı da amansız savaş vermeliyiz.
* Devrimci eylem çizgisi ve PKK’nin yanlış eylem çizgisi; biri halkın iktidarına, diğeri düzene götürür!-7
Oligarşi Kürdistan’da yapıyorsa PKK’de Türkiye’nin batısında aynı şeyleri yapmayı politika haline getirmiştir. Bu da kısasa kısas değil, milliyetçi anlayışla bir öç alma değil, tehditle uzlaşma politikalarında sonuca gitmek için, devleti zora sokmak için gündeme getirilmiştir. Türk halkının oligarşi üzerinde baskı kurmasını sağlayacağı düşünülerek yapılmıştır.
Oysa oligarşi bu durumu şovenizmi büyütmek, kendi baskı ve terörüne haklılık ve meşruluk kazanmak için kullanmıştır.
Hedef halkı “canından bezdirmek”tir. Halk yorulacak, korkacak, bırakacak, yeter artık diyecek vb. vb. Sonra ne olacak? Oligarşiyle PKK masaya otursun diye baskı oluşacak. Gerçek ise böyle olmamıştır. Daralan, çözülen, önüne koyduğu hedeflerden sürekli geri adım atan Kürt milliyetçileri olmuştur. Bağımsız Kürdistan’dan geline geline düzeniçi “çözüm sürecine” gelinmiştir.
* Devrimci İşçi Hareketi: DİSK Başkanı kimin yanında?
* Kamu Emekçileri Cephesi: Ne yapacaksak Kamu Emekçileri Cephesi olarak biz yapacağız!
Tüm kamu emekçileri gelin OHAL tarafından gasp edilen haklarımızı geri almak için birlikte mücadele edelim. Faşizme karşı birleşelim, savaşalım ve kazanalım. Açığa alınan kamu emekçilerinin tekrar işlerini geri alınması için sıkılı bir yumruk olalım ve bu kıyıma bir son verelim.
* KEC’li Sibel Balac, Nazife Onay ve Hatice Yüksel ile Ankara yürüyüşüne ilişkin röportaj…
… Yürüyüşümüz, “Köle Değil Emekçiyiz, İş Güvencemizi İstiyoruz Alacağız” kampanyamızın bir ayağıydı. Kamu Emekçileri Cephesi’nin yürüttüğü bu kampanya OHAL ile başlamadı. OHAL sadece AKP iktidarının güvencesiz çalıştırma politikalarını daha hızlı hayata geçirmek için kullandığı bir bahane oldu. Bizler KEC olarak bu kampanyaya, fiili ve meşru sendikacılığı terk eden KESK ve bağlı sendikalar konuyu gündemine bile almak istemezken başladık.
* Ülkemizde Gençlik: Hiçbir engellemeye boyun eğmeyeceğiz!
* Korkunuzu daha da büyüteceğiz!
* Müvekkilimiz Sadık Eroğlu ve devrimciler hakkında yalan haberler yapmaktan vazgeçin!
* Vatana düşman AKP’nin polisleri Armutlu’daki Dilek Doğan Parkı’nın temellerini söktü
* Yalan haber ve kışkırtmalarla, Alevi halkımızı devrimcilere düşmanlaştıramazsınız!
* Özgür Tutsaklardan: Kitaplarımızla zaferi getireceğiz
“Bir kitap okudum ve dünyam değişti” Bu cümle burjuvazinin bile savunduğu itiraf ettiği bir cümledir. Çünkü insanoğlunun hayata bakış açısını değiştirecek kadar güçlüdür kitaplar. Yazar; araştırmalarını, yorumlarını, tecrübelerini tarih süzgecinden eleyerek aktarır kitaplarına. Yazılanlar sürekli yeni bir şeyler öğrenmek isteyen okurun ihtiyaçlarını cevaplar. Beyninin kıvrımlarında depoladığı, bilgiler ile muhakeme gücü artar, kişiliği oturur. Yani insan kitaplar yoluyla insan olur. Karşısındaki insanları, toplumları tanır. Çevresini doğru değerlendirir. İnsanın sosyal, biyolojik, fiziksel, kültürel yani onu insan yapan özelliklerini öğrenir.
* Ne OHAL’iniz ne baskılarınız, halkın umudu olan Yürüyüş dergisini susturamaz!
* Teslimiyetin, tasfiyenin önündeki barikat, 19 Aralık…
Barikatın bu cephesinde direnen yoksul gecekondulular vardı. Proletarya vardı. Köylüler, memurlar, esnaflar, aydınlar, temizlikçi kadınlar, işsizler… halk vardı. Sadece kendileri için değildi direnişleri. Sadece kendi yoldaşları, kendi vatanları, kendi halkları için değildi. Bütün dünya halkları için direniyorlardı. Tarihe düşmüş bütün direnişçiler için direniyorlardı. Bütün ezilenler için, bütün mazlumlar için direniyorlardı.
* Onikiler Onurlarla, Çayanlarla yaşamaya ve yaşatmaya; savaşmaya ve savaştırmaya devam ediyor. Çalaxane Direnişi’nde 12 Devrimci Sol Gerillası şehit düştü
Düşman on iki gerillayı katlederek onları yok ettiğini sanmıştı. Oysa onikiler binler olup karşılarına çıkmıştı. Onları bugün yüreğimize gömüp, biz de yarın gerilla olacağız diyerek gençler birbirlerine fısıldaşıyorlardı.
Bir süre sonra halkın öfkesi hep bir ağızdan atılan “12’ler Yaşıyor, Devrimci Sol Savaşıyor”, “Haklıyız Kazanacağız”, “Kürdistan Faşizme Mezar Olacak” sloganlarıyla dışa vurdu. Binlerce insan hiçbir gücün durmayacağı bir sel gibi 2 kilometrelik yolda akmaya başladılar. Dersim’de halkın savaşçıları sonsuzluğa coşkularla ve sloganlarla uğurlandı.
* Avrupa’da Yürüyüş: Fransa’da geçtiğimiz günlerde oturumu elinden alınan Nihat Karakaya ile röportaj…
Bu uygulama kabul edilemez. Bir kez hem yaşamımıza hem düşüncelerimize yönelik bir saldırı ve tehdittir. O nedenle oturum hakkımızı geri almak için direneceğiz. Haklarımızı istiyoruz. Bunun için herkesi bizlere destek olmaya çağırıyorum…
Bu durumda da haklarımızı almak için direnmek meşrudur… Son dönemde artan saldırı ve hak gaspları bu saldırının genel olduğunu, Fransa’da herkesin bu saldırıdan nasibini aldığını gösterir. Göçmenlerin, politik mültecilerin payına da ırkçı saldırılar ve oturum iptalleri düşmektedir. Saldırıları püskürtmenin yolu birlikte direnmekten geçer. Birleşip faşizme karşı mücadele edelim…
* Avrupa’daki Biz: Güveneceğiz, görev vereceğiz; öğreteceğiz, sonuç alacağız!
Sorunları çözmek için örgütlü olmalı, örgütlü bir mücadele yürütmeliyiz. Bugün Avrupa’da insanlarımızın karşılaştığı hiçbir sorun örgütsüz ve bireyci şekilde çözülemez. Irkçılık, yozlaşma gibi sorunlar başta olmak üzere, yaşadığımız hiçbir sorun bizden kaynaklanmıyor. Onun için çözümü de bizle sınırlı olamaz.
* Yitirdiklerimiz
“Benim için hareket demek bu karanlık ve köhnemiş dünyada tüm halkların güneşi demektir.”
Yunus Güzel
* Öğretmenimiz
Parti-Cephelilik düşüncesinde belirsizliğe, kararsızlığa yer yoktur. Yaşamda ve teoride her şey açık ve nettir. Hiç bir sorun karmaşık, anlaşılmaz hale getirilmez.




