Home dünyaYunanistan Halk Cephesi: Uyuşturucuya Karşı Mücadele Sempozyumu 2.Günü

Yunanistan Halk Cephesi: Uyuşturucuya Karşı Mücadele Sempozyumu 2.Günü

by halkinkutuphanesi
0 comments

UYUŞTURUCUYA KARŞI MÜCADELE SEMPOZYUMU 2. GÜNÜNDE EMPERYALİZMİN UYUŞTURUCUYLA HALKLARI ZEHİRLEME POLİTİKASINA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE KARARLILIĞI VE ORTAK KARARLAR VE ORTAK DEKLERASYON İLE TAMAMLANDI.

Halk Cephesi’nin Yunanistan’ın başkenti Atina’da 3-4 Haziran günlerinde düzenlediği ve Yunanistan, Meksika, İrlanda, ABD, Bask Bölgesi, Filipinler’den katılımların gerçekleştiği Uyuşturucuya karşı mücadele sempozyumu 2. Gününde Atina Hukuk Fakültesinde gerçekleştirilerek tamamlandı.

Sempozyumun 2. Günü 1. Oturumu “Uyuşturucu bağımlılığı kişisel değil sosyal, toplumsal bir sorundur” başlığında yapılan konuşmalarla başladı. 1. Oturumda ilk söz alan Yunanistan Devrimci İşçi Partisi (EEK) sözcüsü ve aynı zamanda psikiatrist olan Katerina Maça oldu. Katerina Maça uzun yıllar boyunca Yunanistan’da uyuşturucuya karşı çalışmalar yapmış ve ANO 18 isimli uyuşturucu bağımlılarını tedavi eden bir sağlık kuruluşunu kurmuş olan birisi olarak deneyimlerini sempozyuma katılanlarla paylaştı. Uyuşturucunun genel olarak dünyada emperyalizm eliyle hem yeni sömürge ülkelerde ve hem de emperyalist ülkelerde nasıl yaygınlaştırıldığını anlattı.

Maça; “Sistem bize uyuşturucudan kurtulmanın mümkün olmadığını söylüyor ancak bu doğru değil, uyuşturucudan kurtulmak mümkündür, tedavisi mümkündür, bu süreci kolektif olarak sürdürmeliyiz” dedi. Maça konuşmasının sonunda “Halk Cephesi’ni, uyuşturucuyla ilgili olarak böyle ciddi bir örgütlenme yaptığı için kutluyorum” diyerek konuşmasını bitirdi.

 Katerina Matsa’nın konuşmasının bitiminde, Attika Hastanesi’nde psikiyatrist, sosyal danışman ve ANO 18 isimli uyuşturucu tedavi kuruluşunda görev yapan Maria Chlorou söz aldı.

Maria Chlorou, ‘’Uyuşturucu, sol ve anarşi için daha fazla endişe duyması gereken siyasi boyutları olan ciddi bir toplumsal sorundur. Bugün gençler, tahammül edilemez bir dünyada, yoksulluğun ve iş güvensizliğinin hüküm sürdüğü ekonomik krizin harap ettiği, parçalandığı bir toplumda yaşamaya çağırılıyor. Bu ekonomik krizin ideolojik çerçevesi rekabetin, bireyciliğin, yüzeysel ilişkilerin egemenliğidir. Aslında, pandemi ve yönetilme şekli ekonomik ve sosyal krizi daha da kötüleştirdi. Aynı zamanda, sosyal medyaya ve medyaya hakim olan standartlar, kolay kar elde etme ve herhangi bir şekilde servet edinme standartlarıdır.

Örneğin, şu anda Yunanistan’da çok büyük bir yüzde, eczacılık yaptıkları tuzak müziğini dinliyor Şarkı sözleri, “başarılı”nın silah ve uyuşturucu satan zengin biri olduğu fikrini teşvik ediyor. Tuzak müziği uyuşturucuya yol açmaz, ancak onları bu fikre alıştır.

Meydanlarda ve sokaklarda gördüğümüz bağımlılar maalesef bağımlı insanların küçük bir yüzdesidir. Bunun buzdağının görünen kısmı olduğunu söyleyebilirim. Çeşitli nedenlerle bu yoksullaşma seviyesine ulaşmayan çok daha fazla sayıda bağımlı var.

Çoğu bağımlı geçmişte uyuşturucudan uzak kalmayı başardı. Yalnız başına veya bir program veya doktorun yardımıyla birkaç aydan 1-2 yıla kadar olan sürelerle. Ancak bundan sonra tekrar madde kullanmaya başladılar. Madde bağımlılığı sadece fiziksel değil, zihinseldir. Esrarın bağımlılığa neden olmayan bitkisel bir ürün olduğuna dair bir inanç vardır. Bu düşünce yanlıştır.

İnsanların bir tedavi programında hayatlarını değiştirmelerine yardımcı olan şey, sadece uzmanlaşmış terapötik uygulamalar değil, aynı zamanda ekiplerinin diğer üyelerinden ve terapistlerden aldıkları özen ve ilgi ve değişme potansiyellerine olan inancımızdır” dedi.

Maria Floru konuşmasının sonunda “Halk Cephesinin afişinde Tek Çözüm Örgütlenmektir yazıyor, çok haklısınız, örgütlenmek, örgütlü mücadele etmek tek çözümdür. Dünyayı değiştirmek için savaşmak için ortak bir hedefe doğru örgütlenmek birçok şey ifade eder; her şeyden önce, hayatın bir anlam kazandığı anlamına gelir. Gerçekten ortak olan tek bir hedef vardır ve bu değişim için mücadele kolektiftir.

İkincisi örgütlenme gruptur, kolektivitedir, hepimizin ihtiyaç duyduğu bağlardır. Kapitalizmde bireysellik ve rekabet hakimdir. İnsanın kişiliğini geliştirmek, kimliğini inşa etmek için sosyal bağlara ihtiyacı vardır. Grup ayrıca üyelerini de güçlendirir. Yani, evet!   Dünyayı değiştirmek için çabalayan bir kolektifteki örgüt, üyelerine karşı koruyucu bir şekilde çalışır. Hayatınızın bir anlamı olduğunda ve bir gruba ait olduğunuzda, uyuşturucu isteme olasılığınız daha düşüktür, çünkü onlara ihtiyacınız yoktur!’’

Maria Floru’dan sonra  Yunanistan Devrimci Komünist Hareketi (EKKE) adına sempozyumda yer alan Gariffalia Kapetanaki söz aldı. Kapetanaki ‘’Bir kişinin uyuşturucu kullanmasına neden olan bireysel nedenler olduğu kadar, sosyal nedenler de var. Uyuşturucu toplumun tümünü sarmış durumda Sadece kullanım farkı var. Zenginler kokain, fakirler eroin ve sentetik uyuşturucular gibi daha düşük kaliteli uyuşturucular kullanıyor.

Kapitalizmde kimse mutlu değil. Gençler mutlu değil. Ekonomik sorunlarını çözmüş olanlar da dahil olmak üzere rekabet, ikiyüzlülük, çıkara dayalı ilişkiler tahammül edilemez durumda. Bunlar uyuşturucu kullanımını artıran nedenler.

Bütün bunlar hakkında Yunanistan’da devlet ne yapıyor? Uyuşturucu rehabilitasyon tesislerini dağıtıyor, uyuşturucunun yayılmasını önlemek için hiçbir şey yapmıyor, uyuşturucu kullanıcılarını hayal edilemeyecek kadar ağır cezalarla mahkum ediyor, ancak büyük uyuşturucu tüccarları işlerini sorunsuz yapmaya devam ediyorlar.

Uyuşturucuyla mücadele siyasi bir mücadeledir, bu yüzden onlarla savaşalım.

Teşekkürler.’’ diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Gariffalia Kapetanaki’den sonra Atina Alternatif Avukatlar Grubu adına avukat Angeliki Serafim söz aldı ve sorunun daha çok hukuki boyutunu konuşmak istediğini belirtti.  Avukat Serafim; ‘’Hukukçular olarak mahkemelerin tavrı bu sorunu çözmüyor diyebilirim. Uyuşturucu kullanıcıları hapishaneye girdiklerinde sorun çözülmüyor çünkü orada da uyuşturucu ticareti devam ediyor.

Topluma geri döndükleri zaman egemen sınıfların arzu ettikleri şekilde dönüyor. Hapishaneden çıktıktan sonra da hukuki sorunları devam edecek, örneğin göçmenler, mülteciler belgelerini yenilemekte zorlanıyor ve yasadışı konuma düşüyorlar.

Hukuki anlamda önemli değişiklikler yapılmalı ancak bu da tek başına sorunu çözmeyecek. Uyuşturucu sorununa karşı genel bir çözüm gerekiyor, bunun için mücadele edilmeli, genel bir mücadele gerekli.

Halk Cephesi’ne bizi sempozyuma davet ettiği için teşekkür ediyoruz” diyerek konuşmasını bitirdi.

 

Uyuşturucuya Karşı Mücadele Sempozyumu Halk Cephesi adına Münire Demirel’in konuşmasıyla devam etti.

Münire Demirel slayt sunumuyla birlikte yaptığı konuşmasında uyuşturucunun beyinde hasar yaratan bir hastalık olduğunu, bunun tedavi edilebileceğini ve nasıl ve hangi yöntemlerle tedavi edilmesi gerektiğini, uyuşturucu tedavisine devrimci yaklaşımın ne olması gerektiğini anlattı. Münire Demirel konuşmasında; ‘’Bağımlılık bir maddenin yaşamı ve sağlığı olumsuz etkilemesine rağmen kullanılmasına devam edilmesidir. Bağımlı kişi kullanmaya başladıktan sonra kendisini durduramaz. Bağımlılık; Bir irade zayıflığı değildir.

Bağımlılık ahlaki bir zaaf değildir.

Bağımlılığın pek çok nedeni olabilir: Sosyal, biyolojik, genetik etkenler, toplumsal çevre, ruhsal özellikler, kültürel özellikler… Hiçbirisi tek başına açıklamaya yeterli değildir. Deniliyor ki; uyuşturucu kullanımının genellikle arkadaş ortamında çıktığı görülüyor.

Bir de yüksek stres olduğunda beyinde bazı değişiklikler oluşuyor ve beyindeki beta dalgaları yükseliyor. Yüksek stres altındayken tesadüfen tanıştığı maddelerle bağımlı hale geliyor. Bunlar bağımlılığın neden başladığını yüzeysel olarak ortaya koyan görüşlerdir.

Diyalektik Materyalizm bize her şeyi NEDEN-SONUÇ İLİŞKİSİ içinde incelemeyi öğretiyor. İnsanın düşüncelerini, davranışlarını, duygularını belirleyen koşullardır. Hiç kimse doğuştan hırsız, katil değildir ya da hiç kimse doğuştan uyuşturucu bağımlısı da değildir.

Uyuşturucuyu yaygın hale getiren; “normal” görülmesini sağlayan da aynı koşullardır. Uyuşturucuyu “meşru” hale getiren, dağıtımından ve üretilmesinden para kazanılan bir sistem var. Emperyalistlerin düzeninde uyuşturucu insanları hareketsiz, yoksulların imha edilmesini sağlıyor.

Mutlu olmak, beynini zinde ve coşku içinde tutabilmek; insanın anlaması, öğrenmesi, sorgulaması, değer vermesi ve değer görmesi; emek vermesi ve emeğine yabancılaşmadan yaşayabilmesi, üretmesi, yeni ufuklara doğru yol alabilmesiyle mümkün olabilir.

Bugün onbin yıllık insanlık tarihinin ve birikiminin yarattığı sonuç; insana yakışan sonuç böylesi bir mutluluk olmalıdır.  Kapitalizmin çürüyen, asalaklaşan ve cançekişen aşaması EMPERYALİST DÜZENDE ise “mutluluk” un karşılığı eroin, kokain, esrar ya da bonzai oluyor.

Uyuşturucu maddelerin her biri beyinde kimyasal ve fiziksel bazı değişikliklere neden oluyorlar. Beynin yapısında fiziksel değişikler yaratıyorlar. Uyuşturucu bağımlılığı bir hastalıktır diyoruz. Tedavisi mümkün.

Uyuşturucu da kanser, ülser gibi biyolojik bir hastalıktır. Ahlaki zaaf ya da irade zayıflığı olarak ele alınamaz. Bir uyuşturucu bağımlısına “iradesizsin” demek, onu suçlamak bir kanser hastasına “sen iradesizsin, hücre yıkımının önüne geçemiyorsun” demek gibidir. Bir hastalıktır. Bir akıl hastalığı değildir. Bir organ hastalığıdır.

Çünkü uyuşturucu kullanımıyla beraber beynin bazı bölgeleri fiziksel olarak değişime uğrar ve zarar görür. Beyindeki bu değişim artık bir “hastalık” olarak tanımlanmalıdır.

Bir organ hastalığıdır. Merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu oluşur. Tedavi etmek mümkündür.

Tedavi için iki şey gereklidir:

1-Program gereklidir

2-Yaşam tarzının değişmesi gereklidir

Bu da sadece devrimcilikle mümkündür.

Yaşam tarzı değişikliği devrimcilik yapmaktır

Yaşam tarzı, sadece ve sadece devrimcilik yaparak değişir. Başka hiçbir yolu yoktur.

Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuyla Savaş Ve Kurtuluş Merkezi 15 Temmuz 2014 tarihinde açılışını yaptı, 31 Ağustos 2017 tarihinde ise polis tarafından işgal edilerek karakola dönüştürüldü.  HFG kurtuluş merkezinde kapatılana kadar 400 ün üzerinde gencimizi ilaçsız olarak tedavi etti, bağımlılıktan kurtardı.

HFG kurtuluş merkezi nasıl çalıştı. Ne yaptı?

1-Bağımlıya bilinç verdi.

2-Güven verdi.

3-İnsanlarımızın pratiğin ve hayatın içine girmesini sağladı.

4-Eğitim verildi.

5-Bir yere ait olma duygusu verildi.

6-Sorumluluk verildi.

7-Kollektif yaşamayı öğrendiler.

8-Sorun çözmeyi öğrendiler.

9-Değiştirme gücüne inandılar.

HFG çalışmalarını en verimli haliyle aileler, ihtiyacı olanlar, bağımlılar ve halkımız sürdürebilir.

Çünkü bu kurumları yaratacak, güçlendirecek, sahiplenecek kimse yoktur. Buralarda bizim çocuklarımız tedavi olacaklar, bizim çocuklarımız büyütecekler. Devlet çözemez. Sorunları yaratanlar, sorunları çözemezler.

İnsana değer veren; emek ve üretimi yaşamın odağına oturtan, kolektif yaşama ve çalışmanın; kolektif karar alma, sahiplenme ve sorumluluk duygusunun temel ilke olduğu anlayış ve örgütlülükler yaratarak uyuşturucuya karşı mücadele etmeliyiz” diyerek konuşmasını tamamladı.

 

Münire Demirel’in konuşmasının ardından 1 saat yemek molası verildi.

Yemek için verilen aranın ardından sempozyumun 2. gününün 2. oturumuna geçildi. Bu oturumda ilk sözü Almanya HFG’den sempozyuma katılan Hasip Kıvrakdal aldı.

Hasip Kıvrakdal kendisin de eski bir bağımlı olduğunu ve devrimcilerle tanıştıktan sonra bütün hayatının değiştiğini söyledi: ‘’Tüm yaşadıklarım bana devrimcilik yapmaktan başka bir yol olmadığını gösterdi. Düzen çürütür, devrim temizler! Kurumumuza ismini koyduğumuz Hasan Ferit Gedik mahallesinde uyuşturucu çetelerine karşı mücadele ederken şehit düştü. Bu bizleri düşündürmeli, uyuşturucunun arkasında kim var, karşısında kim var, düşünmeliyiz.

Uyuşturucuyla gerçekten mücadele eden yalnızca devrimciler, ben bunu gördüm, tanık oldum, bire bir yaşadım. Bana senden adam olmaz, sen bağımlısın, bir daha kurtulamazsın diyorlardı, devrimciler öyle yaklaşmadı, bir tek devrimciler farklı yaklaştı. Hiçbir çıkar beklemeden, karşılık beklemeden ilgilendiler, emek verdiler. Düşündüm neden benimle ilgileniyorlar, tek bir kuruş karşılık almadan benimle neden ilgileniyorlar diye. Devrimcileri tanıdıkça nedenlerini anladım ve gerçekten yalnızca devrimcilerin bağımlılıktan kurtarabileceklerini gördüm ve yaşadım’’ diyerek bağımlılık sürecini ve bundan kurtuluş sürecini anlattı.

 Hasip Kıvrakdal’ın ardından İrlanda’dan Cumhuriyetçi Sosyalist Parti (IRSP) adına Nathan Hastings söz aldı. Hastings ‘’İrlanda’da mücadelemiz sonucunda Avrupa’nın diğer ülkelerindeki uyuşturucu kullanımına oranla başarılı olduk. Cumhuriyetler ve sosyalistler olarak mücadelemizi büyütmek için diğer örgütler ve kurumlarla çalışmayı dört gözle bekliyoruz. Beraber mücadele edeceğiz ve asalak kapitalizmin yarattığı bu pisliği temizleyeceğiz. ‘’ diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Sempozyuma uyuşturucuya karşı bilgi ve görüntülerin yer aldığı, İngilizce altyazılı video-kurgunun ardından 30 dakika ara verildi.

Aranın ardından Uyuşturucuya Karşı Mücadele Sempozyumu 2. gün, 2. oturumu Halk Cephesi adına söz alan Hazal Seçer’in konuşmasıyla devam etti.  

Hazal Seçer konuşmasında; ‘’Uyuşturucu bütün bir halka yönelmiş, özellikle gençliği hedef alan beyinleri uyuşturan bir silahtır. Uyuşturucuya karşı mücadeleyi 3 temel başlıkta anlatacağız bugün.

Birincisi Halk Meclisleriyle siyasi olarak, ikincisi Halk Milisleriyle askeri ve üçüncüsü Hasan Ferit Gedik Tedavi merkezleri ile tedavi yöntemlerimizle 3 başlık uyuşturucuya karşı mücadele ediyoruz.

Uyuşturucuya karşı mücadelede birde kullananlara yönelik tedavi etme politikamız var. İstanbul Gazi mahallesinde Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuyla Savaş ve Tedavi Merkezimizde 400 uyuşturucu bağımlısını tedavi ettik. Tam 400 kişinin uyuşturulmaya çalışılan beyinlerini kurtardık.

Bu mücadele yalnızca mahallemizi, koruma mücadelesi değildir aynı zamanda çeteler nezdinde faşizmden, yoldaşlarımızı katleden, gençlerimizi zehirleyenlerden hesap sorduğumuz, emperyalizmin ve faşizmin politikalarına karşı direndiğimiz ve asla teslim olmayacağımız bir mücadeledir.

Birol Karasudan Hasan Ferit’e, Hasan Ferit’ten Kemal Delen’e, Kemal Delen ’den Recep Hasar ve Devrim Top’a kadar uyuşturucuya karşı mücadelemiz sürüyor, sürecek’’ diyerek konuşmasını bitirdi.

Halk Cephesi adına konuşan Hazal Seçer’in konuşmasının bitiminde mültecilerle dayanışma çalışmaları yürüten Community of Squatted Prosfygika adlı örgütün temsilcisi söz aldı:

‘’Devlet kontrolünde insanlar zehirlenmek isteniyor. Böylece amaç, emperyalist politikaları hayata geçirmekte çıkan engelleri ortadan kaldırmak, halkı ses çıkaramaz hale getirmekti.

Devrimcilerin uyuşturucuya karşı mücadele vermesi gerekiyor. Bizlerde birçok alanda uyuşturucu çetelerini bulundukları alanlardan söküp attık. Uyuşturucu bağımlılarına karşı yaklaşımımız daha dikkatliydi ve onların da desteğini aldık.

Bizim gibi düşünen insanlar ve kurumlarla birlikte oldukça daha güçlü çözümler bulacağız. Anti kapitalist, anti emperyalist insanların olduğu bölgelerde bunu uyguluyoruz” diyerek konuşmasını bitirdi. Communiyt of Squatted Profygika temsilcisi konuşmasını bitirdikten sonra sempozyum sonuç bildirisi için kısa bir ara verildi. Aranın ardından Halk Cephesi’nden Halil Demir sempozyum sonuç bildirgesini taslağını okudu. (Okunan taslak, sempozyumun 2. günü orada olamayan katılımcılara da gönderilerek bütün katılımcıların onayına ve imzasına sunulacak ve son hali verildikten sonra dünya halklarına duyurulacak.)

Daha sonra uyuşturucuyla mücadelede şehit düşenler için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile sempozyum sonlandırıldı.



Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode