6
53 YAŞINDAKİ TAYAD’LI İNANÇ ÖZKESKİN AİLESİ İLE BİRLİKTE YAŞADIĞI EVDE ÖZEL
HAREKAT POLİSLERİ TARAFINDAN KATLEDİLDİ
HAREKAT POLİSLERİ TARAFINDAN KATLEDİLDİ
13 Haziran günü sabah saatlerinde bir haber düştü ajanslara. Haberde “Kadıköy’de bir eve düzenlenen operasyonda polise silahla karşılık veren bir terörist etkisiz hale getirildi.” deniyordu.
Neler yaşandığını, katliama ilişkin gerçeği bir de bizden dinleyin, okuyun istedik.
Müvekkilimizin katledildiğini öğrendikten hemen sonra katliamın yaşandığı eve gittiğimizde evin mühürlü olduğunu gördük. Yani “olay yeri” kapalıydı, girişimize izin verilmiyordu. Olay yaşanıp bittikten, bütün incelemeler tamamlandıktan, “deliller” toplandıktan saatler sonra “olay yeri” neden kapalı olabilirdi?
Elbette gerçekler açığa çıkmasın diye. “Gerçek ne kadar geç açığa çıkarsa o kadar iyi olur” düşüncesiyle. Çünkü bir kez yalanlar sıralandıktan ve bunlar herkesin inanmasına yetecek kadar tekrarlandıktan sonra gerçeğin açığa çıkmasının bir önemi yoktu. Çünkü yalan ne kadar büyük olur ve ne kadar sık tekrarlanırsa o kadar çok inanan olurdu. Bunu öğretmenleri Göbels’ten biliyorlardı. Ama biz de vazgeçecek değildik gerçeği araştırmaktan ve anlatmaktan. Gerçeğin yalandan güçlü olduğunun ve er ya da geç galip geleceğinin bilinciyle görevimizi yerine getirdik.
Katliamın yaşandığı sitede oturan hiç kimse katliam sırasında oraya yaklaştırılmamış, pencerelerden bakmalarına dahi izin verilmemişti. Ancak yine de sesleri duyabilecek durumdaydılar ve hiç kimse ne polisin “teslim ol” çağrısı yaptığını, ne de polisin ateş etmesinden önce ya da sonra başka bir silah sesi duymuştu. Yani polisten başka ateş eden olmamıştı. Katliamın yaşandığı sırada evde bulunan anne ve baba da polisi ve onların kanlı el havlusu iktidar medyasını yalanlıyordu.
Katliamın tanığı annenin anlatımına göre polis gece 00.30 sıralarında kapıyı dahi çalmadan, doğrudan kapıyı kırarak eve girmişti. Üstelik anne “durun, ne yapıyorsunuz, neden kırıyorsunuz, açıyorum kapıyı” diyerek kapı açmaya çalıştığı halde kapıyı kırmışlardı. Bu sırada İnanç ÖZKESKİN uyuyordu ve gürültü ile uyanmıştı. Annenin “ne oluyor oğlum?” sorusuna, “bilmiyorum anne, anlamadım” diye cevap vermişti. Kapı kırılıp katiller içeriği girdiğinde önce anne, “neden kırdınız kapıyı, açacaktım zaten” diye sormuş, karşılığında “içeri geç, içeri geç” denilerek ve silah doğrultularak bir odaya sürüklenmişlerdi ve 91 yaşındaki baba da silah dipçiği ile vurularak darp edilmişti. Bu sırada koridorda bulunan İnanç ÖZKESKİN “ne oluyor, ne yapıyorsunuz?” diye bağırmış, tam bu sırada silah sesi duyulmuştu… Her şey birkaç dakika hatta saniye içinde olup bitmişti. Yani ne defalarca teslim ol çağrısı yapılmıştı ne silahla karşılık verilmişti. İçeri giren katliam birlikleri “işlerini bitirmiş”, İnanç ÖZKESKİN’i katledip çıkmışlardı.
Sorumsuz bir şekilde polisin servis ettiği haberleri gerçekmiş gibi yayınlayanlar delilleri karattıklarının farkında mı değiller? Hayır, hepsinin yayın hayatı devletin katliam politikalarını hatırlamak için yeterli. Hepsi Günay Özarslan’ın Sıla Abalay’ın nasıl katledildiğini gördüler. Hepsi Dilek Doğan’ın katliam görüntülerini izlediler.
“Etkisiz hale getirilen” kişinin kim olduğu, olayın nasıl olduğu vb. ayrıntılara yer verilmemekle birlikte, tek elden servis edildiği aşikar biçimde birbirinin aynı cümlelerle, birçok haber ajansında ve onları kaynak alan birçok haber sitesinde olaya yer verildi.
Haberi ilk gördüğümüz andan itibaren “acaba hangi halk çocuğunu katlettiler yine” ve “acaba bu sefer hangi yalanları uyduracaklar” diye düşünmekten kendimizi alamadık. Çünkü artık çok iyi tanıyorduk onları. Önce katlediyor, sonra katliamlarını meşrulaştırmak için yalanlar üretiyorlardı. Birkısım iktidar medyası, katiller “işlerini” bitirdikten hemen sonra göreve başlıyordu. Görevleri haber yapmak, halkın haber alma hakkına hizmet etmek değil özel harekat adı verilen bu katliam birliklerinin kanlı ellerini temizlemekti adeta.
Haberi ilk gördüğümüz andan itibaren “acaba hangi halk çocuğunu katlettiler yine” ve “acaba bu sefer hangi yalanları uyduracaklar” diye düşünmekten kendimizi alamadık. Çünkü artık çok iyi tanıyorduk onları. Önce katlediyor, sonra katliamlarını meşrulaştırmak için yalanlar üretiyorlardı. Birkısım iktidar medyası, katiller “işlerini” bitirdikten hemen sonra göreve başlıyordu. Görevleri haber yapmak, halkın haber alma hakkına hizmet etmek değil özel harekat adı verilen bu katliam birliklerinin kanlı ellerini temizlemekti adeta.
Öldürülen kişinin terörist olduğu, canlı bomba olduğu, eylem hazırlığında olduğu, teslim ol çağrılarına ateşle karşılık verdiği, polisle çatışmaya girdiği… vs. vs. Ayrıntıları değişmekle birlikte özü değişmeyen daha pek çok yalanı birbiri ardına sıralıyorlardı.
Dilek DOĞAN’I, Küçükarmutlu’daki evinde, annesinin dizlerinin dibinde katlettiklerinde böyle oldu. Dilek için “canlı bombaydı, aranıyordu, polisle çatışmaya girdi…” dediler. Gerçeğin böyle olmadığı açığa çıktı.
Dilek’ten aylar sonra, aynı mahallede oturan ve işten eve dönen Yılmaz ÖZTÜRK’ü katlettiklerinde de “karakola bomba atarken öldürüldüğü” yalanını söylediler…
Çok değil bir ay önce, Sıla ABALAY’ı katlettiklerinde de, 17 yaşındaki Sıla için “örgütün üst düzey sorumlusu”, “en tepedeki isim” diye yalanlar söylediler…
Çok geçmeden yine benzer bir senaryoyla karşı karşıya olduğumuz açığa çıktı. Öğle saatlerine doğru ilk olarak AKP’nin resmi yayın organlarından Sabah Gazetesi’nde, ardından diğer iktidar medyasında, öldürülen kişinin DHKP/C üyesi olduğu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya suikast hazırlığında olduğu, yapılan operasyon sırasında birçok kez teslim ol çağırısı yapılmasına rağmen silahla karşılık verdiği ve vurularak etkisiz hale getiriliği yazıyordu. Ayrıca evde silah ve birçok “örgütsel doküman” ele geçirildiği yazıyordu. Yani bu ev bir “hücre evi”, İnanç ÖZKESKİN ise bu hücre evinde eylem hazırlığında olan bir “terörist” idi bu senaryoya göre…
Senaryoya uymayan bir ayrıntıdan hiç bahsedilmedi bile iktidarın kanlı el havlusu gazetelerin bu haberlerinde. Bir gazeteci merakını taşımaktan uzaktılar. Oturdukları yerden önlerine düşen polis açıklamasını yayınlayıp geçti kimisi. Bir kamera gönderip katliamın yaşandığı evin görüntüsünü almayı bile çok gördü kimisi…
Oysa ki TAYAD üyesi, 53 yaşındaki İnanç ÖZKESKİN, 80 yaşındaki annesi ve 91 yaşındaki alzheimer hastası babası ile birlikte yaşıyordu bu evde. Yani İnanç ÖZKESKİN katledildiğinde bu “hücre evi”nde yaşlı ve hasta anne ve babası da vardı ve 37 yıldır bu evde yaşıyorlardı. Ama bunun ne önemi vardı. Kanlı el havlusu olmayı görev edinmişler bir kere… Utanmadan, sıkılmadan yalanlar söylediler. Üstelik katliamın tanıkları hayattayken yaptılar bunu…
Evet, gerçek bu kadar açık ve yalın. Ne eylem hazırlığı vardı, ne bu ev bir hücre eviydi, ne teslim ol çağrısı yapılmıştı ne silahla karşılık verilmişti… 53 yayındaki İnanç ÖZKESKİN ailesi ile birlikte kaldığı evde katliam birliği ölen Özel Harekat Birlikleri tarafından katledildi.
Evet, gerçek bu kadar açık ve yalın. Ne eylem hazırlığı vardı, ne bu ev bir hücre eviydi, ne teslim ol çağrısı yapılmıştı ne silahla karşılık verilmişti… 53 yayındaki İnanç ÖZKESKİN ailesi ile birlikte kaldığı evde katliam birliği ölen Özel Harekat Birlikleri tarafından katledildi.
Peki, katliam birlikleri bu cüreti nereden alıyor? Nasıl bu kadar rahat katliam yapabiliyorlar? Elbette bu katliam bir devlet politikası olduğu için. Elbette medyasıyla, yargısıyla bütün devletin arkalarında olduğunu, iktidarın yargısı önünde dokunulmazlık güvencesi olduğunu, yargılanmayacaklarını, yargılansalar bile cezalandırılmayacaklarını bildikleri için…
Ancak ne olursa olsun biz gerçeği anlatmaktan ve adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz. Yalnızca İnanç ÖZKESKİN için değil, polisin katlettiği bütün halk çocukları için adalet istemeye devam edeceğiz. Adaletin halkın ellerinde olduğunu biliyor, halkın birlikte mücadelesiyle adaletin sağlanacağına inanıyoruz.
YALANLARLA KATLİAMLARINIZI GİZLEYEMEZSİNİZ. TARİH ÖNÜNDE HESAP VERECEKSİNİZ!
İNANÇ ÖZKESKİN İÇİN ADALET İSTİYORUZ! HALK ÇOCUKLARI İÇİN ADALET İSTİYORUZ!
ÖZEL HAREKÂT (KATLİAM) BİRLİKLERİ LAĞVEDİLSİN!
14.06.2017
HALKIN HUKUK BÜROSU
Gürsel Mah. Çevik Sok. No:13/10
Kâğıthane/İSTANBUL
Tel/Faks 0212 296 31 59
