7
Bedeller Ödeyerek Kazandık 1 Mayıs Alanlarını!
1 Mayıs; Bugün Kavga Günümüz!
Gerek Türkiye’de gerekse yaşadığımız Fransa’da bedeller ödeyerek kazandığımız haklardan biri olan Dünya Emekçilerinin bayramı olan 1 Mayıs gününü, tüm dünyada olduğu gibi Fransa’da da kutlayacak ve bulunduğumuz yerlerde düzenlenecek eylemlerde kızıl bayraklarımızla yerimizi alacağız.
1886’lerin sonu kapitalizmin vahşi sömürü çağıydı.
1886’da ABD’de onbinlerce işçi burjuvaziden haklarını almak için birleşip alanlara çıktı. Burjuvazi buna katliamla cevap verdi, yüzlerce işçiyi tutukladı. 1 Mayıs 1886 tutuklularının dördü asılarak, biri intihar süsü verilerek katledildi.
İşte 1 Mayıs böyle doğdu. 1886 Enternasyonal 1889’da 1 Mayıs’ı işçi sınıfının dünya çapında birlik, mücadele ve dayanışma günü ilan etti.
ALANLAR BİZİMDİR 1 MAYIS’TA ALANLARDA OLALIM!
Türkiye’de olduğu gibi Fransa’daki emekçiler olarak da 1 Mayıs günü bulunduğumuz her yerde alanlara çıkacak ve kızıl bayraklarımızla düzenlenecek yürüyüş ve mitinglerde yerimizi alacağız.
Fransa’da yaşayan halkımız; sizler de bu sistemin baskılarıyla karşı karşıyasınız. Fransa’da 1969 yılından bu yana yapılan ve en düşük katılım ile düzenlenen seçimde aşırı sağcı Le Pen ile karşı karşıya bırakılan halkımıza bugün de Macron politikaları dayatıldı.
Macron, François Hollande, iktidarı döneminde ekonomi bakanlığı yapmıştı ve bu dönemde Fransa’da büyük krizler yaşanmıştı. Seçimlerden kısa bir süre önce Ekonomi Bakanlığı’ndan istifa eden Macron 7 Mayıs 2017’de gerçekleşen seçimlerde Fransa’nın 25. Cumhurbaşkanı oldu.
Sanki bir önceki hükümet döneminde Fransa’nın ekonomisinin batmasından Emmanuel Macron sorumlu değilmiş gibi halkımıza Fransa’nın kurtarıcısı olarak gösterildi Macron.
İktidarın başına geçen Macron; yaptığı açıklamalarda; ‘ülkesinin durumunu iyileştireceğini ve Avrupa’da söz sahibi olacaklarını’ vurgulamaktaydı. Ancak kısa bir süre sonra uygulamalarından, izlediği politikalarından ve söylemlerinden anlaşıldı ki Macron sadece bir avuç olan zenginlerin çıkarları için başa getirilmişti.
İlk yaptığı, bir önceki hükümetin yarıda bıraktığı veya cesaret edemeyerek başlayamadığı politikaları uygulamaya koyması oldu Macron’un. Fransız halkının bedeller ödeyerek kazandığı hakları tek tek geri almak için kolları sıvayan Macron; ilk iş olarak Avrupa Birliği’nin dayattığı çalışma yasasını kabul ederek meşru hale getirdi. Sonrasında yine AB’nin dayattığı özelleştirme politikalarını ardı ardına yerine getirmek için her tür uygulamaya başvurdu.
Bunun için ilk olarak, baskıları yasal dayanaklarla meşru kılmak üzere; Fransa’da iki yıldır devam eden OHAL uygulamasında alınan kararları, 1 Kasım 2017 günü yeni antiterör yasasını çıkarttı.
İki yıl boyunca süren OHAL uygulaması boyunca halkın protesto veya itiraz hakları ellerinden alınarak; 700’den fazla kişiye eylemlere katılma yasağı getirildi, 160’dan fazla gösteri ile yürüyüş yasaklandı, 4.500’ün üzerinde baskın yapıldı. Bununla da yetinilmedi, yeni antiterör yasası yürürlüğe konuldu. Bu yasa ile demokrasiyi ihlal ederek hükümete muhalif herkese yönelik baskıları arttırdı. İlk olarak; özellikle devrimci, ilerici kişi ve kurum yöneticilerine yönelik uygulamalar başlatıldı, Türkiye’li devrimcilere yönelik davalar açıldı. Oturm hakları ellerinden alındı, yurtdışı yasakları, üçüncü bir ülkeye gönderme motifleri gerekçe gösterildi…
Yine AB’nin dayatması sonucu öncelikle Postahane sektörü özelleştirildi, hemen akabinde demiryollarının özelleştirilmesi gündeme alındı. Oysa; hükümet bir yandan “Demiryolları sektörü zarar ettiriyor. 50 milyar borçluyuz!..” yalanlarını yandaş basın ile sürekli gündemde tutarken, bir yandan da yeni ihaleler ve harcamalar yapmaktadır!
Bu durum karşısında demiryolu emekçileri rayların özelleştirmesine sessiz kalmayarak eylemle karşılık verdi ve Nisan ayından Haziran ayının sonuna kadar haftada iki gün genel greve gitmeye karar verdi. Demiryolları emekçilerinin eylemlerine kısa bir süre sonra diğer emekçiler, emekliler ve son olarak da öğrenciler katıldı. Öğrenciler; liselerde, üniversitelerde, fakültelerde devam etmekte oldukları boykot, işgal eylemleri veya derse girmeme eylemleriyle direnişlerini sürdürüyorlar. Geçtiğimiz ay Montpellier Üniversitesi’ndeki grevdeki öğrencilere elleri sopalı, kara maskeli faşist çeteler saldırdığında okul yönetimi saldırıya göz yumarak onayını vermişti. Bu onaya yanıt olarak Fransa genelinde lise, üniversite ve fakültelerdeki direnişler daha da güçlenerek devam etmektedir.
Yıllar sonra ilk kez hükümetin dayatması sonucu eylemleri bastırmak için okullara çevik kuvvet ekipleri ve sivil polislerle girilerek öğrencilere işkence ile saldırılar yapıldı, yaka paça, jop darbeleriyle, gaz bombalarıyla okullarından çıkartıldı. Bütün bunlara karşın, öğrencilerin direnişi her geçen gün daha da güçlenmekte ve büyümektedir.
Avrupa Birliği; Fransa’da demiryollarından sonraki adım olarak, ülkedeki 150 civarındaki barajın da özelleştirmeye açılmasını istemektedir.
ZAD HALKIN YERLEŞİM ALANIDIR!
Fransa’nın Nantes bölgesinde yer alan bir alana devlet doğayı katlederek büyük bir havalimanı ile hızlı tren istasyonu yapmak istedi. Bu direniş sekiz yıl önce ZAD (Zone à Défendre veya “Savunma Bölgesi”) olarak bilinen otonom alanın kurulması ile taçlandı, alanda bulunan halk ile ülke genelinden gelen çevreciler ve doğaseverler ZAD olarak tarihe geçen kurtarılmış bölgeyi sahiplendiler.
Sekiz yıllık, her anı direniş, mücadele ve öğreti ile dolu sürecin sonucunda, geçtiğimiz Ocak ayında Macron hükümeti projelerinden vazgeçtiklerini duyurdu. Yani; yıllardır doğayı korumak için alanda yaşayan, halk bahçeleri oluşturan, doğal tarım ve organik tarımcılığı uygulayan halk verdiği mücadele sonucu hedefindeki kazanımı elde etti. Hükümet ise; bir yandan havaalanı ve hızlı tren projesinden vazgeçtiğini açıklamasına rağmen halkın elde ettiği kazanımı hazmedemediğini 9 Nisan başlattığı operasyon ile gösterdi.
Macron verdiği talimat ile ‘halkın’ kendi yerleşim alanı olan ZAD bölgesini ‘halkın’ işgal ettiğini ve yine ‘halkın’ işgalinden kurtarılması gerektiğini söyleyerek ‘halkın’a karşı savaş başlattı. Ve 9 Nisan sabahı 2.500 asker ile jandarma ZAD’a operasyon yapmak üzere gönderildi. Başlatılan operasyonlarda, sadece 8 gün içerisinde; 11.000 gaz bombası atıldı, bunların üç bini patlayan ve sağır edici cinstendi. Yani; ZAD alanında bulunan 700 civarındaki kişiye karşı, günde 1.400 adet gaz bombası kullanıldı. Yani; nerdeyse güvenlik güçlerinin sekiz gün boyunca hiç durmadan dakikada bir tane gaz bombası fırlattığını söyleyebiliriz!
Operasyonun ilk sekiz gününün bilançosu ise kendi aktarımlarına göre şöyle; sadece güvenlik güçleri için harcanan para 3.200.000 Euro ve bu miktarın içinde ZAD alanının yıkımı için getirilen iş makineleri, personel veya Nantes şehrinin içinde ve dışında güvenliği sağlamak için görevlendirilen polislerin giderleri yer almamaktadır.
ZAD bölgesinde Macron ve hükümeti tarafından 3.200.000 euro harcanarak gerçekleştirilen operasyonlarda güvelik güçlerince halka yapılan saldırılar sonucu aralarında gazetecilerin de yer aldığı 150’nin üzerinde kişi, bazıları ağır olmak üzere yaralandı.
SURİYE’YE SALDIRI
Emmanuel Macron ülkesinin parlamentosunda her hangi bir tartışma yürütmeden veya onayını almadan, NATO üyesi olmasına rağmen NATO’ya danışmadan 14 Nisan sabahı ABD ve İngiltere ile Suriye topraklarına saldırdı. Yandaş basının yarattığı yalan haberler ile Suriye’de Assad’ın halkına karşı kimyasal silah kullandığı duyurularak ve neden gösterilerek yapılan bu saldırı ile yeni silahlar denendi. Suriye saldırısında toplam 16.230 milyon Euro tutarında silah kullanıldığı aktarıldı.
Macron hükümeti bir yandan Fransız Demiryolları şirketinin zarar ettiğini ve para kaybettirdiğini söyleyerek özeleştirilmesi gerektiğini savunurken, bir yanda ise savaş bütçesini her geçen gün büyütmektedir. François Hollande den sonra Macron da Müslüman Kardeşler’e yakınlığı ile bilinen Suriye toprakları üzerinde katliam yapmak için cihatçıları destekleyen Syria Charity isimli kuruluşu Elysee Sarayı’na davet ederek Suriye’ye deki ‘projeleri’ için 50 milyon yardımda bulundu!
Evet, yanlış duymadınız! Terörizme karşı mücadele ilan eden Fransa devleti, Suriye’deki teröristlere destekte bulunuyor. Ardından bu teröristler Fransa toprakları üzerinde halkları katlediyor.
Macron hükümetinin uygulamalarına dur demek, emekçilerin mücadelesinin yanında olduğumuzu göstermek, savaşlara ayrılan bütçelerle halkların katledilmesine dur demek, hak gasplarına dur demek, bedel ödenerek kazanılmış hakların bu kadar kolay geri alınamayacağını haykırmak için 1 Mayıs’ta alanlarda olalım.
1Mayıs emekçi bayramında bulunduğumuz her yerde kızıl bayraklarımızla Halk Cephesi kortejlerinde yer alarak bu zulme dur diyelim.
AKP Faşizmi Türkiye’de 80 Milyon Halkımızı OHAL Veya KHK’lerle Teslim Alamaz!
AKP Hükümeti OHAL Altındaki Bir Ülkede Seçim Oyunuyla Halkımızı Aldatamaz!
Faşizm İle Yönetilen Bir Ülkede Seçim Aldatmacasıyla Demokrasicilik Oyunu Oynanamaz!
Macron Hükümeti Kanla Bedel Ödenerek Elde Edilen Sosyal Halkları, Bir Avuç Zenginin Çıkarı İçin Gasp Edemez!
Yaşasın 1 Mayıs!
FRANSA HALK CEPHESİ
