4
Avrupa`da her geçen gün ekonomik, sosyal, siyasal alanda saldırılar artmakta ırkçılık ve yozlaşma ise birçok Avrupa devletinin elinde en başta biz Türkiyeli göçmenlere olmak üzere diğer tüm halklara karşı silah olarak kullanılmaktadır.
Irkçılığın bir devlet politikası olduğu, parlamentolarda temsil edildiği, devletlerin haber alma teşkilatlarında, polis teşkilatlarında, çalışma dairelerinde, okullarda ve birçok kurumda örgütlü olduğu artık ayan beyan ortadadır. Bizler günlük hayatlarımızda bile ırkçı politikalar ile sürekli karşılaşırken bu politikalardan güç alan ırkçı katiller sokaklarda göçmen avına çıkacak kadar pervasızlaşmışlardır.
Yozlaşma ise daha sinsi bir politika olarak hayatlarımıza sokulmakta, uyuşturucuya ulaşmak neredeyse okul çağındaki çocuklarımız için bile sorun olmamakta, kumar salonları yetmiyormuş gibi kumar makineleri en küçük dükkanlara bile girmekte, fuhuş ise bir geçim kapısı gibi sunularak normalleştirilmektedir.
Avrupalı devletler uyuşturucudan, kumardan, fuhuştan ciddi paralar elde ederken bu bataklığa saplanan birçok insanımız ciddi maddi ve manevi sorunlar yaşamakta, yuvalar yıkılmakta ve adeta toplumsal bir travma yaşanmaktadır.
Bizler ise sömürgeci politikalar sonucunda ülkelerini terk etmek ve Avrupa`nın farklı ülkelerinde yaşamak zorunda bırakılan göçmenler olarak; yukarıda saydığımız bu politikalara teslim olmadığımız gibi, karşısında mücadele etmekten geri durmadık. Irkçılığa ve yozlaşmaya karşı başta konserler, festivaller, paneller, piknikler, imza kampanyaları, basın açıklamaları olmak üzere irili ufaklı bir çok etkinlik düzenledik. Yapmış olduğumuz bu çalışmalardan rahatsız olan sözde demokrat özde ise halk düşmanı iktidarlar tarafından kurumlarımız basıldı, konserlerimiz iptal edildi, insanlarımız tehdit ve şantaj ile işbirliğine zorlandı ve kimilerimiz ise uzunca yıllara varan hapis cezaları ile cezalandırılarak gözdağı verilmek istendi.
Tüm bu saldırılara ek olarak son yıllarda yaygın bir şekilde insanlarımız imza dayatması, seyahat sınırlaması, oturum haklarının ellerinden alınması ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Burada amaç; insanlarımızı kriminalize ederek yalnızlaştırmak, ve nihayetinde düşüncelerinden arınmış, değerlerini unutmuş, apolitikleşmiş bireyler haline getirerek imha etmektir.
Bizlere yöneltilen suçlamalar ise artık öyle komik haller almıştır ki; Grup Yorum konser bileti satmak, dergi dağıtmak, 1 Mayıslara katılmak, stant başvurusu yapmak, türkü gecesi düzenlemek, üzerinde kahrolsun emperyalizm yazan pankart taşımak, Mahir Çayan baskılı t-shirt giyimek mahkemelerde savcıların hazırladıkları iddianamelerin ana maddeleri olmuştur.
Bütün bu hukuk ve ahlak dışı saldırılar karşısında elbette ki bizlerde sessiz kalamazdık. Bizlere yönelik hayata geçirilen tehditlere, şantajlara ve hak ihlallerine karşı direnişler örgütleyerek, güçlerimizi birleştirerek karşı durmaya başladık ve durmaya da devam edeceğiz.Başlatmış olduğumuz bu direnişler ile saldırılar karşısında teslim olmayacağımızı dosta düşmana ilan ediyoruz. Bizler hem ülkemizdeki faşizme karşı mücadele geçmişimiz ile gurur duyuyor hem de Avrupa`daki anti emperyalist, anti faşist faaliyetlerimize devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Avrupa`da direnen direnişçiler olarak daha örgütlü ve kolektif hareket etmek, tecrübelerimizi birbirimiz ile paylaşmak, ortak sorunlarımıza ortak çözümler bulabilmek ve en önemliside direnişlerimizi büyüterek hem en doğal haklarımızı geri alabilmek hem de benzer durumlarda olan başka insanlarımıza umut olabilmek için Avrupa Direnişler Meclisi`mizi kurduğumuzu ilan ediyoruz. Meclisimiz ile daha güçlü ve daha umutluyuz.
Oturum Hakkımızın Tehdit Aracı Olarak Kullanılmasına Son Verilsin.
İmza Dayatmasını Tanımıyoruz.
30 Km Sınırlamasını Tanımıyoruz.
Devrimcilik Yapmak Suç Değil Görevdir.
Düseldorf Direnişçileri – İlker Şahin, Deniz Yıldız, Haydar Demiray, Hasan Hüseyin Köse, Mesut Demirel
Schwetzingen Direnişçisi – Cemaat Ocak
Hamburg Musa Asoğlu İle Dayanışma Çadırı
Avusturya Anadolu Federasyonu Çalışanları
