Home almanyaAlmanya: Erdal Gökoğlu Mahkemede Savunmasını Yaptı!

Almanya: Erdal Gökoğlu Mahkemede Savunmasını Yaptı!

by halkinkutuphanesi
0 comments

Salı günü 5 Şubat 2019 tarihinde Erdal Gökoğlu’nun mahkemesi devam etti.
Mahkeme saat 09.00-12.30 arası sürdü, öğlen yemek molasından sonra 16i00’ya kadar devam etti.
Erdal Gökoğlu savunmasının başında Buca, Ümraniye ve Ulucanlar katliamlarının, 19-22 Aralık katliamın fotoğrafları ve videolarını, 2000-2007 arasında süren Büyük Ölüm Orucu direnişinden Canan ve Zehra, Ahmed İbili, Cengiz Soydaş, Gülsüman ve Şenay annelerinin fotoğraflarını gösterdi.
Sergül Hatice Albayrak’ın şehit düştükten sonra ki zafer işareti yapan elinin fotoğrafını ve bedeninin fotoğrafını gösterdi. Bu fotoğraflar üzerinde ülkemizde yaşanılan zulmü, baskıyı ve direnişi anlattı.
Dünya’da açlık grevinin halklar tarafından benimsenilen bir direniş yöntemi olduğunu, Roma döneminden, İran’dan, Hindistan’dan, Bolivya’dan ve ülkemizden verdiği örneklerle somutladı.
İkinci bölümde Türkiyedeki avukatların 2 yıldır tutuklu olduğunu ve dünya avukatlar gününde açlık grevine başladıklarını anlattı.
Savunmanın ikinci bölümünden Erdal Gökoğlu’nun kaleminden yazılanları, mahkemede dinlediğimiz kadarıyla aktarıyoruz:
“Adalet sadece adalet saraylarına sığdırılamıyormuş.”
“Türkiyede açlık grevi, siyasal hak arama yöntemidir.”
“İlk kez 20. yüzyılın birinci yarısında Nazım Hikmet 1938 yılında 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmış. Nazım tutsaklık döneminde de düşüncelerinden vazgeçmez. Çeşitli sosyalist örgütlenmeler ve partiler Nazım Hikmet ile kampanya başlatmış ve 1950 yılında tahliye olur.”
“Malta sözleşmesi hekim müdahalesini yasaklamaktadır. A.G. grevi direnişinden dolayı yakalandığım wernicke-korsakoff hastalığından dolayı Türkiye hapishanesinden tahliye edildim. Siz Malta sözleşmesini bir kenara koyarak beni yargılamaya çalışıyorsunuz.”
“Değerlerimiz için öldük. Devrimciliği yeniden tanımladık. Bu direnişler emperyalizm dayatmalarına teslim olmayacağımızı gösterdi. Demokrasi maskelerini düşürdü. Sosyalizm öldü demagojilerini yerle bir etti. Ezilen halklara her koşulda direnilebileceğini gösterdi. Aksi ise çürüme ve yok olmadır. Bugün Anadoluda baskı ve zulüme karşı direnenler varsa, bu direnişler sayesinde. Bugün Türkiye hapishanelerinde hala açlık grevleri yapılıyor. Hapishane koşullarında bir tutsağın kullanacağı başka bir şeyi yok. Kimse demagoji yapmasın. Bir insan canını ortaya koyuyorsa orada söylenecek söz bitmiştir. Bu direnişlere katılmış biri olarak kimse bana neyin doğru neyin yanlış olduğu anlatmasın. Ben morglarda öldü diye arananlardandım. Suçların en büyü bana ve arkadaşlarıma karşı işlenmiştir.
Siz hiç ‘Artık yaşamın sonuna geldik’ diye düşündünüz mü?
Bayılıp, ayıldığınızda ‘Ölüm böyledir her halde ‘ dediniz mi?
Yanık insan kokusunu soludunuz mu?
25 kiloya düşmüş bir yetişkin bedenini omuzlarınızda taşıdınız mı?
Bir mezarlık bekçisi için ölü görmekte, diri görmekte bir farkı yoktur. 
Düşünün 122 tabut arka arkaya çıkıyor. Her tabutun 3 m olduğunu ve 10 kişinin taşıdığını, 1km lik bir yol düşünün. Asfalt değil insan bedenleri ile döşenmiş bir yol. Özgürlüğe, Adalete döşenmiş bir yol.
İzolasyonun ne olduğunu en iyi siz bilirsiniz. F-Tipi tecrit hapishaneleri ölümün ve zulmün adı olmuştur. 1990’lı yıllarda F Tipi Hapishaneleri tartışması başlamıştı. 2000’li yılların tutsakları ve aileleri tecrit, baskı ve işkence demiş. İstediğiniz ölüm ise, ölmeye hazırız, insanlara korku ve göz dağı vermekten vazgeçin deyip feda eylemi yapmışlardı.
Şimdi siz neden faaliyetlerine devam ediyorsun diye soruyorsunuz. Zararı yok, sormaya devam edebilirsiniz. 122’lerden hangisini sayayım. Birçokları ile ekmeğimizi ve hayallerimizi paylaştık. 19 Aralık’ta Ahmet İbili’yi örnek verdi. Ahmet İbili’nin yanan bedenine karşılık, karşı tarafın cevabı neydi? Yanan bir bedeni kurşunlamaktı.
İşte iki taraf, iki ideoloji, iki sınıf!”
Gülsüman, Şenay annelerden ve Canan ve Zehra’dan örnek verdi. “Evet bu insanlar benim için canlarını verdiler. Ben Avrupa’ya geldikten sonra hiç bir şey olmamış gibi olsaydım Gülsüman ve Şenay’ın çocuklarının, Canan ve Zehra’nın babasının gözlerinin içine nasıl bakacaktım? Siz olsaydınız bakabilir miydiniz? Artık unutun bunları mı demeliydim onlara?”
“Başka bir örnek daha: Sergül Hatice Albayrak. 122 arkadaşımdan biriydi. Gencecik, hayat dolu bir kadın idi. Almanya’da doğup, büyümüştü. Anne ve babası ayrılmıştı. Sokakta büyümüştü. Uyuşturucu ve yozlaşmanın batağındaydı. Maceradan maceraya koşuyordu. Korkusuz, çılgın bir kadındı. O bataklığa saplanıp kalmadı. Devrimciler ile tanıştı. Ülkeye gittiğinde gözaltına alındı, işkence gördü ve tecavüze uğradı. Sonra tutuklandı. Hapishaneye geldiği gün ben karşılamıştım onu. Gözaltına her türlü muameleyi yaşamıştı. Kendi ana dilini tam olarak konuşamıyordu. 18 yaşındaydı, ama hapishanede devletin zulmünü tanıdıkça olgunlaştı. Faşist devleti ve hayatı orada tanıdı. F-Tipini ve Ölüm orucunu orada tanıdı. Yaşadıklarını unutabilmesi mümkün değildi. Tahliye olduktan birkaç gün sonra evinden kaçarak kendini Taksim meydanında yakmıştı. Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun diye yazıyordu dövizde. Hapishaneden çıkmıştı. Tahliye olmuştu. Kimse onu bir şeye zorlamamıştı. Gerçekten siz anlamayabilirsiniz, normaldir. Daha birçok örnek anlatabilirim. Her insanın hayatı basılmamış bir kitaptır. Yazılmamış olsa da yaşanmıştır, Kimse unutturamaz.
Ben şanslıydım, arkadaşlarım vardı. Arkadaşlarımdan biri ise Mehmet Akdemirdi. Şuan mahallelerde uyuşturucuya, fuhuşa ve yozlaşmaya karşı olduğu için tutsak. Bana en çok yardım eden bu arkadaşımdı. Siz ne yapıyorsunuz? Bunlara dava açmaya çalışıyorsunuz. Bu kadar şeyden sonra, böyle şeyler düşünmem yaşadıklarımı unutmamak, anlatmak katilin hesabının sorulmasını istemek. 122leri yaşatmak. Yaşamak için yeterli gerekçelerdir.”
“Bozuk düzenin bir parçası olmak yerine, onu değiştirmek için mücadele etmek. Burjuva mahkemesi olsa dahi insanın ruh halini anlamak gerekmez mi? Ne yazık ki baktığınız her yerde terörden başka bir şey görmüyorsunuz.
Sevdiklerimi ölümüne sevmek mi suç?
Açlık grevimi suç?
Ölüm orucu mu suç?
Zulme karşı direnmek mi suç?
Adalet aramak mı suç?
Ceza istemek mi suç?
Hukukçunun görevi ne olmalıdır? Yasalara bakarım, görevimi yaparım mı diyor?
Yasalar ve hayatın gerçekliği birbirine uymuyorsa, ne olacak mesela?
Her mesleğin bir ahlakı vardır, sadece bir görev değildir. Nasıl yapıldığı ve kimin için yapıldığıdır. Hitler döneminde Almanya Brecht’e dar edildi. Adalet halkın ekmeğidir demiştir Brecht. Bir kere değil her gün lazım bize demiştir Brecht.
Brecht halklarındır, bizimdir. Bende aynen Brecht gibi Adalet Halkın Ekmeğidir Diyorum Ve Yaşasın Halkın Adaleti Diyorum!” Diyerek savunmasını bitirdi.
Musa Aşoğlu’na Özgürlük Komitesi- Freiheitskomitee

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode