4
“Bugün sabah direniş alanına gittiğimde bir kaç Alman kadın geldi, bugün çıkan gazetelerde haberi okuduklarını bu yüzden yerinde görmek için geldiklerini söylediler. “Yazılanlar doğru mu?” Daha haberleri görmediğimi ama merak ettiklerini sorabileceklerini söylediğimde ortak soruları “Gerçekten hapishanede kaldın mı? Neden tutuklanmıştın?” Başarılar dileyip gittiler bir teyze hariç, bu teyze, Almanya´da yaşayanların kendi ülkeleriyle ilgili protestolarını Almanya´da yapmalarını ya da Alman devletinde hoşnutsuz olmalarını anlamadığını, burada iş bulduklarını buna şükretmeleri gerektiğini “Beğenmiyorlarsa gitsinler” mentalitesinde anlattı. Almanya’ya gelen birinci jenerasyonun ağır koşlullarda çalıştığını, çok ciddi hastalıklarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını çok sık duyduğunu ama “para kazandılar” şeklinde ifade etti. Savaş olan ülkelerde insanlara kapılarını açtıkları için dua’yı hakettiklerini söyledi. Afganistan’da Alman askerinin varlığını, silah ticaretini, satılan silahlarla kimlerin katledildiğine dair sorularımı “Yanlış biliyorsun yok öyle bir şey”, “Anlamıyorum ne söylediğini”… gibi geçiştirdi. Buradan yola çıkarak neden-sonuç ilişkisiyle sormadan sorgulamadan dile plesenk olmuş cümleler aslında yozlaştırmaya, ırkcılaştırmaya yönelik devletin sistematik olarak uygulamış ve uygulamakta olduğu politikaların sonucudur.
Sokakta yaşayan (Obdachlos) biri geldi, bisikletine bağladığı radyodan haberimi duyduğunu, merak ettiği için geldiğini söyledi. Romanya´dan yaşayan Almanlardan olduğunu, çok küçük yaşta geldiğini, kağıt üzerinde “Gerçek Alman” olabilmenin yolu Yugoslavya ´da başlayan savaşta rüştlerini ispatlamaları dayatıldığını, oradan döndükten sonra bir daha devlet dairesine gitmediğini, sokakta yaşamayı tercih ettiğini “Gerçek bir alman değil, gerçek bir insan olarak” ölmek istediğini söylediği ilginç bir sohbet oldu. “Ne istediğini biliyorsan, kazanırsın” temennisiyle ayrıldı.
Mannheim Halk Meclisi Girişimi´nden bir arkadaşım destek ziyaretinde bulundu.”
