Home BlogYürüyüş Dergisi 473. Sayısı Çıktı

Yürüyüş Dergisi 473. Sayısı Çıktı

by halkinkutuphanesi
0 comments
*DERNEKLERİMİZ DERGİLERİMİZ HALKIMIZIN EVİDİR!
* Halk Düşmanı Katilleri Sokmayacağız!
* Demokratik Mevzilerimizde Direneceğiz!..
* Seçim Değil Savaş; 170 Saldırı Oldu, 140’ı HDP’ye
* 69 Yılda 16 Seçim, 62 Hükümetle Halkın Hiçbir Sorunu Çözemediler, 63. Hükümet İle De Çözemeyecekler!
* Oligarşinin Krizi Daha Da Büyüyecek!
(Derginin PDF’sini okumak için linke tıklayınız: http://yuruyus.info/pdf/pdf/473.pdf)

Yürüyüş Susturulamaz!
Katilleri, Hırsızları, Halkın Ekmeğine Göz Koyanları, Çocuklarımızı Katledenleri Yazan Yürüyüş Dergisi Susturulamaz!
Biz Halkız! Ne bizi tüketebilir, ne de sesimizi kısabilirsiniz! Susmayacağız!
Yürüyüşe sahip çıkıyorum, Yürüyüş okuyorum diyelim, Yürüyüş okutalım.
Yürüyüş Dergisine ve kitaplarımıza ulaşmak için Ozan Yayıncılıkla iletişim kurabilirsiniz.
Ozan Yayıncılık Telefonu: (0-212) 536 93 44
Haftalık Dergi / Sayı: 473
14 Haziran 2015
Fiyatı: 1 TL (KDV dahil)
www.yuruyus.com
İÇİNDEKİLER:
* İstiyoruz Yapacağız: Bir alanda, bir birimde nasıl örgütleniriz?-2
Kadro da bir anlamda bir ağaç gibi, bir çiçek gibi yetiştirilir. Emek ister, özen ister, beslenmek ister. İhmale, unutulmaya gelmez. Gürbüzleşip, çiçek açmakta olan bir fide onu ihmal ettiğinizde, onu besleyecek şeyleri vermediğinizde solmaya başlar ve kurur.
Yönetici ve kadrolarımızın olduğu her yer eğitim yeri, her zaman eğitim zamanıdır.
Eğitim faaliyeti kadro yetiştirmenin ilk temel halkasıdır. Önce yöneticilerimiz öğrenmelidir. Öğrenmeyen öğretemez.
* Oligarşinin krizi daha da büyüyecek!
Bu seçim sonuçları ile de açılıp kapanan bir çağ yoktur, olmayacaktır.
Gerçek olan şudur;
Bir; Parlamento oligarşinin parlamentosudur.
İki; Oligarşinin yönetim biçimi demokrasi değil, faşizmdir.
Üç; Parlamento, faşizmi gizleyen, demokrasicilik oyunun en önemli aracıdır.
Dört; Seçimler oligarşinin yıpranan yüzünü yenilemeye yarar.
Beş; Faşizm AKP’den ibaret değildir.
Altı; Devrimciler, sosyalistler de seçimleri devrim mücadelesini geliştirmek için değerlendirirler, ancak parlamentoyu halka çözüm yeri olarak göstermezler…
* Halkların faşizmle barışı asla mümkün değildir! Seçim değil Savaş; 170’i HDP’ye 200 saldırı
Bu nedenle faşizmle uzlaşma arayışlarını sürdürmek, barışacağı hayalleri kurarak kendini düzene kabul ettirme uğraşı içinde olmak halklar için barış ve demokrasi getirmez. Burjuva düzeninde bile faşizmle demokrasi yan yana, birlikte durabilen kavramlar değildir. O halde faşizmi yok etmeden demokrasi beklentisi içine girmek ve kitleleri bu beklentiye sokmak halkı aldatmaktan başka bir anlama gelmez.
Faşizmi gerileteceğiz deniyorsa o zaman bunun yolu da parlamenter mücadele kanalları değildir. Faşizm halkın silahlı güçleri tarafından değiştirilebilir ve faşist terör ancak bu şekilde engellenebilir…
Bu bakış açısına sahip olmayanlar, buna uygun politikalar geliştirmeyenler faşizm karşısında asla başarılı olamazlar.
* Amed’de yapılan katliamın faili AKP’dir!
Faşist katliamlara karşı halkın bir tek çözümü vardır: Faşizme karşı örgütlenmek ve faşistlerden hesap sormak. Çözüm katillerin meclisinde değil, Kürdistan topraklarındadır. Kürdistan’da AKP’nin döktüğü kanın hesabını soracağız. Meydanlara akıtılan kanın, parçalanan bedenlerin hesabını, ant olsun ki soracağız halk düşmanlarından…
* Bu ülkede adalet yok; kendi ellerimizle sağlayacağız adaleti!
Tepeden tırnağa adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Yediğimiz ekmekten içtiğimiz suya kadar adaletsizliği hissediyoruz. Bizi insanlığımızdan etmeye çalışıyorlar. Biz ise bu insanlık dışı uygulamayı kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın sokak ortasında öldürülmesini, madenlerde diri diri yakılmayı, hapishanelerdeki tecriti kabul etmiyoruz. Halk adaletsiz kalmaz. AKP’nin faşizmine karşı kendi adaletimizi yaratacağız. Hesap soran olacağız.
* Derneklerimiz, dergilerimiz halkımızın evidir! Halk düşmanı katilleri sokmayacağız! Demokratik mevzilerimizde direneceğiz!
Faşist polis kurumlarımıza, evlerimize, işyerlerimize, mahallelerimize, ellerini-kollarını sallayarak girememelidir. İstedikleri zaman, istedikleri biçimde baskınlar yapamamalıdır. Kurumlarımızın, mahallelerimizin güvenliğinin sağlanması faşizme karşı demokrasi mücadelesinin önemli bir parçasıdır.
Kurumlarımızı, mahallelerimizi halkla birlikte savunmanın hazırlıklarını yapmalı, bunun meşruluğunu kavratmalıyız.
Faşizmin tüm kurumlarıyla, baskı güçleriyle rahatlıkla hareket etmeleri faşizmin, zulmün, sömürünün dayatılmasıdır, meşrulaştırılmasıdır. Buna izin vermeyeceğiz.
Mahallelerimizde elinizi-kolunuzu sallayarak kurumlarımızı, halkın evlerini, işyerlerini asamayacaksınız! Kurumlarımıza saldıranların katil, hırsız düzenlerini yıkacağız!
* Yürüyüş Dergisi gerçeğin sesidir susturulamaz!
Aralarında Yürüyüş dergisinin de olduğu 3 Haziran baskınlarıyla ilgili olarak, İstanbul ve Anadolu’da birçok kurum ve alan açıklama yaparak, yaşanan hukuksuzluğu protesto etti ve adalet talebinde bulundu.
* Adalet Yoksa, Adalet Savaşçıları Vardır: Halkın adaleti, adaletsiz düzenin sonunu getirecek!
Halkın Örgütlü Gücü İle Birleşmiş Devrimci Şiddet Yenilmez!
Halkın adalet savaşçıları, bir avuç azınlığın değil, tüm emekçilerin, alınteri dökenlerin haklarıyla yaşadığı, hiç kimsenin sömürülmediği, vatanımızınemperyalizme bağımlı olmadığı bir dünya için savaşıyorlar…
Öldürülen Berkinlerimizin kanı yerde kalmasın diye canlarını ortaya koyuyorlar.
* Direndik ve Kazandık! Erkan Munar’ın 105 günlük direnişi zafere dönüştü!
Erkan Munar’ ın kabul edilen talepleri şunlardır:
1-Yeni iş olanağı sağlandı.
2-Direniş sürecinde geçen 105 günlük maaş.
3-Yakılan çalınan çadırların yerine
5 adet çadır kendisine verilecek.
Ve talepler kabul edildiği için 9 Haziran Salı günü sabahtan itibaren Nefa fabrikası önündeki çadırımızı kaldırdık. DİRENİŞ ZAFERE DÖNÜŞTÜ.
Direnişimizde emeği geçen başta büyük ailemiz olmak üzere tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz ve daha nice zaferleri hep birlikte yaşayacağız.
Kuracağımız işçi meclisleriyle tekil direnişlerden kitlesel direnişlere uzanan bir süreç yaratacağız ve daha büyük zaferler kazanacağız!
* Devrimci İşçi Hareketi: 1. İşçi Kurultayı sonuç bildirgesi
– DEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ işçilerin mücadelesini yasallık sınırlarına hapsetmeden meşruluk temelinde ele alır. İşçilerin meşruluğunun temeli haklılıklarıdır. Patronlar tarafından kendilerinden çalınanları almak için mücadele etmektedirler.
– DEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ bir yandan işçi direnişlerini örgütlerken aynı zamanda işçileri de örgütleyecektir. İşçilere, kazanmanın yol ve yöntemlerini fiili mücadelesiyle gösterecektir.
-DEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ işçi direnişlerini, işçi sınıfının mücadelesinin halkın diğer kesimlerinden ayrı olmadığını bilerek işçi direnişlerini ele alır.
İŞÇİ MECLİSLERİNDE BİRLEŞELİM, ÖRGÜTLENELİM, KAZANALIM!
* 10 Soruda: Yaz kamplarımız
Tatil Nedir? Devrimcilerin Tatil Anlayışı Nasıldır?
Tatil; “Kanun gereğince çalışmaya ara verileceği belirtilen süre, dinlenme.” (TDK, Türkçe Sözlük)
Elbette bu düzenin “tatil” tanımıdır. Devrimciler için tatilin anlamı, sadece kasların, vücudun dinlenmesi veya beynin dinlenmesi değildir… Tatili, hem vücudun yorgunluklarının atılması ve beynimizin sürece dair yeni bilgilerle doldurulmasıdır. Yani hem eğitim, hem de yeni sürece hazırlıktır.
* Korkun halk düşmanları, korkun… Halkın da bir adaleti var!
“Ben halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı oldum” diyen Tayyip Erdoğan bir koruma ordusuyla dolaşıyor. Ak Saray’ın üstünü bile uçuşa yasakladılar… Bırakın halkın içine girmeyi gölgesinden dahi korkuyor. Çünkü halka karşı işlediği suçları en iyi kendisi biliyor.
6 yaşındaki Enes Atalar’ın “çocuk da olsa, kadın da olsa” diyerek katliam emrini verip, 14 yaşındaki Berkin Elvanların ölüm talimatını verip geceleri rahat uyku uyuması mümkün değildir…
11 milyon insanımız işsiz; açlığa, ölüme mahkum edilirken, evine bir ekmek götüremezken, asgari ücrete bir kuruş zam vermemek için haftalarca pazarlık yaparken, 50 milyon insanı yoksulluk sınırının altında yaşatırken, ülkeyi yağmalayıp talan ederken, ülkemizin yeraltı, yerüstü kaynaklarını, halkımızın emeğini emperyalist, işbirlikçi tekellere, yandaşlarına peşkeş çekerken geceleri rahat uyuyamazlar… Halkın içine girip dolaşamazlar…
* Haziran Ayaklanmasından bugüne… Çözüm düzen partilerinde, parlamentosunda değil; çözüm halkın mücadelesinde, örgütlenmesindedir!
Devrimciler, düzenin krizini derinleştirmeyi esas alırken, bu temelde politika yürütürken bir yanda oligarşi diğer yanda reformizm halkın öfkesini yatıştırma, düzen içine kanalize etme temelinde politika yürütmektedir.
Düzenle devrimin, reformizmle devrimciliğin savaşı bu temelde gelişmektedir. Düzen, reformizm ve devrim cephesinden atılan her adım bu temel içinde ele alınmalıdır.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, söylediğimiz şeyler kehanet değildir; direnişler artacaktır, yeni direnişler yaşanacaktır. Çünkü bu düzen çürümüştür ve halka vereceği hiçbir şey yoktur. Çünkü bu ülkede biz varız; Cephe var.
* Kürdistan’da Tek Yol Devrim: Kürt sorununu oligarşi çözemez, devrim çözer!
Seçimlerden önce katıldığı bir televizyon programında, HDP’li Sırrı Süreyya Önder “çözüm süreci” için herkesle görüşebileceklerini ve bu süreci MHP ile de yürütebileceklerini söyledi.
“MHP ile de yürütürüz. Yeter ki ciddiyet olsun… Kim olursa olsun, kim gelirse gelsin bu normları kabul eden herkesle konuşuruz.” (CNN Türk)
Ciddiyet olursa herkesle yürütecek süreci…
Fakat bu yaklaşımın kendisinin ne kadar ciddi olduğu tartışılır. Ülke gerçeklerinden kopuk, ayakları havada ve yaşanan tüm tarihi gerçekleri bir yana bırakan bu yaklaşımın kendisi ciddiyetsizdir, tutarsızdır…
* Ortadoğu’da akan her damla kanda AKP’nin eli var!
TIR’dan çıkan silahların dökümü şöyle:
– 1000 Havan
– 1000 Top Mermisi
– 50 Bin Makineli Tüfek Mermisi
– 30 Bin Ağır Makineli Tüfek Mermisi
İşte tüm bu ağır silahlar Suriye’de Arap, Kürt, Türkmen ve diğer tüm halkların katledilmesi için kullanılan silahlardır. Bu silahlar emperyalizmin silahlarıdır. Türkiye oligarşisi, AKP bunların gönüllü taşıyıcısı olmuştur. Emperyalizme uşaklıkta sınır tanımayan AKP açısından Suriye halkına karşı kullanılacak olan bu silahların taşınmasının ve halkların kanının dökülmesinin bir sakıncası yoktur.
* Röportaj: Av. Engin Gökoğlu; Kolumu kıran işkenceci polislere dava açılmadı, işkenceye direndiğimiz için bize dava açıldı!
Faşizmin adaleti işkencecileri koruyor. Hırsızları, katilleri koruyor… Bunun yeni bir örneği; Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Engin Gökoğlu’na saldırıp kolunu kıran polisler hakkında yapılan suç duyurusu dikkate alınmazken, işkenceye karşı direndiği için Av. Engin Gökoğlu hakkında açılan davadır. Konuyla ilgili Engin Gökoğlu ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
* Bizim Mahalleden: Halk meclislerini; en yoksullara giderek halkın umudu haline getirmeliyiz…
Halk Meclisleri halkın öz örgütlenmeleridir.
Faşizmin halkı aç, yoksul, ekmeğe ve adalete muhtaç bıraktığı yerde halkın kendi öz savunma gücüdür.
Düzen halkın hiçbir sorununa çözüm olmamakta, halkın yoksulluğunu dahi kendi çıkarları için kullanmaktadır. Örneğin AKP iktidarı “yardım” adı altında, 13 yıllık iktidarı boyunca halkı kendilerine bağlamışlardır. Oysa halkı aç bırakan, dilenci konumuna düşüren kendileridir. Yardım diye verdikleri paralar zaten halktan kesilen vergilerdir. Yani halkın kendi parasıdır.
* TAYAD’lı Ailelerden: Şehit ve tutsak ailelerimizi örgütlemeliyiz…
Bizim ülkemizde devrimci mücadele güçlüdür. Mücadele geleneği güçlüdür. Dolayısıyla şehitlik ve tutsaklık da kaçınılmaz olarak yaşanacak bedellerdir. Bunlar pahasına yürürüz. Şehit ve tutsak aileleri de güçlü bir mevzidir. Bu alanı örgütlü bir güce dönüştürmeliyiz.
Bunun için düzenli, sürekli aile ziyaretleri yapmalıyız. Düzenli aile ziyareti yapmayan, ilgilendiği aileler olmayan bir TAYAD’lı görevini yerine getirmiyor demektir.
Şu andan itibaren her TAYAD’lıya düşen görev ilgileneceği aileleri belirlemek ve iki eli kanda da olsa bu aileleri ile düzenli olarak ilgilenip onları örgütlemektir.
* Ülkemizde Gençlik: Tutsak Dev-Gençliler derhal serbest bırakılsın!
* Röportaj: Nuriye Gülmen; Adaletsizliğe uğrayan herkes adına, adaletin kılıcını çekmek için direniyorum.
Eskişehir’de demokratik hak ve özgürlüklerine sahip çıktıkları, adalet mücadelesi verdikleri için görevlerine son verilen Eğitim-Sen Üyesi Kamu Emekçileri Cepheli Nuriye Gülmen ve Hatice Yüksel ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
* Grup Yorum 30 yaşında…
1985 yılından bugüne uzanan bir serüven. Halkın yaşamının, acılarının, sevinçlerinin, duygularının notalarla anlatıldığı, türkülere dönüştüğü koskoca 30 yıl… Halktan yana sanat anlayışıyla yola çıkılan, bu yolculuğun hiçbir evresinde bundan ödün verilmeyen, aynı anlayışın bugün de taptaze, dipdiri tutulduğu 30 yıl…
Devrimci, sosyalist ideolojisi, kapitalist adaletsizliğin karşısındaki duruşu nedeniyle, kurulduğu ilk günden itibaren iktidarların baskısını, şiddetini üstüne çekti.
Her yolu denediler, susturmak, ortadan kaldırmak için. Onlar vurdukça Yorum büyüdü. Onlar yasakladıkça, tutukladıkça, sansürledikçe halkın bağrında serpilip boy vermeye devam etti.
* Grup Yorum, Ruhi Su Türküleriyle Mücadeleye Çağırıyor!
 30. yılımızda, Ruhi Su ustamızın albümünü yapmanın, onun nezdinde bütün devrimci ozanlarımıza karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmenin onur ve gururunu yaşıyoruz…
30 yıllık tarihimizde bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine bağlı kalacağımızı haykırdık. Emperyalizmin yoz kültürünün karşısında barikat oluşturduk. Emperyalizme karşı olan, ezilen, sömürülen halkların sesi olduk. “Dünden Yarına – Ustalarımız / Ruhi Su” albümümüz emperyalizmin yoz kültürüne karşı bir barikat olacaktır.
* Emperyalizmi vatanımızdan söküp atacak, dünyayı bir kez de Türkiye’den sarsacağız!
“Bizim” bildiğimiz-sandığımız ama aslında emperyalist politikalarla hayatımıza girmiş her şeyi öğrenmeliyiz. Bunları neden öğrenmemiz gerekiyor? Emperyalizme karşı duyduğumuz sınıf kinini artırmak için her biri ayrı bir nedendir çünkü.
Halkımızdan, topraklarımızdan, geleceğimizden, umutlarımızdan çalınan her şeyin hesabını sormak için yeni sömürgeleştirilme tarihimizi bilmeliyiz.
Emperyalistlerin işbirlikçileri tarafından yazılı tarihi değil, gerçekleri öğrenmek için bilmeliyiz.
Elimizden zorla alınan kaynaklara yeniden elkoymak, kendi yazgımızı kendimiz yazmaya başlamak için bilmeliyiz.
Yeni-sömürgeleşmemizin tarihini, neden devrimci olmamız gerektiğini gösterdiği için bilmeliyiz.
* Sol’un Köşe Taşları: Devrimcilik, ilericilik, demokratlık düşmanın saldırıları karşısında dostu sahiplenmektir!
“Aranızda bir tek HALK CEPHELİ olursa izin vermeyiz, saldırırız” diyorlar. Polis ile yapılan pazarlıkta kurum temsilcileri polislere şu cevabı veriyorlar; “Biz 1 Mayıs kitlesi bir bütünüz içimizden kimseyi ayıramayız kimin ne olduğunu bilemeyiz.”
Kurum temsilcileri “aramızda Halk Cepheli kimse yoktur” gibi olumsuz bir tavır içine girmiyorlar. Polisin oyununa gelmiyorlar, fakat polisin bu tür taktiklerine karşı daha net ve kararlı tavır sergilemelidirler… “kimin ne olduğunu bilemeyiz” söylem ürkek, sahiplenmeyen bir tavırdır…
Polis Halk Cephesi’ni “düşman” olarak gösterirken, oradaki kurum temsilcilerine, siyasi yapılara İŞBİRLİKÇİLİK teklif etmektedir…
* Avrupa’daki BİZ: Vatan bir insanın bütün benliğidir!-2
Vatanı Sevmek Şafak Olabilmektir, Elif ve Bahtiyar Olmaktır!
Sevmekse işte sevmek budur. Vatanı sevmek, onun üzerindeki her canlıyı sevmektir aynı zamanda. İnsanını sevmektir ilk önce. Ve o insanlar için ölebilmektir, asıl olan sevgi gerçek ve pürüzsüz olan sevgi budur.
Azı çoğu yok ya seveceksin ya da sevmeyeceksin bu kadar net bir çizgidir bu.
Uğrunda savaşabileceğimiz çok güzel bir vatanımız var bizim. Üzerinde yaşayabileceğimiz güzel bir coğrafyası olan, çok değerli bir tarihi ve kültürü olan. O zaman o vatana pislik bulaştırmalarına izin vermemelidir Avrupa’da yaşayan gençliğimiz de. Unutmayın sizin her şeyinizi şekillendiren o vatanın tarihi, kültürü ve değerleridir!
* Avrupa’da Yürüyüş: Özkan Güzel açlık grevinde! Yoldaşımızın sesini her tarafa taşıyacağız!
Tek Tip Elbise ve hapishanenin baskı ve yaptırımlarına karşı açlık grevinin 33. gününde olan (8 Haziran) Özkan Güzel için Avrupa’nın değişik şehirlerinde destek eylemleri yapılmaya devam ediyor.
* Yitirdiklerimiz…
“Merak etmeyin yoldaşlar bu kez de biz kazanacağız, mutlaka başaracağız” Adalet Yıldırım
* Berkin’in getirdiği güneş yolumuzu aydınlatmaya devam edecek!
Haziran Ayaklanması şehitleri, Türkiye halklarına kılavuzluk etmeye, güç vermeye devam ediyor. 14 yaşında katillere sapanıyla direnen Berkin… Katiller tarafından hedef alınarak vurulacak kadar onları korkutan çocuğumuz… Berkin bizim geleceğimizdir, Berkin Umudun Çocuğudur.
* Öğretmenimiz

Reformistler, hemen her yerde “devrim”den, “halkın iktidarı”ndan, “sosyalizm”den söz etmeye devam ederler. Bu onların “sol maske”sidir. Gerçekte ise reformizm, en kısa ve özet tanımıyla devrimden vazgeçmektir. Devrim iddiası olmayanlar, devrimden vazgeçenler için ise geriye siyaset yapacak tek zemin kalır, o da: SANDIK’tır. İşte bu durum, reformizmi devrim için, halkın çıkarları için “zararlı” hale getirir. Çünkü sol, sosyalist etiketlerden vazgeçmezken, iktidarın, sosyalizmin aracı olarak da kitlelere sandığı gösterir. Parlamenterist hayaller yayar. Faşizmin sandıkta alt edilip demokrasinin kurulabileceği yanılgısını propaganda eder.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode