6
Saat 13.00 ila 14.00 arası parkta direnişimi anlatan yüksek sesle konuşma yaptım. Sesimi ayarlamak için 15 dakikada bir bunu tekrarladım. Parktan geçenin yolunu kesip sohbet ettim. Parkı süpüren belediye işçisine, 2014,2015 yılında Sarıyer belediyesi Park bahçelerde çalışırken işten atılan ve üç kez direniş çadırı kuran arkadaşlarını anlattım. Direnerek işlerini geri aldıklarını tekrar atılınca CHP İstanbul il binasını işgal edip bir gecede işe girişlerini yaptırdıklarını, söz verilen tazminatları ödenmeyince tekrar CHP İstanbul il merkezini işgal edip gece yarısı tazminatlarının aldıklarını söyledim. Sohbet ederken çekiniyor. Yeni işe girmiş işten atılmaktan korkuyor kadroya geçtim mi bilmiyorum diyor ona haklarından bahsettim, bu koşullarda onu kadrosuz çalıştıramayacaklarını söyledim. Maaşından şikâyetçi, asgari ücretin artmasıyla maaşının da artacağını söyledi. İki kişiye gazetemi verdim. Dönüşte Post haneye uğrayıp özgür tutsaklara yazdığım mektupları attım.
09. 01.2019 Direnişin 129. Günü 73. Defa işkenceyle gözaltına alındım. Ayağımın ağrısı uyuşması çok artı zorla geldim alana bu kadar zorlanarak geldiğim parkta kalmak ve direnişimi anlatmak istiyorum tabi hemen saldırıyor AKP’nin polisleri üstümü aramaya meraklı işini çok seven polis bu gün burada, işini yapıyormuş polis otosuna üstünü aramadan kimseyi almazlarmış. Benim sakladığım bir şey varmış üstümü o yüzden aratmıyormuşum. Yaptığı işkence bilerek yapıyor beni haksız hukuksuz o arabanın içine tıkıp alanımdan kaçırıyor adet yerini bulsun deyip ceza yazıp bırakıyor. Bir dahaki sefer arama nasıl yapılır bana gösterecekmiş bekliyorum bir daha’ki sefer ne yapacak. Kendileri gibi beni onursuz zannediyorlar korkacağımı sineceğimi zannedip tehditler savuruyorlar. Sokağa korkuyla çıkan halktan ödü kopanlar formaları otoları olunca aslan kesiliyorlar emekli olunca korkak bir hayvan gibi saklanacak delik arıyorlar. çogu alkolik yâda bağımlı, yüzlerinden iğrençlik akıyor. Görev yapıyorlarmış evet bir görevleri var oda halk düşmanlığı.
11 01 2019 direnişin 130. Günü FLORMAR işçileriyle dayanışma için Gebze’deyim yağmur soğuk ve işçiler derme çatma bir çadırın içinde battaniyelerle ısınmaya çalışıyor. Bu günde kalabalık ziyaretçileri var. Hiç eksik değil gelen gidenleri dünyaya mal olmuş bir direniş partiler seçim zamanı ziyaretlerini sıklaştırmış. Ziyarete gelenlerin çoğu Kadın direnişi deyip içini boşaltmaya çalışıyor. Orada evet kadınlarda direniyor kadın oldukları için değil emekleri çalındığı için direniyorlar yüzyıllardır ezilmişliğin kiniyle direniyorlar haksızlığı iliklerine kadar hissediyorlar koca dayağına karşı değil Emek hırsızlarına karşı çocuklarının nafakası için direniyorlar hangi güç sizi bu soğukta sokağa çıkıp 9 saat direndirebilir. Önlerini sendika açsa hiçbir barikat onlara engel değil fabrikayı işgalden söz ediyorlar Öyle kararlılar. Yürüyüş dergisinde Flormar direnişini anlatan yazıyı bir grup işçiye sesli okudum yazıyı beğendiler.
Derya Koçağın onları ziyaretini hatırlıyorlar direnip kazanan bir sağlıkçı diye bahsediliyor. Adını bilmiyorlar Sendikanın şube başkanı geldi yanında sivil polisler var şube yöneticisi sürekli işçilerle birlikte alanda bulunan Şivan a bizi soruyor oda Yüksel direnişçileri diye bahsediyor bizden. Battaniye altında ısınmaya çalışan işçileri bırakıp İstanbul’a dönüyoruz.
İzmir’de toplu taşımayı sağlayan İzban işçilerinin grevleri Cumhurbaşkanı tarafından yasaklandı. Günlerce CHP’yi yıpratmak için yapılan bir direniş diye bahsedilip karalanan işçilerin Üretimde gelen gücünü kullandığı grev bir kararnameyle engelleniliyor. Bunu tanımak zorunda değiliz işçiler eyleme devam etmeli grev ertelenmesi hukuksuzdur alenen emeğimizin çalınmasıdır. Nuriye Gülmen olağan üstü hal var sokakta direnemeyiz diyen sendikasına karşı Yüksel’e çıkıp direnmiş ve dünyaya Türkiye deki Faşizmi anlatmış haksızlığa uğrayanlara, çaresiz olmadıklarını göstermiştir. Sendikacılar iktidar ne derse ona uymakla görevli bizim alın terimizle lüks içinde yaşayan asalaklardır. İşçi meclislerini bir an önce işyerlerimizde örgütlemeliyiz. Kaderimizi bir avuç asalakların eline bırakmamalıyız.
İstanbul Ataşehir belediyesi önünde bir işçi kendini yaktı. Bir insan nasıl canını hiçe sayıp vücudunu ateşe verir. Nasıl bir çaresizlik içindeki bu işçi kendini yakıyor sesiz sedasız intiharda edebilirdi. ama o düşmanı işaret ediyor beni yakanlar bunlar diyor ölürken ses olmak istiyor. İçinde kopan fırtınalar vücudundaki yanıktan daha çok canını yakıyor. İnsanlarımız kendini yakarken durup oturamayız her anımız bu karanlığı yırtmak için bir çabayla dolu dolu olmalı her katledilen işçinin ölümünde sorumluluğuz var. Durup düşünmeden mücadelemizi yükseltmeliyiz.

