8
20.08.2015/Perşembe Kınık/İZMİR
Soma Katliam Davasının 3. Duruşması Görüldü
Davanın 3. duruşması 20 Ağustos Perşembe günü sabah saat 09.00’da İsmail Adalı’nın çapraz sorgusu ile başladı.
Kendisi işletmenin müdür yardımcısı değil teknik müdürü olduğunu söyledi. Yeraltında acil bir durum olmadığı sürece her gün yeraltında 5-6 saat geçirdiğini, iş güvenliği eğitimi aldığını ancak tahlisiye eğitimi almadığını ve o ekipte olmadığını ifade etti. Akın Çelik olmadığı zaman siz mi görevi devralırsınız? sorusunu, “işletme müdürü bana yazılı olarak böyle bir görev vermedi. Ancak kendisi bir işi olduğunda söyler. Zaten yapılacak işler bellidir” diyerek cevapladı. Olay günü Akın Çelik’in daha önceden kendisine hastaneye gideceğini söylediğini iş yerinde olmadığını söyledi.
Adalı olayın yaşandığı anda kendi odasında olduğunu, zaten izleme merkezi odasıyla yan yana olduğunu oraya giderek ocağın boşaltılması talimatı verdiğini söyledi. Ocağın ağzına giderek nöbetçi koyduğunu ve aşağıya kimsenin inmemesi gerektiğini söylediğini ifade etti.
Acil eylem planı var mıdır? sorusuna, “acil eylem planı var bana gösterildi. Benim görevim yerüstündeydi ama acil bir durum olduğu için ocağa girdim” dedi.
Telefonlar çalışıyor muydu? Aşağıdaki işçilere haber verdiniz mi? sorularına; “Olcay Ersin’in aşağıyı arayarak ocağın boşaltılması haberini verdiğini ancak A ve H panolarında telefonların çaldığını ancak kimsenin bakmadığını” söyledi. Adalı; “hem içeride kalanları çıkartmak hem de dumanın kaynağını bulmak için aşağıya indim. Her yer dumandı. Göz gözü görmüyordu. 3-4 kez ilerlemeye çalıştık ancak gidemedik. Daha sonra tahlisiye ekibi de içeriye girdi” dedi.
Daimi nezaretçi ne demektir? sorusunu; “bu kavramı duydum ancak kimlerdir bilmem” diye yanıtladı.
Akın Çelik sizin ve 2 işçinin aşağıdaki işçileri yanlış yönlendirdi. Bu nedenle işçiler öldü dedi. Ne düşünüyorsunuz? Bir buçuk yıl sonra neden böyle söylemiş olabilir? Sorularına; “ben böyle dediğini duymadım” diye cevap verdi.
Fanın ters çevrilmesinin aşağıdaki birçok işçinin ölmesine neden olduğu pek çok tanık tarafından ifade edildi ne düşünüyorsunuz? Geç mi kalındı, iyi mi oldu? sorularına Çelik; “zor bir karardı. Bence doğruydu. Birçok insan da kurtuldu. Akın bey ile telefonda görüştük fan ters çevrilmeli dedi ve yaptık.” diyerek yanıt verdi.
İşletme müdürü sabotaj olabilir dedi. Siz ne düşünüyorsunuz? Olay nasıl gerçekleşti sizce? sorusuna ise; “kabul ediyorum bu olayın nasıl gerçekleştiğini en iyi bizim bilmemiz gerekiyor ancak bu tahmin edilemeyen bir şey. Olaydan sonra yeri inceledim. Anlatılan senaryolarla ilgili iz yok. Başka bir durum olduğu belli. Ama ne oldu bilmiyorum” cevabını verdi.
Adalı konuşmasının bir bölümünde 301 arkadaşımız öldü, diyerek söze başlayınca aileler; “sen katilsin. Bizim çocuklarımızla arkadaş olamazsın. Onlara hakaret eder, daha çok çalışmaya zorlar, döversin” diyerek tepki gösterdiler. Hakim ailelerin tepkilerini uzun süre yatıştıramadı. Aileler, hakimden bir daha Adalı’nın “arkadaşlarım” kelimesini kullanmamasını istediler.
Avukatlar tahlisiye ekibinin telefonların çalışmadığını söylediğini bu konu hakkında ne düşündüğünü sordu. Adalı, “hayır çalışıyordu. Ben aşağıya indim. A ve H panolarına indiğimde yukarıyı aradım ve görüşme yaptım” dedi.
Adalı, telefon hariç başka bir haberleşme sistemi, ikaz sistemi var mı? Sorusuna; megafon sistemi vardı ve elektrikler kesilse de çalışırdı cevabını verdi. Aslında, bu cevapla her fırsatta işçi sağlığı ve güvenliği ile kurumsallıktan dem vuran şirket yöneticilerinin gözlerini kar hırsı bürümüş birer katil olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu.
Üretim müdürüsünüz. Üretim azalınca nasıl arttırırsınız? sorusuna; “gerekli önlemi alırım” cevabını vererek soruyu geçiştirmeye çalıştı. Ancak avukatlar ısrarla, tamam da nasıl? Mesela çok üretene pirim, az üretene ceza, dayak, hakaret, küfür vs.. nasıl? sorularını sorarak üzerine gittiler. Adalı, “hayır pirim veya kesinti yok. Küfür hakaret, dayak işletmemizde asla olmaz” yanıtını verdi. Aileler ise, “yalancı, katil” diyerek tepkilerini dile getirdiler. Adalı, şirket politikalarında işine geç gelene, erken çıkana disiplin kurulu soruşturması açıldığını, yevmiye kesme cezası verildiğini ancak bunun uyarı mahiyetli olduğunu, kesintinin yapılmadığını savundu. Aileler Adalı’nın bu sözlerine yuhalamalar ve “yalancı” sözleriyle karşılık verdiler. Sözlerine devam eden Adalı, üretimin artırılmasının sırrını tam mekanize sisteme geçerek sağladıklarını savundu.
Yıllık ne kadar üretim yapılacağına nasıl ve kimler karar veriyor siz bu toplantılara katılıyor musunuz? Sorusuna; “ben katılmam, şirketin yönetim kurulu var onlar karar verir” dedi.
Siz üretim müdürüsünüz. Hangi aralıklarla hangi yöneticilerle toplantı yaparsınız? Üretimin arttırılması ile ilgili tavsiyeleriniz olur mu? sorularına; “biz günlük toplantımızı yaparız. Genel toplantıdır. Akın Çelik’e bilgi veririz görüş ve tavsiyelerini alırız. Ayrıca da başka bir toplantı yapmayız. Üretim ile ilgili bir tavsiyem olmaz” cevabını verdi.
Nasıl oluyor da yıllık 1.5 milyon ton üretim yapılması gereken ocaktan 3,5 milyon ton kömür çıkartılıyor? Üretim nasıl büyütülüyor? Şartlar nasıl oluşturuluyor? Nasıl iş güvenliği önlemleri alınıyor? Siz üretim müdürüsünüz. Bu konuları diğer müdürlerle belirli aralıklarla konuşuyor olmanız lazım. Sorularına; “günlük görüşmemiz dışında bu konuları konuştuğumuz ayrıca bir toplantı ya da görüştüğüm yetkili yok. Bana illa 1,5 ya da 3,5 milyon ton kömür çıkartacaksın diye verilen bir emir yok. Buranın bir işleyişi var. Bu oran bazen tutturulur bazen tutturulamaz. Her zaman bu oranlarda çıkacak diye bir şey yok. Madencilikte kesin diye bir şey yoktur. Ama TKİ ile yapılan sözleşmenin yıllık 1,5 milyon ton olduğunu biliyorum” diyerek yanıt verdi.
Üretim müdürüsünüz. Üretim ve üretimin arttırılması meselesi iş güvenliği ve sağlığı ile iç içedir. Madem bu birimler belirli aralıklarla bir araya gelerek görüş alış verişi yapmıyorsunuz sizi kim denetliyor? sorusuna ise; “her birim içinde denetim yapar” diyerek aslında şirketin bir iç denetiminin olmadığını itiraf etti.
Duruşma öğle arasından sonra tutuklu sanık teknik nezaretçi Ertan Ersoy’un çapraz sorgusuyla devam etti.
Ersoy, teknik nezaretçi görevinin 15 günde bir aşağıya ocağa inerek eksiklikleri tespit etmek, varsa eksik deftere işlemek, eksikliklerin giderilmesini takip etmek, ruhsat sahibine iletmek, her yıl bu eksiklikleri rapor haline getirerek, haritalandırıp (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) MİGEM’e iletmek olduğunu söyledi.
Olaydan hemen sonra ocağa indiğinizde 4. banda ulaştığınızda yangının nereden başladığı ile ilgili bir tespitiniz oldu mu? Sorusuna; her yer dumandı. Aşağıda 4-5 işçi vardı. Ancak yangının 80 metre geride olduğunu ve kimsenin bir bilgi vermediğini ve yangın yerini aramaya başladıklarını söyledi. İsmail Adalı’nın yukarı çıktığını geldiğinde maske ile ileri gitmeye çalıştığını ancak 3-4 kez denemelerine rağmen başaramadıklarını ifade etti. Sözlerine, “20 dk sonra tahlisiye ekibi geldi. Onlar da 10-15 metre ilerleye bildi. Yangın yerini bulamadık göz gözü görmüyordu dumandan. 4. bant tarafından geldiğini anladık ancak gidip müdahale edemedik. Etrafı dolaştık. Bulduğumuz herkesi dışarı çıkarttık. Fanı ters çevirme kararı alarak uyguladık” diyerek devam etti.
İş güvenliği ile ilgili hiçbir yasal sorumluluğunun olmadığını sadece tespit yapıp, raporlamak ve kontrol etmek gibi basit bir işi olduğunu belirten Ersoy, bunların dışında kalan her şeyin sorumluluğunun iş güvenliği uzmanında olduğunu söyledi. Kendisine yöneltilen, gereğini duyduğunuzda her hangi bir yerden numune alır mısınız? Sorusuna, “verirlerse alırım” diyerek cevap verdi. Avukatların ve salondaki herkesin böylesi bir cevaba gülmesi ve avukatların bu soruda ısrarı üzerine Ersoy susma hakkını kullandı.
Sanık avukatları mağdur avukatlarının “katliam” kelimesini kullanmasından rahatsızlık duyduklarını belirtmesi üzerine salonda bulunan aileler sanık avukatlarına tepki gösterdiler. Sanık avukatlarından biri, “bu sözü teröristler kullanır” diyerek sataşması üzerine aileler ve avukatlar itirazlarda bulundular. Tepkilerini dile getirdiler. Bu boşluktan istifade eden Can Gürkan, Ersoy’a fısıldayarak telkinlerde bulundu. Avukatlar bu durumu tespit ederek hakimden Can Gürkan’ın salondan çıkartılmasını talep etti. Ancak hakim reddetti. Aradan 15-20 dk geçmeden bu sefer de Akın Çelik, Ersoy’a taktik vermeye çalıştı. Mağdur avukatları hakime itirazda bulunsa da hakim herkesin susması gerektiği uyarısında bulunmakla yetindi.
Ersoy ilerleyen bölümde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili hiçbir yasal sorumluluğu olmadığını tekrar ederek sorulan sorulara cevap vermemeyi tercih etti.
Hâkim saat 19.00’da mahkemenin 21 Ağustos sabah saat 09.00’da devam etmesine karar verdi. Bu esnada sanık avukatları katliam kelimesinin yasaklanması gerektiğini talep edince madenci aileleri ve avukatların sert tepki gösterdiler. Aileler bu olay katliamdır. Katile katil denir. Hepiniz katilsiniz diyerek cevap verdiler.