5
1 Aralık 2016 günü Sinop’ta bir dava görüldü. 12 Mayıs 2016 günü Sinop Halkı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İHH ortaklığıyla Sinop’ta düzenlenmesi planlanan ”Bu Zamanın Sabrı” başlıklı Çocuk istismarını, kadına şiddeti ve pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışan halk düşmanı Nureddin Yıldız’ın vereceği konferansı protesto etmişti. Konferansın düzenlenmesi planlanan salona doğru sloganlarla yürüyüşe geçen Sinop halkı burada kurulan polis barikatlarını yıkıp geçerek spor salonu bahçesini işgal etmişti ve gericiliğe, faşizme geçit vermeyeceğini haykırmıştı. Kararlı duruşuyla halkın örgütlü gücü önünde aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını gösteren Sinop Halkı konferansın iptal edilmesini sağlamıştı ve çocuk istismarcılarını şehrinden kovmuştu.
”6 yaşındaki çocukla evlenilebilir.”, ”Çalışan kadınlar fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor.”, ”Kadınlar dayak yedikleri için sabaha kadar şükretmelidir.” gibi açıklamalarıyla halklarımız arasında ayrımcılığı, kini, nefreti körüklemeye çalışan, Nureddin Yıldız’ın AKP faşizminin desteğiyle Edirne, Muğla, Antalya, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta düzenlemeyi planladığı diğer konferanslar da halkımızın tepkisiyle karşılaşmış ve iptal edilmişti. Ancak kamuoyunda en büyük yankıyı halk düşmanlarının barikatlarını yıkıp geçen Sinop halkının direnişi yaratmıştı.
Kendisine vurulan darbenin sarsıntısını üzerinden atamayan ve halkın iradesi karşısında çaresiz kalıp eli ayağına dolaşan AKP faşizmi eylemden 15 gün sonra aralarında 1 KEC’li öğretim üyesinin de bulunduğu 19 kişiyi haksız hukuksuz bir şekilde gözaltına almıştı. Bir gün süreyle gözaltında kalan 19 kişi ertesi gün çıkarıldıkları mahkemede adli kontrol şartıyla serbest bırakmıştı. Daha sonra Sinop halkına bedel ödetme girişimini yetersiz bulan AKP faşizminin halk düşmanı savcıları komplolarla hazırladıkları iddianameye aralarında 1 KEC’li öğretmenin de bulunduğu 11 kişiyi de dahil ederek 30 kişi hakkında inanç düşünce ve kanaat hürriyetini engelleme iddiasıyla dava açmıştı.
1 Kasım 2016 günü görülen davanın ilk duruşmasında sanık olarak mahkemeye çıkan aralarında 2 KEC’li kamu emekçisinin de bulunduğu Sinop halkından 30 kişi ve çoğunluğunu yalan yanlış iddialarla baskı altına alınıp şikayetçi olmaya zorlanan İlahiyat fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu 54 şikayetçi yer aldı. Komplolarla hazırlanan iddianame sonucunda asılsız suçlamalarla yargılanmaya çalışılan Sinoplular halkımızın haklılığını savunmak için bulunduğumuz her alanı direniş mevzisi haline getirmenin tarihsel bir sorumluluk olduğunun bilincinde olarak yargılanan değil yargılayan oldular.
Sinoplular savunmalarına “Nureddin Yıldız’ın beyanları Türkiye kamuoyunda tepkiyle karşılanmış ve infial yaratmıştır. ” diyerek başladılar. Ardından “Türkiye’de insan hakları ihlallerinden en fazla zarar görenler kadın ve çocuklardır. Nureddin Yıldız sapkın zihniyetini dini kullanarak topluma dayatmaya çalışmaktadır. Şahsın bu beyanları bizzat suç işlemeye tahrik, 5237 sayılı TCK 214 ve kanunlara uymamaya yönelik TCK 217’ye göre suç unsurudur. Yine TCK 103. maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçunun gerçekleşmesini teşvik niteliğindedir. Tüm bunların ışığında 12 Mayıs 2016 tarihinde “Bu Zamanın Sabrı” konulu konferansı demokratik olarak protesto etme hakkımızı kullandık. Bu hakkı kullanırken cebir ve şiddet uygulamadık. Konferansın yapılacağı salon önünde tepkimizi dile getirdik. Salonun kapısından içeriye girmedik. İçeride bulunanların can güvenliğini tehlikeye sokacak bir fiilde bulunmadık. Bize atıflı bulunan suçlamaları tanımıyoruz. Tam aksine savunduğumuz değerlerin inanç ve düşünce özgürlüğünü teminat altına aldığı kanaatindeyiz.” diyerek faşizmin kendi yasalarını bile tanımadığını teşhir ettiler.
Yargılanmaya çalışılan Sinoplular arasında bulunan KEC’liler de savunmalarına haksız hukuksuz bir şekilde öğrencilerinin yanında gözaltına alınmalarına itiraz ederek başladılar. ”Nureddin Yıldız’ın düşüncelerini açıklaması düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyorsa bizim protesto hakkımız da Avrupa İnsan hakları sözleşmesi 10. maddesi kapsamında düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir ve anayasanın 34. maddesi kapsamında toplantı ve gösteri yürüyüşü kapsamında değerlendirilmelidir.” derken Anayasa hukuku uzmanı Bülent Tanör’den de alıntılar yaptıkları savunmalarında ”Düşünce hürriyeti, temelde, belirli bir düşüncenin açıklanması ve bu düşüncenin etrafında toplanmanın sağlanması hakkını kapsamaktadır. Gerçekte, salt düşünce, kişinin iç dünyası ile ilgili bir olgudur. Kişinin düşünme yetenek ve olanağının zaten sınırlandırılması veya engellenmesi söz konusu olamaz. Bu nedenledir ki, ‘düşünce hürriyeti’, düşüncenin açıklanması hakkını da içermektedir. Bu nedenledir ki, siyasal bilim açısından, gerçekte, düşünce hürriyeti düşüncenin yaygınlaştırılması, etrafında birleştirilmesi hakkını da kapsadığından, düşüncenin açıklanıp, propagandasının yapılması olanakları da düşünce hürriyeti çerçevesi içine girmektedir. Bazı yazarların, düşünce hürriyetini belirlemek için ‘ifade hürriyeti’ terimini kullanmaları bu nedenledir.” beyanında bulundular ve bu davanın aynı zamanda tarafı olan avukat Sefa Yalın’ın bir hukukçu olmasına rağmen kitle içinde atılan sloganların suç sayılamayacağını bilmediğini ve hazırlanan iddianamenin komplolardan ibaret olduğunu teşhir ederek mahkemeye adeta hukuk dersi verdiler.
KEC’liler yaptıkları savunmalarda” Suç nedir? Derler ki en alışılmadık tanımıyla, ahlaka ve töreye aykırı davranışlardır. TDK ”suç” kavramını böyle tanımlar. Yani, yasa uygulanacağı toplumun ahlaki, düşünsel temellerine uygun olanın devletçe tanınması ve formüle edilmesidir. Şimdi burada biz mi suç işlemiş oluyoruz? Yoksa 1400 yıl önceki toplumsal koşulları yüzyılımıza dayatmaya çalışan Nureddin Yıldız ve onun savunucuları mı? Bu bilim düşmanı adamlar çocuklara baktıkça neler görüyorlar insanın düşündükçe midesi bulanıyor ve bu durum bize sunulan iddianamede düşünce özgürlüğü kapsamında ele alınıyor. Bu durum uygarlık ve insan haklarından nasibini almayan bir anlayışın ürünüdür ve düşünce özgürlüğü ile bağdaştırılamaz.” Sadece kadın ve çocuk mu? Nureddin Yıldız’ın evli erkeklerle ilgili söylemlerini dinlediğimizde erkekleri külliyen sapık kadınları da cinsel obje dışında başka bir şey olarak görmediği ortada. Kadın ve insan düşmanlığının dibine vurmuş nefret söylemi suçu işlemiştir. Beyanları anayasa ve insan hakları hükümlerinin eşit haklar ilkesi ile ilgili bütün maddelerine aykırıdır. Öte yandan ne kendisinin ne de bu nefret suçlarını yayımlayan yayın organlarının yerine bizim yargılanıyor olmamız şaşırtıcıdır. Geçimini din satarak sağlayan bu zatın karşısında yasaları korumakla o gün doğru bir şey yaptık. Bugün olsa bugün de yine aynı doğruyu yapardık.” ”Nureddin Yıldız denilen şahıs dini düşüncelerini kendi düşüncelerine perde eylemiştir. Bu perdeyi araladığımızda bize din düşmanı diye feryat ediyorlar. Biz din düşmanı değiliz dinci ve din satıcısı düşmanıyız.” demelerinin ardından savunmalarını sonlandırdılar ve faşizmin komplolarını boşa çıkardılar.
Savunmanın sona ermesinden sonra çocuk istismarcılarının savunuculuğunu yapan avukat Sefa Yalın söz alarak ”din satıcısı” söyleminin zapta geçirilmesini talep etti. Bu girişimiyle KEC’lileri baskı altına alabileceği düşüncesine kapılan avukat Sefa Yalın, KEC’lilerin ”Söylemlerimin arkasındayım. Doğruları söylemekten asla vazgeçmeyeceğim. Tekrar ediyorum biz din düşmanı değiliz. Dinci ve din satıcısı düşmanıyız.” diyerek sergilediği kararlı duruş ve irade karşısında geri adım atan taraf oldu. Savunmaların devam ettiği sırada mahkemeye şikâyetçi sıfatıyla katılanların arasında salonu terk edenlerin olduğu görüldü ve bunun ardından halkın dini duygularını istismar eden faşizmin iftiralarla kendisini aklamaya çalıştığı ve arkasına saklanacağı hiçbir haklı gerekçeye sahip olmadığı bir kez daha gözler önüne serildi.
Sanık olarak mahkemeye çıkan Sinoplular arasında çoğunlukta olan kamu emekçileri ayrıca ”Demokratik hakkımızı kullanarak protesto ettiğimiz zihniyetin en sonunda meclise gelen uzantısını görüyoruz. Tecavüz, çocuk istismarı ve pedofili devlet eliyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor, Öğrencilerime adaleti, haklı ve doğru olmayı anlatıyorum. Eğer susarsam anlattıklarımın ne önemi kalır”, ”Öğrencilerimize uzatılan ahlaksızca dili ve dayatılmaya çalışılan düşünceleri kabul etmiyorum. Nureddin Yıldız ”Kocasından dayak yiyen kadın şükretmelidir” şeklinde beyanda bulunacak kadar beyni sulanmış, 6 yaşındaki çocuğun evlenebileceğini belirtecek kadar ahlak istismarı yapan bir şahıstır.” sözleriyle haklılıklarını dile getirdiler.
Sinop’luların savunmalarının ardından yalanlarla komplarla şikayetçi olmaya zorlanan 54 kişinin savunmaları alındı. 54 kişi arasında çoğunluğu İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu görüldü ve bu öğrencilerin neredeyse tamamı mahkemede sanık sıfatıyla yargılanmaya çalışılan Sinopluları ilk defa duruşma salonunda gördüklerini, 12 Mayıs 2016 günü spor salonu çevresinde bulunmadıklarını, yaşananlara tanık olmadıklarını ve şikayetlerini çekmek istediklerini belirterek komplolarla mahkemeye getirildiklerini gözler önüne serdiler . Mahkeme sonucunda Sinopluların adli kontrol şartlarının kaldırılmasına ve ikinci duruşmanın 27 Şubat 2016 tarihinde yapılmasına karar verildi. Böylece faşizmin halka bedel ödetme uğraşları ters tepti ve deyim yerindeyse kendi kazdığı kuyuya düştü.
Proletaryanın büyük önderi yoldaş LENİN’in de dediği gibi ‘’ Mahkeme bir iktidar organıdır; liberaller bunu bazen unutuyorlar, ama bir Marksistin bunu unutması suçtur. ‘’ Oligarşinin mahkemeleri haklı- haksız, dost-düşman ayrımını yapma işlevine sahip değildir. Bundan dolayı da halkı yargılayamazlar. Biz haklılıkla direniyoruz ve bedeller ödemeyi göze alıyoruz. Faşizme karşı direnme, savaşma ve zaferi kazanma şerefine sahip olduğumuz gibi aynı şekilde bizleri hesap vermemiz için çıkarmaya cüret ettiğiniz mahkemelerinizde sizden hesap sorma şerefi de bizimdir. Bugün nasıl kovmuşsak sizi şehrimizden vatanımızın her karış toprağından da öyle kovacağız sizi halk düşmanları!
HALKIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
Sinop Kamu Emekçileri Cephesi
