10
Halkevleri ideolojik güçsüzlüğünü sanal yazılara abartarak örtmeye çalışıyor. Hayat ise yalındır ve halkımızın dediği gibi “ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.
Halkevleri ideolojik güçsüzlüğünü sanal yazılara abartarak örtmeye çalışıyor. Hayat ise yalındır ve halkımızın dediği gibi “ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.Halkevleri’nin “Sol Mahalleler Dosyası” onun siyasi cahilliğinin, küçük burjuva siyasetinin örneğidir.
“TEK YOL DEVRİM”DEN “TAM YOL DÜZENE” HALKEVLERİ…
Halkevleri, “sendika.org” adlı internet sitesinde “Sol Mahalleleri Nasıl Bilirsiniz?” başlığıyla “Sol Mahalleler” adlı bir yazı dizisi yayınladı.
Halkevleri’nin, 14 Ağustos 2014 günü başlayan bu yazı dizisinde “Sol Mahalleler” kapsamına, İstanbul’dan Sarıgazi, Gazi ve Okmeydanı, Ankara’dan Tuzluçayır mahallesi alınmış. Sarıgazi ve Gazi mahallesini Ali Ergin Demirhan, Okmeydanı’nı Tuba Güneş, Tuzluçayır’ı Çağlar Özbilgin yazmış.
Yazı dizisinin 5 bölümünün topluca verildiği 17 Ekim 2014 tarihli “sendika.org” sitesinde; 13 Ekim 2014 tarihli Tuba Güneş’in ‘Okmeydanı karıştı’ da niye karıştı? başlıklı yazısının altında “Sol Mahalleler Dosyası”nın devam edeceği yazıyordu. Ancak bu yazıyı kaleme aldığımız tarihe kadar başka mahalleye yer verilmedi.
Beş bölümlük bu yazı dizisinden de bir kez daha anladık ki, Halkevleri gecekonduların yolunu, sadece yolunu öğrenmiş. Hani şu emperyalizmin eliyle tepeden oluşturduğu için çarpık gelişen kapitalizmin yarattığı göçle İstanbul’a gelen yoksulların barınma sorunlarını çözdükleri gecekonduların yollarını öğrenmiş.
1948’de büyük şehirlerde 25-30 bin, 1953’te 80 bin, 1960’ta 240 bin, 1983’te 1,5 milyon ve 2000’li yılların başlarında, 2 milyon 200 bin gibi devasa bir rakama ulaşan gecekonduların yolunu öğrenmişler.
İçinde yaşayan yoksulların, adaletsizliği ve sömürüyü, derin çelişkileri ve gerçekleri fark etmesinler, düzeni sorgulamasınlar, hakkını aramasınlar diye yozlaştırma ve sindirme politikalarının, baskı ve terörün hiç eksik olmadığı yoksul mahallelerin yolunu öğrenmişler.
Bütün partilerin “oy deposu” olarak gördüğü,
Egemenlerin şehir merkezlerinden, doğası ve manzarası güzel yerlerden sürgün etme planlarının hiç bitmediği gecekonduların yolunu öğrenmişler.
Karın tokluğuna makineleri çalıştıran, kömürü çıkaran, madeni işleyen, güvenliksiz asansörlerle, iskelelerle, devasa plazalarda yasadışı çalıştırılanların yaşadığı emekçi mahallelerinin yolunu öğrenmişler.
Eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi insanca yaşam hakları olmayanların, ezilen ve horlananların, aşağılananların, evleri temizleyen, camları ağartanların, evine ekmek götürmek için kendi çocuğunu komşuya bırakıp zenginlerin çocuklarına bakmak zorunda kalanların, kendi evinde et pişiremeyen ama zenginlere her gün envaiçeşit et yemekleri pişiren Güllüler’in, Hatceler’in yaşadığı gecekonduların yolunu öğrenmişler.
Sırça köşklerde, saraylarda, bir eli yağda bir eli balda yaşayan kan emici asalakların, “Varoşlardan gelip gırtlaklarımızı kesecekler” korkusu ve kabusu olan yoksulların yaşadığı mahallelerin yolunu öğrenmişler.
Evet, halkın acıları ve sevinçleriyle, umutları ve özlemleriyle yaşadığı, Anadolu’nun zengin kültürünü, geleneğini taşıdığı gecekondu mahallelerin yolunu geç de olsa öğrenmişler. Bunca zaman neyi beklediklerine hiç girmeyeceğiz.
Ancak bir çarpıklık var ortada.
39 ilçesi 876 mahallesi olan İstanbul’da öğrene öğrene, sadece, kuruluşlarına devrimcilerin önderlik ettiği ve bedeller ödenen, hala da ödenmeye devam edilen örgütlü mahallelerin yolunu öğrenmiş Halkevleri.
39 ilçe, 876 mahalleden devrimcilerin hala ulaşamadığı, örgütleyemediği pek çok mahalle, devrimciler açısından örgütlenme alanı olmasına rağmen, örgütlü mahalleleri, özellikle de Cepheliler’in emek ve şehit verdiği mahalleleri seçmiş Halkevleri. İstanbul’da, onlarca ilçe, yüzlerce mahalle, milyonlarca evde yoksul halkımız yaşıyor. Tüm örgütler buralarda örgütlenebilir, örgütlenmelidir de. Devrimciliğin temelidir örgütlenme çalışması.
Ancak bu çalışma emek gerektirir. Düşman halkın örgütlenmesini engellemek için saldıracak, tutuklayacaktır. İşte o zaman düşman saldırılarını göğüslemek gerekir. Bu da bedel ödemeyi göze almak demektir. Cephe bunu yapmıştır, hala da devam etmektedir. Halkevlerinin yolunu yeni öğrendiği mahallerde, Cephe’nin şehitleri, gazileri, tutsakları vardır. Cephe, buralarda düşmanın her tür saldırısını göğüslemiş, pek çok direniş geleneği yaratarak mahalleleri örgütlemiştir.
Halkevleri Yoksulların Mahallesinin Yolunu Öğrenir
Ama Onları Korumak İçin Bedel Ödemeyi Göze Alamaz
Halkevlerinin mahallelerde, reklam, gösteriş dışında halkın temel sorunlarının çözümüne dair, bir politikaları ve emekleri yoktur ama yüksek perdeden konuşmayı, ağzına geleni saymayı iyi bilir. Kendi rekabetçi, fırsatçı düşüncelerini halkın düşünceleriymiş gibi yazar da yazar. Oysa sorun kendisindedir. Kendi kaygılarını, kafasında ki düşünceleri “genel algı” diyerek genelleştirip halka mal eder ki, inandırıcı olsun.
Kürt milliyetçileri, oportünistler, reformistler İstanbul’un bu kadar örgütsüz mahallesi dururken çalışma yapmak için niye örgütlü mahalleleri seçerler?
Buralarda ne yaparlar?
Cephe’nin örgütlü olduğu mahallelerde bir dernek veya sanat kurumu açarlar. Mahallede yaşamazlar ama mahalleye afiş asmaya, stant açmaya, başka bir derginin okuru olanlara ısrarla dergi vermeye gelirler. Bolca afiş asar, bildiri dağıtır, yazılama ve göstermelik bir iki eylem yaparlar. Polis saldırınca mahalleyi terk ederler. Ve o mahallede siyaset yaptıklarını iddia ederek kendilerinde laf söyleme hakkını görürler.
Oysa, yapılan siyaset! başkalarının ödediği bedeller üzerinden yapılan siyasettir. Ödenen bedellerin sağladığı rahatlıkla gelip kurum açacaksın ama o mahalleye polis saldırdığında hiçbir şey yapmayacaksın. Bunun adı devrimcilik değildir. Bunun adı emek hırsızlığıdır. Bu hazıra konmaktır, emeğe saygısızlıktır. Ahlaki değildir. İşte Halkevcilerinin yaptığı tam da budur. Bu Oportünizmin, reformizmin genel karakteridir.
39 İlçesi, 876 Mahallesi Olan İstanbul’da Halkevleri’nin Gezi, Gözlem, Araştırma İçin Sarıgazi, Gazi Ve Okmeydanı’nı Seçmesi Tesadüf Değildir
“sendika.org” sitesinin “Sol mahalleler” yazı dizisi; “Aşağıda ki yazılar sol mahalleleri gerçek dinamikleriyle tasvir etmek amacıyla bir dizi gezi, gözlem, araştırma ve söyleşi sonucunda kaleme alınmıştır.” cümleleriyle başlıyor.
Ancak yayınlanan bölümlerinde, gerçeği ortaya çıkarmak için bahsettikleri tarzda gerçeğe ulaşmak için bir inceleme ve gözlem, araştırma ve söyleşi yapmadıkları, bu nedenle de “mahallelerin gerçek dinamiklerini” doğru yazmadıkları açıkça görülüyor. Başından sonuna kadar subjektivizmle dolu, reklamcılık ve rekabetçilik ağırlıklı bir yazı dizisi olmuş.
Halkevleri’nin “Sol mahalleleri nasıl bilirsiniz?” gezisinde hem Gazi, Okmeydanı ve Sarıgazi’nin seçilmesi hem de zamanlaması tesadüf değildir.
25’i Avrupa yakasında, 14’ü Anadolu yakasında olmak üzere 39 ilçesi, 782 mahallesi olan İstanbul’da “sol mahalle” olarak tanımlanabilecek sadece bu üç mahalle mi vardır? Elbette değil. Halkevleri bu üç mahalleyi bilinçli olarak seçmiştir.
Bu üç mahalle Kürt milliyetçi hareketinin oligarşiye rüştünü ispatlamak için saldırdığı mahallelerdir.
Bu üç mahallede, Cepheliler’in, gerek kuruluşunda gerekse Halkevleri’nin tanımıyla “Sol mahalleler” olarak bilinmesinde ciddi bir emeği ve ödediği bedeller vardır.
Bu üç mahalleye AKP’nin polisi elini kolunu sallayarak giremez. Bu mahallelerde uyuşturucu fuhuş vb.
İşte bu yüzden, Halkevleri’nin gezi, gözlem, araştırma için bu mahalleleri seçmesi tesadüf değildir.
Halkevleri’nin hazıra konduğu bu mahallelerde dernekleri vardır. Yani bu mahallelerin “sol dinamizm”ini keşfetmiştir Halkevleri!
Ankara’dan da Tuzluçayır’ı seçmiştir. Bilmeyen olursa diye –ki sanmıyoruz- belirtelim Ankara’nın “Sol dinamizm”i güçlü; Hüseyingazi. Batıkent, Dikmen, Yenimahalle, Demetevler ve Şantepe, Mamak, Aktepe, Beşyol, Keçiören, Yakupköy, Siteler, Yüzüncüyıl Mahallesi gibi onlarca semti, yüzlerce mahallesi vardır. Ancak Tuzluçayır’ı seçmesinde başka bir amaç vardır. O da Halkevleri’nin burası üzerinden kendi çalışmalarını öne çıkarmaya ihtiyaç duymasıdır.
Anadolu’muzun her yeri çalışma alanıdır. Her yerinde halkımızı örgütlemek ve mücadeleyi büyütmek görevimiz vardır. Hazır mahallelere gitmek kolay olandır. Buna yazımızın içinde değineceğiz. Şimdi biz Halkevleri’nin yazı dizisinde gezdiği mahallelerimize bakalım.
Ne Nurtepe’de yaşanan HDP ile Halk Cephesi arasındaki stand kavgasıdır ne de Mahallelerde “patlak veren” “gerilim”dir. Yaşanan Kürt milliyetçilerinin saldırısıdır?
Halkevleri’nin ilk durağı Sarıgazi olmuş. “Kapısında tehdit, içinde gerilim…” başlığıyla daha baştan kafa karıştırmaya, subjektivizmle yönlendirmeye başlıyor.
İslamcı grupların Ömerli’deki bayram namazı şovunu, Kürt milliyetçi hareketinin derneğimize, insanlarımıza, mahalle halkına saldırısını “gerilim” olarak değerlendirerek mahallerde nasıl bir “inceleme, araştırma gezisi” yaptığını, bununla neyi amaçladığını ortaya koymuştur.
“İslamcı gruplar 28 Temmuz’da Sarıgazi’ye 10 km, mesafede ki Ömerli’de IŞİD’e destek ve cihat çağrılarının yapıldığı toplu bir bayram namazı şovu sergiledi. Ertesi gün ise bu vakadan henüz bihaber olan sol mahallelerde bambaşka bir gerilim patlak vermiş yayılıyordu. Nurtepe’de HDP-Halk Cephesi arasında başlayan stant kavgası Okmeydanı ve Gazi’nin yanı sıra Sarıgazi’ye de uzandı. Sarıgazi’deki çatışma hafife alınmayacak ölçüde Alevi Kürt gerilimini de yükselten bir tonda ilerledi…”
Bu anlatım, Halkevleri’nin kafasının içini ayna gibi gösteren bir anlatımdır. Bu yüzden dedik; “Halkevleri’nin gezisinin neyi amaçladığı daha baştan belli” diye.
Ne Nurtepe’de yaşanan HDP ile Halk Cephesi arasındaki stand kavgasıdır ne de Mahallelerde “patlak veren” “gerilim”dir. Yaşanan Kürt milliyetçilerinin saldırısıdır?
Halkevleri’nin Nurtepe dediği yer gerçekte Çayan Mahallesi’dir. Bu dahi maksatlı bir kullanımdır. Yok saymaya dönüktür. Ancak bu yazıda bunun üzerinde durmayacağız.
Saldıran Bellidir. Neden Saldırdığı da Bellidir.
Buna Rağmen Halkevleri Neden “Stant Kavgası” ve “Gerilim” Demektedir?
Çayan mahallesi’nde HDP’liler Selahattin Demirtaş’ın seçim standını açmıştır. Halk Cepheliler de HDP’lilerle Çayan Mahallesi’nin hukuku hakkında (HDP’liler aslında bu hukuku çok iyi bilirler) konuşmak için standa gitmiştir. Ancak daha konuşma başlar başlamaz HDP’liler tarafından demir çubuklar ve sopalarla saldırıya uğramışlardır. Ardından da “Nurtepe’de cumhurbaşkanlığı seçim standımıza saldırıldı” diyerek Okmeydanı, Sarıgazi ve Gazi’de keleşler ve pompalı tüfeklerle, el yapımı bomba ve Molotoflarla, taş, sopa ve demir çubuklarla Halk Cephelilere ve kurumlarına saldırılar devam ettirilmiştir.
Milliyetçiliğin gözü kördür. Çıkmazdadır. Yaşadığı ideolojik bunalım nedeniyle dostunu düşmanını karıştırmaktadır. Dün ideolojik mücadeleye tahammülsüzlüğünü “güç benim” anlayışıyla koyduğu siyaset yasakçılığının sonucu, bu günse düzenle uzlaşmak, rüştünü ispat etmek için öldürme kastıyla saldırmıştır.
Kürt milliyetçi hareketin amacı, ABD’ye ve oligarşiye güven vermektir.
Peki Halkevleri bunu bilmez mi? Elbette bilir. Kürt milliyetçi hareketinin saldırılarının politik nedenlerine dair değerlendirmeleri farklı olabilir ancak Kürt milliyetçilerinin saldırıları, kullandığı silahlar apaçık ortadadır. Saldırıya uğrayan ve yüzlerce yaralısı olan Halk Cephesi’dir. Yani bir saldıran bir de saldırıya uğrayan taraf vardır. Karşılıklı bir kavga yoktur. Halkevleri bunu bilinçli olarak saldıranı gizliyor, saldırıya uğrayanı da saldırmış gibi gösteriyor. Özellikle ‘Stant kavgası’ ve ‘HDP-Halk Cephesi gerilimi’ şeklinde tanımlıyor.
AKP’nin medyası da böyle verdi; “İki Grup Arasında Çatışma” dedi. Burjuva medyadan ne farkları kaldı o zaman?
Burjuvazi “toplumsal gerginlik”, “tehlikeli gerginlik” masallarını sık kullanır. Çünkü bu kavramları, halkın meşru eylemlerine, mücadelesine gölge düşürmek için ya da faşizmin baskı ve terörünü, provokasyonlarını yumuşatmak için kullanır. Bunlar burjuvazinin baskı, sömürü ve zulme karşı ayaklanan halkın haklılığını ve eylemlerinin meşruluğunu gölgelemek, çarpıtmak için başvurduğu demagojilerdir.
Sonuçta egemenler kendi sınıf çıkarları için olayları, gerçekleri özünden saptırmak, çarpıtmak için kullanır. Peki Halkevleri neden böyle tanımlar? Öylesine mi kullanılmıştır bu tanımlar? Gerçeği bilmez mi? Örneğin; Sarıgazi, Okmeydanı ve Gazi’de bir stant sorunu olmadığını, stant açılmadığını bilmez mi?
Sarıgazi’de saldırının ne tür silahlarla yapıldığını, Kürt milliyetçilerinin derneğin içinde insanlarımıza, çevresinde halkın malını, canını düşünmeksizin nasıl vahşice, pervasızca saldırdığını izlememiş, görmemiş midir? Sanmıyoruz.Bilmediğini düşünmek saflık olacaktır. Halkevleri gelişmeleri gayet de iyi bilir. O yüzden sorun bir ifade, kavram meselesi değildir.
“Kavgaya girenler arasında politik grup taraftarlarının yanı sıra barikatın kaldırılmamasını yada çatışmanın devamını isteyen hayli geniş bir kalabalık vardı. Gençlik toplulukları hemşeriler ve akrabalar, sol grupların cezalandırma eylemlerine maruz kalmış yerel mafya uzantıları, karşı tarafta hasmı olduğunu düşünen ve bu kavga vesilesiyle hesabını görmeye çalışan alakalı alakasız bir topluluk…”(sendika.org 14 Ağustos 2014 Ali Ergin Demirhan)
Yanlış anlamayın, bu alıntı burjuva medyadan değil, “sendika.org” sitesindendir. Cephe düşmanlığı Halkevleri’nin gözlerini kör etmiştir. Öyle ki sıradan bir sokak kavgasını, çeteler arası bir kavgayı anlatıyorlar sanki. Amaç bellidir. Kafa karıştırmak, bilinç bulanıklığı yaratmak, “Kapısında tehdit, içinde gerilim” tezini güçlendirmek. Bu anlatım bile Halkevleri’nin nasıl bir art niyetle hareket ettiğini göstermektedir. Halkevleri, Kürt milliyetçileri hareketin Halk Cephe’sine yaptığı saldırıyı bilinçli olarak böyle tanımlamaktadır ve anlatmaktadır. Olayı belirsizleştirerek, Halk Cephesi’ne mal etmektedir. Bu yüzden sorun bir dil-üslup sorunu değildir. Bilinir ki, dil düşüncenin yani beynin ifadesidir. Yani sorun ideolojiktir ve tercihtir.
Doğru ve net tanımlamak doğal ki doğru ve net tavrı da almayı gerektirir. Ancak geçmişi devrimci kanı dökmekle dolu olan Halkevleri, kendi geçmişinin muhasebesine hiç yanaşmadığı için, Kürt milliyetçilerinin Halk Cephesi’ne saldırısına da tavır almamaktadır. Bu yüzden saldırıyı karşılıklı yaşanmış bir kavga gibi göstermektedir.
Reformizmin karakteridir; pek çok kavramın içini boşaltır. Düzeniçilik, icazetçi politika dile, taktik ve politikalara, eylem ve sloganlara kadar her şeye yansır. Ve reformizm düzenin icazetini almak, radikal soldan uzak durduğunu göstermek için her fırsatı değerlendirir. Bunlardan biri de düzenin hedef tahtasında olan devrimci örgüte karşı olduğunu göstermek, onu karalamaktır.
2005’teTrabzon’da linç saldırısına uğrayan TAYAD’lılar için Halkevleri’nin “Hayır biz değiliz” diye açıklama yapmaları şehit resimlerinin ve linç saldırısının görüntülerinin olduğu dövizlerinin taşınmasını istemediklerini, taşınması durumunda da saldırırlarsa TAYAD’lıların yanında olmayacaklarını söylemeleri reformizmin anlayışını gösteren tavırlardan biridir ve ibretliktir.
Kürt Milliyetçileri ve Yedeklediği Sol, Düzenle Uzlaşmalarının Önünde
Engel Gördükleri Cephe’yi Tasfiye Etmek İstiyorlar
Yaşananlar gayet açık ve nettir; Cephe’nin Politikaları Kürt milliyetçi hareketinin düzenle uzlaşmasının önünde engeldir. Kürt milliyetçi hareket ve yedeğindeki oportünistler bu nedenle Cephe’yi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Emperyalizmin ve oligarşinin de amacı budur.
Halkevleri de tasfiye olmamızı, en azından çalışamaz hale gelmemizi istiyor niye?
Halk Cephesi’nin yeri ona kalacak! Halk Cephesi’nin örgütlediği, bedelini ödediğini mahalleler Halkevleri’ne kalacak. Bu burjuva politikasıdır. Halkevleri burjuva politikacılığına soyunmuştur.
Reformizmin devrimci saflarda kabul edilecek bir ideolojisi yoktur. Reformizmin özünde burjuvaziden beslenir. Onun için ikiyüzlüdür. Devrimci saflarda kabul görülmek ister ama burjuvazinin değirmenine su taşır.
Gelinen süreçte AKP’nin pervasız baskı ve terör politikalarının “akıllı” solculuğa bile tahammülü yok. Ya bana hizmet edeceksin ya da düşmanımsın diyor. Reformistlere de en geri noktayı dayatıyor. Halkevleri bu yüzden burjuvazinin dilini kullanıyor. HDP’nin çetelerle birlikte saldırısına sözde tavır alıyor ama diğer yandan yazılarıyla Kürt milliyetçilerinin saldırısını eleştirirken Cephe’yi uygulanan sol içi şiddetin içindeymiş gibi göstermeye çalışmıştır. Bu yüzden kışkırtıcı bir dil kullanmaktadır.
“Duvarlarda çoğunlukla seçimleri boykota çağıran ya da iktidar ve ana muhalefet partisinin adaylarını eleştiren afişler ve devrimci örgütlerin imzalarından oluşan yazılamalar yer alıyor. Mahallelinin iddiası şu ki, Halk Cephesi-HDP gerilimi yaşanmasaydı Selahattin Demirtaş bu bölgede daha fazla oy alabilirdi ancak çatışma nedeniyle vazgeçenler oldu.” Demek bu gerilim olmasaydı Selahattin Demirtaş bu bölgede daha fazla oy alabilirdi ancak çatışma nedeniyle vazgeçenler oldu. Hiç araştırdınız mı daha önceki seçimlerde durumları neymiş? Daha önce hangi düzen partileri almış? Buralardaki genel ve yerel seçim politikasını size anlatmaya gerek yok, siz pekala bilirsiniz bunları.
Hani “mahallelinin iddiası şudur ki… genel algı şu ki…” diye genellediğiniz durumun ifadesi; Selahattin Demirtaş’ın daha fazla oy alacağının değil aksine halkımızın seçimlerin, meclisin ne işe yaradığını yaşayarak öğrendiğinin ifadesidir. Ve Sarıgazi halkı Kürt Milliyetçilerinin saldırısını görmüş yaşamıştır. Kaldı ki bu ilk saldırısı da değildir. Kürt milliyetçileri Sarıgazi Haklar Derneği’ne daha önce de saldırmıştır. Derneği kurşunlamıştır. Sarıgazi halkı tüm bunları bilir. Halk Cepheliler’in tavrını da, orada nasıl çalıştıklarını da iyi bilir. Bir siz bilmiyorsunuz. “Mahallelinin iddiası şu ki… genel algı şu ki…” dediğiniz şeyler sizin kafanızdakiler, sizin algılarınız. Öyle olmasını istiyorsunuz ama o sadece sizin subjektif niyetiniz.
“Sarıgazi’deki çatışma hafife alınmayacak ölçüde Alevi-Kürt gerilimini de yükselten bir tonda ilerledi. Sarıgazi Haklar Derneği’nin ardından Cemevi’ne Molotof kokteyli atıldığı söylentisi hızla yayıldı.
Kendisini sürekli tehdit altında hisseden ve kısmen de mezhepsel farklılıkların etkisi nedeniyle aralarında mesafe bulunan iki kesim, öfkelerini birbirlerine yöneltti”
“Sendika.org” sitesinde yayınlanan bu yazıların kimlere ait olduğunu bilmesek, yine “hangi burjuva kalemşör yazmış bu yazıyı?” diyeceğiz adeta.
Öncelikle Cemevi’ne Molotof atıldığı bir söylenti değil gerçektir. Kürt milliyetçi hareket, Sarıgazi Haklar Derneği’ne saldırırken Cemevi’ne de Molotof atılmıştır. Atanlarda bellidir.
Bu güne kadar Cemevi’ne, Aleviler’e devlet ve onun yönlendirmesindeki sivil faşistler de saldırıp katletmiştir. Buna bir de Kürt milliyetçi hareketi eklenmiştir. Derneklerimize yapılan öyle bir saldırıdır ki, görenlere Maraş’ı, Sivas’ı hatırlatmıştır. Kürt milliyetçileri, Çayan, Okmeydanı, Gazi, Sarıgazi mahallelerinde saldırırken “TİTRE CEPHE APOCULAR GELİYOR, KÖKÜNÜZÜ KAZIYACAĞIZ” sloganını attılar. “PİS ALEVİLER” diye bağırıp ağza alınmayacak iğrenç küfürler ettiler. Saldıranların arasında SYKP, ESP, EMEP de vardı. Tekbir getirip silahla devrimcileri tarayanlar, torbacılar, çeteler, devrimcilerin mahallelerinden kovduğu çapulcular da vardı.
Bunlar Halkevler’i bilmez mi? Elbet de bilir. Kaldı ki biliyorsa, öğrenmesi hiç de zor değildir. Ama sorun bu değildir. Dediğimiz gibi Halkevler’i bilinçli böyle vererek Cemevi’ne yapılan saldırının, mezhepsel farklılıkların etkisiyle öfkelerini birbirlerine yöneltmelerinin sorumlusunu Cephe gibi göstermeye çalışıyor.
Reformizin özelliğidir; kavramların içeriğini boşaltmasının yanı sıra çarpıtır da. Neden? İşine öyle gelir de ondan. Bu zeminde kendine yer açmaya ve pay çıkarmaya çalışır. Milliyetçiliğin gözü kördür demiştik. Reformizm de görür ama işene geldiği gibi görür, faydacıdır. O yüzden gördüklerini çıkarına göre değerlendirir. Solun en genelde “sol içi şiddet” konusunda eli devrimci kanına bulaşmış bir tarihi vardır. Sol içi şiddetin tarihte en büyük suçluları Devrimci Yol ve PKK olmuştur. Bugünün Halkevcileri de geçmişleri itibarıyla masum değildir. Tarihleriyle hesaplaşmayanlar güç olduklarında aynı yönteme başvurmaktan çekinmezler.
Bedel Ödemeden Hazıra Konunca Böyle Sorumsuz Olunuyor…
Böyle Rahat Burjuva Kalemşörlerinin Diliyle Yazıp Çiziyorlar
Halkevleri fırsatçılık yapmaktadır. Hazır örgütlenmiş, kurulurken bedeller ödenmiş ve ödenmeye devam eden mahallelere yerleşmek de bunun bir parçasıdır. Fırsatçılık hazıra konmaktır. Emek vermekten kaçmak, emeğin üzerine konmak burjuva kültürüne ait bir düşünce ve davranış biçimidir. Kaynağını burjuva ideolojisinden alır. O yüzden o kadar rahat burjuva kalemşörlerinin diliyle yazıp çiziyor.
“… Gençlik toplulukları, hemşehrileri ve akrabaları, sol grupların cezalandırma eylemlerine maruz kalmış yerel mafya uzantıları, karşı tarafta hısım olduğunu düşünen ve bir kavga vesilesiyle hesabını görmeye çalışan alakalı alakasız bir topluluk…”
Vah vah! Çok mu acıdınız, üzüldünüz devrimcilerin cezalandırma eylemlerine maruz kalanlara! Bedel ödeyerek kurumlaşmayıp hazıra konunca bu kadar da sorumsuz olunuyor işte. Sorumsuz, çünkü saldıran kim, saldırıya uğrayan kim bellidir. Ancak Halkevleri için bunun önemi yok. Önemli olan onun nasıl “algıladığı”.
Saldıran Kürt milliyetçileriyle beraber çeteler. Saldırıya uğrayan Halk Cepheliler. Halk Cepheliler’i koruyan sahiplenen binlerle ifade edilen halk ama bu halkı aşağılamakta sakınca görmüyor Halkevleri.
Emek Vermeyenler, Bedel Ödemeyenler Değer Bilmezler,
Sadece Ahkam Keser, Akıl Verir, Tepeden Konuşurlar
Halkevleri ağabeylik taslama peşinde. Büyük tespitler yaptığını sanıyor.
14 Ağustos 2014 tarihli, Ali Ergin Demirhan imzalı “Sarıgazi’yi nasıl bilirsiniz? yazısında; “Ayrıca Domane Sarıgazi, Alakarga, Destane Karaçayır gibi bağımsız gençlik grupları da var. İçlerinde kimi devrimci örgütlerin sempatizanları olsa da, bir politik disiplinleri ya da örgütsel aidiyetleri yok. Domane Sarıgazi, Zazaca “Sarıgazi’nin çocukları” demek. İlk eylemi CHP’li Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı olumlayan açıklamalarının ardından CHP binası önünde düzenledikleri yumurtalı protesto olmuş. Ancak devrimci örgütlerin bu parlak oluşuma ilgisi biraz aşırıya kaçınca, ne tam olarak politik bir kalıba girmişler ne de doğal gelişim seyirlerinde kalmışlar.”
Gözleme, inceleme ve araştırmaya bakın!… Sivil toplumcu kafa örgütsüzlüğe methiye düzüyor. Örgütlerin düzene muhalif örgütsüz gençliği örgütlü mücadeleye kanalize etme girişimini anlaşılan Halkevlerini rahatsız etmiş. O gençlik gruplarının kendilerine çekememelerinin hezeyanı içindeler.
Halkevleri Sarıgazi’nin taşını, toprağını, duvarını bilir mi? Bu “parlak oluşum” da mahalle de bedeller ödenerek bu hale getirilmiştir. Halkevleri de hazıra konup, gelip bir dernek açmıştır. Sonra da tepeden konuşma hakkını bulmuştur kendinde.
Halk Cepheliler’in her taşında, ağacında, duvarında sokağında emeği vardır. Ve sadece o sizin gelip dernek açtığınız yerde, merkezde değil, İnönü, Atatürk, Meclis mahallelerinden, Samandıra, Sultanbeyli, Yenidoğan’a kadar her yerde Halk Cepheliler’in emeği vardır, her yerde halkımızı örgütlemeye çalışmıştır. Halkın her sorunuyla ilgilenmiştir. Mahalleyi uyuşturucu çetelerinden, fuhuştan tutunda baz istasyonlarına, polis terörüne, esnafı AKP’li zabıtalarının terörüne kadar korumuş, savunmuştur.
Halkevleri bilmez bunları, öğrenmek zahmetine de girmez. O dernek açmış, tiyatro, müzik kursları başlatmıştır ya orası hızla devrimcileşmiştir artık. Ardından bir esnaf veya halktan birini bulup konuşturdun mu, senden devrimcisin mahalleyi bileni yoktur. Biraz internet, ansiklopedi, kitap karıştırıp tarihi bilgi edinseler gerçeği görecekler aslında. Mahalleye yerleşip esnafa halka kan ağlatan tefecileri, polisten önce mahalleye bakan jandarmanın baskı ve terörüne, ardından polis terörüne karşı nasıl mücadele yürütmüş, neler yapmış bunları görecekler. Bunları yok sayıp, sonra açtıkları dernekten ahkam kesiyorlar. Subjektivizmin, Cephe düşmanlığının hakim olduğu kafa başka birşey üretemiyor.
1990’ların ortaların da “Fuhuş, Kumar, Alkol Sarıgazi’den Defol!” kampanyası düzenlendiğini yaz. Ta ‘90’lara git ama sonrasını görme. Yakın zamana, bugüne baksaydınız yozlaşmaya karşı yürütülen mücadeleyi ve ödenen bedelleri de görürdünüz. “Uydurma delillerle” helikopterli baskınlarla tutuklanan, yüzlerce yılla yargılanan yıllarca hapishanelerde yatanlar Halk Cepheliler’i de görürdünüz.
Sarıgazi’de “sendika.org” yazarının sözünü etmediği, adını belirtmediği faaliyetleri örgütleyen bir devrimci kurum var. Ve tü bu faaliyetlerinden dolayı hala yargılanıyor Halk Cepheliler. Ha bir de o “politik kalıba girmeyen Domane Sarıgazi” dediğin gençlik grupları var ya… onların da mahkemeleri devam ediyor. Mahallelerine emek vermiş, mahallelerinin sorunlarına duyarsız kalmamış gençler onlar. Birebir devrimcilik yapmıyor olabilirler bu gün, ancak onlar, mahallelerine kimin emek verdiğini bilen ve kendi emeklerini de katan gençler.
“Politik bir disiplinleri ya da örgütsel aidiyetleri yok” diye tanımladığınız o gençlik grupları sizin gibi “ örgüt, örgütlenme, örgütlülük” demeye çekinmiyorlar. Başka bir isim bulup örgütlülüğü inkar edip örgütsüzlüğü kutsamıyorlar. Yaşadıkları, doğup büyüdükleri mahallenin sınıfsal gerçeğinin içinde yani yoksulluğun içinde büyüyorlar.
Ne demek “örgütsel aidiyet”? Neden “örgütlü gençler veya örgütsüz diye daha net bir tanımlama yapmazsınız? Sakın bu 12 Eylül mahkemelerinde biz örgüt değiliz, dergi çevresiyiz” anlayışının ürünü olmasın?
Sınıf mücadelesin de tanımları kullanılan kavramlar önemlidir. Örgüte, örgütlü olmaya bu kadar saldırıldığı öcü gibi gösterilmeye ve korkutulmaya çalışıldığı bir ülkede kavramların, tanımlamaların, kullanılan kelimelerin daha net olması sınıf savaşında bilinç ve silahtır.
Gidip o gençlere sorun, onlar emin olun sizden daha net tanımlar ve kavramlar kullanacaklardır. Herkes devrimcilik yapmayabilir. Kaldı ki devrimciler değişime, değişimin gücüne inanırlar. Herkes örgütlenebilir. O gençler de örgütten, örgütlü olmaktan, örgütlü mücadeleden hiç uzak değiller. Halkevleri gelip dernek açtığı mahallenin, halkın niteliğinin, politik bilincinin farkında değil. Bu çarpık tanımlamalar ve yok sayma bunun ürünü.
“11ÜS Sarıgazi, Sana KÜS” sloganıyla sulandırdığınız, içini böyle sloganlarla boşalttığınız kampanyanızın sonucuna dair bir şey yazmamışsınız. Benzer kampanyalar ve etkinlikler diğer alanlarda da sürüyor demişsiniz ama hangi alanlar, ne tür çalışmalar bunlar? Ne sonuçlar aldınız? Hiçbirine dair somut bir sonuç, kazanım göremedik. Eylemde göremedik.
Cephe’nin faaliyetlerinin, adı sanı yok. Körlüğünüz, sağırlığınız tutuyor her nedense. Ama Cephe’ye saldırıda netsiniz. O zaman gözünüz de kulağınız da açılıyor. At gözlüğüyle bakıp görmek istediğinizi, olmasını istediğinizi görüyorsunuz.
Neden Yapıldığı Gayet Açık Olan Bir Cezalandırma Eylemini Niçin “Tartışmalı Cezalandırma” Olarak İfade Eder Halkevleri?
Sol adına, solun takındığı tavır adına ibretlik bir örnektir.
Sarıgazi Halk Cephesi fuhuşa, uyuşturucuya karşı bir kampanya yürütmektedir. Mahalle de uyuşturucu ve kadın pazarlayan bir kadını suçüstü yakalarlar. Kadın bu işi yeni yapmıyordur. 3 yıl önce de kendi öz yeğenini pazarlarken suçüstü yakalanmış uyarılmış ve cezalandırılmıştır. Ancak vazgeçmemiştir. Yapmaya devam etmektedir.
Mahallemizi kirleten, genç kızlarımızı fuhuş batağına çeken, gençlerimizi uyuşturucuyla zehirleyen bu ahlaksız kadın, cezalandırılarak mahalleden kovulmuştur.
Ancak bu ahlaksız kadın için sol, sosyalist geçinen ESP, EMEP, BDP, İHD başta olmak üzere çeşitli kadın örgütleri, “kadın hakları ve insan hakları” savunucusu kesildiler. Cepheliler’i kınadıklarını belirten açıklamalar yaptılar.
Duyunda inanmayın! Evet dünya tersine döndü!
Fuhuş, uyuşturucu, yozlaşma batağının yayıcılarından bir ahlaksız için, yozlaşmaya karşı mücadele eden Cepheliler’i kınadılar, kendilerine sol, sosyalist, devrimci diyen örgüt ve kurumlar.
Halkevleri’de bu konuya “tartışmalı cezalandırma” diyerek katıldı. Neden “tartışmalı” ilan ediyor! Cephe’nin adaletini bilmez mi Halkevleri? Bilir elbette. Halk Cephesi’nin, Sarıgazi Halk Cephesi’nin açıklamaları var. Okuyup öğrenebilir, gelip sorabilir, konuşabilirdi. Hayır bunlara gerek duymaz. Halkevleri duymuş ya, nereden ne şekilde duyduğun da önemi yoktur. İşte bir fırsat daha. Cephe’ye saldırmak, karalamak için bundan daha iyi fırsat olur mu?
Halkevleri “tartışmalı cezalandırma” diyerek şaibe yaratmaya Cephe’nin adaletine leke sürmeye çalışıyor. Yazdığı çizdiği söylediği hiçbir şeyin nedeni yok Halkevi’nin.
Sizde ESP, EMEP, BDP, İHD gibi soyut bir “kadın hakları” savunuculuğu mu yapıyorsunuz. Yoksa bu kurumlar gibi bu alçakların Sarıgazi’de kadın ve uyuşturucu satma özgürlüğünü mü savunuyorsunuz? “Kadın pazarlayanlara dokunmayın!” mı diyorsunuz? Yoksa sizde diğerleri gibi kim olduğuna ve ne yaptığını önemsemeksizin “kadına şiddete” karşı mısızın?
Çamur atarak izi kalacağını, şaibe yaratarak Cephe’yi karalayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Cephe’nin adaleti, mücadele anlayışı çok nettir. Tarihi tertemizdir. Düşman dahi karalayamazken, Cephe’nin adaletine dil uzatmaya sizin gücünüz buna hiç yetmez. Had ve hukuk bilin biraz.
Sizin ne emeğiniz var Sarıgazi’ye? Somut bir kazanımınız, mahalle için, halk için, ödediğiniz bir bedel var mıdır? Aynı şekilde tarihinizde sol içi şiddetin en büyük sorumlularından biri olmasının dışında, sol içi şiddeti bitirmeye, yok etmeye dair sola bir emeğiniz var mıdır? Yoktur. Kürt milliyetçilerinin ve yardakçılarının üzerinde mi mahalleye yerleşme ye çalışıyorsunuz? Diğer sol ve HDP de buna hazırdır emin olun.
“Aklı salimliğe”, mahallenin siyasi ağabeyliğine soyunmuşsunuz anlaşılan. Çoktur sizde siyasi ağabeyliğe soyunan, onlardan öğretmişsinizdir.
Ancak size söyleyelim; nafile bir çabanın içindesiniz. Düzene, Kürt milliyetçilerine, yardakçılarına yaranırsınız. Ancak halka asla. Halkımız der ki; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Halkımızın yüzü savaşanlara dönüktür, düzen kulvarında tam yol yürüyenlere değil. Durun ve şöyle bir bakın halinize. Cephe düşmanlığı ne hale getiriyor sizi! Cephe düşmanlığınızın, faydacı, fırsatçı politikanızın sizi nasıl çürüttüğünü görün. Burjuva politikaları bunlar. Kendine sol, sosyalist diyenler bu yöntemlerinin yakınından dahi geçemezler.
Sınıflar Mücadelesi Geliştikçe Safları Keskinleştirir ve Reformizmin, Oportünizmin Karmaşık, Derin Teorilerini Arkasına Saklanmasına İzin Vermez
Biz uyuşturucuya, fuhuşa, çetelere, her tür yozlaşmaya karşı mücadelemize devam edeceğiz. Bu emperyalizme ve faşizme karşı, yürüttüğümüz mücadeleden bağımsız değil. Bu faşizmin halkı yozlaştırmak için bilinçli bir politikasıdır. Bu işi yapanların, polisin, devletin bilgisi ve desteği olmadan yapmadığını herkes bilir.
Faşizmin baskı ve terörünün yanı sıra halkı yozlaştırarak kendi sınıfına, kültürüne, değerlerine yabancılaştırarak da yönetiyor. Devlet yoksul halkımızın yaşadığı mahallede uyuşturucu, içki, kumar, fuhuş vb. her türlü yozluğu halkı mücadeleden uzaklaştırmakla politikleştirmek için sokuyor. Örgütlü politik mahalleler ise çok daha iradi, planlı ve bilinçli soluyor. Özellikle uyuşturucuya karşı örgütsüz kesimlerin dahi kendiliğinden tepkisinin, eylemlerinin olduğu, halkın çocuklarını, ailelerini, mahallelerini uyuşturucu çetelerine karşı korumak için nöbet tuttuğu bir gerçeklik içinde siz neye karşısınız? Neden?
Şaibe yaratarak, adaletimizi karalamaya çalışarak fuhuş çetelerini, uyuşturucu satıcılarını sahiplenen bir duruma düştüğünüzün farkına varın.
Uyuşturucu ve fuhuş çetelerini himaye eden devlettir, AKP’nin polisidir.
Halkevlerinin diğer mahallelerimize dair yazdığı neredeyse her cümlesi, her kelimesi ideolojik olarak ne kadar savrulduğunu gösterir niteliktedir.
Sınıflar mücadelesinde her şey çok açık ve yalındır. Sınıflar mücadelesinde çatışma büyüdükçe saflar keskinleşir. Reformizmin, oportünizmin karmaşık, derin teorilerini arkasına saklanmasına izin vermez. Her şey çıplaktır. Her kesim sınıflar mücadelesinde safını alır. Saflar keskinleşince reformizm burjuvaziye hizmet eder.
-GAZİ-
Siz Gecekonduları Bilir misiniz?
Halkevleri gecekondu mahallelerini keşfetti. Sarıgazi’den Gazi’ye geçtiler. Neyi görmek istiyorlarsa onu görerek “algı”layarak başladı Halkevleri’nin gezisi. Daha geziye başlarken kullandıkları ifade ve tanımlar Halkevleri ahlakını ve karakterini gösteriyor.
“Pek çok devrimcinin mezarının yer aldığı mezarlık” deyip sadece Hasan Ocak’ın mezarını fark ederek başlayan bir gezi! Hasan Ocak elbette fark edilmeli. Fakat, Hasan Ocak’ın mezarının yanında Mustafa Bektaş ve Muharrem Karakuş, onun yanında Gazi Ayaklanması şehitlerinden Cepheli Sezgin Engin ve TİKB’li Zeynep Poyraz’ın mezarları var. Hepsi yan yana ve mezarlığa girer girmez sizi ilk karşılayanlar onlar oluyor. Hasan Ocak’ın dışındaki şehitleri yok saymış, görmek istememiş Halkevleri.
Şehitler nezdinde Cephe’yi yok saymış. Gazi, kahramanlar toprağı. Tüm şehitleri saymanı bekleyen yok elbette ama yan yana olup da diğerlerini yok saymanın mantığı da anlaşılır değil, ahlaki değil. “Yazıklar olsun!”
Gazi’de sadece Cephe’nin 24 Gazili şehidi var. Cephe’ye düşmanlığınızı, yok saymanızı anladık da şehitlerle alıp veremediğiniz ne? Yolunu öğrendiğiniz mahallenin birazda tarihini öğrenseydiniz, şehitlere saygısızlık etmemiş olurdunuz.
Halkevleri, Gazi’deki Çatışma ve Korsan Eylemlerden Niçin Rahatsız Oluyor? “Geleneksel sol mahallelere ilişkin genel algı standartlaşmış ‘çatışma’ ve eylem haberleriyle şekilleniyor. Örneğin Gazi Mahallesi ile ilgili 10 haberin 9’u “Gazi halkı karakola doğru yürüyüşe geçti ve çatışma başladı…” kalıbına sığabiliyor. Sanki herkesin doğuştan solcu olduğu, karakol-dernek binası-ara sokak-barikat dörtgeninde yaşayan çatışmak için bahane arayan gerçek üstü insanların yaşadığı gerçek üstü anlatımlar ve basmakalıp çatışma haberleri günümüzün sol mahalle gerçeğini anlatmaktan çok uzak…” (sendika.org sitesi)
“Sol Mahalleleri Nasıl Bilirsiniz?” gezisinin giriş yazısı böyle başlıyor.
Gazi gezisinde de şöyle diyor;
“Mahalle halkında özellikle rutine binen korsan eylemler ve sol içi gerilimler nedeniyle olaylara karşı mesafeli bir tutum olsa da devrimci örgütlerin “olay” çıkarma potansiyelinin mahallenin ortak yaşam alanlarını koruduğunun da farkındalar. O nedenle yerine göre övüp yerine göre eleştiriyorlar”
“standartlaşmış çatışma”
“basmakalıp çatışma haberleri”
“rutine binen korsan eylemler”
“devrimci örgütlerin olay çıkarma potansiyeli”
AKP’nin yandaş medyası ve AKP yalakaları Akif Beki ve Negahan Alçı konuşsa tam da böyle söylerdi. Peki, Halkevleri’ne ne oluyor? Çatışmalardan, korsan eylemlerden niye bu kadar rahatsız ve tahammülsüzler?
Mahallelerimize polis ve uyuşturucu çeteleri saldırıyor, Cepheliler de mahallesini koruyor. Halkımız panzerleri kuşatıp ellerinden gözaltına alınan Cephelileri çekip alıyor. 5 yaşındaki çocuk kapıyı açık tutup Cepheli’yi korumaya çalışıyor.
Halkevciler kurumlarından burunlarının ucunu dışarıya çıkarsa görecek, halkın mahallesini nasıl koruduğunu ama çıkarmaz, çıkaramaz. Hoş Halkevleri gerçeği görmediğinden, bilmediğinden böyle yapmaz. Bilinçlidir onun yazdıkları.
Halkın mahallesini, polisten, çeteden koruma mücadelesine neden karşısınız? Sizi niye bu kadar rahatsız ediyor çatışmalar, korsanlar? Bırakın bundan faşizm rahatsız olsun.
Faşizmin saldırılarına, baskı ve terörüne, şiddetine karşı ne yapmamızı önerirsiniz? Sizin gibi yumurta mı atalım? Yoksa yumurta festivalleri mi düzenleyelim? Zıplayalım mı? Uyarlama apolitik şarkılar mı söyleyelim? Polis barikatlarının önünde “uzun eşek” mi oynayalım? Bunlar, devrim, iktidar diye bir derdi olmayan, sadece protestoculukla yetinen”akıllı solculuk” işi. Bize göre değil…
Adalet, Devrimci Şiddetle İfadesini Bulur. AKP Faşizminin Pervasızlığı
Halkın Devrimci Şiddete Duyduğu İhtiyacı Büyütmüştür.
Emekçi halklar faşizmin şiddetini her gün pervasızca yaşarken, ayaklanmada gaz bombalarıyla beyinleri sokaklara akıtılan anaların evlatlarının katilleri yargılanmazken, yargılananlara da dalga geçercesine komik cezalar verilirken, maden ocaklarında madenciler topluca katledilirken, her gün cinayetleriyle işçiler öldürülürken, yoksulluk ve yozlaşma hızla yayılırken, halkın yaşam alanları kar uğruna tarumar edilirken halkın aradığı en temel ihtiyaç adalettir.
Halk adalet istiyor, bunun için direniyor, mahallesinde polis istemiyor, çatışıyor, yaşam alanları için nöbet tutuyor, evlatlarının katili için her gün sokaklara çıkıyor. “Adalet istiyoruz” diyor. Halkevleri ise halkın bu temel taleplerini somutladığı eylemleriyle dalga geçiyor.
AKP faşizminin pervasızlığı halkın devrimci şiddete duyduğu ihtiyacı büyütmüştür. Halkın şiddeti meşrudur, haktır. Halkın adalet özlemi ancak halkın devrimci şiddeti, halkın silahlanmasıyla gerçekleşir.
Halkevleri, halktan direnişi, çatışmayı, hatta korsan eylem yapmayı, silah kullanmayı öğreneceği yerde halkın direnişini burjuvaziden öğrendiği kavramlarla eleştirip mahkum etmeye çalışıyor.
Bunu kanıtlamak için de; sürekli olayların patlak verdiğini, rutine binmiş korsan eylemlere devrimci örgütlerin faaliyetlerine halkın mesafeli olduğunu yazıyor. Taraftarlarını konuşturarak; Fraksiyonların kendi başına örgütlediği işlerle halkın (ayaklanma sürecini kastederek) eylemleri arasında uçurum olduğunu, halkın fraksiyoner davranışlardan rahatsız olduğunu gözlemlediklerini yazıyorlar.
Halkevcilere göre; Birileri sürekli olay çıkarıyor, rutine bağlamış korsan eylemler yapıyor. Halk kendiliğinden eylem yapıyor, örgütlerde gelip üzerine konuyor.
Olay ne? Kim çıkarıyor? Ne yapıyor? Bu korsanları bir düzenleyen yok mu? Ne için korsan yapılıyor? Korsanlar kime karşı yapılıyor? Her şey belirsiz. Ama tespitler de“genel algı böyle, halk rahatsız” diyecek kadar iddialı.
Halkevciler emin olsunlar, burjuva basını aratmıyorlar, haklarını teslim etmek lazım.
Halkın Ve Cephenin Direnişi, Düşmanla Dişe Diş Mücadelesi,
Sakın Sizin Statükolarınızı Sarsıyor, Uzlaşmacılığınızı gösteriyor Olmasın!
AKP’nin katil polisine mahallede tek bir taş attınız mı, tek bir eylem örgütlediniz mi?
AKP’nin faşist terörüne, çetelerine mahalleyi kuşatmasına, gaza boğmasına, halkın üzerine saldırmasına, işyerlerini dağıtmasına, Halk Meclisi’nin konteynırını çalmasına tek bir şey demiyorsunuz, dayanışma için olmuyorsunuz, bir basın açıklaması bile yapmıyorsunuz ama Cephe’yi eleştirmek için aklınıza geleni yazıyorsunuz.
Halkın direnişi, düşmanla dişe diş mücadelesi sakın sizin statükolarınızı sarsıyor olmasın! Düzeniçiliğinizi, uzlaşmacılığınızı gösteriyor olmasın! Aksi halde; Neyi eleştiriyorsunuz? Korsanlara, silahlı eylemlere niye karşısınız? Halkın mahallesi için direnmesinin neyine karşısınız? Yoksa bunlar“Akıllı solculuk” kapsamına girmiyor mu?
Direniş ayna gibidir, olanı da olmayanı da gösterir. Turnusol gibidir, mücadeleye niyeti olanla olmayanı ayrıştırır.
Mücadele ederek tek bir hak kırıntısı dahi aldınız mı? Tarihinizde böyle bir örnek var mı? “Tavizsiz” neyin mücadelesini verdiniz siz? Devrim kaçkınlığını, düzeniçiliği meşrulaştırmaktan başka ne yaptınız? Halkevleri’nin, ne geçmişte ne bugün yarattığı tek bir direniş geleneği yoktur. Bugün de safı direniş çizgisi değildir. Defalarca söyledik yine söylüyoruz; “Direnmeyen çürür”. Madem dernek açmak için bizim mahallelerimizi tercih ettiniz, google devrimciliğini, internetlerde laf söylemeyi, ahkam kesmeyi bırakın da halkın içine karışın biraz. Değilse de had bilin.
Burjuva İdeolojisinden Beslenen Reformizm Her Şeyi Tahrif Edebilir,
Ancak Kanla Yazılarak Halkın Belleğine Kazınmış Tarihi Yok Edemezler
Halkevleri, kendilerini rahatsız eden, statülerini bozan şeyleri anlatırken mahallede Halk Cephesi vardır. Ama yapılan faaliyetleri, kazanılmış hakları, mevzileri görmeye gelince mahallede Halk Cephesi yoktur. Ama bu haklar üzerinde tepinmeyi iyi bilirler.
Halkevleri tutarsız bir duruma düştüklerinin farkında değil. Cephe düşmanlığı Halkevleri’nin beynini dumura uğratmış olmalı ki, bu kadar çelişkili ve tutarsız olabiliyorlar.
Bir şeyi yok sayınca yok olsaydı Halkevleri bundan çok hoşnut olurdu eminiz. Ne yazık ki bu mümkün olmuyor. Diyalektiğe aykırı işte, ne yaparsınız. Ama idealizme uygun. Çünkü idealizme ait bir düşünce tarzı bu. Fakat hayat ve kavga idealizme uymuyor. Burjuva ideolojisinden beslenen reformizm her şeyi tahrif edebilir. Herkesin bildiği gerçekleri çarpıtabilir, puslandırabilir. Ancak kanla yazılarak halkın belleğine kazınmış bur tarihi çarpıtabilecek yok sayabilecek bir güç yoktur.
Devrim cüret ister, cüret kararlılıktan doğar. Kararlılık bilimsel haklılık ve inançla büyür. İktidar bilinciyle pekişir. Sorun tam da buradadır. Sorun; Cephe’nin, polis ve çetelerin saldırısına ve yozlaşmaya karşı mahalleleri savunan ve halkı koruyan, mücadeleyi büyüten, düşmana sürekli darbe vuran militan çizgisi ile Halkevleri’nin düzeniçi, icazetçi politika ve eylemleri arasındaki farktadır. Ve bu fark gece ile gündüz gibidir.
Halkımızın Direnişi, Mahallelerini Sahiplenmesi Sizin Reformistliğinizi, Pasifliğinizi Açığa Çıkarıyor. Yani Sosyalist Maskenizi Düşürüyor.
Boş sözlerin, sloganların, geri eylemlerin halkta bir karşılık bulmadığını herkes kadar siz de bilirsiniz. Ancak halk kendisinin güvenliğini alan, çocuklarını, kendilerini her türlü beladan yaşamları pahasına koruyan, kapitalizmin pis ve yoz yaşamı içinde yaşamlarını bir nebzede olsa temiz tutanların, iyileştirebilenlerin, Cepheliler olduğunu görüyor ve Cephelilerle kenetleniyor.
Halk, Halk Cephesi ile Halkevleri de içinde olmak kaydıyla genelde solun mücadele anlayışı ve çizgisinin gece ile gündüz gibi farklı olduğunu görüyor.
Halkevleri, yumurta atarak, yumurta festivalleri düzenleyerek, yerinde zıplayıp apolitik uyarlama şarkılar söyleyerek, polis barikatının önünde “uzun eşek” oynayarak “polis durma çay getir” vb. sloganlarla risksiz, medyatik eylemler yapar. Otobüs, metrobüs zamlarını protesto için bariyerlerden atlama, belediyeye koşarak içeri girme gibi eylemleri de medyatik eylemlerdir.
Bu sadece protestoculukla yetinen bir eylem anlayışıdır. Bunların görünürde bir “örgütlülük” içinde yapılıyor olmasının bir anlamı yoktur. Özünde burjuvazinin icazetinde, burjuvazinin kabul edebileceği sınırlar içinde bir muhalefet anlayışıdır. Ve temelinde de devrimcilik değil, düzeniçilik vardır. Bu eylem anlayışı ve çizgisiyle, emperyalizme ve oligarşiye “zararsız” olduğunun güvencesi verilmektedir.
Halkevleri kitlelerin ekonomik. Demokratik taleplerine yönelmeli elbette. Ancak bu medyatik eylemler ve içi boşaltılmış sloganlarla olmaz. Böyle sonuç alacağını, bu talepleri kazanımla sonuçlandıracağını düşünüyorsa yanılıyor. Bunlar devrimi geliştirmez.
Devrim; ekonomik, demokratik mücadele, silahlı mücadeleyle bütünse, silahlı mücadeleye tabii ise büyür, gelişir. Artık sadece dilinizde kalan, mirası üzerinde tepindiğiniz, şanını, prestijini kullandığınız Mahir Çayan’ın tezidir bu.
Halkevleri’nin geldiği bu çizgi. İdeolojik olarak savrulmanın sonucudur. Ve bu tür eylemler mücadeleye bir şey kazandırmaz. Aksine gençliğin dinamiklerini öldüren, gençliği yozlaştıran düzeniçine çeken bir işleve sahiptir.
Gazi Cephedir! Gazi Umuttur! Gazi Mahallesi Her Sokağıyla Bizimdir
Halkımız oturduğu binada, sokakta, işyerinde, yanı başındaki esnafla yaşadığı sorunların çözümünde karakola gitmez! Evden kaçan, uyuşturucu kullanan çocuğuna yardım için, eşlerin kavgasında, hırsızlık vb. de bize gelir. Mahallemizde bunun sayısız örneği yaşanmıştır. Bu bir güvenin sonucudur elbette.
Bir gün, bir aile çocuğunun uyuşturucu maddeyi bırakması için getirip bize teslim etti. Bu ailenin uyuşturucu kullanan çocuğu bir işe gidip, işten çıkınca uyuşturucu kullanan arkadaşlarının yanına gidiyor, fakat ailesine işten sonrası için sürekli yalan söylüyor. Bu sürede onu uyuşturucuya alıştıran kız arkadaşı ve arkadaş çevresiyle zamanını geçiriyor. Annesi sürekli takip ediyor, kiminle konuştu, kimin yanına gitti, işten ne zaman çıktı vb. Bir türlü çocuğunu koparıp alamıyor o çevreden. işte bu durumdayken çocuğunu bize getirmişti.
Bir süre işten çıkışlarda derneğe geliyor, dernekten eve götürülerek çocuğun zamanının bizimle geçmesini sağlamaya çalışırken, o bulduğu her fırsatta eski çevresine kaçmaya çalışıyordu. Ailenin ısrarı çocuklarını sürekli takip etmeleri sonucu, çocuk evden kaçar fakat bir hafta sonra bulunur. Çocukla konuşuldu, ilgilenildi. Bu sefer aile dışında uyuşturucu kullanmayan yakın arkadaş vb. çevresiyle birlikte çocuğun 24 saati doldurulmaya başlandı. Ailenin çocuklarına olan sevgisi ve uyuşturucuyu bırakacağına olan güvenleri ve esas olarak bizlere olan güveni sonuç verdi. Uyuşturucu kullanan bu çocuk artık hep bizimle idi! Biz nereye gidiyorsak, ne yapıyorsak çocuk da aynısını yaptı. Çoğu zaman yalan söylediğini bildiğimiz halde, söylediklerine inandık güvendik bunu aileye de söyledik… Bir süre sonra söylediği yalanlardan kendisi utanır olunca yalan söylemeyi de bıraktı.
Bu bizim insanlara güvenimiz ve insanların bize olan saygısı, sevgisi ve güveninin sonucuydu. Bu yüzden bu mahallenin delisi de, yozlaşma bataklığında olanı da, kısacası tüm halk bizimdir diyebiliyoruz.
Halkımız, insanlarımız zor günümüzde, sevinçli günümüzde de yanı başımızdadır. Belki istediğimiz oranda etkinliklere, çalışmalara katamayız onları. Korkuları, kaygıları, düzenle olan bağları etkili olur. Veya bir şekilde kimi arkadaşlarımıza küsmüş, kızmıştır. Fakat bulunduğu her yerde sahiplenir bizi. Gözümüz, kulağımızdırlar. Yaşanan sorunları veya bizlerin eksik-yanlış yaptığımız şeyleri bize gelip söyler halkımız.
Bu sevgisinden ve bağlılığından, vefasındandır. Sahiplenir halkımız bizleri. 7 Aralık 2006 dernek baskınında kenarda, köşede duran, bizimle kendi aralarında sorunlar yaşayanlar da dahil o an orada bulunan 7-8 yaşındaki çocuklardan 50-60 yaşındaki büyüklere kadar herkes polis baskını karşısında derneği ve Cepheliler’i sahiplenmişlerdir. Dernekte kimse yokken bir hırsız gibi derneği girmeye çalışan polise oradaki esnaf müdahale ederek sokmamıştır derneğe.
Mahallenin ufak çocukları bir taraftan polise taş atarken diğer taraftan abilerine taş taşımışlardır. Bu sahiplenme sonucunda hırsız gibi geldiği dernekten hırsız gibi gitmiştir polis… Derneğin toplanması orada bulunan halkla birlikte elbirliğiyle yapılmıştır.
Sadece polis baskınları sırasında değildir halkın sahiplenmesi. Uyuşturucu satan, içen, fuhuş yapan yerleri, kişileri halk gelip söyler. Mahallesine ve mahallesinin devrimcilerine sonuna kadar sahip çıkar Gazililer… Çünkü Gazi Cephe’dir Gazi Halktır.
Tüm bu örnekler ve daha fazlası, Gazi halkının Cephe’yi sahiplenmesine örnektir!
Halkevleri’nin İdeolojik Savrulmasının Sonucu Geldiği Nokta;
Sivil Toplumculuktur. Sivil Toplumculuk, Devrimciliğin Bittiği Yerde Başlar.
Sivil toplumcu kafa; halkın hakların savunamadığı gibi, mahallesini savunan, koruyan halkın direnişini mahkum eder, geri çekmek için elinden geleni yapar.
Bu sivil toplumcu kafa, özünde gizlediği gerçek yüzünün, uzlaşmacı, icazetçi yüzünün açığa çıkmasının, maskesinin düşmesinin, hazımsızlığı ve hezeyanıyla Halk Cephesi’nin mahallelerdeki direnişine saldırıyor. İşte bu kafa Halk Cepheliler’in öncülüğünde hareket eden Gazi halkının, gecekondu mahallelerindeki halkın direnişini, çatışmasını küçümsüyor.
Halkevciler her şeye “sivil toplumcu” gözlükle bakar oldular. Bireyi keşfettiler. İtirafta edemiyorlar ama gerçek çok açıktır. Bu kafa saç kestiriyor, burjuvazinin köşe yazarlarına ödül verdiriyor. Dikmen’de yıkıma karşı mücadele eden Halk Cepheliler’e satırlarla saldırtıp polise ihbar ettiriyor. Ev ev dolaşıp Halk Cepheliler’i evinize almayın, onlar radikal, polisle başınız derde girer dedirtiyor.
Bununla yetinmiyor Halkevleri, Halk Cephesi’ne karşı öyle hazımsız ki, her şeyi çarpıtıyor, ifrata vardırıp kendi düşüncelerini halkın düşüncesi gibi göstermeye utanmıyor.
Halkevleri’nin bitmeyen incilerinde bakın neler var;
Kürt milliyetçi hareketinin Çayan’da başlayıp Gazi, Okmeydanı ve Sarıgazi’deki planlı ve organize saldırılarına karşı Halkevleri ne yapmıştır? Hiçbir şey.
Halkevleri sustu. Tehlikeli bir suskunluğa büründü. Ancak sadece sussaydı, suskunluk da yanlışı büyütüp meşrulaştırır derdik. En azından kendi kimliğini yitirmiş yardakçı ESP ve diğerleri gibi milliyetçilerle ve çetelerle birlikte saldırmadı derdik.
Halkevleri, Halk Cephesi’ne yönelen saldırı karşısında hiçbir tavır göstermedi, saldırıyı kınamadı. Kürt milliyetçi hareketini durdurmak için kılını kıpırdatmadı.
Kürt milliyetçi hareketin devrimcilere saldırılarına karşı çıkmayan hiçbir örgüt veya kişi “sol içi şiddet”e karşı olduğunu söyleyemez. Durum buyken “sol mahalleler” gezisi adıyla Cephe’ye açıktan saldırmak yerine burjuva yöntemleriyle saldırdı.
Çıkarın Yüzünüzdeki Maskeyi! Cephe’nin Yok Olmasını İstediğinizi Biliyoruz
Utanmayın, Açıktan Savunun Kürt Milliyetçilerini
Halkevleri, Gazi için diyeceklerinin bir kısmını, Ayışığı, Gazi Ekin Sanat ve Halk Kütüphanesi ve HDP Sultangazi İlçe Örgütü’nün üzerinden, bir kısmını ise direkt söylemiş,
Ayışığı’nın söylediğine bir bakalım. “Sol içi gerilimleri soruyoruz hoşnutsuz bir yüz ifadesi ile sıradan Gazili yurttaşın sözlerini aktarıyor; Eskiden devrimcilerin elinde silah varken biz güvenle yatardık. Artık merdiven boşluğuna giriyoruz” diyor.
Ali Ergin Demirhan, HDP Sultangazi ilçe örgütü üyesi Mustafa Keskin’den aldığı cevabı da şöyle aktarıyor: “Seçim öncesi Nurtepe’de patlak veren HDP-Halk Cephesi çatışmasıyla ilgili olarak yaşananları provokatörlük olarak tanımlıyor ve olayların diğer mahallelere yayılmasının bireylerin, provokatörlerin işi olduğunu belirtiyor.”
Halkevleri bu anlatımlarla Sarıgazi’nin ardından Kürt Milliyetçi hareketine ikinci mesajını da vermiş oluyor. Kürt milliyetçilerinden kocaman bir aferin aldıklarından emin olabilirler.
Biz Gazi’deki saldırının boyutunu anlatmayacağız Halkevleri’ne. Çünkü bilmiyor değiller. Ama yaptıklarının ne anlama geldiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. “HDP-Halk Cephesi çatışması” demek, tasfiyeciliğin, düzenle uzlaşma politikalarının yanında olmak demektir. Çıkarın yüzünüzdeki maskeyi! Yaptığınız açıkça Cephe düşmanlığıdır. Yok olmamızı istediğinizi zaten biliyoruz. Dürüst olun, utanmayın, açıktan savunun Kürt milliyetçilerini. Zira pratiğiniz buna hizmet ediyor.
Reformizm, Laf Ebesidir. Demagojide Ustadır. Oturduğu Yerden Ahkam Keser.
Halkevleri De Öyle Yapıyor…
Anlayıştaki sakatlığa bir bakın hele, oturduğu yerden nasıl akıl veriyor.
“Torbacılar uyuşturucu işinde en zayıf halka. Örgütler onları döverek işi çözebileceklerini sandı. Torbacılarda suçlu ama dövmek, işkence etmek, teşhir etmek doğru değil. Cezalandırmalar sonuç alıcı, caydırıcı değil. Bu insanları buruya getiren koşullar var.”diyor. Halk cephesi çetelere, torbacılara, polise karşı mücadele yürütmeseydi o mahalleye kurum açabileceğinizi, o duvarlara bir tane afiş asabileceğinizi, bırakın bunları sokaklarında gezebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Tabii örgütlü mahalleye gelip kurum açınca, konuşmak da bu kadar kolay ve bedava oluyor.
Yalan söylüyorsunuz. Hani inceleme, araştırma, gözlem, gezi yapmıştınız. Bu yalanlar mı çıktı bütün bunların sonucunda.
Torbacılara işkence yapılıyormuş. Bir tane torbacı gösterin. Göstermezseniz yalancı, sahtekar olarak göreceğiz sizi. İşkencede onlarca insanını şehit vermiş bir harekete, adaleti bu kadar temiz ve net olan bir harekete bunu söyletecek denli nasıl bir düşmanlıktır bu!
Yüzlerce insanı tedavi eden bir tedavi merkezi açtık. Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuya Karşı Savaş ve Kurtuluş Merkezi’nde yüzlerce bağımlı genç var. Tedavi görüyorlar orada. Kurtulanlar var. Gazeteciler duydu, röportaj yaptı, destek olalım bu mücadeleye diye yazdılar. Ama bir siz duymadınız, bilmiyorsunuz öyle mi!
“Onlara ne sunduk. Önce bataklığı kurutmak lazım. Sistemi alaşağı etmeliyiz. Park temizlikçisi, bekçisi değiliz ki”diyorsunuz.
Haydi kurutun bataklığı o zaman. Biz engellemeyiz sizi, sistemi alaşağı edin. Biz, sizin gibi yapmayız, emeğinizin üzerine oturmayız, köstek olmayız, yalan yanlış yazıp çizmeyiz hatta destek oluruz.
Söylemeden de geçmeyelim, evet siz “park temizlikçisi, bekçisi” değilsiniz. Siz zaten “temizlenmiş” yerlere gelip yerleştiniz. Fakat bizde “park temizlikçisi ve bekçisi” değiliz. Uyuşturucunuz, fuhuşun, çetelerin sistemin ürünü olduğunu biliriz.
Teşhir niye doğru değil? izah edin bize. Cezalandırmalar sonuç alıcı ve caydırıcı değil öylemi? Hiç değilse nankör olmayın… Mahallede bu işi yapanların neden azaldığını, o mahallede nasıl rahat yürüdüğünüzü, kurumunuzun nasıl hala açık durabildiğini bir düşünün isterseniz. Kaldı ki nerede okudunuz, duydunuz; sadece cezalandırmanın yeterli olacağını. Hiçbir yerden tabi. Kendinizi haklı çıkarmak için uyduruyorsunuz.
Siz Demagoji Yapmaya, Çarpıtmaya, Yok Saymaya Devam Edin!
Savaş Gerçeği, Düşman Saldırıları Yüzlerdeki Tüm Maskeleri Düşürüyor
Bir düşünün isterseniz… Hasan Ferit Gedik’i kim katletti? Gökhan Aktaş’ı ölümcül yaralayan kimdi? Çetelerin hamisi kim? Bunları bilir misiniz? Gerçi sizin ilgi alanınıza bu mücadelenin girmediğini biliyoruz fakat kendinizi düşürdüğünüz gülünç duruma üzülüyoruz.
Bari kendinizle çelişmeyin. Sizin yazınızda var “ Bir adam polise gidiyor, buradaki polisler “Terörle mücadele” polisleri, uyuşturucu işini şikâyet ediyor. Polis “ Biz uyuşturucu işiyle uğraşmıyoruz, örgüte gidin diyor”
Polis örgütü adıyla söyleseydi ve bir siz olsaydınız nasıl da allayıp pullayarak anlatırdınız bu örneği zaten polis örgüte gönderiyor doğru. Çocuğunu karakola götüren aileyi geri gönderiyor polis. Aşağıda tedavi merkezi var, orası kurtarır çocuğunu diyor.
Sormadan edemeyeceğiz, kurumunuz var ama siz Gazi’de mi yaşıyorsunuz? Çıkın biraz dolaşın mahallede, siz yine görmezden gelir, gördüklerinizi çarpıtırsınız ama çıkın yinede. Gerçeklerin çarpıcılığı belki sizi biraz kendinize getirir. Böylece çelişki ve tutarsızlıklarınızla kendi ayağınıza sıkmaktan, elekle su taşımaya çalışmaktan kurtulursunuz.
Siz ne kadar demagoji yaparsanız yapın, çarpıtmaya, yok saymaya da devam edin, savaş gerçeği, düşmanın saldırıları, devrimin gelişme seyri tüm maskeleri düşürüyor ve gerçek yüzleri açığa çıkarıyor. Biz, AKP’nin faşist polisine, çetelerine, mafyalarına rahat yüzü vermeyeceğiz. Mahallelerimizden kovana kadar mücadele edeceğiz. Halkımızı, özellikle genç kızlarımızı, delikanlılarımızı, uyuşturucu batağına çekmelerine izin vermeyeceğiz. Bu iktidarı alana dek sürecek bir mücadele. Çünkü uyuşturucunun kaynağı düzendir ve beslendiği kaynaklardan biridir aynı zamanda.
Düzen halkın, özellikle de gençlerin uyuşturucu kullanarak kendini zehirlenmesini istiyor. Çünkü halk o zaman düzen için zararsız hale gelir. Bunun için örgütlü mahallelere daha çok yöneliyorlar. Örgütlü mahallelere uyuşturucuyu polis korumasında sokuyorlar. Amaç örgütlülüğü dağıtmaktır. Bu yüzden; Cephe’nin uyuşturucuya, fuhuşa, çetelere karşı mücadelesi AKP faşizmini rahatsız ediyor. Bunun için bu kadar azgınca saldırıyor.
Reformizm, hem emperyalizmin ve oligarşinin bu politikasını göremiyor hem de bu durum için bir şey yapmıyor. Bu da yetmiyor yapana da saldırıyor.
Reformizm sınıflar mücadelesinin reddidir. O savaş gerçeğini bilmez. Savaşın nereye varacağını da bilmez. O iktidar mücadelesinden uzaktır. Doğal ki, sınıflar mücadelesinde bir belirleyiciliği yoktur. Bu mücadelenin seyircisidir. Sadece söyler. Yazar, çizer anlatır. Büyük büyük laflar eder. Pratiğe gelince de bol bol gerekçe üretir, demagoji yapar. Direnmemenin teorisini üretir. Diğer yandan çokça eleştirir. “Sosyalizm” der, “demokrasi” der ama onlar için mücadele etmez. Mücadele etmediği gibi icazetçiliği, uzlaşmacılığı, direnmemesi, çatışmaktan kaçması ve direnenleri engellemesi yanlarıyla düzene hizmet eder.
Halkevciler Mangalda Kül Bırakmıyor Ama Halkımız
“Aiyenesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz” Diyor
Halkevleri haline de bakmaz. Biz kimiz, geçmişimiz ne? Şimdi durduğumuz yer neresi? demezler. Bolca konuşurlar. Hayal dünyalarındaki düşünceleri, olmasını istediklerini halkın düşüncesiymiş gibi verirler. Bu arada kendilerini de dev aynasında görürler.
Lenin derki; “Partiler kendileri için ne dedikleriyle değil eylemleriyle tanımlanır”
Halkevcilerin eylemlerine bir bakalım: “Maganda mekanı” bir parkı uyarılarla, pek gerileme yol açmadan temizlemiş ve ailelerin uğrak yeri haline dönüştürmüşler. 3000 Alevi çocuğunun İmam Hatip’e yazdırılma sorununu çözmüşler. “Maganda”lardan kurtardıkları parkı belediye benzin istasyonu yapacakmış. Halkevciler toplantılar yapıp belediyeyle görüşmüşler. Belediye başkanı oyalamaya kalkınca “Bir dahaki sefere gelişimimiz farklı olur” demişler. Bir daha gittiler mi, gittilerse belediyeyi yumurtaya mı tuttular, ya da hoplaya, zıplaya gidip önünde “uzun eşek” mi oynadılar bilmiyoruz. Ama büyük işler başardıkları kesin!
Mahallede bu kadar gezen Halkevleri, Halk Cephesi’nin temsilcileriyle görüşmek için iki kez derneğe gittiklerini ama bir türlü yetkili biriyle görüşemediklerini yazıyorlar
Ne diyelim, Gazi’nin dört tarafı Halk Cephesi’nin kurumlarıyla dolu, elini atsa bir Halk Cepheli’le rastlarlar ama onlar bulamamış. Niyet, amaç başka olunca göz görmezmiş. Doğaldır ki; niyet Halk Cephesi’ni mahkum etmek olunca kimse bulunamaz. Bunlar ucuz bahaneler. Kimseyi inandıramazlar. İsteselerdi pekala onlarca Halk Cepheli bulurlardı.
Cephe Düşmanlığı Solda Öyle Bir Noktaya Vardı Ki,
Uyuşturucu, Fuhuş Çetelerini Sahiplenir Duruma Geldiler
Halkevleri;“Halk Cephesi, mahalledeki en köklü ve etkili gruplardan biri. Ne var ki devrimci grupların ortak platformlarına mesafeli durması, tek başına hareket etme eğilimi ve diğer gruplarla yaşadığı gerilimler nedeniyle görece yalıtık bir konumda. Bir yanda yabana atılmayacak mücadele geleneği bir yanda yeni hareketlerle olumlu bir ilişki kurmasını güçleştiren söylemi ve eylem tarzı ile solun geri kalanının ne kayıtsız kalabileceği ne de suçlayıp izole ederek kurtulabileceği bir realiteyi ifade ediyor.”diyerek, zorlansa da, lafı döndürüp dolaştırsa da, yine eleştirilere bürüse de gerçeği itiraf etmek zorunda kalıyor.
Biz yozlaşmaya karşı mücadeleyi, faşizme karşı sürdürdüğümüz mücadelenin bir parçası olarak ele alıyoruz. Çünkü faşizm, yozlaştırma politikalarını halkları kendi sınıfına ve değerlerine yabancılaştırarak, yönetmenin etkili bir aracı olarak uyguluyor. Bu yüzden uyuşturucu, fuhuş ve yozlaşmaya karşı mücadelede bu kadar ısrarcıyız. Ancak karşımıza bu mücadele de bir de “sol” çıktı. Cephe düşmanlığı solda öyle bir noktaya vardı ki, uyuşturucu, fuhuş çetelerini sahiplenir duruma geldiler.
“Sol” ve uyuşturucu, fuhuş çeteleri! Bu ikisi asla biraraya gelmez. Ama oldu. “Sol”un bu durumunu çürüme dahi ifade etmiyor. Halkevleri kalkmış ortak platformlara mesafeli durduğumuzu, tek başımıza hareket etme eğilimi taşıdığımızı söylüyor. “Sol” sol olma özelliklerini büyük oranda yitirmişken, Cephe düşmanlığıyla uyuşturucu ve kadın satanları destekler durumdayken nasıl bir ortaklıktan bahsediyor Halkevleri.
Halkevleri, Halk Cephesi’ne “tek başına hareket etme eyilimi”eleştirisini getireceğine, çürüme tanımının bile hafif kalacağı bu yaklaşımı gösteren solu eleştirmeli ve dönüp kendilerine bakmalıdır.
Hangi platformlardan bahsediyorlar?
Gazi, Ümraniye Ayaklanması Şehitleri’nin anmasından mı?
Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu’ndan veya dağıtmayı başardıktan sonra ardından kurulan Irak’ta İşgale Hayır Koordinasyonu’ndan mı?
Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu mu?
Devrimci 1 Mayıs ve Devrimci 8 Mart Platformlarından mı?
Güler Zere ile başlayıp Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın Platformundan mı?
Tecrite Karşı Mücadele Platformu’ndan mı bahsediyorsunuz?
Bu birlikler son yıllarda kurulan birlikler, yoksa solun tarihinde örnek o kadar çoktur ki, özel olarak arayıp bulmaya gerek kalmayacak denli çoktur.
Bu saydığımız birliklerin tamamının kurulmasında ve yaşatılmasında Cephe belirleyici olmuştur. Ve fakat çok çaba göstermemize rağmen solun bu birlikleri parçalamasını engelleyemedik. Engelleyemezdik de.
Cephe ilkesiz ve şekilsiz birliklerde yer almaz. Kaldı ki sol sudan sorunları birlikleri parçalamanın gerekçesi haline getirmişken bile, birlikleri korumak, yaşatmak için çabalamıştır. İlkesel düzeydeki ayrılıklarda ise tavizsizdir.
Ancak solun tarihi ilkesiz, şekilsiz birliklerle doludur. Sol “Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun” deyip kurulan, ömrü fazla olmayıp hızla dağılan ve niye dağıldığı açıklanmayan o kadar çok birlik kurmuştur ki, solun tarihi adeta “ölü birlikler mezarlığına” dönmüştür.
Bu pratiğin kaynağında, birlikleri iktidar hedefiyle ele almamak vardır.
Bu pratiğin kaynağında, birliklerle halkların mücadelesini yükseltip, halkın örgütlenmesi hedefi yoktur.
Bu pratiğin kaynağında, grupçuluk vardır.
Sol emek harcamadan, sorumluluk üstlenmeden, kendi reklamını yapmak için, rekabetçi, dar grupçu anlayışıyla birlikler kurmuştur. Ancak horozu çok olan çöplüğün sabahı geç olurmuş. Grupçuluk ve rekabetçilik anlayışıyla kurulan birlikler mücadeleyi geliştirmediği gibi kitleler üzerinde de bir etkisi olmuyor. Nitekim böylede olmuştur.
Sorun, Halk Cephesi’nin ne mesafeli durmasında ne de tek başına hareket etme eğiliminde olmasındadır. O “yabana atılmayacak mücadele geleneği” diye tanımlamak zorunda kaldığınız tarih nasıl oluştu sanıyorsunuz? İlkeli ve tutarlı olmakla. Halklarımıza karşı duyduğumuz büyük sorumlulukla, emperyalizme ve işbirlikçilerine olan büyük öfke ve kinimizle oluştu o gelenek. Biz sorumluluğumuzun ve savaş gerçeğinin ciddiyetinin bilincindeyiz. Bu yüzden ilkeli, tutarlı, dostluğun hakkını da verecek birliklerden yanayız.
Kimdir Bu “Olumlu İlişki Kurmasını Güçleştiren” Dediğiniz Yeni Hareketler?
LGBTİ’ mi? Solun Hasta Tutsaklar Platformunu dağıtarak, hasta tutsakları faşizmin eline bırakmasına yol açanlar mı? Eşcinsellerin platform yönetimine soldan aldığı güçle girme tartışmalarında aldığımız tavırdan söz ediyorsunuz anlaşılan. Açık konuşun… Çürümeyi, bozulmayı reddediyoruz. Bunları Halk Cephesi’ne bulaştırmayacaksınız.
Halkevleri de bilir peşpeşe sıraladığı şeylerin öyle olmadığını ama çamur at izi kalsın misali saymıştır. İşte sizi çok daha yakın bir süreçten örnek; Özgür Gelecek Dergisi’nin 7-13 Ağustos sayısında Yeni Demokrat Kadın imzalı yazısında Halk Cephesi’ne söyledikleri çok somut ve çarpıcıdır.
“Halk Cephesi, bu şiddetine son vermediği sürece kadın ve LGBTİ kurumların hedefine oturacağını ve devrimci kesimler arasında yer alamacağını fark etmek zorundadır. Bulunduğumuz alanlarda erkek şiddetinin bu devrimci maskeli haline karşıda mücadele edecek ve bu şiddeti sokak ayağı dahil olmak üzere çeşitli mücadele yöntemleriyle teşhir edeceğiz! Çünkü bizler aynı zamanda devrimciliğin kadınların sömürülmesinin, şiddete uğramasının, katledilmesinin gerekçesi olan, “ahlak bekçiliğine” paravan yapılmasına da karşıyız ve buna izin vermeyeceğiz.
“Sol” ve “devrimci” olduğunu iddia eden bir yapı, kendi yeğenini, yanı başındaki komşusunun kızını, genç kızlarımızı ve kadınlarımızı pazarlayan, uyuşturucu satan bir ahlaksızı sadece “kadın” diye sahipleniyor. Yaptığı açıklamadaki düşkünlüğe, rezilliğe bakın!
Halkevleri, Kürt Milliyetçilerinin Kuyruğunda Ayrılmayan Sola
Akıl Veriyor, “Kurtulmak Gerek” Diyor
Solun geldiği durum ortadadır. Hangi devrimcilikten bahsediyor Halkevleri? Halkevleri solun avukatlığına, ağabeyliğine soyunmuş anlaşılan.
Cephe’yi tasfiye etmenin yollarını arıyorlar ama başaramıyorlar. Halk Cephesi’ni tecrit edeceklermiş! Halkevleri de izole ederek kurtulmaktan bahsediyor. Halk Cephesi’nden kurtulunca ne geçecek elinize?
Hepiniz elinizden geleni ardınıza koymayın. Hatta size yeni bir birlik öneriyoruz. “Halk Cephesi’ni tecrit ve izole etme birliği” de deyin ki adına, düşmanda size daha başında destek olsun. Halk cephesi yok olursa, düşmandan çok siz sevinirsiniz.
Yalnız burjuvazinin, yoz, çürümüş düşüncelerini taşıyarak, Kürt milliyetçi hareketin, gölgesine sığınarak, düzenin icazetinde “güvenli” sularda kulaç atarak Cephe’yi yok edemezsiniz, ancak ve ancak kendi sonunuzu hızlandırırsınız.
Hatırlatırız; Cephe’yi tecrit etmek, Cephe’yle ilişki kesmek, izole ederek kurtulmayı düşünmek demek, Cephe’yle yollarınızı ayırmak, düzene yaklaşmak demektir.
Devrim iddiasını taşıyan halkların mücadelesini büyütmek isteyen hiçbir hareket Halk Cephesi’ne tavır alarak, ilişki keserek, kurtulmayı düşünerek yapamaz bunu.
Halkevleri’nin yok saydığı, kurtulmak istediği mücadele tarihimiz, ödediğimiz bedeller, şehitlerimizdir. Halkevleri’ninde itiraf etmek zorunda kaldığı “yabana atılmayacak mücadele tarihi”miz uzlaşmaz kimliğimiz ve gücümüz karşısında çaresizler. Bu solun bizi yok sayarak hareket edemediğinin de itirafıdır.
“… izole ederek kurtulamayacağı bir realiteyi gösteriyor” derken Halkevleri kendi gerçeğini gösteriyor aslında. Başarısızlıklarının nedeni köklü bir hareket ve bir halk hareketi olmamızdır.
OKMEYDANI
Gençlerimiz Faşizmin Baskı Ve Şiddeti Karşısında Erken Büyüyüp Politikleşiyorlar. Siz Bunu Bilmez Anlayamazsınız!
Halkevleri, Okmeydanı gezisine başlarken yeterince gülünç duruma düşürmüş kendisini. “Biz dergi çevresiyiz”i ispatlayana kadar uzun yıllar geçmesi gerektiği için Halkevleri Ülkede solun yükselmesini, Okmeydanı’nda görünür olmasını 90’lı yıllardan başlatıyor. Genelleyeceğinize “biz başımızı gömdüğümüz kumdan, saklanıp sindiğimiz kuytudan ancak çıkabildik” desenize. Böyle deseniz, sizin için doğru olur. Ne zaman ki hapishanelerde, dışarıda ülkenin her yerinde bedel ödendi, yeniden hak alma mücadelesi yükseldi. Halkevleri de rahatladı ve ortada görünür oldu.
Hazıra konmak Halkevleri’nin tarihinde var. Mahirler’in mirasını da öyle kullanmaya kalkmadınız mı? Neyse ki Cepheliler var, buna asla izin vermeyeceğini biliyorsunuz sonuçta.
Halkevleri mahalleleri ne bilir demiştik. Haklıydık. Bakın Okmeydanı’nın “köşebaşı gençliğine” ne diyor?
“… gençler, içenleri uyararak ikna ederek, örgütleyerek uyuşturucu ve çetelerle mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyor. Örneğin “köşe başı gençliği” diye anılan işsiz gençler kimi mahallelerce “serseri” diye anılıyor. Ama kendileri de hırsızlık yaptıkları ve uyuşturucu kullandıkları halde dışarıdan gelen hırsız ya da satıcılara müdahale edip, kendi deyimleriyle “asayiş” sağlıyor”
Halkevleri eğer mahalleyi, halkını, gençliğini tanısaydı böyle tanımlamazdı. Okmeydanı “köşebaşı gençliği” mahallede doğup büyüyen gençler ve uyuşturucu kullanıp hırsızlık yapmazlar. Kendi arkadaşlarından yani mahalle gençlerinden alışanları da kurtarmaya çalışırlar. Düzenden etkilenen, serserilik yapan, başı boş gezen gençlerin ilk etkilendikleri gruptur. Köşebaşları mahalle gençlerinin biraraya geldikleri, arkadaşlarını eğittikleri, mahalleye giren çeteleri, hırsızları, polisi gözlemledikleri, organize oldukları yerlerdir. Kimine kendileri müdahale eder, kimine de haber verirler. Okmeydanı “Köşe başı gençliği” bağrından çok devrimci çıkarmıştır. Berkin “köşebaşı gençliği”nin içinde büyümüştür.
Tuba Güneş, Okmeydanı’nı anlattığı, 13 Ekim 2014 tarihli yazısında, kasıtlı olarak; “Ne için eylem yaptınız, bilmeden gittiğiniz oluyor mu? diye soruyor gençlere. “Düşman belli. Polis saldırıyor mahalleyi savunmak için hepimiz oradayız, konu ne olursa olsun.” cevabı alıyor. “Sosyal aktivite olarak ne yapıyorsunuz?” diye soruyor: “Çatışma sporu” diyorlar. Aldığı cevaplardan utanıp böyle sorular sorduğu için gençlerimizden özür dilemesi gerekir ama bu duyarlılıktan ve hassasiyetten eser yok. O serseri dedikleriniz size haddinizi bildiriyor aslında. Ama anlamıyorsunuz.
Okmeydanı’nda Cephe’nin direniş kültürünün yarattığı ortamda büyümek bu işte. Halk nezdin de düşman net. Gençlerimiz faşizmin baskı ve şiddeti karşısında erken büyüyüp politikleşiyorlar. Siz bunu bilmez anlamazsınız. Arasanız mahalleye polisin hırsızlık gibi durumlarda bile istediği gibi rahatça girememesinin nedeninin Cephe’nin ve gençlerin olduğunu bilirdiniz.
Gencimiz gayet net ve sınıfsal bir cevap vermemiş aynı zamanda ders vermiş; “DÜŞMAN BELLİ” Halkevleri’nin anlaması gereken işte bu “düşman belli” mesajıdır.
Sinema, tiyatro, konser izleyip izleyemedikleri sorularak Halkevlerinin reklamı yapılmaya kalkışılıyor. Fakat orası Okmeydanı. Konuştuğu genç Halkevi’nin duymayı isteyeceği cevabı verecek bir genç değil. “Köşe başı” gençlerinden. Biri “O işleri Halkevi hallediyor.” derken diğeri de “Ama işte onlar pratikte yok” diyor. Ama herşeyi anlayan Tuba Güneş gençlerin “Pratikte yoklar” derken “pratik”i ne anlamda kullandığını anlayamıyor!
Kandırma, Yok Sayma, Hazıra Konma Burjuva Siyasetidir
Halkevleri Cephe’yi yok saymaya kararlıdır. Diğer kurumları göze sokar gibi öne çıkarmış, her fırsatta övmüşler. Kendi yaptıklarını abartarak anlatmışlar. Hedef ise Cephe’yi karalamak, kötülemek, hatta suçlamaktır. Bu kararlılığı düşmana karşı gösterseydi Halkevleri, mücadele için çok daha hayırlı sonuçlar çıkardı eminiz.
Sadece Gazi’de değil, Gezdiği mahallelerin tamamında Cephe’yi yok saydı Halkevi. Halk Cephesi’nin yaptıklarını da adını kullanmamak için “devrimciler” diye vererek genelleştirdi. Gençlik alanında da yaptı aynısını. Liseli DEV- GENÇ Soma katliamının ve Berkin’in hesabını sormak ve katillerinin yargılanması için ülke genelinde güçlü bir boykot örgütlediler. Halkevleri Halkın Sesi gazetesin de eylemi isimsiz verdi. Yani boykotu örgütleyenler yok. Eylemi kendiliğinden örgütlenmiş gibi yansıttılar. Yine, DİH Kazova’da bir ilk yarattığında da aynı tavrı izlediler. Kısacası Halkevleri, Halk Cephesi’ne sansür uyguluyor, yok sayıyor. Aynısını AKP iktidarı da yapıyor. Farkınız ne?
Halkevciler Kürt milliyetçilerinin daha önceki saldırıya da, son saldırıya da tanıktır. Tanıklık sorumluluk yükler. En sıradan insan dahi tanık olduğu bir yanlışa müdahale eder, doğruyu savunur. Halkevleri doğruyu savunma konusunda bu en sıradan insan tavrını dahi göstermemiştir.
Kürt milliyetçi hareketi ve çeteler Okmeydanı’nda kurumlarımızı tek tek gezerek tehditler savurdular. “Okmeydanı”, “Biji Serok Apo” sloganlarıyla Haklar ve Özgürlükler Derneği ve Gençlik Federasyonu’nun önüne gelip “Cephe dışarı” diye sürekli bağırdılar. Amaçları provokasyon yaratmaktı. Aynı sloganlarla Sibel Yalçın Parkı’na yürüdüler.
Hani sizin “Aslında insanlar “-Sibel Yalçın demiyor, Fatma Girik Parkı” diyor demeye getirdiğiniz parka yürüdüler. Kürt milliyetçileri ve çeteler, şehit adını taşıyan parktaki çay ocağının camlarını kırıp molotoflayarak yaktılar. Okmeydanı’ndaki Halk Cepheliler tüm bunlara rağmen provokasyona gelmediler. Daha önce de kaç kez saldırıya uğramışlar ama kendilerini savunmanın dışında bir şey yapmamış, tertemiz tarihlerine leke sürmemişlerdir.
Reformizm ve oportünizm, ezilen halklardan değil, özünde burjuva ideolojisinden beslenir. Bu yüzden ideolojik olarak güçsüzdür. İdeolojik güçsüzlük, politika ve taktiklerde de güçsüzlüğü getirir. Güçsüzlük uzlaşma yolunu hızlandırır. Faşizmin baskı ve şiddeti karşısında ise var olan kimi devrimci özellikler yerini hızla rekabetçiliğe, devrimci olmayan düşünce, söylem, yol ve yöntemlere bırakır. “Benim önüme kimse geçmesin, bana zarar gelmesin” düşünceleri bunun sonucudur. Bu bencilliktir. Bencillik burjuva ideolojisine aittir ve kapitalizmi simgeler. Bencilliğin örgütlü hali ise GRUPÇULUKTUR.
Türkiye devrim tarihinde grupçuluğun verdiği zarar o kadar çoktur ki, “sol içi şiddet” bunların başında gelenlerindendir. Grupçuluk, grupsal çıkarlar, Kürt milliyetçilerine, oportünist ve reformistlere devrimci kanı döktürmüştür.
Halk Cephesi’nin Kendi Emeği Ve Çabasıyla Bedeller Ödeyerek Büyüyüp Gelişmesi, Güçlenmesi Halkevleri’ni ve Genelde Solu Neden Rahatsız Ediyor?
Halk Cephesi duyulmayınca sizin elinize ne geçecek?
Halk Cephesi’nin yok olması devriminin çıkarına olmayacağına göre size ne kazandıracak? Halk Cephesi’nin kitlesinin size kayacağını mı düşünüyorsunuz?
Kitlelerin akın akın saflarınıza geleceğini mi sanıyorsunuz?
Acı ama çok açıktır, halkımız sizin yüzünüze bakmaz. Bu kafa yapınız ve pratiğinizle halka hiçbir şey veremezsiniz. Çünkü o kafa yapısında ve pratikte sosyalizm anlayışı değil maskelenmiş burjuva ideolojisi vardır. Halk bunu ayırt eder. Sol olmanın temel taşları vardır. Sizin kaybettiğiniz bu temel köşe taşlarıdır. Ya bunu yeniden kazanmaya çalışacaksınız ya da sınıf savaşı gerçeği sizi bir yere yerleştirecektir.
Halkevleri’nin yok olmamızı istemesinin temelinde yatan, reformizm ile devrimcilik ayrışmasının yaşanmasıdır. 90’lar dan bu güne daha şiddetli ve keskin yaşanan bir ayrışmadır bu. 90’lı yıllarda, Yeni Dünya Düzeni ile emperyalizmin küreselleşme politikaları ve demagojileri, silahlı mücadele yürüten pek çok örgütün barış, uzlaşma diyerek emperyalizm ve oligarşiyle masaya oturması bir dönemeç olmuştur. Bu süreçteki tavır, her hareket için sonrasının nasıl gelişeceğinin de göstergesiydi. İdeolojik olarak sağlam durmayanlar bu süreçte ciddi bir savrulma yaşamıştır.
ANKARA – TUZLU ÇAYIR
Halkevciler, Küçük Burjuvanın Ruh Haliyle Bir Uçtan Bir Uca Savruluyor
Bazen Halkı Beğenmiyor Bazen De Gerçek Dışı Misyonlar Yüklüyor
“Sol Mahalleler” başlığıyla ele alınan yazı dizisinde yer alan mahallelerden biri de, devrimcilerin, demokratların, yoksulların ağırlıkta olduğu Tuzluçayır.
Sarıgazi, Gazi, Okmeydanı birer bölümde anlatılırken, Tuzluçayır, 13 Eylül 2014 ve 30 Eylül 2014 tarihlerinde Çağlar Özbilgin imzasıyla iki bölüm halinde ele alınmış.
Anlaşılan Halkevciler burayı çok daha detaylı “incelemiş, araştırmış, gözlemlemişler” ve Haziran Ayaklanması’yla birlikte Tuzluçayır’ın bir halk hareketinin yaratılabilecek adreslerden biri haline geldiğine karar vermişler!
Tuzluçayır dışındaki mahallelere, örneğin Keçiören’de bir mahalleye hiç inançları yoktur. Ki Halkevleri’nin Mamak’ta Tuzluçayır’ın ötesini ne kadar bildiği tartışılır. Tepecik dışında gittikleri bir gecekondu mahallesi var mıdır? Varsa da ne yaparlar? İktidar iddiası olmayan Halkevleri’nden böyle bir gayret elbette beklenmez. Ki böyle bir amaçları da yoktur. Mahalleleri, şehirleri kazanmak onların sorunu değildir. Ne var ki sınıf mücadelesi küçük burjuva beyefendi ve hanımefendilerin beğenileri, “tespit”leriyle yürümüyor.
Halkevciler, küçük burjuvanın ruh haliyle bir uçtan bir uca savruluyor. Bazen halkı beğenmiyor bazen, -ki özellikle de kendilerinin çalışma yaptığı- mahalleleri abartılı sıfatlarla anıyor, gerçek dışı misyonlar yüklüyorlar.
Halk gerçekliğinden o kadar uzak bir bakış açısı var ki, önce abartıyor ve tüm yoksulları, Alevileri “komünist” görüyor. Aradığını bulamayınca yaşadığı hayal kırıklığıyla “toplumsal muhalefetin ederini sorgulayıp” halka güvensizleşiyor. Halk gerçeğinden bihaber olduğundan halk direnişe geçince şaşırıyor. Halka güveninin ve inancının ölçüsü eylemlerini çokluğu ve niteliği olduğundan da ruh hali hemen değişiyor abartılı değerlendirmelerine geri dönüyor. “Toplumsal muhalefetin ederi” istediği gibi değilse ne gerek var örgütlenmeye “incelemeye”!
Tuzluçayır için şöyle diyor Halkevleri: “… Lise günlerinde Mamaklı bir arkadaştan duymuştum ilkin o cümleyi; “Tuzluçayır’a polis giremez!” Bir zaman sonra “Küçük Moskova” sıfatını öğrenmiştim. Bu iddialı nitelemeler elbet bir merak uyandırmış, (…) ne var ki her rasyonel insan gibi polis şiddetini deneyimleyip toplumsal muhalefet ederini sorguladıkça bu sözün bir “şehir efsanesi” olduğuna yönelik kanım ağır basmıştı. 8 Eylül 2013’e yeni Cami-Cemevi’nin temel atma töreninin yapıldığı gün yaşananlar ise pek çok kişinin aklının bir kenarında sinsice duran “şehir efsanesi” algısını yerle bir etti.”
Bir çok mahalle hatta il için “küçük Moskova” nitelendirmesi yapılmış, “polis giremez” denilmiştir. Bu nitelendirmeleri yapanların ne faşizm gerçeğinden ne savaştan ne halk gerçeğinden haberleri vardır. Devrimci mücadelenin bu aşamasında faşizmin giremediği, girmediği mahalle yoktur. Bırakalım Tuzluçayır’ı, çok daha örgütlü mahallelerde dahi polis saldırmakta, baskınlar, katliamlar yapmaktadır.
Küçük Moskova gibi kurtarılmış bölgeler hayali kuranlar ne ülke koşulların tahlil edebilmekte, ne devrimin yolunu bilmektedir. Ülkemiz de savaşın son aşaması kadar kurtarılmış bölgeler kurulamayacaktır. Devrimcilerin ağırlığının olduğu mahallelere kurtarılmış bölge, küçük Moskova tanımı yapmak burjuvazinin korkusunun ifadesidir.
Ki böyle tanımlama yapanlar mahalleye polisin girmemesi için ne yapıyor? Hiç! Mahalleden polisi mi kovuyorlar, çatışıyorlar mı, faşizme karşı savaşıyorlar mı? Evet, polisin kolay kolay giremediği, sokaklarında polisin rahatça yürüyemediği mahalleler vardır. Armutlu gibi. Ancak “polis giremez” demek faşizm gerçeğinde bihaber olmaktır. Halkevleri için buna şaşırmıyoruz.
Yalan Ve Çarpıtmalarla Hiç Bir Yere Varamazsınız!
Halkevleri Tuzluçayır’ı anlatırken geçmişlerinden örnekler veriyor. Diyor ki; “Bu dayanışma ağları 1980 öncesinde hemen bir devrimci örgütün bölgedeki varlığı ile politik bir alana kanalize olur. Yine de Devrimci Yol’un ağırlığı her daim hissedilir. Öyle ki bu politik çizginin ağırlığı ilerleyen yılarda da sürecektir.”
1980 öncesi Mamak’ta devrimci mücadelenin yüksek olduğu ve Devrimci Yol’un ağırlığı doğrudur. Peki sonrası? 1980 faşist cuntasında devrimci bir hareket olduğu reddedip dergi çevresi olduğunu söyleyen Devrimci Yol teslimiyeti, yılgınlığı, pişmanlığı yaymıştır. Halkın umut bağladığı devrimcilerin cunta karşısında direnmemesi, teslimiyeti devrimcilere karşı güvensizliği yerleştirmiştir ve bu teslimiyetin, “bu politik çizginin ağırlığı ilerleyen yıllarda da sürecektir.”
Halkevleri, DY’nin 80’deki İdeolojik Yenilgisini Sürdürüyor
1980 öncesi, Devrimci Yol, sol içi şiddeti yaratmıştır. “Mamaklaşma” diye bir kültür yaratmıştır. Bu devrim, iddiasının yok edilmesidir. Bu kültürü, cunta döneminde tutsak düşen Devrimci Yol’cuların tam teslimiyeti yaratmıştır. Tabi buna paralel olarak dışarıda hiçbir şekilde direnmeyişleri yaratmıştır.
Ne yapmıştır bu politik çizgi? 80’ sonrası yok olmuştur. Bu çizginin bugünkü sürdürücülerinden olan Halkevleri, DY’nin 80’deki ideolojik yenilgisini sürdürmüştür. Kitlelere devrimcilik adına kazandırdıkları hiçbir şey yoktur. Mamak’da devrimci değerleri öğütülenler bugün de halkın devrimci dinamiklerini öğütüyorlar.
Ulaşım eylemleri yapıp günlerce direndiklerini söyleyenler o otobüslerle karakollara taşındığını söylüyorlar. Ne yaptınız karakollara taşınırken? Direndiniz mi? Yoksa paşa paşa gidip ifade mi verdiniz? Halka öncülük mü ettiniz? Yoksa gözaltına alınıp direnmemelerini mi sağladınız? Sizin bahsettiğiniz kart basmama eylemleri Mamak’ın bir çok mahallesinde kendiliğinden gerçekleşmekte, halk direnmekte ve kimse karakollara taşınıp gözaltına alınmamaktadır.
Halkevleri’nin halka öncülük etme, ilerletme gibi bir vasfı yoktur, onun niteliği halkı düzeniçi taleplerde tutmak ve kendi gibi geri tavırları almasını sağlamaktır. Halkevleri (DY) mahallelerde yarattıklarına ve çalışmalarına gerçekçi gözlerle bakmalıdır.Yaptıklarını abartmaktan vazgeçmelidir. Mahallede ağırlığımız var diyenlerin politik zavallılıkları hayatın içinde ortaya çıkmaktadır. Bugün Halkevi’ni soruyoruz, mahallede halkı örgütlemek, devrime kanalize etmek adına ne yapıyorsunuz? Halkın hangi sorununu çözüyorsunuz? Umut mu veriyorsunuz, devrim iddiası mı aşılıyorsunuz?
Bir cümleyle geçiştirdiğiniz Halk Cephesi, Tuzluçayır halkını Susurluk sürecinde aktif bir şekilde eylemlere katmış, ışık ve kepenk kapatma eylemlerine katmıştır. Peki siz ne yaptınız? Tuzluçayır’da yaptığınız çalışma hiç korku saldı mı düşmana? Mahalle için hiç bedel ödediniz mi? Dikmen’de taşla, sopayla, baltayla çıkabildiniz mi? Halk Cephesi’nin yıkımlara karşı çalışmasını engellediniz ama Melik Gökçek ile uzlaşma masasına oturup halka verdiğiniz sözü çiğnediniz? Şimdi sıra Mamak halkında mı? Şimdi Mamak halkını aldatmaya mı geldi sıra? Büyük laflar edip taşa oturmak yerine gerçekçi ve dürüst olmak hiç aklınıza gelmiyor değil mi?
Hem mahallede Halkevi’nin ağırlığı olduğunu “tespit” ediyorlar, hem de “mahallenin doğrudan bel bağladığı bir siyaset kanalının” olmadığını söylüyorlar. Madem güçlüsünüz halk size niye bel bağlamaz? Yoksa o Halkevleri’nin ağırlığının ideolojik ve maddi temeli yok mu? Halk bir siyasi harekete doğrudan bel bağlamıyorsa “küçük Moskova” yakıştırmasının abartılı olduğu ortadadır. Bu da devrimci mücadelenin eksikliğindendir
“Mevzubahis sandık olduğunda Tuzluçayır demek CHP demek” diyenlerin CHP benzeri politikalar güttüğü açık. Ki bilinir, Ankaralı Namık’a oy veriyoruz diye ciddiyetsizleşenlerin, iktidar iddiası olmayan, devrim hedefli çalışmayan bir örgütün, sandık CHP’nin diye şikâyet etmeye hakkı yoktur. Bunu destekleyen, mücadele etmeyen sizsiniz!
Birde mahallede ağırlığı olduğunu söyleyen Halkevciler mahallede nerede ne olduğundan bihaber! Cami-Cemevi projesinin neden istenmediğini anlatırken doğru şeyler söyleseler de,”200-300 metrede bir cami birde cemevi” olduğunu söylüyorlar. Neredeymiş o Cemevleri? Kimsenin bilmediği bu Cemevleri nerede? Hayır, Mamak’ta Cemevi halkın talebidir. Çünkü sadece Akşemsettin mahallesinde Sivaslılar’ın yaptırdığı bir Cemevi vardır. Başka da Cemevi yoktur Mamak’ta. Halk elbette devletin asimilasyona yönelik projelerini kabul etmemektedir.
Halkevlerinin halkın ne kadar gerisinde olduğu, yazı dizinin her satırında kendini gösteriyor. Akrebin kapısının açıp polisi yumruklayacak yüreklere sahip mahalle gençliğinin militanlığını överek “kolay değil” diyorlar. Bu halk gerçeğini bilmeyenlerin sözüdür. Halkın isterse yapamayacağı şey, yenemeyeceği güç yoktur. Halkımız çok daha ilerisini de örgütleyebilir, yapabilir. Maharet fizik üstünlükte değil, moral üstünlüktedir, Halk örgütlendiğinde, birlik olduğunda alt edemeyeceği hiçbir engel ve güç yoktur. Buna ancak halktan kopuk Halkevciler şaşırır. Ancak onlara akrepten polis dövmek zor gelir. Reformizmin cüretsizliğindendir bu, onlara göre her şey zor!
Kökleriniz Mamak’ın Adını Lekeledi. Siz Daha Hangi “Köklerden Alınan Güçten” Bahsediyorsunuz
Yazı yeni bir başlıkla devam ediyor. Başlık şöyle “Politik bir halk hareketine doğru turuncu barikatlar mahallesi”.
Siz ancak turuncu bayrak sallarsınız zaten! Onları sarın yüzünüze de taş atın, çatışın haydi! Ama yok, yapamazsınız. Yüzüne sarmak da taş atmak da bedel istiyor, onun yerine barikat yerinde bayrak sallayıp reklam yapın siz. Ama çatışıp mahalleyi korumak için kolunuzu kaldırmayın, devrimcilerle omuz omuza faşizme karşı savaşmayın. Ama sonra sizi “teröristlerle” karıştırırlar Trabzon’da TAYAD’lılar linç edilerken yaptığınız gibi Sonra kendinizi işin içinden sıyırmak, farkınızı koymak için çırpınırsınız.
“Halkevleri, Mamak’ta köklerinden aldığı güç ve neoliberal kentsel yağma politikalarına karşı hak mücadeleleri ekseninde geliştirdiği öz savunma biriktirdiği devrimci dinamizm Haziran İsyanı’nda ve Cami-Cemevi direnişinde açığa çıkardı”
Çürüme içte olunca dile de yansıyor. Kökleriniz Mamak’ın adını lekeledi. Siz daha hangi köklerden alınan güçten bahsediyorsunuz.
Biz Hiçbir Yerde Göremedik Ama, Emperyalizm Yağma Politikalarına Karşı
Öz Savunma Hareketleriyle, “Devrimci Dinamizm” Biriktirmiş Halkevleri!
Öz savunma basın açıklaması ve protestodan ibaret değildir. Öz savunma hareketi birkaç eylemle sınırlanamaz, dünyanın hiçbir yerinde de böyle olmamıştır. Öz savunma hak mücadelesinde her türlü araç ve yöntemi kullanır ve sonuç alır.
Siz ne yapıyorsunuz? Yıkıma karşı çatışma mı, çetelere karşı savaş mı? Militan meşru mücadelenin neresin de duruyorsunuz? Öz savunma yeri geldiğinde yıkıma gelen dozeri parçalar, yeri gelir silahlı eylemler yapar. Kendinden başka hiçbir şey görmeyen Reformizmin, kör ettiği gözlerinizi dünyanın mahallelerine çevirin. Silahsız bir öz savunma hareketi var mı? Ya da bize basın açıklamaları ve protestolardan öteye gitmeyen bir öz savunma hareketi gösterin! Tek örnek var mı bu anlayışla başarabilen?
“Halk savunmasını örgütleyen silahlı gruplar olarak milisler de, Halk iktidarı örgütlülüğünün bir parçası durumundaydı. İşçiler, köylüler ve üretimin içinde bulunan diğer kesimlerden oluşan milisler, herhangi bir halk iktidarı üyesi olarak her türlü üretim ve sosyal faaliyette yer alıyorlardı. Faaliyetleri, sokak çalışmaları ve kitle savunması biçiminde kendini gösterir. Milis gücünün aynı zamanda silahlı propaganda, halk düşmanlarını cezalandırmak ve sabotaj gibi gerilla tipi eylem görevleri de olabiliyordu. Milis birimleri ayrıca halkı barikat, silah kullanma çatışma konularında eğitmekle de görevliydi” (El Salvador, FMLN)
Şimdi sizin anlattığınız öz savunma ile yukarıda anlatılanının bir ilgisi ve benzerliği var mıdır? Hayır yoktur.
Öz savunma hareketleri diyerek yaptıklarınızı ne kadar abartırsanız da halk gerçeği biliyor. Yaptığınız az savunma değildir, kavramları çarpıtmayın, yalan söylemeyin! “Polislere marketleri dahi dar eden” mahalle gençlerinden bahsediyorsunuz. Abartmayın, tekil örnekleri sürekli yaşanıyormuş gibi göstermek ahlaksızlıktır. Dürüst olun! Madem polis markete bile giremiyor, karakola yönelik kaç eylem yapıldı, kaç eylemde karakol hedeflendi? Polis giremiyorsa markete, polis nasıl oturuyor Tuzluçayır’da? Sorular sıralanabilir elbette. Ama esas sorun küçük burjuvazinin tipik ruh haliyle biri on yapmak, var olanı abartmaktır. Böyle hiçbir yere varılmaz! Abartı, küçük burjuvazinin hastalığıdır.
Örgüt Olmayan Örgüt Halkevleri, İddiasızlığıyla, Reformistliğiyle
Gençliği Çürütüyor, Yılgın Solcular Yaratıyor!
Halkevleri işsiz gençlikten bahsederek diyor ki; “Hal böyleyken bir örgüt gençler için ne ifade edebilir ya da ne vaat edebilir”? Tam da bu nokta da araya Halkevleri giriyor. Halkevleri özellikle de isyandan sonra tüm bu gençler için eksiğiyle gediğiyle bir tabeladan daha fazla anlam taşıyor.” diyorlar ama maalesef Halkevleri tabelanın ötesine geçen işler yapmıyor. Hiçbir örgüt gençliğe bir şey ifade etmiyor ama ne hikmetse Halkevleri ediyor. Örgüt olmayan örgüt Halkevleri, iddiasızlığıyla, reformistliğiyle gençliği de çürütüyor. Yılgın solcular yaratıyor!
Cami-cemevi direnişini kendilerinin yarattığını söyleyen öncü (!) Halkevleri, halkı hiçe sayarak kendilerine büyük misyonlar çizseler de barikatlarda, faşizmin karşısında halkta hayal kırıklığı yaratıyorlar. İktidar iddiasını ve devrim perspektifini kaybetmek böyle yapıyor bir örgütü.
Halkevleri uyuşturucu kullanan, içki içen gençlere kalıcı bir çözüm üretemediklerini de itiraf ediyor. İşte koca yazıda bir doğru!
Yozlaşmanın cezalandırmayla engellenemeyeceğini söyleyen siz reformistler uyarıyla mı yok ettiniz uyuşturucuyu ve bağımlılığı? Satıcıları mı kovdunuz, tedavi mi ettiniz de sonuç alamadınız. Uyuşturucu satıcılarına, mafyaya, çetelere yönelik tek eylem yapmayanlar, kurşun sıkmayanlar çözüm üretemezler.
Çözüm sistemi yok etmek diyorsanız, o zaman çekilin kenara! Çünkü Reformizmin bataklığındakiler bu konuda devrimcilerin eline su bile dökemezler. Uyuşturucu yaktığı, yozlaşmaya karşı mücadele ettiği için tutsak düşenlerin, şehit düşen Hasan Ferit Gedik’lerin mücadelesini görmezden gelen sizler, bedel ödeme korkusuyla, bu mücadele geleneğini sürdürenlerin yanında yürüyemezsiniz.
Bakın ve görün, Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuya Karşı Savaş ve Kurtuluş Merkezi’nde onlarca bağımlı tedavi oldu, çözüm üretildi. Siz ne yaptınız?
Yaptık dediğiniz pratiklere bakalım. Saydığınız en iyi eylemleriniz bile abartı taşıyor. Halkın ve tüm DKÖ’lerin katıldığı eylemlere Halkevleri öncülük yapıyor diyerek yalan söyleyince ne geçecek elinize, başınız göğe mi erecek?
Yıkılan baz istasyonlarını yazıyorsunuz ama, baz istasyonlarını yıkma eylemlerine katıldığı ve esnafa kepenk kapatma çağrısı yaptığı için tutuklanan Halk Cephe’lileri yok sayıyorsunuz. Siz yok sayınca yok mu oluyor?
Siz kendinizden ve çevrenizden oluşan örgütlenmelere Meclis deyince o meclis mi oluyor? Halk Meclisleri’nin (Eğitim Meclisi, Sağlık Meclisi vb.) ne olduğunu bilmeyip de böyle yüksekten atan tanımlamalar yapıyorsanız, Yürüyüş Dergisi’ni takip etmenizi ve geçmiş deneyimleri özellikle Gazi Halk Meclisi deneyimini öğrenmenizi tavsiye ederiz. O zaman meclis, öz savuna hareketi gibi yabancı olduğunuz kavramların içini boşaltamazsınız.
SONUÇ OLARAK;
-Halkevleri ideolojik güçsüzlüğünü sanal yazılara abartarak örtmeye çalışıyor. Hayat ise yalındır ve halkımızın dediği gibi “ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz”.
-Halkevleri’nin tespitleri küçük burjuvazinin ruh haliyle yazılmıştır.
-Halkevleri’nin “Sol Mahalleler Dosyası” onun siyasi cahilliğinin, küçük burjuva siyasetinin örneğidir.
-Halkevleri reformisttir, devrimci çalışma tarzından, örgütlenme anlayışından uzaktır. Halka hiçbir şey kazandırmaz. Hiçbir eyleminde, politikasında devrim ve iktidar iddiası taşımaz.
-Halkevleri’nin çarpık bakış açısı düşmana tek bir taş attırmaz, devrimcilere saldırtır. Devrimcilerle dost olmaz, “birarada olmama hakkı(!)nı kullanır” ama Melih Gökçek’le uzlaşma masasına oturur.
-Halkevleri, halkı kandırmakta ustalaşmıştır. Yıkıma karşı politikası politikasızlıktır!
-Halk Cephe’sinin gücünü yadsıyarak yok edemezsiniz. Devrimci bir örgütün yok olmasını istemek hiçbir ahlaki değere sığmaz. Biz mahallerde bedel ödedik, tutsaklar verdik. Sizin yaptığınız gibi protestoculukla yetinmedik.
– Halkevleri tepki verdiği hiçbir soruna çözüm bulamamış, alternatif olamamıştır. Böyle devrimcilik yapılamaz. Devrimcilik düzene alternatif olmak, ısrarlı ve kararlı bir mücadele sürdürmektir. Sözümü söyler çekilirim korkaklığı reformizme aittir.
-Bizim diye ifade ettiğiniz, örgütlü ve ağırlıkta olduğunuzu söylediğiniz Tuzluçayır’da ne yaptınız? Gazi’de, Okmeydanı’nda karaladığınız çalışmalarımızın ne kadarını yapabildiniz? Biz mahallelerimizde çözüm üretip, umut olduk halklaştık. Ya siz? Birkaç eylem ve forumdan öteye gitmediğiniz, kalıcı çözüm üretip alternatif olamadınız. Günübirlik politikalarla hiçbir yere varılmaz. Ağırlıklıyız dediğiniz yerde bir kez bile Gazi’de Halk Cephesi’nin yapabildiği gibi binleri harekete geçiremezsiniz. İşte bu yüzden ağırlığınızın kofluğu ortaya çıkar.
-Bu halkın sorunlarına siz çare bulamazsınız. Siz çözüm değil sadece sorun olursunuz. Yalan ve çarpıtmalarla halk örgütlenmez. Halk Cephesi yok sayılamaz!
Devrimcilerin düzeni sarsan, zayıflatan silahlı eylemleri karşısında reformizm paniğe kapılır. “Komplo teorileri” üretmeye başlayarak devrimci harekete ve eylemlerine saldırır. Devrimcilere silah bırakma çağrısı yapar, düzene dönen örgütlere ise övgüler düzer, kuyruğuna takılır ve soyut bir barış çağrısı yapmaya başlar.
-Sınıflar mücadelesinde saflar keskinleştikçe devrimcilerin karşısında düzenin yanında yer alır.
-Faşizmin saldırılarından kendisini korumak için “Biz aynı mahalleden değiliz” diyerek “akıllı solcu” olduklarını her fırsatta ispat etmeye çalışırlar. Devrimci örgütle ilişki kesmekten tecrit etmeye, kurtulmaya dek pek çok yöntemi de denerler. Denediler de… Cephe’yi her dönem yok sayma politikası izlediler. Yok olmasını istediler. Fakat Cephe’nin politikalarından, mahallelerdeki gücünden başaramadılar.
-Halkevleri, ne kadar çok ve pervasız yazarlarsa yazsınlar, ne kadar yok sayarlarsa saysınlar, ne kadar Cephe düşmanlığı, yaparlarsa yapsınlar, Cephe’nin politikaları, bu hesapları, planları yerle bir ediyor. Cephe yalnız bırakılmaya yabancı değildir. Cephe yıllarca yalnız yürüyerek doğru bildiği yoldan şaşmayarak Türkiye devriminin yükünü omuzlamıştır.
– Cephe bir halk hareketidir. Cepheye sırtını dönmek, yok saymak, halka sırtını dönmektir. Halka sırtını dönenler yüzünü düzene dönüyordur.
Cephe yürüyor, vuruyor, reformist Halkevleri nerede?