0
Samsun Dev-Genç 10 Şubat pazartesi günü Tanrı Kent adlı filmin gösterimini yapmıştır. Film gerçek bir hikâyeyi anlatıyor.
Brezilya’nın Rio De Janeiro şehrinde Tanrı Kent isimli yoksul, yozlaştırılmış, çetelerin hakim olduğu bir mahallede yaşanan çete savaşları anlatılıyor.
Filmin yaşandığı mahallenin adının Tanrı Kent olması, yönetmen tarafından bir çelişki olarak veriliyor. Mahalleye bu isim verilmiş; fakat içinde yaşananların tanrı ile bir ilgisi yok.
Filmin önemli yanlarından bir tanesi, filmdeki oyuncuların büyük bölümünün Tanrı Kent mahallesinde yaşayan çocuklar olması. Hiçbirisi profesyonel oyuncu değil.
Film 1960’lı yıllarda başlıyor. Çeteleşme bu yıllarda başlıyor. Çete soygun yapıyor. Yani yoksulluk, yozlaşmayı getiriyor. Mahalle o kadar yoksul ki, ilk kurulduğunda elektrik, yol, otobüs yok. Kartpostallarda görünen Rio gibi değil Tanrı Kent diye anlatıyorlar yoksulluğu.
Çeteler var, hırsızlık var, uyuşturucu var, fuhuş var… Yani yozlaşmanın her çeşidi bu mahallede mevcut. Çocuk yaştan başlayarak, bu yozlaşmanın içinde yetişen küçücük çocuklar var. Yani bu tüm yozlaşma 9-10 yaşındaki, hatta daha da küçük çocukları etkiliyor.
İşsiz, bir mahalleye tıkılmış, başka bir yaşamı, seçeneği olmayan çocuklar, yoksul halk var.
Bu filmi neden izlemeliyiz?
1- Yozlaşmanın, uyuşturucunun, silah satışının, fuhuşun, hırsızlığın ve bunları yapan çetelerin arkasında devletin olduğunu gösteriyor. Devletten bağımsız hareket etmeyi bırakın, bizzat devletin denetimi dahilinde yapılıyor.
2- Devletin en büyük mafya, en büyük çete olduğu bizim gibi yeni sömürge bir ülke olan Brezilya’da, devrimci mücadele olmadığında yozlaşmanın nasıl derinleştiğini görüyoruz.
3- Mahalledeki çocukların yoksulluktan kurtulmak için yozlaşmanın içine batmaktan başka bir seçeneği yok. Başka hiçbir seçenekleri yok. Küçücük yaşta ellerine silah alıyorlar, adam öldürüyorlar. Başka türlü hayatta kalmak mümkün değil. Ya ölürsün ya öldürülürsün. Bunu, filmin başkahramanı çok güzel açıklıyor. Diyor ki; “Tanrı Kent’te kaçarsanız ölürsünüz; kalırsanız, yine ölürsünüz.”
4- İnsan öldürmek, sıradan bir iş haline gelmiş.
5- Filmin kahramanlarından birisi olan Nakavt Ned, kız arkadaşına tecavüz eden, kardeşini öldüren çete başına karşı savaş açtığında, ona silahla saldırdığında, tüm mahalle halkı tebrik etmeye geliyor. Ze denilen çete başını yok edecek diye umutlanıyorlar. Yani aslında halk, yaşananlardan mutsuz, çeteleri istemiyor ama örgütsüz bir halk çeteleri yok edemiyor. Tek bir kişinin, adalet için yola çıkması halkı umutlandırıyor.
6- Nakavt Ned örneği üzerinden ise şunu görüyoruz; devrimci değilsen, istediğin kadar adalet ara, adaletin savaşçısı olsa, ister istemez düzenin kirine pasına, çetelerine bulaşmak zorundasın. Nakavt, Ze’ye karşı başka bir çetenin içine giriyor; masum insanları öldürmeyeceğim diyor; fakat öldürmek zorunda kalıyor.
7- Yoksulluk kader değildir. Devletin bir politikasıdır. İnsanı koşullar şekillendirir.
8- Mahallelerimizde çeteleşme, uyuşturucu, fuhuş, kumar, yozlaşma olmasın istiyorsak eğer; devrimci olmalıyız, örgütlü olmalıyız. Devrimciler olmazsa mahallelerimiz batakhanelere döner.
9- Düzen düşünmeyen, uyuşmuş, yozlaşmış bir gençlik istiyor. Hem para kazanıyor bu yozlaşmadan, hem de düzenlerine başkaldırma potansiyeli olan bir kesimi uyuşturmuş oluyorlar. Cephenin yozlaştırmaya karşı mücadelesine karşı olmalarının nedeni çok açıktır. Hasan Ferit Gedik’in katledilmesinin, katledenlerin korunmasının nedeni de çok açıktır.
10- Mahalleler bizimdir. Yozlaştırma saldırısına karşı silahlı mücadele şarttır. Mahallelerde devrimciler olmazsa yozlaşma artar. Mutlaka devrimci olmalıyız, çocuklarımızı devrimcilere emanet etmeliyiz.
11- Filmdeki çocukların başka bir seçenekleri yok. Yozlaşmayı anlamak için de bu filmi izlemek gerekir. Mesela çete liderlerinden birisi, saçını sarıya boyatıyor, şehirdeki gençlerin giyindiği gibi giyinmek istiyor, kendisine bir sevgili bulmak istiyor. Yani şehirlilere özeniyorlar.
Yoksulluğun kapısı devrime de çıkabilir düzene de. Örgütlenme olmazsa eğer düzen kazanır.
Mutlaka örgütlenmeliyiz.
