12
Direnişimin 36. ve 37.Günü
Direniş alanına varır varmaz ilk ziyaretçilerim geliyor, TAYAD’lı aileler. Hatay’dan Silivri(İst.) ve Edirne’ye oğullarının görüşüne gelen bir anamız da onca yorgunluğunun üstüne yanımda duruyor bir süre. “Direnmeden içerde de dışarda da bir hak elde edilmiyor. Oğlumun kolunu kırmışlar(Remzi Uçucu).Evlatlarımızın yanındayız, sizin de evlatlarımızın da direnişini destekliyoruz” diyor.
Direnişe başlarken kendimi ve direnişleri anlattığım 8 Mart etkinliğinden, Şişli Bld. Ekrem Ataer Halk Korosu da ziyaretçilerim arasındaydı. Bir gün de şarkı ve türküleri ile gelmelerini bekliyor ve kendilerine teşekkür ediyorum.
İhraç edilen bir kamu emekçisi de tüm enerjisi ile direniş alanını zenginleştiriyor. Elbette en büyük zenginlik halktır. Halkın ilgisini desteğe dönüştürüyoruz. İmza topluyoruz, hiçbir hukuki ve maddi gerekçe sunulmadan, işleri ve dolayısıyla onurlu yaşam hakkı ellerinden alınan tüm kamu emekçileri için.
İki saatlik oturma eyleminin her dakikasında birlikte anlatıyoruz süreci.
Bazen uzaktan bakanlar oluyor, uzaklaşmak istiyor fakat ayakları geri getiriyor. Sormak istiyor bir şeyler ama çekindiği bir şeyler var belli. Bu kişileri fark ettiğimde anlatmak için yanıma davet ediyorum.
“Burada ‘faşizm’ yazmışsınız onu anlayamadım” diyor bir genç. Havaya bakıp işaret ediyor: “Hani üstümüzde savaş uçakları mı var? Bakın etrafınıza, ne kadar normal her şey!”
Bu cümle karşısında kenarda bizimle ilgilenmiyormuş gibi duran iki kişi devreye giriyor. Bağımsızlıktan, Ortadoğu’daki savaşa anlatıyorlar güzel bir dille, somut örneklerle.
37 günde ‘faşizm’ kavramını anlattığımız 5.kişi oluyor bu genç.
Kimin kafasından neler geçiyor anlamak için soru sormak ve onları dinlemek gerekiyor. Dakikalarca AVM banklarında oturup da anlattıklarımızı dinleyenlerden imza toplarken yine genç biri, hiçbir hukuki gerekçe olmadan ihraç edildiğimize bir türlü inanmak istemiyor. Biz de bunun için direniyoruz diyorum. Haklı buluyor bizi fakat polis akademisinde okuduğu için imza vermekten çekindiğini söylüyor. Yine üç dört kişi iki gündür bakıyor fakat gelip tek bir cümle kurmuyor bizimle. Yakın bir yere oturduklarında ben iletişim kuruyorum onlarla. Ne ile karşılaşacağımı hiç tahmin edemiyorum çünkü hepsinin bakışlarında öfkeye benzer bir sertlik var. Anlatmamla onların içlerini dökmeleri bir oluyor. Hep bir ağızdan konuşmaya başlıyorlar: “İşçinin hiç bir kıymeti yok, ölüsü bile aylar sonra farkediliyor. Ben AKP’liydik zamanları iyiydi fakat son üç yıldır yok, kesinlikle karşıyım” diyor. Bir diğeri, Kürt olduğu için bu kadar sömürüldüklerini düşünüyor.
İki üniversiteli kadın direnişimizi övgüyle anlatıyor bize, yalnızlık duygusundan kurtulmuş bir coşkuyla…
Elinde bir çilek paketi ile bir gün önce gelen bir abla, “Hava sıcak, serinletir diye aldım” diyor. ‘Direnmeye devam edin’in ifade biçimlerinden biri.
İmza veren bir gazeteciye, direnişimin haberini yapabilir misiniz dediğimde, “Zaten çok duyuldu direnişiniz” diyor. Memnum oluyorum bu cevaptan ama her kesimden halka ulaşmak istediğimi söylüyorum. CNN Türk’te çalışan bir basın emekçisi de bizi desteklediğini ifade ediyor fakat haber yaptırma konusunda söz veremeyeceğini söylüyor. Basın üzerindeki baskılardan bahsediyor kısaca.
Görüp de selam veren, duyup da gelen, gelip de herhangi bir biçimde katkı sunan herkese sorumluluk duygusundan dolayı teşekkür ediyorum.
Not: Direnişimin 38.günü 1 Mayıs’a denk geliyor.1 Mayıs’ta, evladının kemiklerini almak için 65 gündür açlık grevinde olan Kemal Amca(Gün)’nın yanında olacağım. Yaşasın 1 Mayıs Yaşasın Direniş!
