9
29 Ekim’ de yayınlanan 675 No’lu KHK ile ihraç edildik. Bilindiği gibi ülkemizde 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile halkın tüm kesimine olduğu gibi kamu emekçilerine de büyük bir saldırı başlatıldı. Biz de bu saldırılardan payına düşeni aldık. İktidar mensupları her ne kadar FETÖ/PDY örgütüne yönelik operasyonlar söylemiyle farklı bir algı yaratmaya çalışsalar da bu operasyonların aslında tüm emekçilere yöneleceğini biliyorduk. Bu anlamda devrimci, demokrat, sosyalistlerin ihraç edilmesi bizim açımızdan sürpriz olmadı. İktidarın içinde bulunduğu yönetememe krizinin bir yansıması olarak başta kendisine muhalif tüm kesimlerin bu tür bir saldırıya maruz kalacağını bekliyorduk.
İktidar sahipleri emekçilere yönelik saldırı yasalarını çıkarmak için yaşadığımız süreci fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Yıllardır yeni bir Kamu Personeli Rejimi Yasası çıkararak esnek, kuralsız, performansa dayalı, iş güvencesinden yoksun çalışma düzenini yerleştirmek istiyorlardı. Emekçiler tarafından tepkiyle karşılanacak olan bu yasaları rahat bir şekilde çıkarmak için büyük bir korku iklimine ve devrimci, demokrat emekçilerin sindirilmesine ihtiyaç vardı. Bunu 19 Şubat 2013′ te bir komplo ile yaklaşık 180 kamu emekçisini gözaltına alıp 74 tanesini tutuklayarak denediler. Bir yol temizliğini yaparak bizleri susturmayı ve diğer emekçilere de bizim üzerimizden sopa göstermeyi hedeflediler. Nitekim basına yansıyan haberlere bakınca da 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın değiştirileceği ve iş güvencesinin ortadan kaldırılacağına yönelik söylemler artmaya başladı. Aslında onlar iktidar sahipleri olarak üzerlerine düşeni yapıyorlar, yani emekçilere yönelik saldırılarını farklı yol ve yöntemlerle sürdürüyorlar. Biz de kendimize şu soruyu sormalıyız: Peki biz emekçiler olarak ne yapıyoruz? İşte direnişe başlamamızın çıkış noktası bu soruydu.
Bağlı olduğumuz konfederasyonumuz KESK ve sendikamız Eğitim SEN’ in bu süreçte günü geçiştiren söylemler dışında bir eylem ve etkinliğini görmedik. Yalnızca ekonomik dayanışma ve diplomatik görüşmelerle bu saldırıları atlatacağını düşündüler. Sendikalarımızın ekonomik dayanışma örgütlemesi elbette önemlidir, ancak tek başına yeterli olamayacağı herkes tarafından bilinmektedir. İhraç edilmemizin ardından sendikalarımızda bir araya gelip kararlı, fiili meşru bir çizgide, sonuç alıcı eylemler örgütlememiz gerektiğini ifade ettiysek de karşılık bulduğunu söyleyemeyiz. İnsanların yaşadığı bu haksızlığa karşı sıcağı sıcağına göstereceği refleks göz ardı edilerek direniş örgütlemek yerine hukuki işlemler, diplomatik görüşmeler ve ekonomik dayanışma ön plana alındı. Sendika salonlarında yapılan basın açıklamalarıyla, “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır.” söyleminden her gün biraz daha uzaklaşıldı. Bürokratik sendikacılığın iyiden iyiye yerleştiği sendikalarımız umut olmaktan uzaklaşıp umudu sokakta büyüten eylemlere de sırtını dönmüştür. En son konfederasyonumuz KESK’ in aldığı geç kalınmış bir eylem kararı doğrultusunda, “İstanbul – Ankara Büyük Emekçi Yürüyüşü” ne katıldık. Adı büyük emekçi yürüyüşü olsa da gerek planlaması gerekse de hayata geçiriliş tarzı büyük eksikliklerle dolu bir eylemdi. Eylemi Ankara’ da bitirdikten sonra yerelde yaptığımız eyleme ilham kaynağı olan “Yüksel Direnişi” ne katıldık.
Akademisyen Nuriye GÜLMEN ve öğretmen Semih ÖZAKÇA ile Acun KARADAĞ’ın direnişleri bize büyük bir güç verdiler. Onlara destek amacıyla birlikte geçirdiğimiz beş günden sonra benzer bir direnişi Malatya’da da yapabileceğimizi düşündük. Döndükten sonra bu fikrimizi sendikadaki diğer arkadaşlarla paylaştık. İstanbul – Ankara yürüyüşü sırasında aynı ilden katıldığımız Engin CENGİZ ve Özdemir AYDIN adlı arkadaşlar da yerelde bir direniş örgütleyebileceğimizi ifade etmişlerdi. Bu direnişi KESK Malatya Şubeler Platformu ile konuşup tartıştıktan sonra pek niyetlerinin olmadığını anlayıp beş arkadaş birlikte yapma kararı aldık. 5 Ocak 2017 tarihinde; Özkan KARATAŞ, Erdoğan CANPOLAT, Cengiz UĞURLU, Engin CENGİZ ve Özdemir AYDIN Emeksiz Üst Kavşağı olarak bilinen bir yerde oturma eylemine başladık. Yaptığımız açıklama ile yaşadığımız haksızlığı kamuoyuyla paylaşmak için her gün 12.00 ile 15.00 arasında oturma eylemi yapacağımızı duyurduk. Açıklamamızın ardından hemen müdahale eden emniyet güçleri o tarihten beri her gün bizi gözaltına alıyorlar. Üç günlük bir süreden sonra başka bir soruşturma konusuyla Engin CENGİZ ve Özdemir AYDIN tutuklandı. Ve bizim gibi ihraç edilen Umut Sertaç ÖKDEMİR ‘ in katılımıyla bugün (2 Mart) tam 47 gündür gözaltına alınıyoruz. Yaklaşık 42 gün valiliğin aldığı karar bahane edilerek OHAL kapsamındaki her türlü eylemin izne bağlandığını söyleyip Kabahatler Kanunu’ndan her birimize ayrı ayrı 227 TL para cezası kesiliyor. Bunun dışında birkaç defa da 2911 sayılı Toplu Gösteri Yürüyüşü’ ne muhalefetten savcılığa ifade vermemiz istendi. Ayrıca bu süreçte kalp krizinden kaybettiğimiz bir dönem Malatya SES başkanlığını yapmış olan Bülent UÇAR için yaptığımız eylemde Erdoğan CANPOLAT adlı arkadaşımıza, “Bu arkadaşımızın ölümü bir cinayettir. Bu sorumlulardan hesap soracağız.” demesinden ötürü 301 sayılı “Devlet büyüklerine hakaret” kanunundan soruşturma açıldı. Yani ihraç edip hayatlarını altüst ettikleri insanları öldürmekle kalmıyor, sahip çıkanlara da soruşturmalar açıyorlar. Ancak bizler kazanacağımızı biliyor ve bu inançla eylemimize devam ediyoruz. Çünkü bizler haklı olduğumuzu biliyoruz ve her gün “Emekçiyiz haklıyız kazanacağız!” sloganını atıyoruz.
Eylemimiz süresince destek ziyaretleri de eksik olmadı. Bodrum’ da oturma eylemi yapmaya çalışan Engin KARATAŞ yaklaşık bir hafta bizimle birlikte direnerek çok güzel bir dayanışma örneği gösterdi. Bunun dışında Nuriye GÜLMEN ve Sibel BALAÇ da desteğe gelen ziyaretçilerimiz arasındaydı. Hatta desteğe gelen arkadaşımız Sibel’ e dört polisi darp ettiğine dair sahte raporlarla komplo kurularak gözaltı işlemi uygulanıp hakkında dava açtılar. Yine Trabzon’ dan Hatice YÜKSEL de desteğe gelen arkadaşlarımız arasındaydı. Hatice arkadaşımız da kilometrelerce yol kat edip bize omuz vererek emekçilerin hiçbir zaman yalnız olmayacağını dosta düşmana gösterdi.
Direnişimizi sadece oturma eylemi yapmakta ısrar etmeyle sınırlamadık. Halkın yoğun olduğu caddelerde, pazar yerlerinde bildiriler dağıtarak; esnaflarla konuşup eylemimizin amacını anlatarak zenginleştiriyoruz. Halktan bu anlamda çok olumlu tepkiler alıyoruz. Bu günden itibaren eylemimizin amacını anlatan önlükler hazırladık. Bu önlükleri giyerek eylem alanına çıkmaya başladık.
Ayrıca ilimizde yer alan birçok basın kuruluşu ve demokratik kitle örgütlerini gezerek kendimizi anlatıyor ve bize bu zulmü yapanları teşhir ediyoruz. Bize destek vermelerini istiyoruz. Basın dışında şu ana kadar sendikalarımız dahil, ciddi anlamda bir destek verdiklerini söyleyemiyoruz.
Şimdi yurdun birçok yerinde direniş ateşleri yakılmaya başlandı. Öyle ya; haklı ve meşru olan biziz. Ve bu ateşlerin tıpkı bir mumun geceyi devirmesi gibi karanlığı dağıtacağına inanıyoruz. Asla umutsuzluğa kapılmamalı ve bunun bir ekmek mücadelesinden öte onur ve adalet mücadelesi olduğunun bilincinde olmalıyız. En güzel direniş destanlarına ev sahipliği yapmış topraklar üzerinde yaşıyoruz. Umutsuzluğa kapılıp kabuğuna çekilenleri, uğradığı haksızlığı sineye çekenleri, intihar edenleri duydukça emekçilere seslenmek istiyoruz: “Direnin!” Bizleri susturmaya çalışıyorlar çünkü sesimize yeni seslerin katılmasından korkuyorlar. Bizleri susturmaya çalışıyorlar çünkü onlar bir avuç biz ise milyonlarız. Bizleri susturmaya çalışıyorlar çünkü haklı olduğumuzu biliyorlar. Ve bizler biliyoruz ki tarihte zulmedenler oldukça direnenler de olmuştur. Belki direnenler her zaman kazanamadı ama kazananlar hep direnerek başardı. Bizler de kazanacağımıza olan inancımızla onur ve adalet mücadelesini sürdürmeye kararlıyız. Çünkü haklı olduğumuza inancımız her geçen gün daha da artıyor. Bunun için sürekli haykırıyoruz: Biz Kazanacağız.
İŞİMİZİ GERİ İSTİYORUZ!
DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ!
ZAFER DİRENEN EMEKÇİNİN OLACAK!
EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
