İhraç edildiğimiz işyerimiz Çankaya İlçe Sağlık Müdürlüğü (“Çadır Devlet”in 3 yılda 3 yer değiştiren “ÇADIR KURUMU”) önünde ekmeğimizi çalan, alınterimizi, çocuklarımızın nafakasını gaspeden HARAMİ SALTANATI’nın efendilerine meydan okumaya devam ettik.
Vur-kaç taktiğimiz yine işe yaradı: “POLİS YOK, VUKUAT DA YOK”!..
Bugün 18 Ekim. Dilek Doğan’ın katledilmesinin üzerinden 6 yıl geçmiş. Armutlu’daki evlerine baskına gelen polislere; “galoş giyin, çamurlu ayaklarınızla eve girmeyin” dediği için kurşunlanarak katledilen 24 yaşındaki Dilek Doğan’ın hesabı verildi mi?
Sadece Dilek Doğan mı?
12 yaşında 13 kurşunla evinin önünde katledilen Uğur Kaymaz’ın, havan topuyla parçalanan Ceylan Önkol’un, 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın, AKP’li Milletvekilleri’nin evlerinde tecavüz edilip katledilen kadınlar, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman’ın, Diyarbakır’da, kahvaltı sofrasında havan mermisi ile yok edilen ailenin, Cizre’de, bodrumlarda DNA tespiti yapılamayacak derecede yakılan, kömürleşen 157 insanın… hesabı soruldu mu?
Bir gece yarısı Kararnamesi ile ekmeği çalınan, alınteri gaspedilen 150 bin insana yapılan zulmün hesabı 5 yıldır verildi mi?
Bu 150 bin insanın gaspedilen alınterinden yaratılan kaynakla, her türlü hukuksuzluğu gözü kapalı yapacak, her biri dörder-beşer ballı-börekli maaşlar alan bir “kapıkulu kaymak tabakası” yarattılar.
Yaptıkları hiçbir şeyin bugüne kadar hesabını vermediler.
Ve şimdi, 5 yıl sonra nihayet Kılıçdaroğlu, “yasadışı talimatlara uymayın” diye bürokratları uyarıyor. Bu uyarıyı da R. T. Erdoğan; “tehdit” olarak yansıtıyor. Oysa 2001 yılında, henüz iktidara gelmeden, kendisinin de devleti yöneten bürokratları; “biz iktidara gelirsek sizden hesap soracağız” diye ” uyardığı” ortaya çıkmış durumda
Ve şimdi, hiç kimse hesap soramasın diyet memleket yeni bir savaş konseptine sokuluyor.
Afrin’di, Barış Pınarı idi, Pençe Şimşek’ti, Pençe-yıldırım”dı, sınır ötesinde, zaten dağlar-taşlar bombalandığı umursanmıyor ki ve bir savaş hazırlığı yapılıyor.
Amerika’ya efeleniyormuş gibi yaptıklarına bakmayın, onlar birlikte yaşadıkları mazlum halkları, Kürtleri, Alevileri, Nasturileri, Êzidileri, Süryanileri…tepelemek için icazet istiyor, bunun için kâh Amerika’ya kâh Rusya’ya rüşvet veriyor.
Rusya’dan 2.5 milyar dolarlık “S 400” füzesi alıyor. Amerika’ nın gönlünü hoş tutmak için dönüyor Amerika’dan 1.4 milyar dolarlık F-35 projesine giriyor.
Yani bunların yolu, İttihat Terakki’nin yolundan gidiyor. İttihat-Terakki Osmanlı ordusunu Alman General Liman Von Sanders’in komutasına verdi. Çanakkale’de iki emperyalist blok karşı karşıya geldi. Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, hatta Ermeniler, bu iki emperyalist blok’tan Almanya’nın safındaydı. İngilizler de Gurka’lari, Anzaklari savaş alanına sürmüştü.
Çanakkale’de-Gelibolu’da genç bir SUBAY OLARAK görev yapan Mustafa Kemal’in 28 tane sıralı komutanın tamamı Alman’dı.
Şimdi, emperyalist bloklar arasındaki dengelerle oynayarak sınırlarını genişletmek sevdasıyla kucaktan kucağa savruluyorlar.
Sanki bu savaşa Bilal Erdoğan ya da Erkam Yıldırım mı gidecek?.. Yine gecekondulardan yoksul halk çocukları cepheye sürülecek