3
Kitabın adı: Çakırcalı Mehmet Efe
Yazarı: Murat Sertoğlu
Roman Çakırcalı Mehmet isimli dillere destan, meşhur bir Efe’nin hayatını anlatıyor.
Çakırcalı yıllarca Ödemiş dağlarında eşkıyalık yapmıştır.
Abdülhamid’in yönetimde olduğu döneme denk gelir Çakırcalının hayatı. Anlaşılacağı gibi Çakırcalının efeliği Osmanlı’nın çöküş döneminde denk düşmüştü. Bu gerçek onun hayatını etkileyecek ve yön verecektir.
Çakırcalı Mehmet’in efe olmasını sağlayan neden babası Ahmet’tin intikamını almak isteğidir. Daha doğrusu, kendini bildi bileli annesi onu buna zorlamıştır. Çünkü babası Ahmet efe çok yiğit ve tanınmış bir Efe’dir ve kalleşçe, bir Ramazan gününde, orucunu bozup, namaza dururken, sırtından bıçaklanarak öldürülmüştür. Bunun üzerine annesi babasının intikamını almasını istemiş, yoksa hakkını helal etmeyeceğini söylemiştir. Çakırcalı Mehmet, efe olmadan önce bir namus davasından 3 sene İzmir’de hapis yatar. Sonrasına önüne gelen, karşısına çıkan diğer efeleri asıp, kesip, kısa zamanda ün kazanır.
Düşmanlarına karşı acımasızdır. Bu serüveni onu en kısa zamanda dağların en büyük efesi yapmıştır.
Dağa çıktığını duyurması da babasının hesabını sorarak olur. Kendisi de korkusuz ve çok başarılı bir efe olan babasının katili Hasan Çavuş’u dağa çağırır. Onu pusuya düşürüp, babasının intikamını almayı başarır.
Çakırcalı Mehmet Efe, değerleri ve ölçüleri olan biridir. Değerlerine sıkı sıkıya bağlıydı. Her şeyden önce namusa çok önem verirdi ve kendi adamı bile olsa ırz düşmanlarını asla affetmezdi. Çakırcalının belki de en önemli ve olumlu özelliği halkçı olmasıydı.cakircali
Zenginden alıp, fakire verirdi, yoksul halka maddi, manevi destek olurdu. Bundan dolayı da halk onu çok severdi, bağrına basar, kollardı. Halk, Çakırcalıya büyük bir sevgi besliyordu.
İzmir valisinin oğluyla bir şekilde ilişkisi olan Çakırcalı Efe, onun aracılığı ile hükümetin dağdan inme teklifine olumlu cevap verir, kır serdarlığına başlar.
Ege dağlarında yalnızca Türk çeteleri yoktu.
Yunan çeteleri de vardı. Onların Ege dağlarına çıkmalarının amacı, Türklerden farklıydı.
Yunan çeteleri, İzmir’deki düzeni bozup, Yunanistan’ın İzmir’i işgal etmesi için uygun bir zemin oluşturmaya çalışıyorlardı. O bölgedeki Yunanlar tarafından da destek görüyorlardı.
Türk çeteleri birbirleriyle kavga halindeydiler. Ancak Yunan çeteleri birbirleriyle işbirliği halindeydi.
Çetelerden birinin başında Hacı Kosti vardı. Oda Çakırcalının kalıbında, ele avuca sığmayan bir haydut idi.
Ona Çakırcalıyı öldürme görevi verilmişti. Ancak Hacı Kosti Çakırcalı Efe’nin becerisini, militanlığını ve keskin zekâsını çok küçümsemişti ve bunun bedelini ödeyecekti. Çakırcalının düze inmesi, köydeki yerleşik hayatına bir intikam hesabı peşinde olan birinin provokasyonu sonucu son bulur. Peşine halka zulmeden Osmanlı’nın askerleri düşer. Onu bir türlü ele geçiremezler. Çakırcalı çoktan efsane olmuştur bile. Bir tanesi öfkesinden Çakırcalının baba evini yakıp, kül etmekle, köylüsünü de fena dayaktan geçirmekten bulur.
Bu Çakırcalının adalet duygusunu incitir. “Beni asın bir şey demiyorum, ama evimden ne istediniz” diye İzmir valisine isyan eder. Bunu tanzim etmek için posta arabasını soyar. Bu aynı zamanda, o güne kadar el sürmediği devlet malına el koyması anlamına gelir.
Çakırcalı cesur, zeki, usta bir savaşçı, iyi bir atıcı.
Çakırcalının savaşçılıktaki ustalığı onu Osmanlı askeriyle karşı karşıya getirir. Bayındırlı Mehmet Efe gibi. Çakırcalıyı ilk defa vuran kişi. Efenin işi gittikçe zorlaşır, Osmanlı artık ona karşı takibi çok sıkı tutuyordu, kendisini yakalamakta kararlıydı. Çakırcalı yaralandıktan sonra bir kaç hafta bir köye çekilip, istihbarat etmesi gerekir. Ancak o halde ve koyu takip halindeyken bile, mazlumdan, garibandan yana olmaya, kendisinden istenen yardım talebini geri çevirmiyordu. Adalet dağıtmak için hayatını bile hiçe sayıyordu. Kendince adalet uyguluyordu.
Efe vicdan sahibi bir insandı.
Onun için dürüstlük en önemli meziyet idi. Çakırcalının kızanlarından bir tanesi görevini kötüye kullanıp, zengin bir evin bütün mücevherlerini ve altınlarını çalınca ve bu açığa çıkınca, kızan bunu hayatıyla öder.
Çakırcalı usta bir savaşçı. Zeki, çevik, yaratıcı, cesur… en umutsuz durumlardan bile bir kurnazlık, bir hile uygulayarak kurtulabiliyor. Fakat onu bu kadar başarılı kılan kuşkusuz bir önemli özelliğinin daha olması: disiplin. Örneğin asla ağzına içki vurmuyor. Ayrıca ahlaki olarak da değerleri olan birisi, kadınlara karşı zaaflı değil. Çakırcalı diğer Efelere benzemiyor, okumuş, tahsil yapmış biri. Nerede, nasıl hareket etmesi gerektiğini iyi biliyor. Belki de bundadır bir takım zengin, yabancı dostları da var.
Hükümet Çakırcalıyı sağ veya ölü yakalamakta iyice kararlı olduğu bir dönemde, dostlarından biri onu yurt dışına çıkarmayı teklif ediyor. Çakırcalı bu teklifi elinin tersinden itiyor. “İşin ucunda idam olduğunu zaten dağlara çıkarken biliyorduk. Ama ben memleketimde kalmalıyım” diyor.
Çakırcalının durumu kolay değil. Osmanlı bütün gücüyle onu ve zeybeklerini yakalamaya çalışıyor.
Sadece kendi askerleriyle değil, halkı da dâhil ediyor. Bunun için Çakırcalının sağ veya ölü yakalanmasına, ödül koyuyor – dönem için çok büyük para.
Elbette sonunda Çakırcalı da bürgün ölüyor.
Ölümü büyük bir talihsizlik sonucu oluyor. Ancak ne kadar talihsizde olsa, Çakırcalıya yaraşır bir ölüm. Cephede, eli silahlı ölüyor. Son nefesini verirken, bir öndere yaraşır bir şekilde, örgütünü kendisinden sonrasını da düzenliyor.
Romanın yazarına göre, Osmanlı’nın çöküşü ve Kurtuluş savaşından çok kısa süre önce ölen Çakırcalı, biraz daha hayatı yetseydi Kurtuluş savaşında halkı için savaşacaktı.

