2
Kamu Emekçileri Cephesi 1 yıldan fazladır, ihraç edilen üyelerine sahip çıkması için KESK genel merkezinde oturma eylemi yapıyordu. Ancak KESK’li sendikacılar bırakın üyelerine sahip çıkmayı direnişleri görmemek için 3 maymunu oynuyordu. Öyle ki sendikanın kapılarını kapatarak Yüksel Direnişçilerinden Acun hocanın yaptığı Yüksel Okuluna dahi engel olmaya çalışmışlardı.
700 günü aşkın süredir devam eden Yüksel Direnişi dün yeni bir saldırıya tanık oldu. Bu sefer saldıran ne AKP’nin polisi, ne de sivil faşistler. Saldıranlar KESK’li sendikacılardı.
Sendikacılar, Yüksel Direnişçilerinin yokluğunu fırsat bilip eşyalarını kapının önüne koydu. Bunun üzerine kapının önünde oturma eylemine başlayan 3 kadına içeriden çıkan 50 kişilik grup tekme ve yumruklarla saldırdı. Sonra da polisi çağırdılar. Bu yaşananlar KESK’in geldiği noktayı özetliyor.
KEC’in örgütlediği, Yüksel Direnişi çok şey anlatır. Bununla birlikte direniş ile direniş kaçkınlığının çarpıştığı bir mevzidir yaşananlar. Bu direnişte ara yol yok. Ya icazet ederek işçi, emekçi düşmanlığı yapılarak iktidara ‘’biz onlardan değiliz’’ mesajı verilerek yaranılacak, direnilecek.
Anlaşılan o ki KESK tercihini çoktan yapmış. Öyle ya; DİSK önünde direnirken DİSK’li sendikacılar tarafından linç edilen Oya Baydak’a ve devrimcilere sırt çevirip, linçi meşrulaştıran, ya da TMMOB önünde işini geri istediği için direnen Cansel Malatyalı’yı kınayan KESK’in geldiği nokta kaçınılmaz olarak bu olacaktı. Hayat akıcıdır ve sürekli bir dönüşüm halindedir. Hiçbir gün, hatta saniye, ne doğa, nede onun içinde yer alan biz tüm canlılar olduğumuz yerde durmayız. Bu dönüşüm ya devrimci olan ileri yönde, ya da karşı devrimci olan çürüme yönünde olur. Ve bu çürüme, sadece KESK’li sendikacıları o bataklığa götürmez. O günlerden bu günlere işçilerin, emekçilerin yürüttüğü mücadelelere sırtını dönen, işçi ve emekçilere ihanet eden sarı, uzlaşmacı ve patron sendikacılarının işbirlikçilerini gizlemeye çalışan tüm sola, basına ve demokratik kurumlara da yansır, onları da bu bataklığın içine çeker.
Bugün bu saldırıya ses çıkartmayanlar dönüp KESK’in dönüşüme bakmalıdırlar. Herkes, KESK’in bir sınıf sendikası olarak emekçilerin direnişlerine sahip çıkmak, halkın tüm kesimlerini kucaklayarak mücadele etmek yerine bu hale nasıl geldiğini oturup düşünmek, ders çıkartmak zorunluluğundadır. Ve dahası KESK’in bu tavrını mahkûm etmek durumundadır.
Tüm emek düşmanları, uzlaşmacı patron sendikacıları ve sarı sendikacılar ihanetlerinin bedelini bir gün mutlaka emekçilere vereceklerdir. Yarınları, tarihin çöplüğünde kendilerine yer edindiler, asalaklar değil, direnen, emekçiler yazacak. Bu mevzide yol açan direnişçilere bin selam olsun.
Yaşasın Yüksel Direnişi!
Yaşasın Kamu Emekçileri Cephesi!
Kahrolsun İcazetçi, Devletçi Sendikacılık!
