KEC Bülteni Ocak 2023 Sayısını Yayınlıyoruz
Bülteni Okumak ve indirmek için Tıklayınız
Açlığın, yoksulluğun son bulabilmesi için; insanca yaşama ve çalışma hakkı için, sömürülmemek için, parasız bilimsel eğitim için, yalanlara karşı gerçekler için, türkülerimiz için, barınma hakımız için, işkenceyi ortadan kaldırmak için, adalet için, Tam Bağımsız Türkiye diyebilmek için ülkemizde halkın iktidarı kurulmalıdır. Bu mücadelenin bir parçası da bu halkı oluşturan, emeği sömürülen, asgari ücrete çalıştıran, onursuzlaştıran, kapı kulu gibi davranılan bu ülkenin kamu emekçileridir. Oysa bu ülkedeki bütün kamu emekçileri OHAL karanlığında tek başına meydanlara çıkan ve 7 yıldır sürmekte olan Yüksel Direnişini yaratan akademisyen Nuriye Gülmen’dir. Oysa bu ülkedeki bütün kamu emekçileri ülkesini, halkını canından çok seven, onlara adaleti getirmek için ömrünü ortaya koyan ve halkına zaferi can yoldaşları ile birlikte zaferi armağan eden öğretmen Sibel Balaç’tır. Oysa bu ülkedeki bütün kamu emekçileri KHK ile ihraç edildiğinde işi-ekmeği-onuru için direnmeyi seçen Mehmet Dersulu’dur. Oysa bu ülkedeki kamu emekçileri KHK ile ihraç edildiğinde direnme kararı alarak örnek bir sınıf sendikacılığı pratiği yaratan, direnip zafer kazanan ve bir kere daha ihraç edildiğinde işini bir kere daha istemekten vazgeçmeyeceğini söyleyerek imza kampanyası başlatan öğretmen Pelin Akbaş Yeşil’dir.
Bu mücadelenin parçası olanlara, bu mücadelede yarattıkları cepheden çağrıda bulunuyoruz; Tüm kamu emekçileri ait oldukları sınıfı ve verdikleri onurlu mücadele tarihini öğrenmelidir. Çalıştığımız iş yerlerinde okuma grupları kuralım. Bu okuma gruplarında sınıflar savaşını öğrenelim. Ait olduğumuz ezilen sınıftan, işçi sınıfından bir farkımız olmadığını göreceğiz.
Bizim hayallerimiz bu sistemde gerçekleşemez. Burjuvazi yalnızca kendi sınıfından olan asalakların düşlerini gerçekleştirir. Kamu emekçilerinin çıkarları sosyalizmdedir. Kuracağımız okuma gruplarında sosyalizmin zorunluluğunu kavrayalım. Sosyalizmi, sosyalizm ile kurulacak ülkemizin nasıl olacağını öğrenelim. Ellerimizle yeniden yaratılacak yaşamın yasalarını öğrenelim.Sendikalı olma hakkımızı, sendika kurma hakkımızı kazandık. Fiili meşru militan mücadele önce iş yerlerimizi, sonra sokakları, en nihayetinde meydanları zaptettik. Haklılığımızı ve haklarımızı haykırdık.İstedik, inandık, mücadele ettik, uzlaşmadık, direndik ve kazandık. Fakat reformizm ve oportünizm bu zafer ile kurulan sendika yönetimlerine gelerek bugün KESK’ e bağlı sendikaları faşizm karşısında suskunlaşan, faşizm saldırılarını arttırdığında, bizim kanımızı döktüğünde onun ellerine çiçekler sunacak bir sendika, konfederasyon haline getirmiştir.
Bizler devrimci kamu emekçileriyle yarattık sendika hakkını. Şimdi bu onurlu tarihe sahip çıkmak, faşizmin yasallığına hapsolan sendikalarda devrimci sendikacılık anlayışında ısrar etmeliyiz.
Çalıştığımız iş yerlerinde memur meclislerini kurmalıyız. Meclisler halkın her kesiminden olanlarımızın öz örgütlenmeleridir. Faşizmin yasalcılığına asla hapsolmazlar. Çünkü örgütlenme hakkının tarihsel ve siyasal haklılığına dayandırırlar varlıklarını. Kamu emekçilerinin dayanışmasını en iyi somutlayan, faşizmin baskıları karşısında yıkılmaz olan barikatlardan biridir.
Yönetmeyi ve sorunları çözmeyi meclislerde öğreniriz Bu meclisler burjuvazinin ahırı olan meclislere benzemez. Halk ve vatan sevgisi vardır temelinde. Saygı vardır. Sömürmek değil sömürmemek ilkedir. Kolektif bir emek ile yaşanıştır kılınacağından hayat; “yarin yanağından gayrı her şeyde, her yerde hep beraber” anlayışı vardır. Bencillik değil birliktelik hayat bulur. Kocaman bir aile olmak öğrenilir. Asla yalnız Asla yalnız olmadığını, güçsüz ve çaresiz olmadığını hissedersin. Bu nedenle kamu emekçileri için meclislerin kurulması gerekli değil zorunludur.
GATS Anlaşması ile birlikte kamu emekçilerinin güvenceli çalışma hakları tehdit altına girmişti. Esasen bu anlaşmadan çok daha tarihsel bir arka planı vardır kamu emekçilerinin güvenceli çalışamamasının. İki sınıf olduğu gerçeği bu tarihselliği oluşturur. Burjuvazi kendi dışında kalanları sömürerek ayakta kaldığından halkın her kesimine saldırır, onlardan en fazla verimi beklerken emeklerinin karşılıklarını asla vermez. Bu eşitsizliğe ve adaletsizliğe, bizlere dayatılan insan dışı yaşama ve çalışma koşullarına karşı bütün kamu emekçileri direnmelidir. Çünkü artık yasallaşan ve bakanlıkların, müdürlerin ellerine verilen Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kamu emekçileri hiçbir yasal süreç beklenmeden, bir soruşturma işlemi başlatılmadan bir gecede işinden, ekmeğinden edilebilmektedir. Yıllara varan emeği bir an da silinebilmektedir. Bu dayatılan adaletsizliği, bu tehditi, bu onur kırıcı baskıyı hiçbir kamu emekçisi kabul etmemelidir. Bütün kamu emekçileri ihraç edilen ve edilmekle tehdit edilen bütün kamu emekçileri direnme haklarını kullanmalıdırlar. İş yerlerinin önü de, meydanlarda direnmelidirler.
Nedenleri ile birlikte yazdığımız çağrılarımızı bir kere daha yineliyoruz;
-Okuma grupları kuralım.
-İş yeri meclislerimizi kuralım.
-Bize dayatılan adaletsizliğe karşı DİRENELİM.
Bunlar örgütlenmek için gereklidir. Bulgar devrimci Dimitrov, faşizm için kendi kendine durmaz tespitini yapıyor. Faşizmi yalnızca örgütlü bir halk durdurabilir. Faşizmin saldırıları karşısında ayakta kalabilmek ve faşizmi yenebilmek örgütlenmek ile mümkündür.
Okuma grupları, meclisler ve direnişler
örgütlenme araçlarımızdır.
Kamu emekçileri;
ÖRGÜTLENELİM, GÜCÜMÜZÜ VE YENİLMEZLİĞİMİZİ GÖRELİM!
ÖRGÜTLENELİM VE FAŞİZMİN KURBANI DEĞİL CELLADI OLALIM!
ÖRGÜTLENELİM VE BİZE DAYATILAN ADALETSİZLİĞİ KANIKSAMAYALIM!
