8
Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Serkan Demir’in
Hatice Yüksel’in Direnişiyle İlgili Açıklamasına Zorunlu Cevap…
Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Serkan Demir, direnen iki eğitim emekçisine sahip çıkma cesaretini gösteremediği gibi, bu durumu gizlemek için basın açıklaması yaparak kendini haklı gösterme yolunu seçmiştir. Yapması gereken, direnen ve işlerine dönmek için mücadele eden iki eğitim emekçisine sahip çıkmaktı. Neden sahip çıkmadığını, aslında yaptığı açıklamayla itiraf ediyor. Ve ‘dünya bizim etrafımızda döner’, ‘direniş mi biz karar veririz’, ‘işten mi atıldın, bekle sendika karar alsın, ondan sonra birkaç açıklamayla bir şeyler yaparız’ demektedir. Sonra ‘bir de dava açarak hukuki süreç başlatır, ne senin ne de bizim başımız belaya girer’i itiraf etmektedir.
Bir de ‘sen devlet memurusun, sendika üyesisin, başka açıklamalara katılma, bizim çizdiğimizin dışında demokrasi mücadelesi verme’ denmektedir. Serkan Demir; ‘akıl adamı’, ‘akıllı solcu’dur, ‘akıllı sendika başkanı’dır.
Direniş, bedel ödeme, dayanışma, sahiplenme, fiili-meşru ve militan mücadele, asgari demokrasiden yana olan ve mücadele edenlerde olması gerekenlerdir. Eskişehir Şube ve Genel Merkez Yönetim Kurulu’nda bunlardan bir tanesi olsaydı, iktidar bu kadar rahat saldıramazdı. Emekçiler bu kadar hak gaspı yaşamazdı. Mücadelenin nasıl olması gerektiğini ve gaspedilen haklarımızın nasıl kazanılacağını, Hatice Yüksel’in direnişi ve elde ettiği zaferi kanıtlamıştır. Bundan sonrasının, sendikalarımızdaki anlayışlara ve yönetim kurulu üyelerine örnek olması dileğiyle; Serkan Demir’in açıklamalarına bir de biz cevap verelim istedik. Açıklaması baştan sona yanlış bilgiler içermektedir. Bu yanıyla doğruları aktarmak bilinciyle bu açıklamayı kaleme aldık.
1- 1 Nisan sabahı, Eğitim-Sen Eskişehir Şube üyesi Nuriye Gülmen’le beraber 5 kişi gözaltına alınmış, bunun üzerine Eğitim-Sen Eskişehir Şube üyesi Hatice Yüksel’in de içinde olduğu bir grup, gözaltıları protesto etmek için aynı gün öğleden sonra basın açıklaması yapmışlardır. Polis, basın açıklamasına saldırarak, Hatice Yüksel’le beraber 6 kişiyi gözaltına almıştır.
2- Gözaltının hemen ardından Eğitim-Sen üyesi iki kamu emekçisi, Eğitim-Sen Eskişehir Şube yöneticilerini ziyaret ederek konuyu yönetimle görüşmüş, gözaltına alınan üyeler için basın açıklaması yapılması talebinde bulunmuşlardır. Ancak alana çıkılmamış, şube başkanı 3 Nisan’da basına bir yazı yollamıştır. Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Serkan Demir, tüm Eğitim-Sen şubelerine yolladığı ve sosyal medyada yayımladığı yazısında: ‘3 Nisan’da operasyona yönelik bir basın açıklaması yapılmıştır.’ diyerek kavram karışıklığına başvurmuş, gerçekleri bu yolla gizlemek istemiştir. (BU AÇIKLAMA, YAZILI BASIN AÇIKLAMASIDIR) Tüm muhalifler, emekçiler de bilir ki basın açıklaması, alana çıkılarak yapılır. Basın açıklaması, emekçilerin mücadele tarihinde alana çıkmanın bir yol ve yöntemi olarak kullanılagelmiştir. Şube başkanı, kavram karışıklığına başvurarak yetersizliğini gizleyemez.
3- Hatice Yüksel’le beraber gözaltına alınan 6 kişi, 2 Nisan’da; Nuriye Gülmen’le beraber gözaltına alınanlar da 3 Nisan’da savcılıkta ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmışlardır.
4- Hatice Yüksel, 8 Nisan’da Eskişehir Valisi tarafından, soruşturmanın güvenliği bahane edilerek açığa alınmıştır.
5- Hatice Yüksel, açığa alınmasının hemen ardından, Eğitim-Sen üyesi bir arkadaşıyla beraber şube yönetimiyle görüşmüş, neler yapılabileceği tartışılmış, birtakım öneriler şube yönetimine sunulmuştur. Görüşmenin sonunda, ‘yönetim olarak konuyu değerlendirip kendisine dönüleceği’ bilgisi verilmiş ancak dönülmemiştir.
6- Nisan ayı aylık olağan Şube Meclisi toplantısı yapılmış, Hatice Yüksel, Meclis toplantısına katılarak yaşadıklarını Meclis’le paylaştıktan sonra, ‘basın açıklamasına katılma hakkımız gasp edilmek isteniyor, buna karşı, konuyla ilgili alanda basın açıklaması yapılması, ‘basın açıklamasına katılmak suç değildir, Hatice Yüksel görevine iade edilsin’ içerikli metin hazırlanarak, işyerlerinde emekçilere imzaya açılması, valiliğe faks çekme eylemi yapılması, yapılan maaş kesintisinin Eğitim-Sen Genel Merkezi’nden talep edilmesi önerilerinde bulunmuştur. Şube Meclisi, önerilere itiraz etmemiş, hatta yönetime, geç kaldığı uyarısında bulunulmuştur.
7- Şube Meclisi toplantısından sonra 15 Nisan’da, Hatice öğretmenin açığa alınması ile ilgili, Şube Örgütlenme Sekreteri imzasıyla basına bir yazı yollamış, ancak alanda açıklama yapılmamıştır. Şube başkanı bu konuda da, ‘15 Nisan tarihinde, açığa alınma kararına ilişkin şubemiz tarafından basın açıklaması yapılmıştır.’ çarpıtmasına başvurarak gerçekleri emekçilerden gizlemiştir. Şube başkanı, 18-19 Nisan’da Ankara’da yapılan Eğitim-Sen Genel Meclisi’ne katılmış, yaptığı konuşmada Hatice öğretmene yer vermeyerek Meclis’i bilgilendirmemiş, ancak Genel Merkez yöneticileriyle yüz yüze görüşüp, maaş kesintisinin sendika tarafından karşılanması talebinde bulunmuştur.
8- Hatice Yüksel, iki hafta süresince şube yönetiminden, kendisiyle ilgili bir eylem kararı haberi beklemiş, hiçbir haber alamayınca da Eğitim-Sen’li bir arkadaşıyla beraber şube yönetimini ziyaret etmiş, yapılan görüşmeden de bir sonuç alamamıştır.
9- Eğitim-Sen Eskişehir Şube Yürütmesi’nin, iki hafta geçmesine rağmen herhangi bir fiili eylem kararı almaması üzerine Hatice Yüksel, 24 Nisan’da Eskişehir Adalar bölgesinde stant açarak, halktan imza toplamaya başlamıştır. Aynı gün Eğitim-Sen üyesi bir kamu emekçisi, Eğitim-Sen Eskişehir Şubesi’ne gitmiş, orada bulunan şube başkanı, hukuk sekreteri ve kadın sekreterine ‘Hatice öğretmen için neden bir şey yapmıyorsunuz?’ diye sorunca, şube başkanından: ‘Biz, Çağlayan eylemini sahiplenmek zorunda değiliz’ cevabını almıştır. ‘Şube Meclisi’nde görüşülen önerilerin gereğini neden yapmıyorsunuz?’ diye sorduğunda ise şube başkanı: ‘Onlar, sizin önerilerinizdi, kararlarınızı bize dayatamazsınız. Meclis kararı değildi’ cevabını vermiştir. Bunun üzerine ‘Meclis, önerilere itiraz etmedi, hatta yürütmenin geç kaldığı uyarısında bulunmuştur. Ancak yine de ‘öneriler Meclis’in kararı haline gelmemiştir’ diyorsanız, Şube Meclisi’ni toplayın, önerileri tartıştırıp karara dönüştürün’ dendiğinde, şube kadın sekreteri ‘olabilir, öneriler Meclis’te tekrar tartışılıp karara dönüştürülebilir’ deyince şube başkanı, kadın sekreterine dönüp ‘bu Şube Meclisi’nde karar marar alınamaz’ diye terslemiştir. Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Serken Demir, Eğitim-Sen’in bütün şubelerine faksladığı ve sosyal medyada yayımladığı yazısında, tüm bu süreç yaşanmamış gibi, ‘Süreç baştan bizim kontrolümüzde olmadığı için giderek sendikanın devreden çıktığı veya devreye girmediği eleştirisi yersizdir’ yalanına sığınmıştır. Hatice öğretmeni sahiplendiğinde, Çağlayan Adliyesi’ndeki eylemi sahipleneceğini düşünen şube başkanı, zaten bu tavırlarıyla başından beri sürece dahil olmak istemediğini ortaya koymuş, Hatice öğretmeni yalnız bırakmıştır. Üstelik aynı görüşmede şube başkanı: ‘Mağdur Hatice Yüksel’se, tek başına gelip bizimle görüşsün. Neden her seferinde yanında birileriyle geliyor?’ demiştir. ‘Birileri’ diye kastettiği kişiler ise aynı şubenin üyeleridir. Hatice öğretmeni yalnız bırakmayan, onunla dayanışma içinde olan arkadaşlarına karşı böyle yaklaşan şube başkanından, dayanışma göstermesi veya dayanışmayı örgütlemesi beklenebilir mi?
5-6-7-8-9. maddelere bakıldığında görülecektir ki, Hatice Yüksel ve arkadaşları, görevden uzaklaştırma ile ilgili şubenin ve genel merkezin bir şeyler yapmasını kerelerce talep etmiştir. Sanki görevden uzaklaştırılan başka bir sendikanın üyesiymiş gibi… Serkan Demir ‘onlar bizden sürekli eylem yapılmasını istediler, sahiplenmemizi istediler’ derken, ‘biz sahip çıkmayacağız, bir şeyler yapmayacağız’ın itirafıdır aslında. Eğitim-Sen Eskişehir Şubesi ve Genel Merkez Yönetim Kurulu’nun yapması gereken, sınıf örgütü ve sendika olmasından ötürü, üyesi talep etmeden, hak gaspına uğrayan bir üyeye, doğallığında ve kendiliğinden sahip çıkmasıdır. Direnişin sonlarına doğru, baskılanmayla sahip çıkma zorunda kalmışlardır. Bu da değişik görüşmeler yoluyla olmuştur. Kötü mü olmuştur, tam da olması gereken olmuştur.
10- Eğitim-Sen Eskişehir Şube Yürütmesi’nin yapmadığı imza kampanyasını, Hatice Yüksel, Kamu Emekçileri Cepheli(KEC) arkadaşlarıyla beraber, 24 Nisan’da Eskişehir Adalar bölgesinde stant kurarak yapmış, topladığı 1685 imzayı, 8 Mayıs’ta Eskişehir Valiliği önünde yaptığı basın açıklamasıyla Valiliğe teslim etmiştir. Oysa Şube Başkanı Serkan Demir, yayımladığı yazıda, üyesine sahip çıkmamasını gerekçelendirmek için yine gerçekleri çarpıtarak şöyle demiştir: ‘9 Mayıs tarihinde(9 değil 8 Mayıs’tı) KEC tarafından Valilik önünde yapılan basın açıklamasına şube başkanı Serkan DEMİR katılmıştır.’ Basın açıklamasına, şube yürütmesi’nden sadece şube başkanı Serkan Demir’in katıldığı doğrudur, ancak açıklamayı KEC’in yaptığı yalandır. Basın açıklaması metnini Hatice Yüksel okumuş, altına da kendi ismini yazmıştır. Basın açıklamasında: ‘Basın açıklamasına katılmak suç değildir, işimi ve öğrencilerimi istiyorum’ yazılı pankart açılmış, pankartın altında herhangi bir imzaya yer verilmemiştir. Bu pankart, imza standı süresince de kullanılmıştır. İlerleyen süreçte, çadır direnişinin başlamasıyla bu pankartın altına, Hatice Yüksel kendi ismini yazmıştır. Şube başkanı, ‘basın açıklamasını KEC yaptı’ yalanına sığınarak; Hatice Yüksel KEC’li olduğu için, yürütme olarak sahip çıkmadıkları gerçeğini gizlemeye çalışıyor. Valilik önünde yapılan bu basın açıklamasından şube yürütmesi haberdar edilmesine rağmen, üyelere mesaj çekilmemiştir. Daha sonra şube yönetimine: ‘Neden üyeleri haberdar etmediniz, mesaj çekmediniz?’ diye sorulduğunda ise şube başkanı: ‘Eylem kararı bize ait olmadığı için mesaj çekmedik’ cevabını vermiştir. Eğitim-Sen Eskişehir Şube Yürütmesi’nin alana çıkarak yapmadığı basın açıklamasını, Hatice Öğretmen KEC’li arkadaşlarıyla beraber kurumları gezerek, stantta halka çağrıda bulunarak, el ilanı dağıtarak, açığa alınmasından ancak bir ay sonra yapabilmiştir. Şube yürütmesi ise sendika üyelerine, basın açıklamasına katılım sağlanması çağrısında bulunmayarak, üyelerin desteğini bile Hatice öğretmenden sakınmışlardır. Şube yürütmesinin bu tutumuna karşın, gerek Eğitim-Sen üyeleri, gerekse de diğer illerdeki Eğitim-Sen üyeleri, Hatice öğretmene sahip çıkmış, onu mücadelesinde yalnız bırakmamışlardır.
11- 8 Mayıs’ta yapılan basın açıklamasının ardından, Mayıs ayı aylık Olağan Şube Meclisi toplantısı yapılmış, Hatice Yüksel, Meclis toplantısına katılarak, şube ve genel merkez yürütmelerinin kendisi hakkındaki tutumunu eleştirmiş, ‘mücadelesine çadır direnişiyle devam edeceğini’ söylemiştir. Şube yürütmesinin, ‘kendisiyle ilgili ne yapmayı düşündüklerini’ sormuştur. Bunun üzerine yürütme: ‘Bize, kararlarınızı dayatamazsınız’ deyince, ‘çadır direnişi de dahil, şimdiye kadar sunduğumuz tüm önerilerimizi geri çekiyoruz. Şube yürütmesi, Hatice öğretmenle ilgili bir öneri ortaya koysun, meclis onu görüşsün ve kararlaştırsın’ denmiştir. Bunun üzerine yürütme, yine hiçbir eylem önerisinde bulunmadığı gibi, şube başkanı Serkan Demir; ‘size önerimiz, arkadaşınızı tehlikeye atmayın’ cevabını vermiştir. Şube başkanı, mücadelede bedel ödemeyi göze alamadığı için, başkalarının da göze alamayacağını düşünüyor. Bir eğitim emekçisinin uğradığı haksızlık karşısında, fiili olarak mücadele etmesini, ‘kendisini tehlikeye atmak’ olarak değerlendiriyor. Mücadeleye böyle bakan şube başkanından, eğitim emekçilerinin mücadelesinde önderlik yapması nasıl beklenebilir? Şube başkanı, söylediği sözle, düzenin dilini nasıl da içselleştirdiğini gösteriyor bizlere. Hatice öğretmen, kendisi düşünmüyor, kendisi karar vermiyor; arkadaşları onu tehlikeye atıyor. Yapılanlar, Hatice öğretmenin kararı değil de başkalarının kararıymış gibi, tam da düzenin diliyle konuşuyor. Düzenden beslenen, düzenin diliyle konuşur. Emek mücadelesinden kopmuş bu bakış, bu dil, tabii ki Hatice öğretmene de, emek mücadelesine de önderlik yapamaz.
12- Şube başkanı Serkan Demir’in önerisine rağmen Hatice Yüksel, 27 Mayıs’ta Eskişehir Adalar bölgesinde çadır kurarak, mücadelesini çadır direnişiyle sürdürmüştür.
13- 11 Haziran’da gözaltına alındığı olayla ilgili dava görülmeden bir gün önce şube başkanı Serkan Demir ve Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Hatice öğretmeni telefonla arayarak, ‘mahkeme önünde KEC pankart açmasın, biz açalım’ pazarlığı yapmışlardır. Hatice öğretmen de kendilerine: ‘Açığa alındığım 8 Nisan’dan 11 Haziran’a kadar geçen yaklaşık iki aylık sürede her zaman yanımda olup, beni mücadelemde yalnız bırakmayan arkadaşlarımdan bunu isteyemem. Bu, emeğe saygısızlık olur. Sendikam bana sahip çıkar, mahkememe katılıp açıklama yaparsa da memnun kalırım’ demiştir. Kamuran Karaca: ‘ Bu ilk mahkeme, hemen karar vermez. Sonraki mahkemelerde geliriz’ diyerek, olayı ne kadar ciddiyetten uzak ele aldığını göstermiştir. 11 Haziran’a kadar geçen 63 gün boyunca, Hatice öğretmenle ilgili yapılan tüm eylem ve etkinliklere gözünü kulağını kapayan şube yürütmesi ise nihayet 11 Haziran’da sendika üyelerine mesaj çekerek, Hatice öğretmenin mahkemesine katılım çağrısında bulunmuştur. Tabii ki onları bu inadından vazgeçiren, üyelerin ve kamuoyunun baskısı olmuştur. Mahkemeye, şube yürütmesinden üç kişi katılmış, mahkeme önünde Eğitim-Sen adına herhangi bir basın açıklaması yapılmamıştır. Türkiye’nin dört bir tarafından gelen KEC’li kamu emekçileri ise mahkeme önünde kendi pankartlarıyla açıklamalarını yapmışlardır.
(Eğitim-Sen genel başkanı ve şube başkanının mahkeme önünde basın açıklaması yapmasında herhangi bir engel yoktu. Asıl engel, bu iki başkanda ve yönetim kurulu üyelerinin anlayışlarındadır. KEC’ in basın açıklaması yapması, sayın genel başkan ve sayın şube başkanında neden rahatsızlık yaratmıştır. Kendileri de KEC’in açıklamasından sonra basın açıklaması yapabilirlerdi. KEC pankartı arkasında basın açıklamasına katılanlar, Eğitim-Sen’in yaptığı açıklamaya katılırlardı. Hem de pazarlık yapmadan. İktidarın, KEC üzerinden rahatsızlık duyması normaldir ama Eskişehir şube ve genel merkez yürütme kurulu üyelerinin rahatsızlık duymasının hiçbir açıklaması olamaz. KEC üzerinden Eskişehir şube ve genel merkez yürütme kurullarının hassasiyetlerini nedeni nedir? KEC’li olanlar, sizin sendikalarınızın üyeleri değil mi? Siz ‘yok’ deyince yok mu olacak? Görmezden gelmeniz için gözlerinizi kapatın bizce. Zaten ülkede yaşanan birçok olaya, saldırıya, hak gaspına, üyelerinizin yaşadığı koşullara ve taleplerine gözleriniz kapalı. KEC’in, gözünüzdeki örtüyü kaldırmasından, gerçeklerle yüzleştirmesinden mi korktuğunuz içindir bunların nedeni?)
14- Üyelerinin ve kamuoyunun baskısına daha fazla karşı koyamayan Eğitim-Sen Eskişehir Şube Yürütmesi, okulların kapandığı, karnelerin dağıtıldığı 12 Haziran’da, tam 64 gün sonra üyelere çağrıda bulunarak, Hatice öğretmeni çadırında ziyaret edip, nihayet konuyla ilgili alanda basın açıklaması yapabilmiştir. Hemen ertesi gün, 13 Haziran’da ise Şube Temsilciler Meclisi toplantısında, üyelerin önerisiyle, Hatice Yüksel ve Nuriye Gülmen için dayanışma fonu oluşturulmuştur. Daha önce ‘bu şube meclisinde karar marar alınamaz’ dedikleri meclisten, istenirse nasıl karar çıkabildiğine de şahit olduk.
15- 16 Haziran’da ise Hatice öğretmen, süresiz açlık grevine başlamış, mücadelesini bir üst boyuta taşımıştır.
16- Üyelerinin ve kamuoyunun baskısı karşısında, Eğitim-Sen Genel Merkez Yürütme Kurulu da daha fazla duramamış, 23 Haziran’da Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü’yle ve Eskişehir Valisi’yle yaptığı görüşmelerin ardından, Hatice öğretmeni çadırında ziyaret etmiş, basın açıklaması yapmışlardır.
17- Hatice öğretmenin direnişteki ısrarı, sendika yöneticilerini bir şeyler yapmak zorunda bırakırken, Eskişehir Valisi’ne de geri adım attırmıştır. 26 Haziran’da Hatice öğretmene ‘görevine iade edildiği’ yazısı tebliğ edilmiş, 27 Haziran’da da Hatice öğretmen, okulunda görevine başlayarak direnişini zaferle sonlandırmıştır.
18- Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı, yukarıda bahsi geçen açıklamasında şöyle demiş: ‘Şubemizin düzenlediği eylemler sırasında, Nuriye GÜLMEN hakkında bir imza kampanyası için imza toplandığı ve metnin altında KEC yazmadığı için üyelerimiz arasında bu kampanyanın Eğitim-Sen tarafından yapıldığı yanılgısının oluştuğu görülmüştür. İnsanlar imzalasın diye ‘sendika ile beraber hareket ediyoruz’, ‘sendikanın haberi var’ denildiği tespit edilmiştir. Yürütme kurulumuz tarafından bu durumu eleştirilmiş ve deşifre edilmiştir.’ Şube başkanına soruyoruz: Nuriye Gülmen, Eğitim-Sen üyesi değil mi? Hakkında açılan yersiz soruşturmaların ve işyerinde kendisine yapılan baskıların son bulması için Eğitim-Sen’in bir eylemi sırasında imza toplamasında nasıl bir sakınca olabilir? Başkanı olduğun sendikanın üyesi olan Nuriye Gülmen’e, yaşadığı mağduriyette yardımcı olman gerekirken, imza toplamasına engel olmanın anlamı nedir? İmza metninin altında KEC yazmadığı gibi, Eğitim-Sen de yazmıyordu. İmza metninin altına, imza atan kişiler ismini, mesleğini yazıp imzasını atarlar. İmza metninin altına herhangi bir isim yazılması gerektiği zorunluluğunu da senden duyuyoruz. Nuriye Gülmen’in işyerinden, KEC’li olmayan, Eğitim-Sen’li arkadaşları, onunla dayanışmak için imza toplarken ‘sendikanın haberi var’ demesinde nasıl bir sakınca görüyorsun? Nuriye Gülmen’in uğradığı baskı ve sindirme politikalarından, sendikanın haberdar olduğu yalan mı? Osman Gazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisi iken, devrimci kişiliğinden ve siyasi nedenlerle Nuriye Gülmen’in işine son verildiğini, ilerleyen süreçte birlikte yaşayıp görmedik mi? Nuriye Gülmen’in, kendisini bekleyen tehlikeyi önceden görerek harekete geçmesi mi yanlış; yoksa şube yürütmesinin tehlikeyi göremeyip Nuriye Gülmen’le ilgili eylem ve etkinliklere son vermesi mi yanlış? Sayın şube başkanı; sen hiç, işinden atılma tehlikesi yaşadın mı? İşini, mesleğini hiç kaybettin mi? İşinden atılırken bir de yüz bin lira gibi bir borcun altına sokuldun mu? Nuriye Gülmen için ileri-geri konuşacağına, üyene sahip çık, mücadelesine omuz ver. Çünkü onun mücadelesi, tüm bilim emekçilerinin mücadelesidir. Nuriye Gülmen işine döndüğünde, tüm bilim emekçileri kazanmış olacak. Eğitim ve bilim emekçilerinin mücadelesine katkıda bulunmak, şube başkanı olarak önderlik yapmak istiyorsan, Hatice Yüksel’in mücadelesinde kaçırdığın fırsatı, Nuriye Gülmen’in işine geri dönmesi mücadelesinde yakalayabilirsin. Böylece, eğitim ve bilim emekçilerinin mücadelesine ivme kazandırmış, büyük bir katkıda bulunmuş olursun.
Kamu Emekçileri Cephesi