4
KESK(Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), 27 Mayıs günü yaptığı basın toplantısı ile ‘Genel Seçimlerde Taraf’ olduğunu belirtti. Yine kendilerine ‘KESK’li Kadınlar’ diyen bir grup da seçimler ile ilgili basın toplantısı yaptı. İki açıklamanın da gerek diline, gerekse de taleplerine baktığımızda, KESK’e hakim olan siyasi anlayışa oy istendiği açıkça belli olmaktadır. Yapılan açıklamaları elbette ki tek başına yapılmış açıklamalar olarak değerlendirmiyoruz. Bu açıklamalar, KESK’in getirildiği noktanın bir sonucudur sadece.
KESK’e hakim anlayış, kendi siyasetlerinin çürümüşlüklerini, teslim olmuşluklarını, uzlaşmacılıklarını, KESK’e de sirayet ettirmiştir. Ve gelinen noktada da kamu emekçilerinin sorunlarına sahip çıkmaktan uzak, üyelerinin taleplerini “kaale almayan”, işten atılan-açığa alınan üyeleri için açıklama dahi yapma gereği duymayan bir “sendikacılık” çıkmıştır ortaya.
KESK, bu noktaya nasıl geldi? Elbette hiçbir şey durup dururken olmaz. Diyalektiğin kanunudur bu. Her şey birbirine bağlıdır. İşte KESK’in geldiği nokta da birbirine bağlı olan süreçlerin sonucudur.
KESK İstanbul Şubeler Platformu da ‘Fetih Şöleni’ için İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen yazı ile öğretmen ve öğrencilerin şenliğe katılmasının istenmesi nedeniyle, ‘öğrencilerin seçim propagandasına alet edilmesine, seçim malzemesi yapılmasına’ karşı eylem çağrısı yaptı. Bir yandan ‘öğrencilerin seçim malzemesi yapılmasını protesto eden’ KESK, diğer yanda ise üyelerinin ‘seçimlerde taraf olmasını isteyen’; yani üyelerini ‘seçim malzemesi’ yapan KESK.
Elbette, genel başkanı ‘Akil Adam’ olan KESK’ ten, başka türlü bir açıklama beklemek, en hafif deyimle saflık olurdu.
KESK’in yaptığı açıklamanın maddelerine baktığımızda, emekçilerin sorunlarıyla ilgili-ilgisiz birçok talep var. Ancak bu talepler için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini anlatan tek cümle yok. Ya da mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan tek bir cümle dahi yok. Emekçilerin sorunları sadece talep edilmiş. Çözüm olarak da sandık ve meclis gösterilmiş. Adı sendika olan ve misyonu, ‘emekçilerin hakları için mücadele etmek’ olan bir örgüt, neden seçimler ile ilgili açıklama yapar ve neden seçim barajının kaldırılmasını ister?
Emperyalist politikalar sonucu Yunanistan’da halk ayaklanmış ve oluşan tepkilerin, emperyalizmin işine gelmeyecek bir şekilde sonuçlanmasını engellemek için SYRİZA oluşumu, halkların önüne ‘umut’ olarak konmuştur. Sandık ve meclis, halkların kurtuluşu olarak gösterilmiştir. Aynı şey, şimdi de bize yaşatılmak isteniyor.
KESK, SEÇİMLERLE UĞRAŞMAK YERİNE,
İŞTEN ATILAN ÜYELERİNE SAHİP ÇIKMALIDIR!
İngilizce öğretmeni Hatice Yüksel, katıldığı basın açıklaması bahane edilerek, 8 Nisan tarihinde, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’nın talimatı ile açığa alındı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Nuriye Gülmen de katıldığı eylemlerden kaynaklı işinden ve öğrencilikten atıldı. İkisi de Eğitim-Sen üyesi öğretmenlerdi… Ancak seçimler için basın toplantısı yapma ihtiyacı duyan KESK, işten atılan üyeleri için, bırakın eylem yapmayı, yazılı bir açıklama dahi yapma gereği duymadı. Üyelerini sahiplenmedi. Aksine, açığa alındığı için maaşının 1/3’ü kesilen Hatice Yüksel’in kesilen maaşını ödemeyi reddetti. Eğitim-Sen’in tüzüğünün, sendikanın çalışma konuları başlıklı üçüncü maddesine göre;
‘o) Demokratik ve meşru haklar kullanılırken zarara uğramış üyelerimize yardım amacıyla dayanışma ve grev fonu oluşturur. Sendika ödentilerinden bu fon için {a06f00d528d59e73b5597ce07b7b52e4e4ea9c53a9410a7596a203d8ddc28c5c} 5 pay ayrılır. Demokratik ve meşru haklar kullanılırken zarara uğramış üyelerinin maddi hak kayıplarını karşılar.’
Tüzükte böyle bir madde olmasına rağmen dayanışma örneğini, Hatice Yüksel nezdinde göremedik. Gerek Eskişehir Eğitim-Sen, gerekse de Eğitim-Sen genel merkez, açığa alınan öğretmen Hatice Yüksel ve okuldan atılan Nuriye Gülmen’e sahip çıkmadılar. Gerekçe olarak da Hatice Yüksel’in gözaltına alındığı eylemin sendikayla ilgili bir eylem ya da basın açıklaması olmaması gösterildi. Yani demokratik hakkını kullanmak, anayasada bile hak olarak belirtilen bir basın açıklamasına katılmak, aynı zamanda demokratik kitle örgütü olan Eğitim-Sen’i ilgilendirmemiştir. Demokratik kitle örgütünün sorumluluğunu dahi yerine getirmemiştir Eğitim-Sen. İşte size ‘sınıf sendikacılığı’! Kendi üyesine sahip çıkmayan bir sendika, nasıl olacak da kamu emekçilerinin haklarına sahip çıkacak? Nasıl olacak da egemenlere karşı mücadeleyi örgütleyecek?
Tabi KESK’in getirildiği noktada, böyle bir iddiası da iradesi de yoktur. Tek gündemleri; seçimlerdir. Devrimci kamu emekçileri, ‘kırmızı çizgi’ söylemleri ile sendika yönetimlerinden tasfiye edilmiştir. Ancak ‘kırmızı çizgi’ konulan, devrimci kamu emekçileri değil, devrimci sendikacılıktır. KESK, devrimci-militan bir sendikacılık ile arasına kırmızı çizgi çekmiştir.
Ancak hayat devam etmekte ve iki sınıfın amansız mücadelesi de sürmektedir. Bu mücadele, Hatice Yüksel ve Nuriye Gülmen’in direnişlerinde karşılığını bulmaktadır. Başta Eğitim-Sen olmak üzere bağlı bulunduğu KESK’in, Hatice Yüksel ve Nuriye Gülmen’e sahip çıkmamaları, onları faşizmin saldırılarına karşı yalnız bırakmaları, emekçiler tarafından unutulmayacaktır. Üyelerine sahip çıkmaları, sendikaların birinci görevidir. Eğitim-Sen’i görevini yapmaya çağırıyoruz.
Hatice Yüksel, 8 Nisan günü açığa alındıktan sonra başlattığı eylemlerine devam ediyor. Açtığı imza masasıyla, Valilik önünde yaptığı eylemle başlayan mücadelesi mücadelesi, 27 Mayıs itibariyle çadır direnişi şeklinde devam etmekte. Gün, Hatice Yüksel’e destek olma, direnişi büyütme ve kazanma günüdür. Direniş, önündeki tüm engelleri, setleri yıkıp geçecektir.
BASIN AÇIKLAMASI SUÇ DEĞİLDİR!
HATİCE YÜKSEL VE NURİYE GÜLMEN İŞE GERİ ALINSIN!
ADALET İSTİYORUZ!
EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ
kamuemekcileri2014@gmail.com