
30 Ağustos 2026 tarihinde Kıbrıs-Girne açıklarında meydana gelen ve çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine, onlarca insanın kaybolmasına neden olan gemi faciası, “kaçınılmaz bir kaza” denilerek geçiştirilemez.
Bir gemi, yüzlerce insanın yaşamını taşıdığı halde denize açılıyor; kısa süre içerisinde su almaya başlıyor, ardından alabora olarak batıyor. İnsanlar yaşamlarını kaybediyor, aileler yakınlarından haber bekliyor. Bugün hâlâ kayıp insanların bulunması için denizin metrelerce derininde arama çalışmaları sürdürülüyor. Bu insanların her biri birer sayı değil; aileleri, sevdikleri, yaşamları, gelecekleri olan insanlardı.
Yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor ki insan yaşamı, kâr hesabının arkasına itildiğinde sonuç ölüm oluyor.
Eğer bir geminin geçmişte kaza geçirdiği, onarım gördüğü, teknik yeterliliği ve sefere elverişliliği konusunda soru işaretleri bulunduğu halde yüzlerce insanla denize açılmasına izin veriliyorsa; eğer geminin su aldığına ilişkin uyarılar yapılmasına rağmen sefer sürdürülüyorsa; burada yalnızca denizin, dalganın veya hava koşullarının konuşulması kabul edilemez. Asıl sorulması gereken soru, peşine düşülmesi gereken hakikat, insanların yaşamını tehlikeye atan kararların kimler tarafından ve hangi gerekçelerle alındığıdır.
Bir geminin sefere çıkabilmesi için kâğıt üzerinde verilen izinler, düzenlenen belgeler ve yapılan denetimler insanların yaşamını korumuyorsa, o belgelerin hiçbir anlamı yoktur. Denetim, şirketlerin ticari faaliyetlerinin önünü açmak için değil, insanların yaşam hakkını güvence altına almak için vardır.
Yüzlerce insanın hayatının söz konusu olduğu bir taşımacılık faaliyetinde “daha fazla sefer, daha fazla yolcu, daha fazla kazanç” anlayışı yaşam hakkının önüne geçirilemez. İnsanların can güvenliğinden tasarruf edilemez. Bakımdan, teknik güvenlikten, personelden, gerekli önlemlerden ve güvenlik prosedürlerinden tasarruf edilemez.
Bu nedenle bu facianın bütün sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Geminin geçmişi, bakım ve onarım süreçleri, teknik kontrolleri, sefere elverişlilik belgeleri, denetimleri, sefer kararları, hava ve deniz koşulları karşısında alınan kararlar bütün yönleriyle bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalıdır. “Kaza” denilerek hiçbir sorumluluğun üzeri örtülmemelidir.
Şirket yetkililerinden denetim yapan kamu görevlilerine, geminin sefere çıkmasına onay verenlerden güvenlik uyarılarını dikkate almayanlara kadar, ihmali, kusuru veya sorumluluğu bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Tutuklama ya da soruşturma görüntüsüyle yetinmiyoruz. Gerçeklerin açığa çıkarılmasını istiyoruz. Çorlu’da, Soma’da, Ermenek’te olduğu gibi sorumluluğun en alt düzeydeki birkaç çalışanın üzerine yıkılarak asıl sorumluların korunmasına izin verilmemelidir. Bu facianın arkasındaki ticari ilişkiler, denetim mekanizmaları ve karar zinciri bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmalı, silsile yoluyla yargılamalar yapılmalıdır.
Bizler biliyoruz ki yaşam hakkı hiçbir şirketin kârından, hiçbir patronun ticari çıkarından, hiçbir bürokratın koltuğundan ve hiçbir kurumun itibarından daha değersiz değildir.
Kaybedilen insanların hesabını sormak, geride kalanların acısını paylaşmanın ötesinde bir sorumluluktur. Çünkü bugün susulursa, yarın başka insanların yaşamı aynı kâr hırsına kurban edilebilir.
Ölenlerin ve kayıpların hesabını soruyoruz.
Gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
İhmali ve kusuru bulunan herkesin yargılanmasını, sorumluların korunmamasını istiyoruz.
Denetim görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin de hesap vermesini istiyoruz.
Şirketlerin kârı için insan yaşamının hiçe sayılmasına son verilmesini istiyoruz.
Ve en önemlisi, yaşam hakkının pazarlık konusu olmadığı bir düzen istiyoruz.
Bu facianın üzeri hiçbir belgeyle, hiçbir bürokratik işlemle, hiçbir “kaza” açıklamasıyla örtülemez.
Kaybettiklerimizin hesabını soracağız.
Yaşam hakkımız için,
Adalet için,
Gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz.
TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER MERKEZİ/BÜLTENİ