Home ankaraKamu Emekçileri Cephesi adım adım Ankara’ya yürüdü

Kamu Emekçileri Cephesi adım adım Ankara’ya yürüdü

by halkinkutuphanesi
0 comments
GASP EDİLEN HAKLARIMIZI ALMAK, GELECEĞİMİZİ KAZANMAK İÇİN BİRLEŞELİM, DİRENELİM, SAVAŞALIM!
Kamu Emekçileri Cephesi olarak adım adım Ankara’ya yürüdük
Bedel ödemeyi göze alarak yürüdük.
Belki iki elin iki parmakları kadardık, ama binler adına yürüyorduk.
Hep ileriye bakarak yürüdük…
Bugün attığımız küçük adımların yarın nasıl patlamalara dönüşeceğinin bilincinde olarak attık adımlarımızı…  Attığımız her adımda bedel ödedik. Gözaltına alındık, kafamız patladı, ağza alınmayacak küfürler yedik ama vazgeçmedik… Gözaltından çıkar çıkmaz yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam ettik. Doğru ve haklı bir düşüncenin sesini duyurmak için yürüdüğümüzü biliyorduk… Amacımız bu sesi binlerce kamu emekçisine ulaştırmaktı… Bugün iki elin parmaklarını geçmesek de yarın binler olacağımızı biliyorduk. Nasıl ‘90’larda Elmaslar, Satılar, Arifler adım adım binlerce kamu emekçisini iş yerlerinden çıkartıp meydanlara, sokaklara döktülerse biz de yapabiliriz diye yola çıktık… Biliyoruz ki tarih bizden yana, haklılık bizden yana, bilim bizden yana… Tarihten, haklılığımızdan bilimden aldığımız güçle şunu bir kez daha açıkça söylüyoruz; tek başımıza kalsak da direnmeye devam edeceğiz… Atomlarımıza kadar parçalansak da asla teslim olmayacağız… İşte Kamu Emekçileri Cephesi olarak bu inanç, bu kararlılık ve bu cüretle yürüdük Ankara’ya…
Demokratik Mücadele Devrim İçin Mücadeledir

“Bizim gibi ülkelerde, demokratik mücadele devrimci mücadeleyi içermek zorundadır. Bir sorunlar ve çelişkiler yumağı olan ülkemizde, çelişkilerin keskinleştiği ve çatışmaların açıktan savaş biçimine dönüştüğü bir ortamda, bu alanı devrimci çalışmadan soyutlayarak ele almak, sınıf mücadelesi gerçeğine göz yummaktır.” Kamu Emekçileri Cephesi demokratik mücadeleyi hiçbir zaman devrim mücadelesinden ayrı ele almamıştır… Attığımız her adımın, yaptığımız her eylemin özünde devrim iddiamız vardı. Bu iddiamız bizi reformizmden, oportünizmden ayıran temel yandır. Kamu emekçilerinin mücadelesinde bir dönüm noktası olan 90’lı yıllarda “Sadaka Değil; Emeğimizin Karşılığını İstiyoruz” diye başlayan, sonra grevli toplu sözleşmeli sendika istemesine  dönüşen eylemlerin özünde de aynı bakış açısı vardır. O gün de aynı bugün gibi devrimci memurlar her türlü bedel ödemeyi göze alarak eylemlere başlamışlar ve fiili olarak sendikaları kazanmışlardı. O gün reformistler ise, her zamanki tarihsel misyonlarını oynayarak sessiz sakin bir şekilde bekliyorlar, devrimci memurların eylemlerini küçümsüyorlardı ve dudak büküyorlardı. Bugün de Kamu Emekçileri Cephesi OHAL tarafından gasp edilen haklarını geri istemek için adım adım Ankara’ya yürürken reformistler, oportünistler, Kürt milliyetçileri, yani hepsinin içinde olduğu KESK uyku halindedir… İşten el çektirilen on binlerce kamu emekçilerinin  neredeyse tamamına yakını kendi üyeleri olmasına rağmen uyumaya devam ediyorlar… OHAL uygulamaları altında geçen süreci basın açıklamaları ile “sessiz sedasız” bir şekilde atlatmaya çalışıyorlar. Zaman zaman da bir yere koyamayacağımız açıklamalar yapıyorlar.

Bunlardan biri Diyarbakır Eğitim-Sen’lilerden geldi… Eğitim-Sen binasının önünde yapmak istedikleri oturma eylemine polis saldıracağı için Eğitim-Sen binasının içinde oturma eylemi yapma kararı aldılar… Peki polis içeri girse ne yapacaksınız?.. Bu düşünce tarzının varacağı yeri öngörmek zor değil…  Açıkça söylemeliyiz bundan sonraki adım hiçbir şey yapmamak teslim olmaktır.
Kamu Emekçileri Cephesi olarak biz bu düşünce ile aramıza barikatlar örmeliyiz.
Ne yapmalıyız?
KESK ile onun yönetimine çöreklenmiş reformist, oportünist, Kürt milliyetçi anlayışla ideolojik mücadeleyi sürdürmeliyiz… Attıkları her adımda karşılarında bizi bulmalılar… KESK’li kamu emekçilerini kandırmalarına, onları onursuz mücadelelerinin bir parçası yapmalarına izin vermemeliyiz. Biz kendi yolumuzda yürümeye devam etmeliyiz… Demokratik mücadelenin, devrim mücadelesinin bir parçası olduğunu aklımızdan çıkartmadan hep yürümeliyiz. Bir adım öne çıkmalıyız.
AKP faşizmine karşı mücadelemizi kesintisiz sürdürmeliyiz. Akla karanın belli olduğu bu dönemde saflaşmayı derinleştirmeli ve tüm kamu emekçilerini örgütlemeyi önümüze hedef olarak koymalıyız… Bu onurlu görev Kamu Emekçileri Cephesi’ne düşmektedir.
Nedir onurlu olmak? İnsanın kendisine karşı duyduğu saygıdır.
Bütün KEC’li emekçiler olarak bu saygıya sahibiz diye düşünüyoruz. Bunu söylerken yüzümüzü tarihimize dönüyoruz… Şehitlerimize dönüyoruz…
Onlar yaptılarsa biz de yapabiliriz diyoruz. Korkmadan onurluca yaşamak ve mücadele etmek istiyoruz. Onurumuzu her gün ezen AKP faşizmine karşı, OHAL uygulamalarına karşı sessiz kalarak kendimize olan saygımızı yitirmek istemiyoruz…
Tüm kamu emekçilerini bizim de yapacak bir şeyimiz vardır diyerek düşünmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.

Devrimci sendikacılar mücadelelerinde tarihten bugüne gelenekler yaratarak gelmişlerdir. Arifler, Satılar, Elmaslar sendikal mücadelede barikatları aşan on binlerin yürüyüşünde elde megafonla önderlik yapan, grev önlükleriyle ilk grevleri yapanlardır. Onlar halkın kurtuluşu için savaşarak zaferi kazanmanın, bu düzeni alaşağı etmenin yolunu gösterdiler. Onlar kamu emekçilerine cesaretleri, inançları ile savaşkanlıklarıyla ihtilalci ruhun, militan sendikacılığın örnekleri oldular. Ve bu mücadele daha birçok militan, ihtilalci sendikacılar çıkartacaktır. Dün ne söylediysek tarihsel süreç onu doğrulamıştır. Bugün de haklılığımıza ve meşruluğumuza güvenerek uzlaşmacılığa karşı radikal mücadeleyle, sendika ağalığına karşı militan sendikacılıkla, yasal partilere karşı halkın savaşçıları olarak yolumuza devam edeceğiz.

KANIMIZ TERİMİZE KARIŞA KARIŞA, ADIM ADIM ANKARA’YA…
Karl Marks’tan öğrenmiştik; tarih, sınıflar mücadelesinin tarihiydi. İlkel Komünal Toplumdan Köleci Topluma, Feodal Toplumdan Kapitalist Topluma ve yaşamakta olduğumuz emperyalist sömürge düzenine kadar, her ne kazandıysak hep mücadeleyle kazanılmıştı. Ve direnmekten başka yolumuz yoktu, direnecektik. Bu tarihsel ve sınıfsal bir sorumluluk olduğu kadar aynı zaman da tek tek hepimiz için bir onur meselesiydi. Çünkü saldırı biz kamu emekçilerineydi. İş güvencemiz ve onurumuz için yola düşme vaktiydi. Darbe girişiminin başladığı gece TRT’den cuntacıların bildirisi okunurken, İstanbul’un bir yoksul mahallesinde Kuruçeşme’de, ayakkabı boyasıyla yazdıkları “Ne Fettullah Ne Tayyip Halkın İktidarını istiyoruz Halk Cephesi’’ pankartıyla, cuntanın sokağa çıkma yasağını tanımayıp, sokağa çıkan gençlere katılarak, nasıl yürüyüşe geçtiysek; şimdi de “OHAL’i tanımıyoruz iş güvencemizi istiyoruz alacağız’’ diyerek yola düşme zamanıydı. Bu kez yolumuz uzundu. İstanbul’dan Ankara’ya kadar adım adım yürüyecektik…
Kartal Meydanı’nda basın açıklamasının ardından yola çıkma niyetindeydik. İşin doğrusu hepimizin beklentisi saldırının hemen orada başlayacağı şeklindeydi. Ama saldırı olmadı. Bir grup arkadaşımız E-5 çevre yoluna ulaşana kadar bizleri marşlarla, sloganlarla uğurladılar. İlk yürüyüş ekibinde iki kişiydik. Yolumuz uzundu, akşam olmadan Gebze’ye ulaşmalıydık. Çok fazla mola vermeden yolumuza devam ediyorduk. Yol boyunca polis de yakın takipteydi. Takip bazen taciz boyutuna ulaşıyordu. Biz de onlar yokmuş gibi hiç umursamadan yolumuza devam ettik.  Akşam saat sekiz gibi Gebze’ye ulaşmıştık.
Gebze’de yürüyüş ekibine oradan bir arkadaş ve Gebze’den katılacak olan üç arkadaş bizi karşılayarak hep beraber bir eve misafir edildik. Konuk olduğumuz aile Bingöl’den göçmüştü.  Onlar da  Anadolu halkımızın tüm misafirperverliğini, sıcaklığını taşıyordu. Aileden ‘80 faşist cunta sürecinde evlerinde aranan bir devrimciyi sakladıkları için evin babasının tutuklandığını ve günlerce işkence gördüğünü öğrendik. Temkinliydiler ama asla korkak ve ürkek değildiler. Bizleri de bir dostumuzun referansıyla kabul etmişlerdi, bunu da açıkça ifade edecek kadar açık sözlüydüler.  Geç saatlere kadar sohbet ettik.  Arkadaşların birinci günün günlüğünü yazmasının ardından istirahate çekildik…
Dövizlerimiz, Sloganlarımız, Ajitasyonlarımız Hatta Önlüklerimiz Halkın İlgisini Çekiyor, Meraklı Gözlerle Bizi İzliyorlardı
Sabah planladığımız saatte kalktık. Akşamdan döviz yazmak için hazırladığımız malzemelere dövizlerimizi yazıp kahvaltımızı yaptıktan sonra, Gebze çarşı içinden dövizlerimizle ajitasyon ve sloganlarımızla E-5’e doğru yürüyüşümüzü sürdürdük. Polis yine her adımda peşimizdeydi ama herhangi bir müdahalede bulunmadı. Dövizlerimiz, sloganlarımız, ajitasyonlarımız hatta önlüklerimiz halkın ilgisini çekiyor meraklı gözlerle bizi izliyorlardı. Yalnızca bir kişinin sataşması olmuştu. Onun dışında yürüyüşümüzün Gebze bölümünü çok olumlu bir şekilde tamamlamıştık. Gebze çıkışından sonra yürüyüşümüze E-5 yolundan Kocaeli istikametine doğru yine değişen polis ekipleri ve araçlarının takip ve tacizi eşliğinde devam ettik.
İki gündür yollardaydık ve bir polis saldırısına uğramamıştık. Sanki fırtına öncesi sessizliği yaşıyorduk. Yanlış anımsamıyorsam Dilovası’ndan geçerken bir vatandaş yolumuzu kesti ve “iş güvenceniz için mi yürüyorsunuz” diye sordu. Doğrudan iş güvenceniz için mi yürüyorsunuz sorusu bana şüpheli gelmişti. Sonra gözüm bir kaç metre ilerdeki park halinde bulunan araca ilişti. Anladık ki bunlar polisti. Polisin uzattığı eli havada bırakarak yürüyüşe devam ettik. Kocaeli girişinde bir benzin istasyonun da bekleyen arkadaşlara ulaştık. Gece bizi misafir edecek olan arkadaş da gelmişti. Biraz dinlenip, ihtiyaç giderip Kocaeli içerisine doğru yola devam etmek istiyorduk. Bir anda 5-6 ekip otosu çevremizi kuşattı. Amirleri geldi. Yarın basın açıklaması OHAL yasasına göre bu tür faaliyetler yasaklandığı için basın açıklaması yapamayacağımızı söyledi. Arkadaşların her biri basın açıklamasını yapacağımızı ifade etti.  Polis bir arkadaşı “yürüyemezsiniz” diyerek engellemeye çalışıyordu. Programımız gereği “saat sekize kadar yürüyeceğiz” diyerek yola devam ettik. Polisin yakın takip ve tacizi eşliğinde saat sekize kadar yürüyüşü sürdürdük. Saat sekizde yürüyüşü iradi olarak sonlandırdık. Arkadaşlar ve bizi misafir edecek olan arkadaş da araçla gelerek bizi konaklayacağımız eve götürdüler. İlerleyen saatlerde iki arkadaşımız daha yürüyüş ekibimize katıldı. Bonyo, yemek vs. ihtiyaçlarımızı giderdik. Ertesi günün programını hazırladık ve istirahate çekildik.
Sabah planlanan saatte kalktık. Birlikte kahvaltı sofrasını hazırladık, bu arada bir arkadaşımız önceki günün günlüğünü yazdı. Hep birlikte yapılan keyifli bir kahvaltının ardından yola çıktık. Ben ve iki arkadaş basın açıklamasını yapacaktık. Saldırı olmasa açıklamanın ardından yürüyüş ekibine katılacaktık. Açıklamayı yapacağımız alana geldik. Polis çoktan gelmiş yerleşmişti. Açıklama yapılacak yer konusunda küçük bir tereddütten sonra açıklamayı yapmak üzere önlüklerimizi giydik. Diğer iki arkadaş pankartı açarken ben olabildiğince yüksek sesle yürüyüşümüzün amacı üzerine ajitasyon çekiyordum. Bu arada polis amiri iyice yaklaşmış OHAL yasasını, yaptığımızın suç olduğunu vs. okuyup duruyordu. Dikkatimi dağıtmaya ajitasyonu bölmeye çalışıyordu. Ben okuduklarına hiç kulak asmadan kesintisiz ajitasyona devam ediyordum. Amir sesini yükselterek yine OHAL’den bahsetmeye devam ediyordu. Bir an durakladım. Bu arada diğer arkadaşlar da ajitasyona devam ediyordu. Sesini yükselten amirin gözünün içine bakarak, “Biz sizin önceki halinizi de, şimdiki halinizi de OHAL’inizi de tanımıyoruz” dedim.
Ve bir anda müdahale başlamıştı. Artık ajitasyonların yerini sloganlar almıştı. Her birimize onlarca polis saldırdı. Gücümüzün son damlasına kadar direniyorduk. Artık o hengamenin içinde diğer arkadaşlarımı göremiyordum. Sonunda sürükleyerek yaka paça arabaya bindirdiler. Araç içinde de saldırı devam ediyordu. Kime hizmet ettiklerini, acizliklerini yüzlerine vurdukça daha da saldırganlaşıyorlardı. Ellerim kelepçeli olduğu halde birkaç polis ellerimi ayaklarımı baskıda tutarken, bu korumasızlık durumundan faydalanan zavallılar, sürekli yumruk atıyorlardı. En son bir polisin başıma telsizle vurduğunu hatırlıyorum. Sonrasında bir süre kısmi bilinç kaybı yaşadım. Hastaneye getirdiklerinde üstüm kan içinde kalmıştı. Başımda bulunan yaraya dört tane dikiş atılmıştı. Tomografiden sonra bir saate yakın hastanede tuttular, daha sonra emniyete götürüldük. Bütün bunları yaşarken içimizde bir huzur vardı. Bizden sonraki yürüyüş ekibinin Bursa’ya doğru yürüyüşe devam ettiğini biliyorduk. Bir kaç saat sonra Kocaeli ÇHD’den bir avukatla görüştük. Avukat parmak izi alıp bırakacaklar, dedi ve onu uğurladık.
Akşam saatlerinde savcılık talimatıyla hastaneden serbest bırakıldık. Birimizin gömleği yırtık, birimizin başı sargılı üstü kan revan şekilde hemen terminale gittik, yürüyen arkadaşlarımıza bir an evvel kavuşma düşüncesindeydik. Biletlerimizi aldık, bir de benim için bir tişört aldıktan sonra birer çorba içip saati geldiğinde otobüse bindik. Otobüs hareket edene kadar polis hep çevremizdeydi. Bursa terminaline ulaştığımızda bizi karşılayan arkadaştan yürüyüş ekibimizin Bursa girişinde gözaltına alındıklarını öğrendik.
Dışardan Bakıldığında; İki Kişinin Bile Faşizme Ne Kadar Büyük Bir Korku Saldığını Daha Net Bir Şekilde Gösteriyordu
Heyecanımızın yerini keder almıştı ve aynı duyguyu ilerleyen süreçte birkaç kez daha yaşayacaktık. Bu duygularla misafir olacağımız eve geldik. Ev ahalisi, abi ve abla bizi güler yüzle karşıladı. Yemeğimizi yedik, çaylarımızı içtik, yürüyüşümüzle ilgili ertesi günün programını yaptık. Günlük temizlikten sonra yatma saatine kadar gündeme ilişkin sohbetimizi de yaptıktan sonra uyumak üzere odalarımıza çekildik. Sabah kalktık kahvaltıdan sonra Bursa Merkezde yürüyüşe destek açıklaması yapacak olan arkadaşları izlemek üzere kent meydanına indik. Açıklamaya Bursa’dan katılacak olan abi ve medyadan yürüyüşümüzü takip eden, saldırı haberlerini gördüğünde  “işin bir ucundan tutayım” diyerek kalkıp Bursa’ya gelen genç arkadaşımızla bir kafede bir süre sohbetten sonra açıklamaya katılmak üzere arkadaşlarımızı uğurladık. Genç arkadaşın ilk tecrübeden dolayı heyecanı görülmeye değerdi. Yine de abiyle beraber tereddüt etmeden, geriye dönüp bakmadan ilerliyordu. Açıklamayı yapmak üzere alana çıktılar. Önlüklerini giyip pankartı açmalarıyla birlikte saldırı başladı. Arkadaşlarımız tüm güçleriyle direndiler. Genç arkadaş müdahale başlayınca elinde bulunan açıklama metinlerini kitleye doğru savurmuştu. Bir eylemi dışarıdan izlediğinde, iki kişinin bile faşizme ne kadar büyük bir korku saldığını daha net bir şekilde görebiliyorduk. Arkadaşlar alındıktan sonra eve dönüp ne yapmamız gerektiği üzerine konuştuktan sonra iki grubun gözaltına alınması kamuoyunda yürüyüşün bitmesi gibi anlaşıla bileceğini düşündük ve hemen yeni bir yürüyüş ekibinin Bursa’dan Eskişehir’e doğru yürüyüşe başlamasını kararlaştırdık.
 
Kilometrelerce Yolu Birlikte Yürüdüğümüz Yoldaşlarımıza Karşı Bağlılığımız Vardı
Kocaeli’de gözaltına alınıp bırakılan ekibin tekrar yürüyüşe başlamasını kararlaştırdık. Bu ekip benim de aralarında bulunduğum ekipti. Ancak ısrarlarıma rağmen başımdaki dikişlerin olması nedeniyle beni yürüyüş ekibine almadılar. Yola çıkmalarının ardından fazla geçmeden, Bursa’ya girerken gözaltına alınan arkadaşların serbest bırakıldıkları, bize katılmak üzere yola çıktıkları haberi geldi. Sevinçle onları beklerken bu kez de yola çıkan ekibin Bursa çıkışında gözaltına alındıkları haberi geldi. Faşizmdi bu her şeyi yapabilirdi. Bütün bunları bilmemize rağmen sonuçta bizler insandık. Duygularımız vardı, kilometrelerce birlikte yürüdüğümüz yoldaşlarımıza karşı bağlılığımız vardı. Serbest bırakılan arkadaşlarımızı da buruk bir sevinçle karşıladık. Onlar da haberi almışlar ve aynı hayal kırıklığı ve burukluğu şimdi birlikte yaşıyorduk. Akşam yemeğinin ardından arkadaşlar temizlik ihtiyacını karşıladılar ve arkadaşlarımız gözaltındaydılar, bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Yürüyüşe destek ve katılım için video hazırladık ve yayımladık. Etkili olabileceği düşünülen tanıdıklar arandı. Ve ertesi gün bir yürüyüş ekibinin yola çıkması kararlaştırıldı. Yürüyüş ekibine Bursa’dan bir abimiz gönüllü katılımcıydı. İkinci kişi konusunda genç arkadaşlar istekli ve benim bir gün daha dinlenmem gerektiği fikri ağırlıktaydı. Ama bu ekip arkadaşlarım gözaltına alınmıştı. Ve içimde önleyemediğim bir suçluluk ve yoldaşlarını yarı yolda bırakma hissi vardı. Ve yarın ben yürüyeceğim dedim. Çünkü Cuma günü Ankara’ya girdikten sonra bir davadan adli kontrolüm olduğundan haftada iki imza atmam gerektiğinden en geç Cumartesi Çorum’da olmam gerekiyordu. Bu yürüyüş benim son şansımdı ve gözaltında bulunan ekip arkadaşlarıma karşı sorumluluğum ve görevimdi. O gece yapılacak her yapıldıktan ve yarının programı oluşturulduktan sonra uyumak üzere odalarımıza çekildik.
Bu Eylem Bize Bir Eylemin Yaratacağı Etkinin Katılan Kişi Sayısına Bağlı
Olmadığını Belirleyici Olanın Devrimci Niteliğin, Israr ve Cüretin Olduğunu, Çok Somut Bir Şekilde Ortaya Koymuştur
Perşembe sabahı da planladığımız saatte kalktık. Hep birlikte kahvaltımızı ettik. Birlikte yürüyeceğimiz arkadaşında gelmesiyle yola çıktık öncelikle dün arkadaşlarımızın gözaltına alındığı yere giderek bayrağı devraldık ve Eskişehir il sınırında yürüyüşümüze başladık. Akşam saatlerinde Eskişehir merkeze yakın bir benzin istasyonunda mola verdiğimiz sırada il sınırından itibaren yakın takip ve taciz yapan polis arabaları ve jandarma, istasyonu ablukaya aldı. Polis muhatap olmuyor ama jandarma ihbar olduğu gerekçesi ile GBT için kimliklerimizi istiyordu. Kimliklerimizi vermeden biz onların kimliklerini göstermelerini istedik. Kimliklerini gördükten sonra kimliklerimizi verdik. Bu arada müdahale riskine karşı dinlenirken, çıkarttığımız önlüklerimizi hemen giydik. Ve tesiste bulunan kafede oturan insanların görebileceği şekilde boş alana çıktık. Çünkü alış veriş esnasında neden yürüdüğümüzü çalışanlara anlatmıştık. Otururken de insanların kulak ucuyla bizleri dinlediklerini biliyorduk. Bu nedenle herkesin görebileceği boş alana çıktık. GBT ve araç kontrolü bitmiş, bir suç unsuruna rastlanmadığı söyleyip çıkıp gittiler. Giderken Jandarma bölgesinin beş yüz metre ilerde biteceğini ondan sonra polis bölgesinin başladığını, yürüyüşü oradan başlatmamızı rica ettiler. Ekip arkadaşım da daha merkeze yirmi kilometre var, biraz araçla devam edelim yoksa çok geç kalırız diyordu. O nedenle araca bindik bir süre araçla yol aldıktan sonra araçtan inip yürüyüşe başladık. Bu arada da bizi karşılayacak olan arkadaştan nereye doğru yürümemiz ve nerede bekleyeceğini öğrenmek için telefonda görüştük. Görüşmenin ardından yürüyüşe devam ederken aniden beş altı polis arabası geldi ve yolumuzu kesti. Yaklaşan amirleri OHAL nedeniyle bu tarz eylemlerin yasak olduğunu, önlüklerimizi çıkartırsak istediğimiz yere gidebileceğimizi yoksa alacaklarını söylediler. Biz önlüklerimizi çıkartmayacağımızı ve yürüyüşümüze devam edeceğimizi söyledik. Aralarından geçip yürüyüşe devam etmek isterken saldırı başladı. Bizde var gücümüzle direniyor, bir yandan da slogan atıyorduk. Sonuçta işkenceyle arkadan ters kelepçeleyip sürükleyerek araçlara bindirdiler. Araca bindirildikten sonra boşluktan faydalanarak, güçlükle cebimden telefonu çıkartıp, kendi fotoğrafımı çekip gönderdim. Hatta bir de görüşme yaparak kısaca durumu anlattım. Oradan hastaneye götürdüler, hastane giriş çıkışında ajitasyona devam ettik. Çarşı karakolunun nezaretine koydular. Yemek istemediğimizi bunun bir siyasi tavır olduğunu söylememize rağmen, “biz sizi biliyoruz biz de bunları bırakmak zorundayız” diyerek adeta kameraya göstererek önümüz yiyecek poşetini  bırakıp gittiler. 
Ertesi gün öğleden sonra savcılığa çıkartıldık ve savcı tarafından serbest bırakıldık. Hemen arkadaşlara ulaştık ve iki kadın arkadaşın yürüyüşe destek için il merkezinde açıklama yapmak isterken gözaltına alındıklarını öğrendik. Acele bir yemek yedikten sonra bekleyen arkadaşların yanına gittik. Yürüyüş ekibine Eskişehir’den katılan bir arkadaş ve ilk yürüyüş ekibinde birlikte yürüdüğümüz arkadaş Eskişehir çıkışından Ankara’ya doğru son yürüyüş ekibi olarak yürüyüşe başlayacaklardı. Arkadaşları Ankara il sınırında bırakıp biz araçla bir süre yola devam ettik. Ama mesafe çok açılmıştı, makul bir mesafede uygun bir bekleme yeri bulamamıştık. Saat geç olmuş hava iyice kararmıştı. Endişeleniyorduk o nedenle geri dönüp arkadaşları aldık ve Ankara’ya geldik. Arkadaşlar ben ve bir arkadaşı terminale getirdiler. Orada vedalaşıp ayrıldık.
 Sonuç olarak; OHAL koşullarında anlı şanlı partilerin, binlerce üyesi olan sendikaların sokağa çıkmaya korktuğu bir ortamda, bir hafta boyunca baskılara, defalarca gözaltı saldırısına maruz kalmasına rağmen kanın tere karıştığı, kan ter içinde yapılan çok önemli bir eylemdi.
Daha eylemin üzerinden iki gün geçmeden KESK yönetiminin, radikal eylem kararları almak üzere toplanması bile bu eylemin gücünü ortaya koyuyor
Bu eylem, bize bir eylemin yaratacağı etkinin katılan kişi sayısına bağlı olmadığını, belirleyici olanın devrimci niteliğin, ısrar ve cüretin olduğunu, çok somut bir şekilde ortaya koymuştur.
Bu eylem OHAL yasalarıyla üzerine ölü toprağı örtülmek istenilen genelde tüm halkımızın ve özelde de Kamu emekçilerinin üzerindeki ölü toprağını savurup, ayağa kalkmasında zihin açıcı, yol açıcı, çığır açıcı bir eylem olarak mücadele tarihine geçecek bir eylemdir…
Bu eylemle Kamu Emekçileri Cephesi mücadele tarihine kolay unutulmayacak bir not düşerek tarihsel sorumluluğunu yerine getirmiştir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode