Home açıklamalarKamu Emekçileri Cephesi Açıklaması: KESK 15 Ekim Mitingini Yapmayarak İdeolojik İflasını İlan Etmiştir!

Kamu Emekçileri Cephesi Açıklaması: KESK 15 Ekim Mitingini Yapmayarak İdeolojik İflasını İlan Etmiştir!

by halkinkutuphanesi
0 comments
AKP iktidarı 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirmiş, OHAL’in ilanı sonrası peş peşe çıkardığı Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) on binlerce kamu emekçisini FETÖ bahanesiyle işten atmıştır. Yıllarca kol kola yürüdükleri, halka yönelik saldırıları birlikte planlandıkları Fettullah / Cemaat çetesiyle birbirlerine düşmelerinin bedelini emekçi halka ödetmek isteyen AKP, OHAL’i kamu emekçilerinin iş güvencelerini yok etmenin bir aracı haline getirmiştir.
Darbe girişimi ve OHAL sonrası saldırıların cemaatle sınırlı kalmayacağını; oligarşinin asıl hedefinde devrimci, ilerici halk güçleri ile kendi iktidarlarına muhalif tüm unsurların olduğunu dile getirmiştik.  Nitekim AKP iktidarı öngörümüzü haklı çıkarmış, kendine muhalif olarak gördüğü KESK üyesi binlerce kamu emekçisini açığa almış, işten atmıştır. Saldırılar barış bildirisine imza atan akademisyenlerle başlamış, çoğunluğu Eğitim-sen üyesi onlarca akademisyenin üniversitelerle ilişiği kesilmiştir. Sonrasında sosyal medya paylaşımları, soruşturmalar, davalar vs. gerekçe gösterilerek KESK üyesi kamu emekçilerinin işten atılması hız kesmeden devam etmiştir. Son süreçte görevine son verilen devlet ve vakıf üniversitelerinden muhalif akademisyen sayısı 120’yi aşmıştır. Eylül’ün ilk haftasında ise 9 500’ü Eğitim-sen üyesi 11 300 öğretmen, “terör bağlantısı” iddasıyla bir gecede açığa alınmıştır. Açığa alınanların 4500’ü Diyarbakır, 1100 civarı Mardin, 928’i Hatay, 518’i ise Dersim illerini kapsamaktadır. (Dersim’de 430 öğretmen görevine dönmüş, 85 öğretmen hala açıktadır). KESK’in açıkladığı rakamlara göre; 15 Temmuz’dan bu yana çeşitli bahanelerle işten atılan KESK üye sayısı 250, açığa alınan üye sayısı ise 12 bin civarındadır. Siyasal iktidarın KESK üyesi emekçilere saldırılarının bununla sınırlı kalmayacağı, kamu kurumlarında yeni listelerin hazırlandığı yönünde duyumlar devam etmektedir.
Peki üyelerine yönelik böylesi kapsamlı ve ağır bir saldırıya karşı, 220 bin üyesi bulunan KESK ne yapmıştır? 15 Temmuz darbe girişimi ve 20 Temmuzda ilan edilen OHAL sonrası FETÖ soruşturması kapsamında açığa almalar, ilk etapta KESK üyelerine yönelmemiş; KESK yönetimi de –ciddi bir siyasal öngörüsüzlükle- kendilerinin “şimdilik” güvende olduğunu düşünmüş ve hareketsiz kalmayı tercih etmiştir. AKP’nin darbe girişimi sonrası sadece cemaate odaklanacağı düşünülmüş, eskisi kadar saldırgan hareket etmeyeceği beklentisine girilmiştir. Bu yanılgı reformizmin faşizmi ve devlet aygıtını doğru kavramamasının, ideolojik tercihlerinin bir sonucudur.
Sonrasında saldırılar doğrudan KESK’i hedef alacak şekilde genişlediğinde ve ağırlığı Kürdistan bölgesinden olmak üzere, 9 500’ü Eğitimsen üyesi öğretmen açığa alındığında, KESK yönetimi neye uğradığını şaşırmıştır. Gerek saldırının boyutu, gerekse de işini kaybeden emekçiler başta olmak üzere tabandan gelen tepkiler neticesinde; KESK yönetimi söz söyleme gereği hissetmiş ve acil toplantı çağrısı yapmıştır. Ramazan bayramı tatili sırasında gerçekleştirilen Danışma Meclisi’nde; çadır açma, oturma eylemleri, yürüyüşler, imza stantları, açlık grevleri gibi pek çok eylem biçimi tartışılmış ve geç kalınmadan bu eylemlerin hayata geçirilmesi önerilmiştir. Danışma Meclisi’nde söz alan Kamu Emekçileri Cephesi’nden (KEC) emekçiler; tartışmaların değerli, önerilen eylemlerin önemli olduğunu ancak asıl önemli olanın bu eylemleri hayat geçirecek iradenin gösterilmesi olduğunu ifade etmiştir.
Danışma Meclisi ve KESK Genel Meclisi sonrası KESK MYK, 27 Eylül’de bir eylem takvimi açıklamış ve kamuoyuyla paylaşmıştır. 29 Eylül-15 Ekim tarihlerini kapsayan eylem takviminde imza kampanyası, bilgilendirme stantları, iş yerlerinde bildiri dağıtımları, kitlesel toplantılar, illerde oturma eylemleri önerilmiş; ayrıca 12 Ekim’de üç koldan başlayacak Ankara yürüyüşünün 15 Ekim’de Ankara’da merkezi bir mitingle sonlandırılması hedeflenmiştir.
AYNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ…
Bu süreçte gerek yerellerde, gerekse KESK MYK’nın da katıldığı merkezi toplantılara katılan KEC’li kamu emekçileri; önemli olanın karar almak değil, kararı hayata geçirmek olduğunu ifade etmişlerdir. Oligarşinin OHAL bahanesiyle tüm eylem ve etkinlikleri yasakladığı, saldırıları arttırdığı bir süreçte; imza masası açıp, oturma eylemi yapmanın bile bir bedel gerektirdiği belirtilmiştir. KESK’in uzun süredir bu pratikten uzak olduğu, bedel ödemekten kaçındığı, ilk tehditte geri adım attığı; bu sefer de böyle olduğu takdirde emekçilerin sendikaya hiçbir güveninin kalmayacağı KEC’liler tarafından defalarca dile getirilmiştir.
Her ne kadar eylem takvimini – sadece basın açıklamasından ibaret önceki eylemleri düşündüğümüzde- görece olumlu olarak değerlendirsek de, yine de şüpheyle yaklaştık. Gerek geçmiş deneyimler, gerekse de KESK yönetimine egemen siyasal anlayışlara ilişkin tespitlerimiz; KESK’in bu eylem takvimini hayata geçirme konusunda kararlı davranamayacağını bize gösteriyordu. Çünkü reformizmi ve Kürt milliyetçilerini iyi tanıyorduk; uzlaşmacı-icazetçi çizgilerini biliyorduk. Biliyorduk ki bu anlayışlar hiçbir direnişi sonuna kadar götüremez ve tutarlı bir mücadele hattı öremezdi… Sınıf sendikacılığını uzun süredir terk etmiş olan, mücadele yeteneğini ve iddiasını kaybetmiş, emekçilere umut olmaktan çıkmış bir KESK’in düzenle çatışmayı göze almasını beklemek diyalektiğe aykırı bir sonuç olurdu…
KİTLESEL AÇIĞA ALMALAR VE DİRENİŞİ AKLINDAN BİLE GEÇİRMEYEN KESK…
HATAY VE DİYARBAKIR ÖRNEKLERİ…
Çoğunluğu Eğitimsen üyesi 11 300 öğretmenin açığa alınması, KESK’in bu saldırıyı püskürtme noktasında ne yapıp ne yapmayacağının görülmesi açısından bir dönüm noktasıdır denilebilir. Çok açıktır ki; birkaç göstermelik eylem dışında KESK hiçbir şey yapmamayı, süreci beklemeyi tercih etmiştir.
KESK bünyesinde açığa alınan kişi sayısının çokluğu ve kendi özgün yapıları nedeniyle üç il öne çıkmıştır: Diyarbakır, Hatay ve Dersim. Bir süre devam eden eylemler ve CHP milletvekillerinin bazı kişisel girişimleriyle açığa alınanların büyük bir kısmının göreve iade edildiği Dersim’i bir kenara bırakırsak; Diyarbakır ve Hatay örnekleri devrimci sendikacılık ile icazetçi-uzlaşmacı sendikal anlayış arasındaki farkı ortaya koyması bakımından belirleyicidir. 4 500 eğitim emekçisinin açığa alındığı ve yılların mücadele birikiminin olduğu Diyarbakır’da, ilk gün hariç, bir tek eylem bile yapılmamıştır. Diyarbakır’daki eylemsizlik durumu Kürt milliyetçilerinin barış-çözüm-masa beklentilerinin sendikal alandaki yansımasıdır… Bekle-gör politikası izlenmiş; ikili görüşmelerle, pazarlıklarla sürecin atlatılabileceği beklentisi yaratılmış, işini kaybeden binlerce üye, KESK tarafından yalnız bırakılmıştır. Öyle ki; yapılması düşünülen oturma eylemleri, valiliğin izin vermemesi gerekçesiyle sendika binasının içine alınmıştır. Devlet, OHAL bahanesiyle sendika binasındaki eyleme de izin vermezse ne yapılacağı ise belirsizdir…
KESK yönetiminin merkezî bir direniş kararı olmamasına rağmen, saldırılara karşı fiili direnişin devam ettiği tek yer ise Hatay’dır. Yerelde örgütlenen direniş, halkla bütünleşerek yaygınlaşmıştır. Oturma eylemleri, kapı kapı dolaşarak bildiri dağıtımları, eğitim emekçilerinin eylemlerini Hatay’ın mahallerine taşımış ve halkla buluşturmuştur. Hatay’da sürekliliğini kaybetmeyen eylemler, il genelindeki devrimci memurların varlığı ve inisiyatifi sayesinde gelişmektedir.
15 EKİM MİTİNGİNİN YASAKLANMASI VE KESK’İN TUTUMU…
Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Kapitalizm çağında burjuvazi ve proletarya arasındaki bu mücadelede, saflarımız net olmalıdır. Tercihlerimiz ya burjuvazinin, ya da proletaryanın çıkarınadır; üçüncü bir yol yoktur. Ya düzenden yanayızdır, ya devrimden. Çelişkilerin ve saflaşmanın bu kadar net olduğu bir coğrafyada, niyetlerden bağımsız olarak, devrime hizmet etmeyen her şey düzene hizmet eder, düzeni besler… KESK’in 15 Ekim’de Ankara’da yapmayı planladığı merkezî mitingin yasaklanması sonrası tutumu, tercihlerinin neye hizmet ettiği noktasında üzerine iyi düşünülmesi gereken bir durum olmuştur.
KESK’in 27 Eylül’de açıkladığı eylem takvimine göre; yürüyüş kolları 12 Ekim’de İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’dan yola çıkacak, 15 Ekim’de Ankara’da buluşulacaktı. Ayrıca diğer illerden emekçiler de 14 Ekim gecesi yola çıkarak mitinge geleceklerdi. Merkezi mitingin yeterliliği/yetersizliği tartışmaları bir yana; miting öncesi yapılan KESK toplantılarında, AKP iktidarının OHAL’i bahane ederek mitingi yasaklayabileceği, böylesi bir durumda ise nasıl bir tavır takınılacağı konusu bilinçli olarak tartışılmamıştır. Bunun iki sebebi vardır diyebiliriz: Birincisi KESK’te etkin olan siyasal anlayışlar, hala ülkemizdeki faşizm gerçeğini kavrayamamıştır; emniyetle yaptıkları görüşmelere güvenerek mitingin yasaklanma ihtimalini görmezden gelmeyi tercih etmişlerdir. İkinci olarak ise, KESK MYK olası yasaklamaya karşı geri adım atacaklarını önceden kurguladıklarından, bu ihtimali tabandaki emekçilere tartıştırmak istememişlerdir.
KESK mitinginin yasaklanması sonrasında, KESK MYK aldığı kararlarla açık bir teslimiyet çizgisi izlemiş, geri adım atmıştır. Bu yasağı “kınamakla” yetinmişler, mitingden vazgeçmişler, 14 Ekim günü yola çıkarak Ankara’ya gelecek emekçilere de “illerinizde kalın” çağrısı yapmışlardır. Oysa KESK’in eylem takviminde ve imza kampanyasında “OHAL’e karşı olma, OHAL’in kaldırılması” talebi de yer almaktadır. Hem işten atmalara, hem de OHAL’e karşı örgütlenmek istenilen miting, AKP iktidarınca OHAL gerekçisiyle yasaklanınca, yasaklara teslim olunmuştur. Bu, bir anlamda OHAL’in KESK nezdinde tanınmasıdır. Kamu emekçilerinin mücadelesine zarar veren, objektif olarak düzene hizmet eden, kan taşıyan bir adım olmuştur bu…
Bu tavır, devletin elini güçlendirmiş, bundan sonra gelmesi muhtemel açığa almalar ve işten atmalar noktasında emekçileri daha da zor bir duruma sokmuştur. Devletin ilk yasaklama girişiminde KESK’in mitingden vazgeçerek geri adım atması, AKP iktidarını bundan sonraki süreçte daha da saldırganlaştıracaktır. Karşılarında bir direniş, mücadele örgütü olmadığını gören siyasal iktidar; pervasızlığını arttıracaktır. Öte yandan; 15 Ekim mitingi için illerden Ankara’ya gelmeye hazırlanan emekçilere, “gelmeyin” demek, emekçilere moralsizlikten başka hiçbir şey vermemiştir; onların direniş ve mücadele azimlerini kırmıştır. Emekçiler savunmasız bırakılmış, umutları tüketilmiştir. Oysa ki; siyasal iktidarın çok daha kapsamlı saldırılara hazırlandığı bu günlerde, kamu emekçilerinin morale, birlikte mücadeleye ve güven duyacakları bir örgütlenmeye ihtiyaçları vardır. 12 bin üyesinin açığa alındığı bir dönemde, aldığı kararı hayata geçirme noktasında irade göstermeyen bir sendikaya, kim nasıl güvenecektir?
Ayrıca şunu net bir şekilde ifade etmek gereklidir; KESK MYK’nın aldığı bu tutum, direnen kamu emekçilerine ihanettir. Yürüyüş kollarında 4 gün boyunca yürüyen emekçilerin emeğine saygısızlıktır. KESK MYK’ya sormak gerekiyor: bundan sonra illerden insanları hangi yüzle Ankara’ya çağıracaksınız? Hangi yüzle eylem takvimleri açıklayıp, emekçilerin bu eylemliliklere katılmasını isteyeceksiniz? Yürüyüp gelen, emek veren, toplantı üstüne toplantı yaptığınız emekçiler; “bunun için miydi” demeyecekler midir? Sizin bu halinizi, aldığı kararın arkasında durmaktan aciz tavrınızı gören emekçiler, artık size nasıl güvenip kampanyaları hayata geçirecektir?
İŞİMİZ, EKMEĞİMİZ,  ONURUMUZ İÇİN DİRENECEĞİZ TESLİM OLMAYACAĞIZ!
Faşizm koşullarında yaşıyoruz, OHAL saldırısı faşizmin halka yönelik saldırılarını daha da arttırmıştır. Bunu görebiliyoruz; her türlü eyleme saldırdıklarının, eylemleri yasakladıklarının, bir basın açıklaması yapmanın bile bedel gerektirdiğinin farkındayız. Elbette bu koşullarda mücadele programlarını hayata geçirmek kolay olmayacaktır, elbette faşizm bizlerin mücadelesini engellemek için her yolu deneyecektir. Ancak şunu unutmamalıyız; koşullara teslim olmak siyaseten ölüm demektir. KESK’e hakim olan Kürt Milliyetçi anlayış ve ona yedeklenen siyasal anlayışlar, siyaseten ölüm fermanını imzalamıştır bu tavrı/tavırsızlığıyla. Siyaseten çürüyen, uzlaşmacı-icazetçi anlayışların geldiği son nokta budur…
Faşizmin saldırısı altında bu miting yapılamayabilirdi; alanlar kapatılıp, illerden gelen emekçiler Ankara’ya alınmayabilirdi. Ancak yapılması gereken her koşulda eylemi gerçekleştirmeye çalışmak, faşizmin yasaklarına emekçilerle birlikte direnmek olmalıydı. İllerden yola çıkmaya hazırlanan insanları daha güçlü bir şekilde Ankara’ya çağırmak gerekliydi. Belki engellemeler, gözaltılar olacaktı; ama emekçilerin mücadele kararlılığını göstermesi ve emekçilere önümüzdeki dönemde coşku ve moral kazandırması bakımından zorlanması gereken buydu. Zaten AKP’nin işimize, ekmeğimize, geleceğimize göz diktiği bu dönemde, direnmekten, yasakları tanımamaktan başka çıkar yol da yoktur.
Direnişin büyütülmesi ve geri adım atılmaması söylemi, sadece bir ajitasyon-propagandadan ibaret değildir; ülkemiz gerçekliğinin bizlere dayattığı bir durumdur; zorunluluğun kavranmasıdır. Bugün faşizm OHAL bahanesiyle oturma eylemlerini, basın açıklamalarını bile yasaklamakta. Diyorlar ki; sizi istediğim gibi işten atarım, dava açma hakkınızı elinizden alırım; bu duruma tepki göstermenize bile izin vermem. Peki ne yapacağız, oturup sıranın bize gelmesini mi bekleyeceğiz? Ya da faşizm, OHAL KHK’ları kapsamında, 220 bin üyesi olan KESK’i bir gecede kapatırsa; eylem yasaklarıyla bu durumu protesto etmemizi dahi engellerse nasıl bir yöntem izleyeceğiz? Hiçbir şey yapmadan duracak mıyız; ya da düzenin icazeti, yasallık sınırları içerisinde mi hareket edeceğiz? Bugün devletten izin almadan stant bile açamayan, tamamen düzenin belirlediği yasallık sınırına göre hareket eden KESK’in; fiili meşru mücadeleyle alanlarda kurulduğunu reformizme yeniden hatırlatmak mı gerekiyor?
KESK’in böylesi bir dönemde miting yasağına teslim olması, çok önemli bir kırılma noktasıdır. Şaşalı basın toplantılarıyla, büyük laflarla açıklanan eylem programlarının artık hiçbir anlamı kalmamıştır. Bugünden sonra kamu emekçilerine yönelik saldırılar daha da artacaktır. Bunun sorumlusu hiçbir kararın arkasında duramayan KESK MYK ve KESK’e egemen siyasal anlayışlardır. Ve bu kaçışın, teslimiyetin hesabını emekçilere vermek zorundadırlar. KESK bu hesabı vermeden yola devam edemez. Bu hesaptan kaçamaz.
Biz Kamu Emekçileri Cepheliler olarak buradan bir kez daha söylüyoruz: Binlerce emekçinin umudu olmaya devam edeceğiz. Fiili meşru mücadeleyi, alanları, sokakları terk etmeyeceğiz. Teslim olmayacağız. Tek KEC’li kalana kadar direneceğiz.
KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ


Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode