İspanya’da faşizme karşı savaşan Uluslararası Tugaylar hem anti-faşizm, hem de enternasyonalizm açısından güzel bir örnek teşkil ediyor ve bize bugün de örnek oluşturuyor. Bu konuyla ilgili Dolores İbrarruri tarafından yazılan Faşizmi Ezeceğiz isimli kitaptan alıntılar paylaşmak istiyoruz:
İSPANYA İÇ SAVAŞINDA ENTERNASYONALİST DAYANIŞMA
Kuzey ve Güney Amerikalılar, İngilizler, Belçikalılar, Norveçliler, Finliler, Danimarkalılar, İsveçliler, Avusturyalılar, İsviçreliler, Arnavutlar, Yugoslavlar, tam 54 ülkenin gönüllüleri İspanya’da savaştı ve kanlarını akıttı.
Sayfa 295-298:
Ülkemizi bir afet gibi harabeye çeviren, İspanya’yı temelinden sarsan bu faşist ayaklanma ve halkın kahramanca direnci, bütün dünyanın dikkatini çekti. Bizim mücadelemizde kimse tarafsız olamazdı. Ya bizimle beraberdiniz ya da bize karşıydınız. Savaş ya da barış, demokrasi ya da faşizm konularında kayıtsızlık, daima saldıranların lehine çalışır.
Bütün dünya halklarının belirttiği kardeşlik duygularından yararlanan Komintern, bütün demokratları ve anti-faşistleri İspanyol halkının yardımına çağırdı. Onları, İspanyol toprakları üzerinde, kendi ülkelerinin özgürlüğü uğruna çarpışacak gönüllülerden oluşan taburlar kurmaya teşvik etti.
Bu çağırıya ilk cevap verenler, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar ve Polonyalılar oldu. Macar Komünisti Emli Kleber komutasındaki ilk Uluslararası Tabur, Madrid’i savunmamız için yardıma geldi.
Nazi canavarının egemenliği altındaki Almanya’dan bile, anti-faşist savaşçılar ve komünistler yardıma koştu. Devrimci ülkülerin ateşli savunucuları olan bu olağanüstü militanları, Hitler bile köle haline getirmeyi başaramamıştı.
Bulgar halkının devrimci lideri, Hitler’in can düşmanı Dimitrov’un ülkesinden, yüzlerce işçi, köylü ve aydın koşarak devrimci tecrübelerini İspanya’ya getirdiler.
İtalya’dan gelen yüzlerce tecrübeli savaşçının yanı sıra, bize içten bağlı olan Fransa’dan binlerce militan akın etti. Fransızlar, en kalabalık taburu oluşturuyorlardı. Bu insanların çoğu, Almanlara karşı savaştıkları 1. Dünya Savaşında yoğrulmuş ve çelikleşmiş militanlardı, içlerinden bazıları, sonradan Fransız direniş hareketinin kahramanları olmuşlardır.
1936 Kasımının ilk günlerinde, Madrid sokaklarından geçen Fransız ve Alman gönüllülerini, kahramanlık simgesi haline gelmiş iki kişi yönetiyordu. Bunlardan biri, eski bir Alman subayı olan Hans Kahle, diğeri ise, yine eski bir Fransız subayı olan Dumont’du. Bundan on sekiz yıl önce bu iki insan, karşı karşıya savaşmışlardı. Bugün ise, faşizme karşı ortak davanın birleştirdiği bu iki kahraman, özgürlük ve demokrasi uğruna yan yana çarpışıyorlardı. Büyük toprak sahiplerinin ülkesi Polonya’dan ve Fransa’da yaşayan Polonyalı mülteciler arasından binlerce militan İspanya’ya geldi. Bunlar, sonradan Yiğitlik Madalyasını alan Dombrowski Taburunu oluşturdu.
O sıralarda kendi ülkesindeki karşı-devrimcilerle savaşmakta olan Macaristan’dan da yüzlerce militan geldi. Bunlar, faşizmin işçi yığınları üzerindeki baskısına çok yakından tanık olmuşlardı.
Romanya o dönemde yabancı bir krallığın boyunduruğu altındaydı. Boyarların ve kapitalistlerin hizmetinde olan Demir Muhafızlar, ülkede korkunç bir terör havası estiriyordu. Buna rağmen, yüzlerce militan yardımımıza koşmakta gecikmedi.
Çekoslovakya’dan gelen savaşçıların kimisi sonradan Madrid’de vuruldu, kimisi Naziler tarafından 1944’de katledildi.
Kuzey ve Güney Amerikalılar, İngilizler, Belçikalılar, Norveçliler, Finliler, Danimarkalılar, İsveçliler, Avusturyalılar, İsviçreliler, Arnavutlar, Yugoslavlar, tam 54 ülkenin gönüllüleri İspanya’da savaştı ve kanlarını akıttı.
Bugün, devrimci İspanya ile dayanışma halinde olan dünya çapında bir hareket mevcuttur. Bu hareket, Frankocuların iddia ettiği gibi bir komünist komplosu olmaktan uzaktır. Bütün dünya ülkelerindeki demokratlar ile İspanya halkı arasında kurulan kan bağlarını, Hitler Almanyası tüm çabalarına rağmen yıkamamıştır.
Sayıları az, ama tarihî önemleri çok büyük olan Uluslararası Tugaylar, kendi halklarının geleneksel özgürlük sevgisini İspanya halkının bağımsızlık arzusu ile kaynaştırmışlar, kahramanca bir kardeşlik duygusuyla perçinlemişlerdir.
Langston Hughes, İspanya’da ölen, Uluslararası Tugaylara mensup Amerikalılar için şu aşağıdaki şiiri yazmıştır:
Geldim
Okyanusu,
Kıtanın yarısını,
Sınırları,
Ve arşa set çekmiş dağlan aşıp
Geldim.
‘YOK! GİDEMEZSİN ORAYA!’
Diyen hükümetlere rağmen
Geldim,
Yarının alaca ışıklı sınırlarına
Ben de.
Yaşımın,
Gücünü, tecrübesini kattım
Çok değil,
Gencim çünkü,
(Gençtim demeliydim,
Öldüm çünkü).
Kavuştum dilediğime,
Verdim verebildiğimi
Başkaları yaşasın diye.
Ve kurşun
Durdurunca yüreğimi,
Ve kan
Şorlayınca boğazımdan, gördüm
Bilemedim, kan mıdır bu
Yoksa bir kızıl alev mi ne?
Belki yeni bir yaşama
Dönüşüyor ölümüm?
Yok bir ayırım:
Bizim düşümüz!
Benim ölümüm
Sizin yaşamınız!
Bizim kanımız!
Bir alev!
Hepsi bir,
Aynı şey.
Sayfa: 302-306:
DOSTLAR
Savaş sırasında birçok tanınmış kişi Cumhuriyetçi bölgeyi ziyaret etti. Nehru, Branting ve Krisna Menon gibileri dost sıfatıyla; Attlee, Olenhauer ve diğer Sosyal-Demokratlar gözlemci sıfatıyla geldiler; Başkaları ise sırf merak yüzünden geldi.
Paul Robeson da ülkemizi ziyaret ederek, Amerikan yurttaşlarından oluşan küçük bir grupla görüşmek üzere cepheye gitti. Bunların arasında, eskiden Amerikan ordusunda onbaşıyken, şimdi İspanya Halk ordusunda yüzbaşı rütbesiyle görevli zenci Olıver Law da vardı. Lincoln Tugayını teftişe gelen bir Amerikan albayı, Law’u gördüğü zaman ona azametle: ‘Sen ne hakla yüzbaşı üniforması giyiyorsun?’ diye sormuştu. ‘Yüzbaşıyım da ondan’, diye cevap vermişti Law. ‘Amerika Birleşik Devletlerinde zenci olduğum için ancak onbaşı rütbesine yükselebilmiştim. Burada, insanlara renklerine göre değil, liyakatlerine göre rütbe veriliyor.’
Bu yürekli yüzbaşı Ispanya’da gömülüdür. Kendisi Brunete savasında vurulup ölmüştü.
Paul Robeson cephedeki militanlar için şarkı söyledi. Sihirli sesiyle, İspanya’da özgürlük ve adalet uğruna çarpışan Amerikalı yurttaşlarının yüreğinde ana vatan özlemini uyandırdı. Demokratik gelenekleri her Allahın günü kapitalistlerin ayakları altında çiğnenmekte olan o ana vatan, çok uzaklarda kalmıştı.
Nehru’nun ziyareti bizler için çok önemliydi. Kendisi İngiliz emperyalizminin boyunduruğundan kurtulmaya çalışan Hindistan halkının temsilcisi olarak gelmişti. Ülkelerimizi ve amaçlarımızı onunla açıktan açığa tartıştık. Nehru, bizim başarıya ulaşmamızın bütün dünya demokrasileri için büyük önem taşıdığını belirtti. Bir dost olarak geldi ve bir dost olarak ayrıldı bizden.
Birleşik Amerika’daki tröstler, Franko’ya, savaşı yürütmesi için gerekli olan bütün petrolü sağlıyordu. Ama, Birleşik Devletlerin ilerici halkı, İspanya Cumhuriyetinden yanaydı. Cumhuriyetçilerin kazandığı zaferler onları sevindiriyor, yenilgileri ise üzüyordu. 1938’de, Amerikan Yazarlar Birliği Başkam Donald Ogden Stewart, Amerika’da bir anket düzenledi. ‘Franko ve Faşizmden yana mısınız, yoksa onlara karşı mısınız? Meşru İspanya Cumhuriyetinden yana mısınız yoksa, ona karşı mısınız?’ sorularına karşılık 418 cevap alındı. Bunlardan 410’u Cumhuriyetten yanaydı. 7’si tarafsızdı ve yalnız bir tanesi faşizmden yanaydı.
28 Kasım 1936’da, tanınmış yazar Romain Rolland, Cumhuriyetçi İspanya’ya yardımda bulunmaları için, Fransız halkına ve bütün demokratik uluslara bir çağrıda bulundu: «İspanya’nın yardımına koşun! Bize yardım edin, kendinize yardım edin! Yardım etmeyecek olursanız, yarın kendi oğullarımız mahva sürüklenecek!” diyordu.
‘Valensiya, Madrid ve Barselona’daki meslektaşlarıma içten selamlarımı iletirim. Dünya uygarlığı şu sıralarda bu kentlerde toplanmış bulunuyor. Faşist barbarların uçakları ve bombalarıyla tehdit edilen bir dünyada yaşıyoruz. Eski zamanlardaki barbar saldırıları da bundan farksızdı…’
‘İspanya’daki savaşçı kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha belirtmek isteriz.’
‘Bu kahraman ulus ve onu oluşturan halk yığınları, her türlü şan ve şerefe layıktır. Bu ulusun gücü, iki kuvvetin ittifakından doğuyor: Halk yığınları ile halk liderleri arasındaki ittifak. Bu ittifak, Avrupa ve Amerika’nın büyük demokrasileri için bir örnek teşkil etmeli! Mücadeleyle pekişen bu ittifakın, dünyanın özgürlüğünü ve bağımsızlığını güvence altına almasını yürekten dilerim!’
Gerçek aydınların önünde yeni ufukların açılmasına neden olan bu tarihi Kongreye katılanlar arasında; Pablo Neruda, Octavio Paz, Andre Malraux, İlya Ehrenburg, John dos Passos, Ernest Hemingway gibi ünlü yazarlar ve çeşitli cephelerdeki militanların temsilcileri vardı.
Kongreye gönderilen yüzlerce mesaj arasında, bilim adamı Eisenstein’dan gelen bir mesaj da vardı. Faşist saldırıya karşı halkın gösterdiği dirençten etkilenen bu büyük bilgin, Cumhuriyetçi İspanya’nın soluğunu kesmeye çalışan büyük güçlere karşı olan muhalefetini şu sözlerle belirtiyordu: “Çağımızın koşulları altında, İspanyol halkının özgürlük ve haysiyet uğruna verdiği kahramanca mücadele, iyi bir geleceğe olan tek inancamızı teşkil ediyor.”
Faşist emperyalist güçlere karşı İspanyol halkının verdiği kahramanca mücadelenin heybetinden etkilenen bu aydınların çoğu, İspanya’da kalarak iç savaşımıza katıldılar. Faşizmin boyunduruğu altında köle gibi yaşamaktansa, özgürlük uğruna ölmeyi yeğ tutan militanların içindeki ateş onları da tutuşturmuştu.
1936 sonunda, tanınmış İngiliz yazarı Ralph Fox, Cordoba cephesinde kahramanca öldü. 14. Uluslararası Tugayın komiseri olan yazar, demokratik inançları ve İspanyol halkının davası uğruna canını verdi. 29 yaşında hayatını yitirenlerden biri de, ünlü İngiliz Marksçısı Christopher Caudwell oldu. Bir yıl sonra, Amerikalı yazar Ring Lardner’in oğlu James Lardner, Ebro savaşı sırasında vurulup öldü.
Meksikalı ressam David Alfaro Siquerios da, Halk Cephesi saflarında dövüştü. Cumhuriyetçilerin davasını desteklemek üzere, Kübalı militanlarla birlikte İspanya’ya gelen Kübalı yazar Pablo de la Torriente, Madrit cephesinde şehit oldu. Bu yiğit gençler, her zaman için birer kahramanlık simgesi olarak kalacaklardır.
Çeşitli ülkelerdeki birçok sosyalist ve işçi liderler, cumhuriyetçilerin davasını teorik olarak destekliyordu. Ama uygulamada, ellerinden geleni yapmaktan kaçındılar. Bu davranış, bizi içtenlikle destekleyen her türlü politik ekole mensup kişilerin, bulundukları katkıların tarihi önemini azaltmaz.
Aramızdaki görüş ayrılıklarına rağmen, Uluslararası Tugaylara katılan Avusturyalı Julius Deutsch ile Pietro Nenni gibi sosyal demokrat liderleri ya da İspanya iç savaşına havacı olarak katılan Andre Malraux gibi anti-faşistleri de, her zaman minnet ve şükranla anıyoruz.
Geniş bir uluslararası temele dayanmakla birlikte, İspanya ile kurulan fiili dayanışma, yeterince yaygın değildi. Büyük anti-faşist militan ve Komintern Genel Sekreteri olan Dimitrov, uluslararası Sosyalist harekete yaptığı çağrıda şöyle diyordu:
‘Uluslararası proletarya tümüyle, İspanyol halkının yanında ve faşist âsilerin ve saldırganların karşısındadır. O militanlarla olan dayanışmasını kanıtlamış bulunuyor, halen de kanıtlamaya devam ediyor. Proletarya, yalnız maddi yardım yapmak, yiyecek ve ambülans göndermekle yetinmemiştir. Kendi öz evlâtlarını bile Madrid cephesine, Guadalajara’ya, Cumhuriyetçi Ordu saflarına göndermekten çekinmemiştir.
Ama bütün bunlar yeterli değil. Cumhuriyetçi İspanya’nın uluslararası hakları tanınıncaya ve güvence altına alınıncaya, İspanya’ya yapılan faşist müdahale durduruluncaya dek bu desteğini sürdürmezse, uluslararası işçi hareketi görevini yerine getirmiş sayılamaz.’
Cumhuriyetçi İspanya’yı savunacak tek bir uluslararası cephe kurmak amacıyla Komintern, şu aşağıdaki temel önerilerde bulundu:
‘İtalyan ve Alman birliklerinin derhal İspanya’dan çekilmesi.
‘Cumhuriyetçi İspanya üzerindeki ablukanın kaldırılması.
‘Meşru Cumhuriyetçi Hükümetin bütün uluslararası haklarının tanınması.
‘İspanya halkına karşı saldırıya geçen faşist saldırganlara, Milletler Cemiyeti hükümlerinin uygulanması.’
Komintern’in giriştiği çabalar etkisini göstermekte gecikmedi. 21 Haziran 1937’de, Sosyalist ve Komünist Enternasyonal temsilcileri tarafından onaylanan resmî bir karara varıldı. Sosyalist Enternasyonal adına Adler ve De Brouckere; Komünist Enternasyonal adına da Jose Diaz, Maufice Thorez, Cachin, Luigi Longo, Franz Dahlem ve Pedro Checa bu kararı imzaladılar. Kararda şöyle deniliyordu:
- İspanya sorunu üzerinde her iki Enternasyonal, esas itibarıyla aynı görüşleri paylaşıyorlar.
- Taraflar, İspanya halkının yararına olacak ortak faaliyetleri arttırmaya oybirliğiyle karar verdi.
- Delegeler, İspanya’ya sağlanacak maddî ve moral yardımı ayrıntılı bir şekilde görüşmek üzere, yakın bir tarihte yeniden toplanmaya oybirliğiyle karar verdi. Kararın en önemli maddesi buydu.
Ne yazık ki, bu kararlar pratik alanda hiç bir zaman uygulanamadı. Sosyalist Enternasyonal, Müdahalesizlik Anlaşmasının hükümlerini desteklediği için, işçi liderleri, De Brouckere ve Adler’e yürütme yetkisi tanımayı reddettiler.
