9
Halkın Mühendisi Barış Yüksel ile Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmesi için yaptığı destek açlık grevi hakkında yaptığımız röportajı yayınlıyoruz…
1- Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Adım Barış Yüksel. Bilgisayar mühendisiyim. Halkın Mühendis Mimarları ile birlikte halk için mühendislik projelerinde yer alıyor, halkın sorunlarına, ihtiyaçlarına çözüm bulmaya çalışıyorum.
2- Açlık grevine başlama nedeniniz nedir? Bilgisayar mühendisi olarak mesleğiniz ve de meslektaşlarınızla açlık grevinizin bağını nasıl kuruyorsunuz?
Hepimizin bildiği gibi, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AKP, tüm ülkede OHAL ilan ederek Kanun Hükmünde Kararnameler ile ülkeyi yönetmeye başladı. Ardı ardına çıkan KHK’lar ile yüz binlerce kamu emekçisi işlerinden atıldı. Yüz binlerin içerisinden 2 tanesi; Nuriye ve Semih, tarihsel ve siyasal haklılıklarıyla, KHK zulmüne karşı direnme kararı aldı. Yüksel Caddesi’nde “işimi geri istiyorum” dövizi açarak oturma eylemi yaptılar. Günlerce tek başlarına gözaltına alındılar, ama yılmadılar, pes etmediler. Baştan beri zafere olan inançlarıyla direnişlerini devam ettirdiler. Bir yandan direnişleri dalga dalga diğer illere yayıldı, bir yandan da Yüksel Caddesi; halkın sahiplendiği, kendi namusu olarak gördüğü bir mevzi haline geldi. 9 Mart’ta süresiz açlık grevine başladılar. Açlık grevinin ilerleyen günlerinde halkın, ülkemizdeki ve yurtdışındaki aydınların, sanatçıların sahiplenmesi daha da arttı. Bu sahiplenmeden korkan AKP faşizmi, açlık grevlerinin 76. gününde Nuriye ve Semih’i tutuklayarak direnişi bitireceğini düşündü. Ama bitiremediler. Bugün açlık grevinin 196. gününde Nuriye ve Semih adalet için, işleri ve ekmekleri için direnmeye devam ediyorlar. Yüksel Caddesi, Nuriye ve Semih tutuklandıktan sonra bir gün bile boş kalmadı. Yoldaşları, her gün İnsan Hakları Anıtı’nı çiçeksiz bırakmıyor, her gün polis saldırısına rağmen Nuriye ve Semih için eylemler yapıyor.
Bir mühendis olarak benim de birçok meslektaşım haksızca, hukuksuzca işlerinden atıldılar. Meslektaşlarımıza yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar yalnızca bunlarla sınırlı değil. Makine mühendisi bir meslektaşım, aynı zamanda Halkın Mühendis Mimarları’nda birlikte çalıştığımız yoldaşım Olcay Abalay; Mart ayında tutuklandı ve 1 hafta önce, 12 Eylül’de tahliye oldu. 6 ay boyunca tutsak edilme gerekçesi; halk için mühendislik yapmaktı. Halkın Mühendis Mimarları olarak; elektriği olmayan bir köyde, Dersim Hozat’a bağlı Karsel köyünde su türbini kurup elektrik üretmiştik. Olcay, Hozat’a bu su türbininin tanıtımı için gitmişti. Dönüşte gözaltına alındı ve tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi olarak yoksul mahallelerde halk bahçesi kurması, rüzgar türbinleriyle, su türbinleriyle halkın kendi elektriğini üretmesini sağlaması, kentsel dönüşüme karşı halkı bilgilendirmesi gösterildi. Yani halk için mühendislik yapması suç olarak gösterildi.
Ben de Nuriye ve Semih’in haklı ve meşru taleplerinin kabul edilmesi için ve halkın mühendisi Olcay Abalay’ın serbest bırakılması için 29 Ağustos’ta 1 aylık açlık grevine başladım. Bu adaletsizliklere karşı mücadele etmekten, direnmekten başka bir yolumuz yoktur. Nuriye ve Semih’in günbegün erimesine sadece üzülmek, bunun dışında bir şey yapmamak, sessiz kalmak bir işe yaramıyor. Nuriye ve Semih; faşizm elini kolunu sallayarak istediği gibi halka zulmetmesin diye 196 gündür açlar. Bağımsız, demokratik bir ülkede yaşamak için 196 gündür açlar. Faşizm ise onlara tutsakken bile saldırmaya devam ediyor. İşkencelerle hapishanenin hastanesine götürülüyorlar. Duruşmalarına 2 gün kala avukatları gözaltına alınıyor. Kendileri duruşmalarına getirilmiyor, savunma hakları engelleniyor. İşte tüm bunlar ve daha fazlası, bizi faşizme karşı öfkelendirmeli. Bu öfke, bizi harekete geçirmeli. Ve biz harekete geçersek, yapabileceğimizi, hatta daha fazlasını yaparsak Nuriye ve Semih’i faşizmin elinden alır, taleplerinin kabul edilmesini sağlayabiliriz.
3- Açlık greviniz boyunca neler yapıyorsunuz? Günleriniz nasıl geçiyor?
Açlık grevinde Armutlu’da direniş evinde, süresiz açlık grevinde olan Mehmet amcayla birlikte geçiyor vaktimiz. Sabah 8.30’da direnişteki yerlerimizi alıyoruz. Akşam 20.00’da da dinlenmeye çekiliyoruz. Bolca kitap okuma olanağımız oluyor açlık grevi direnişinde. Bunun dışında ziyaretçilerimiz, gelen gidenlerimiz çok oluyor. Sohbetler ediyoruz. Tabii çoğunlukla Nuriye ve Semih’in direnişi üzerine oluyor sohbetlerimiz. 1-2 günlük destek açlık grevi yapan ailelerimiz, arkadaşlarımız oluyor. Gün içerisinde Armutlu halkına Nuriye ve Semih’in direnişini anlatmak için kapı kapı dolaşıyoruz. Günde 3 kez Nuriye ve Semih için toplu sloganlar atıyoruz.
Nadir de olsa açlık grevimi direniş alanının dışına taşıdığım zamanlar oldu. 9 Eylül’de, açlık grevimin 12. gününde Esenyurt Dersimliler Derneği’nin düzenlediği Grup Yorum konserinde sahne aldım. Sahneye açlık grevi önlüğüyle çıktım ve bir konuşma yaptım. 12 Eylül’de Olcay Abalay’ın duruşmasına gittim. Öncesinde Halkın Mühendis Mimarları olarak bir basın açıklaması yaptık. Olcay tahliye olduktan sonra da Tekirdağ’a, Olcay’ı almaya, hasret gidermeye gittik. 14 Eylül’de, Nuriye ve Semih’in mahkemesine Ankara’ya gittim. Açlıklarına ortak olduğum yoldaşlarımı göremesem de yanlarında olmak istedim.
4- Sizinle beraber Nuriye ve Semih için onlarca açlık grevi yapıldı, hala da yapılıyor. Süresiz açlık grevleri ve destek açlık grevleri dünyanın gündeminde. Devlet tarafından broşürler hazırlanıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün Nuriye ve Semih için süresiz açlık grevinde olan 5 kişi var. Semih’in eşi Esra Özakça, TAYAD’lı Mehmet Güvel ve Feridun Osmanağaoğlu, Avrupa Dev-Genç’li Orhan Batasul ve Almanya’dan Ayhan Yalman. Çok farklı meslek gruplarından, çok farklı yerlerden, çok farklı yaşlardan insanlarımız Nuriye ve Semih için bedenlerini açlığa yatırıyorlar. Sanatçılar, avukatlar, mühendisler Nuriye ve Semih için destek açlık grevleri yapıyorlar. Tüm bu direnişler; Nuriye ve Semih’in ne kadar geniş bir kitle tarafından sahiplenildiğini, bağrına basıldığını gösteriyor. Aynı zamanda paylaşmayı, sevgiyi, yoldaşlığı yeniden tanımlıyor. Sadece açlığı paylaşmakla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda direnişi, yoldaşlık sevgisini, özlemleri paylaşıyoruz. Feridun Osmanağaoğlu’nun kardeşi, Ölüm Orucu şehidi Osman Osmanağaoğlu’nun dediği gibi: “Uzak diye bir yer yok. Paylaştığımız gökyüzü birleştiriyor bizleri.”
Nuriye ve Semih’in avukatı Engin Gökoğlu da müvekkilleri için 1 aylık açlık grevine başlamıştı. Açlık grevinin 21. gününde, 15 avukatla birlikte gözaltına alındı. 1 haftayı aşkın süredir İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde işkence altında açlık grevine devam ediyor. İnsanlık onuru, bir kez daha işkenceyi yeniyor.
Bir tarafta açlıklarıyla onuru büyütenler, diğer tarafta da “gizli gizli yiyorlar”, “örgüt baskısıyla açlık grevi yapıyorlar”, “onlar örgüt üyesi” yalanlarıyla ağızlarından, kalemlerinden zehir saçanlar var. İçişleri Bakanlığı; kendini mahkemeler yerine, yargı yerine koyup Nuriye ve Semih’i örgüt üyesi ilan eden broşürler hazırladı. Ama hazırladıklarıyla kaldılar, hiç kimseyi kendilerine inandıramadılar. O broşürler ellerinde kaldı. Bugün direnenler tarihi yazıyor. Tarihin her anında olduğu gibi. Bugünden yarına kalan; Nuriye ve Semih’in onurlu, görkemli direnişi olacak. Halkı aldatanlar, adaletsizliğin sürdürücüleri de geçmişte olduğu gibi tüm çürümüşlükleriyle tarihin çöplüğüne karışacaklar.
5- Açlık grevlerinizin sonucunu görebiliyor musunuz?
Bundan 10 ay önce Nuriye ve Semih, OHAL sonrası ülkede yaprak kımıldamazken ilk kıvılcımı çaktılar Yüksel Caddesi’nde. “OHAL’de direnilmez”, “Tek kişilik direniş olmaz” savlarını, direnişleriyle yerle bir ettiler. Yerle bir ettikleri, yalnızca direniş kaçkınlarının tezleri değildi. Adım adım OHAL’i de paramparça edip AKP’nin suratına fırlattılar. Nuriye ve Semih için dünyada toplam 1000’den fazla eylem oldu. Yüksel’de insanlar, korkularının yüzüne tükürüp Nuriye ve Semih için defalarca gaz yediler, işkence gördüler, gözaltına alındılar. AKP; Nuriye ve Semih’in adlarını yasaklamaya çalıştı, ama yüzlerini çevirdikleri her yerde Nuriye ve Semih’i gördüler, onların isimlerini duydular. Bunların hepsi, faşizme karşı siyasi birer zaferdir. Nuriye ve Semih’in direnişi için geriye kalan tek şey, somut bir kazanımdır. Onların işlerine geri dönmesidir. Bunu da kazanacaklarına, kazanacağımıza eminim. Tarih bize bunu gösteriyor. 1984 ve 1996 Ölüm Orucu direnişleri, 2000-2007 Ölüm Orucu direnişi. Hepsinde de ödenen büyük bedellere rağmen zafer kazanıldı. Halkın sahiplendiği haklı bir direnişin önünde hiçbir güç duramaz. Yoksa eninde sonunda o direnişin altında ezilir. Eninde sonunda geri adım atmak zorundadır. Nuriye ve Semih’in direnişi de, halkın sahiplenmesiyle, kendi direnişi olarak görmesiyle eninde sonunda zafere ulaşacaktır. Bu zaferin Nuriye ve Semih’in sağlığına mal olmaması için de adımlarımızı çok daha hızlı atmalıyız.
—
HALKIN MÜHENDİS MİMARLARI
Twitter:twitter.com/halkinmuhendis
