10
HAPİSHANE MÜDÜRLERİ, İDARELERİ VE GARDİYANLARI İŞKENCE YAPMANIN İNSANLIĞI ÖLDÜRMEK OLDUĞUNU AKILDAN ÇIKARMAMALIDIR.
TEKRAR HATIRLATIYORUZ; İŞKENCE İNSANLIK SUÇUDUR.
İNSANLIK SUÇLARINDA ZAMANAŞIMI İŞLEMEZ.
10 Ekim 2016 tarihinde, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden direnme haklarını kullandıkları için Silivri 9 No’lu Kapalı Hapishanesi’ne sürgün edilen kadın müvekkillerimize kadınlık onuru da aşağılanarak işkence yapılmıştır.
Slogan atarak, havalandırmadan içeri kendi rızasıyla girmek istemeyen müvekkilimiz Sevcan Adıgüzel’in kafası duvarlara vurulmuş, bu esnada müvekkilimizin burnundan kan gelmiş, yine müvekkilimizin göğüs uçlarından sıvı akıncaya kadar sıkılarak hem işkence yapılmış hem de kadınlık onuru aşağılanarak taciz edilmiştir. Yine müvekkillerimize hücre içinde bulunan dikiş iğneleri batırılarak acı çektirilmiştir. Müvekkillerimizin anlatımına göre bu işkenceyi yapan gardiyan o kadar ileri gitmiştir ki diğer kadın gardiyanların uyarısıyla durdurulmuştur. Müvekkillerimiz halen bu işkencenin fiziki ve psikolojik etkisini taşımaktadır.
Kübra SÜNNETÇİ isimli müvekkilimizin kolları arkaya doğru ters çevrilerek kelepçelenmiş bu haldeyken kolları bükülmeye, Büyük daha fazla acı çektirilmeye çalışılmış sonra aniden yere atılarak, büyük ihtimalle bileğinin kırılmasına yol açılmıştır. ihtimal diyoruz çünkü üzerinden iki gün geçmesine rağmen, şişen sağ kolunda tam olarak ne olduğunun tespiti yaptırılmamıştır. Müvekkil hayat deneyimiyle bileğinde kırık olduğunu düşünmektedir.
Yine Tekirdağ 1 No’lu F tipi Hapishanesi’ne dün yaptığımız ziyaret sırasında öğrendiğimiz bir işkence vakası da 59 yaşındaki müvekkilimiz Ali Osman KÖSE’ye yapılan işkencedir. 06.10.2016 Perşembe günü, sayım sırasında bir eli cebinde müvekkilimizi yerlerde sürükleyen işkenceyi günlük sıradan bir iş gibi içselleştirmiş olan gardiyana müvekkilimizin karşılık vermesi üzerine kalabalık bir gardiyan grubu müvekilimizin üzerine saldırmışlardır. İşkenceciler, özellikle göğüs bölgesine aralıksız bir biçimde vurmuşlar, müvekkilin kendinden geçmesine yol açmışlardır. Bu işkencenin üzerinden bir hafta gibi bir süre geçmesine rağmen müvekkilimizin gözaltlarında morartılar ve darp izleri gözlenmiştir.
Müvekkillerimiz hemen kolayca çözülecek talepler nedeniyle böylesine vahşi işkencelere maruz kalmışlardır. Tecrit her gün icat edilen yeni baskı uygulamaları ile ağırlaştırılmakta, bu işkence yöntemleriyle tutsakların yaralanmalarına, sakat kalmalarına göz yumularak sorunlar çözümsüz bırakılmaktadır.
Müvekkillerimizin üç aydır sürdürdükleri genel direnişin talepleri aşağıdaki gibidir;
– Kitap yayın sınırlamalarına son verilmesi
– 122 insanın hayatı pahasına kazanılan 10 saatlik sohbet hakkının uygulanması
– Sürgün sevklere son verilmesi
– Kanser hastası devrimci tutsak Mesude Pehlivan’ın tedavisinin sağlanması ve tahliye edilmesi.
– Görüldüğü gibi direnişe konu edilen talepler zaten Adalet Bakanlığı’nın ve hapishane idarelerinin yapmak zorunda olduğu düzenlemelerdir. Müvekkillerimiz hakları olanı almak için işkencelere, disiplin cezalarına, infazlarının yakılması uygulamalarına maruz kalarak hak taleplerini savunmaktadırlar.
Silivri 9 Nolu Kapalı Hapishanesi, sadece erkek tutuklu ve hükümlülerin tutulması esasına göre düzenlenmişken, sürgün edilen kadın müvekkillerimiz bu hapishanede olanaksızlıklar içinde ve her an erkek gardiyanların saldırısına uğrayabilecekleri tehdidi altında yaşamaya zorlanmaktadırlar.
Hapishane müdürünün ilk günden biz avukatlara söylediği söz şudur; ” söyleyin direnmesinler. Burası erkek hapishanesi, gardiyanlarımız da erkek. Olacaklardan biz sorumlu olmayız”
Baskı varsa direniş de vardır ve varolacaktır. Direnmek en temel insan hakkıdır.
Direnmek, haksız bir zor dayatmasına karşı mukavemet göstermektir. Yani bir direniş varsa bunun nedeni hapishane idarelerinin baskı, irade dayatması ve işkenceye dayanan hapishane politikalarıdır.
Hapishane idarelerinin tutsaklara bu kadar pervasızca işkence yapabilmesi için bir yerlerden talimat ya da hiç değilse güç almış olması gerekir. İdareler işkence yapma “gücü”nü Adalet Bakanlığı’ndan almaktadır.
Daha iki gün önce Adalet Bakanlığı Şakran Hapishanesi’nde yapılan işkenceyi yalanladı ve bu yönde yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Oysa orada yapılan işkence Adli Tıp raporları ile sabittir. Olayların tanıkları vardır. Ayrıca hapishanenin tüm kameraları incelense işkence görsel olarak da ortaya çıkacaktır. Ancak Adalet Bakanlığı sorumluları açığa çıkartıp cezalandırmak ve halka gerçekleri açıklamak yerine gerçeklerin üstünü örttüğü için doğrudan bir talimata gerek olmaksızın hapishane idareleri işkencede sınır tanımıyorlar.
Adalet Bakanlığı’nın işkenceyi inkar eden açıklamalarından sonra işkencelerin artarak devam etmesi elbette tesadüf değildir. İşkence yapanlar korunacaklarını ya da göstermelik yargılamalarla aklanacaklarını biliyorlar.
Tekirdağ 1 No F tipi ve Silivri 9 No’lu Kapalı Hapishane müdür ve gardiyanları;
– İşkence yapmak yerine, sorunların çözülmesi için Adalet Bakanlığı’na sorunları ileterek, sorunların çözülmesine çalışın.
– İşkence yapmaya zorlanıyorsanız, bu durumu açıklayın ve istifa edin!
– İşkenceci olarak anılıp insanlığınızı her gün öldürmeyi tercih ediyorsanız da halkın tarihsel yargısından kurtulamayacağınızı bilin!
İŞKENCE VE SALDIRILARA SON VERİLSİN!
İŞKENCE İNSANLIK SUÇUDUR!
İNSANLIK ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!
Gürsel Mah. Çevik Sok. No:13/10
Kâğıthane/İSTANBUL Tel/Faks 0212 296 31 59
halkinhukuk@gmail.com
AÇIKLAMA NO: 501
Tarih: 12.10.2016
HALKIN HUKUK BÜROSU
