Direniş boyunca bana ve arkadaşlarıma güç veren haklılığımızdan aldığımız meşruluktu. Çok iyi biliyoruz ki bu ülkede nereye baksan adaletsizlik görüyorsun, benim yaşadığım durum bunun yalnızca bir örneğiydi. Ve adaleti mahkemelerde, davalarda kazanamadığımızın da örneklerini sayısız kez yaşadık. Buna olan tepkimiz ve adaleti kazanma kararlılığımız direnişi diri tuttu. Zaferin kazanılmasındaki en önemli etken sahiplenmeydi. Kamu Emekçileri Cepheli arkadaşlarım süreci benimle birlikte yaşadılar. Asla tek kişi olmadım, birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için diyerek hep birlikte omuzladık mücadeleyi. Sahiplenme yalnızca kendi arkadaşlarımla sınırlı da kalmadı. En başta da halkımızın adalet duygusuna güvenerek başlamıştım direnmeye ve bu güvenin boşuna olmadığı bir kez daha kanıtlandı. Tanımadığım pek çok insanla tanıştım bu süreçte, dayanışma içinde olduk. Örneğin, çadırın önünde zabıta durduğunda hiç karşılaşmadığım insanlar koştu geldi sorun olma ihtimaline karşı. Türkiye halkları olarak, öyle çok karşılaşmışız ki adaletsizliklerle, herkes kendisinde bir şeyler buldu ve mücadelenin bir ucundan tuttu. Böylece hep birlikte, adalet mücadelesinde bir kazanım daha elde ettik.
Direnişini Zaferle Sonuçlandıran Hatice Öğretmen İle Röportaj
9
1- Direnişiniz zaferle sonuçlandı, sizi ve Kamu Emekçileri Cephesi’ni zaferiniz nedeniyle kutluyoruz. Zaferi nasıl kazandığınızı anlatır mısınız?
Teşekkür ederim. Çadır direnişimin 30. açlık grevimin 10. gününde, 26 Haziran’da Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğüne çağırılarak, görevime iade edildiğimi tebliğ eden yazıyı aldım. Hakkımda yürütülen soruşturma tamamlanıncaya kadar güvenlik bahanesiyle uzaklaştırılmıştım. Aylardır bilinçli şekilde bitirilmeyen soruşturma henüz savunma aşamasına yeni gelmişken işime döndüm. Bu da elbette bu keyfiyete karşı yürüttüğümüz direnişin ve mücadelenin sahiplenilmesinin sonucuydu.
2- Süreç burada bitti mi, davalarınızla ilgili bilgi verir misiniz?
Süreç henüz tamamlanmadı. Hakkımda yürütülen soruşturma devam ediyor ve soruşturmanın sonunda ne olacağı belli değil, sürgün ihtimaliyle karşı karşıya kalabilirim. Durumumda soruşturulacak herhangi bir şey yok, demokratik, meşru bir hakkımı kullandım. Bu nedenle soruşturma sonucunda böyle bir cezalandırılma kabul edilemez. Dolayısıyla, mücadelem de bitmiş sayılmaz. Sürgün edilmem durumunda mücadele etmeye devam edeceğim. Ayrıca katıldığım basın açıklamasıyla ilgili davam sürüyor. 3 Temmuz’da ikinci duruşması görülecek.
3- Bu direniş size neyi öğretti?
Direniş sürecinde öğrendiğim pek çok şey oldu. Gücümüzün daha çok farkında olmamız gerektiğini, mücadele ederek her sorunun üstesinden gelebileceğimizi öğrendim öncelikle. Bizlere sürekli zayıf olduğumuz, hukuksuzluklarla savaşamayacağımız dayatılıyor. Oysa bizler emekçiler olarak haklıyız ve bu haklılık inanılmaz bir güç ve mücadele azmi sağlıyor. Normal şartlarda yapamayacağımızı düşündüğümüz pek çok şey, mücadele sürecinde zor gelmiyor. Örneğin, çadır direnişi sürecinden bahsedebilirim. Günlük yaşam içerisinde yastığı, yatağı yadırgadığım için arkadaşlarımda bile kalmazken, mücadele içerisinde bir çadırda kalmak zor gelmiyor. Bir öğünü atlayınca açlığın çok ağır basmasına rağmen günlerce aç kalmak sıkıntı yaratmıyor. Mücadeleye inanmak tüm yaşanacak sorunlardan öncelikli oluyor diyebilirim. Öğrendiğim bir diğer şey ise, mücadele edenin asla yalnız kalmayacağı. Daha önce de bahsettiğim gibi, herkesin adaletsizlikten nasibini aldığı bir toplumuz. Doğal olarak direnmeye başladığında insanlar sahipleniyor ve sürece dahil oluyor. Bu da direnişi büyütüyor, direniş büyüdükçe de motivasyon artıyor. Kısacası, asıl mesele mücadeleye başlama iradesini göstermek. Başladıktan sonra, direniş gücünü ortaya koyuyor ve sorunların çözümü düşünüldüğü kadar zor olmuyor.
4- Atanması yapılmadığı için intihar eden, disiplin cezaları yüzünden işten atılan, sürgün yiyen pek çok eğitim emekçisi var. Bu hak gasplarına karşı, can kayıplarını engellemek için ne öneriyorsunuz memurlara?
Bunlar çok sık karşılaştığımız durumlar ne yazık ki. Bizlere düzenin memurları olmamızı, verilen angarya işleri yapıp kendi dünyamız dışına çıkmamamızı dayatmaya çalışıyorlar. En doğal hakkımız olan çalışma hakkımız sınavlarla, mülakatlarla gasp ediliyor, birbirimize rakip gösteriliyoruz. Bunların temel sebebi korkuları aslında. Gücümüzden korkuyorlar, korkmakta haklılar da. Biz çoğuz, haklıyız ve doğal olarak güçlüyüz de. Tüm bunları çözmek için tek yolumuz direnmek, mücadele etmek. Umutsuzluğa kapılmak, teslim olmak sorunlarımızı çözmüyor. Mücadele ederek, örgütlü olarak gücümüzü kullanmalı ve adaletsizliğe karşı durmalıyız. Yalnız değiliz, bizlere benzer sorunlar yaşayan pek çok insan var. Bazen o ilk adımı atmak, önünde durulması mümkün olmayan bir gücü ortaya çıkarıyor. Birlikte, dayanışmayla hak gasplarını, can kayıplarını engelleyebiliriz.
previous post