6
Nuriye Gülmen
114. Gün: Yaşamak
Bugün baharın yalandan gelmiş olduğunu anladık. Yine kış gelecek, mart martlığını yapacak.
Dün Grup Yorum’un tutsak tüm üyeleri tahliye oldu. Elbette çok sevindik. Ama bir yanıyla da adaletsizliği kabullenemiyoruz. İnsanların özgürlüğünden çalmak bu kadar kolay mı? Al, birkaç ay yatır, bırak. Mahkeme yıllarca sürsün. Sonra bu mahkemelerden adaletli karar bekleyelim istiyorlar.
Alan çok güzeldi bugün. Çok fazla kalamadım, yetiştirmem gereken bir yazı için sık sık ayrılmak zorunda kaldım. Ama alanda olduğum süre boyunca dostlara, sohbete doydum. Gelenlerin ayağına, bizi yalnız bırakmayan yüreğine sağlık.
Sevgili Nazan bir süredir bizlerle. O da kamu görevinden ihraç edilmişti. Direnişimize varlığıyla güç katıyor, sağolsun. Bizi yalnız bırakmıyor.
Bugün kısa yazıyorum. Eluard’ın bir şiiriyle veda edeceğim. Çeviri A. Kadir’e ve Asım Bezirci’ye ait. Yaşamak’ta Eluard, birbirimize verecek ellerimiz var, diyor. Ne güzel diyor. Şiir yazan, üretken zihnine saygıyla…
Yarın yine alandayız. Herkesi bekleriz.
Nuriye
Yaşamak
Birbirimize verecek ellerimiz var,
uzaklara götüreyim sizi, tutun elimden.
Bunca yaşadım, yüzüm değişti, durdu,
aştığım her eşikte, tuttuğum her elde
baktım kardeş bahar, daha canlı, daha taze.
Kendine ayırdı, o iğreti bozgunu, ölümü,
yumulup açılan beş parmaktaki geleceği bana
[….]
Birbirimize verecek ellerimiz var.
Daha güzel değil hiçbir şey
birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan,
yerleri göklere kavuşturmaktan, gökleri geceye.
O bitmez tükenmez günü doğuracak geceye
Nuriye…
Semih Özakça
Direnişimizin 114. Gününden Notlar
Bugün alanda topladığımız imzaları teslim etmek için Milli Eğitim Bakanlığına gittik. Topladığımız imzaların büyük bölümü ilk ayımızda topladığımız imzalardı. Geri kalanı daha sonraki günlerde toplanan imzalardı. İlk ay çok imza toplayabilmemizin nedeni imza kampanyamızı duyurmamız ve insanları imza kampanyasına katılmaya yönlendirmemizdi. Yani bir iş için ne kadar çalışılırsa o kadar dönüt alınıyor. Atılan imzaların her biri ayrı ayrı değer taşıyor bizim için çünkü imza atan size güveniyor, belki de imza atarak bir bedel ödemek zorunda kalabilirim diye düşünüyor. İmza vererek bize desteklerini sunuyor halkımız. Bugün bu desteği arkamıza alarak binlerce imzayla, yani binlerce kişiyle bakanlığa yürüdük ve içeriye girdik. İçeriye girer girmez yabancılık hissettim. Burası gerçekten benim bir zamanlar bağlı olduğum bir kurumundu. Ama bizim değil onların kurumu olduğu gerçeğini bütün açıklığıyla gördüm. İçeriye girdiğimizde potansiyel suçlu gibi karşılandık. Çünkü iktidarın korkuları büyük, iktidar suç işledi ve kurumlarında da suçluluğunu bastırmak için gelenlere suçlu muamelesi yapıyorlardı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim o bakanlık halkın bakanlığı olmanın yanından bile geçmiyor. Dolayısıyla halka kaliteli bir eğitim veremedi ve veremez emin olabilirsiniz. O bakanlık ve diğerleri egemenlerin kurumları ve adaletsiz politikalarını uyguladıkları yerler.
Basın açıklamamızı yaptıktan sonra dövizlerimize anıta asıyorduk. Dövizlerimizi asmadan önce üzerlerinde biriken bantları temizleyip yazıları daha görünür kılmak için yazıların üstünden geçtik ve daha düzenli bir görüntü oldu. Bugün alanda farklı zamanlar da farklı üç kişi beni bir tanıdığına benzeterek farklı isimlerle bana selam verdi. Tesadüfün bu kadarı dedim içimden. Bunun yanında yeni tanıştığımız insanlar oldu. Onlarla uzun uzun sohbet ettik. Bir amca, onurunuzu savunuyorsunuz, yaptığınız çok güzel bir şey, direnişe devam diyerek sohbetimize katıldı.
Son günlerde direniş alanın dışında zamanımın büyük bölümü yazı yazmak ve okuma yapmakla geçiyor. Size okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın adı ‘Sibirya’. Sovyet yazarı olan Georgi Markov’un bir kitabı. Kitap sade bir dille, akıcı bir üslupla 1917 Bolşevik Devriminin arifesindeki süreci, İki devrimci olan Akimov ve Katya üzerinden anlatıyor. Halkın düzenden memnuniyetsizliğini ve düzenin değiştirilmesi gerekliği düşüncesini çok iyi veriyor.
Kitaptan beğendiğim alıntıları sizinle paylaşıyorum. Alıntılara yorum yapmayı size bırakıyorum. Yorumlarınızı sosyal medyadan veya alanda bana iletebilirsiniz.
Alıntılar:
1-Gerçek mutluluk tanıklık istemez.
2-O mutlu an da gelecekti nasılsa. Şu an için en büyük mutluluk düşmana saldırmaktı.
3-Dev olmanın bir tek yolu vardır. Ruhun korkuya karşı başkaldırması gerekir. Ama çeşitli korku vardır. Birini yenersen ötekiler o kadar kuvvetli görünmez. Direnmek, yılmamak gerekir. O zaman ruh kurtulur.
4-Korkmayan bir insan her silahtan güçlüdür.
Kitapta ısınmak için yakılan ‘Tungus Ateşi’nden bahsediliyor. Anlatılana göre ormancıların sert kış koşullarında kamp kurdukları zaman yaktıkları ateş. Tungus Ateşinin gerçekliği var mı bilmiyorum ama bizim direniş alanımızda o ateşe hiç gerek yok çünkü yüreklerimizdeki direnişin coşkusu içimizi ısıtıyor.
Coşku ve dirençle hepinizi kucaklıyorum. Kendinize has bakın…
Semih
Acun Karadağ
Direniş 108’den 114. Güne, Güncem
DİRENİŞLER KARDEŞTİR; KARDEŞ CANDIR
İstanbul’a vardım 24 Şubat Cuma sabah. Mehmet Sarı ile kahvaltı yaptık. Direnişlerden konuştuk. Akıllıdır Mehmet arkadaşım. Kartal’ da KESK şubeler platformu kararıyla haftada bir gün direnişe başlamışlar. Neden her gün değil haftada birgün diye konuştuk. Karar şimdilik böyle. Artıracağız zaman geçtikçe dedi. Eyvallah. Direnmeye bir yerden başlamak lazım tabii. Durmaktan iyidir. (Artırmış Mehmet Sarı direniş günlerini. 5 güne çıkarmış. Buraya eklemek gerekti) İstanbul’dan dönüş yolunda bolca düşündüm. “Taşı delen suyun hızı değil damlaların sürekliliğidir” dedi bir ses zihnimden. Mevcut KESK yönetimiyle bir taşı delmeyeli 10 yıl olmuş neredeyse…
Kahvaltıdan sonra Kadıköy’e doğru yola koyuldum. Heyecan zirve. Eskiler siper kardeşliği derdi. Ben direniş kardeşliği diyorum. Kardeşim Betül. Bencileyin, elinden ekmeği alınır alınmaz ekmeğinin, onurunun peşine düşen Betül Celep. 108. Gün direnişimi Kalkedon’da kardeşimle sürdürdüm. Ne güzel bir gündü. Gözlerimizde gördüğümüz dostluğu işimizi ekmeğimizi kazandıktan sonra da sürdürmek dileğiyle öperim kara gözlerinden.
Düzce’den çok namuslu bir ses geliyor her gün Yüksel Caddesi’ne. “Hırsız değilim, katil değilim, darbeci değilim” diye halka seslenen biri var. Kuvvetle muhtemel ki o ses iktidar ilişkilerine hiçbir biçimde bulaşmamış bir insanın kendinden emin sesidir. Alev Şahin seni duyuyoruz kardeşim. Yalnız olmadığını görüyoruz her gün. Düzce halkı güvenilir bir sese ne kadar hasretmiş…99 depreminden beri yaralı Düzce’nin dürüst mimarı. Şimdi sarın birbirinizin yaralarını. Seni Düzcelilere, Düzcelileri de sana emanet ediyoruz. İşine döneceğinden adımız kadar eminiz.
Her güncesini okuyunca gülümsediğim Engin Karataş. Çağımızın Nasreddin Hoca’sı. Engin Öğretmen Bodrum’da ne de güzel direniyor. Siz kim oluyorsunuz da böyle üretken, yaratıcı, yüreği çocuk sevgisiyle dolu bir eğitimciyi işten atıyorsunuz? Derdiniz halkın eğitimi, refahı olsa veya aklınız erse bu öğretmenlerin 40 yıl kölesi olmak isterdiniz. Ama eminim Engin Öğretmen de o naif sesiyle size “Kölelik iyi bir yönetim biçimi değildir. Bunu istememelisiniz. Ben işime geri dönünce sizin de eğitilmenizi sağlayacağım” derdi. (Gülümsüyorum. Fark ettiniz mi?) Engin Öğretmen. Kardeşim. Ondan çok şey öğreniyorum. Öpüyorum kara gözlerinden.
Malatya… Hem kanayan yaramız, öfkemiz hem de gururumuz…47 gündür eylem yapan 47 kez gözaltına alınan kamu emekçileri… Erdoğan Canpolat’ın ak sakalının kılı olamazsınız; Özkan-Esen Karataş’ın, Sertaç Ökdemir’in, Cengiz Uğurlu’nun kesip attığı tırnak… 47 kez gözaltına alındığı halde o parkta banka oturmak kamu emekçilerinin gururu, ama gözaltına izin vermek de Malatya halkının ayıbı. Öğretmenini, sağlık emekçisini her gün polise teslim eden Malatya halkı utanmalıdır. Her gün kabahatler kanunundan para cezası kesilen bu insanlar belli ki suç işlemedikleri halde yakalanıp işkence görüyorlar. Düzce halkı kadar olamadınız mı? Bu ne iştir? Haklarını kullanmayı mı unuttun Malatya?
Aydın’ ın efeleri. Bugün 16. Gün 15. Gözaltı… Ali Gün, Savaş İlhan ve diğer kamu emekçileri… Ne güzel direniyorsunuz yoldaşlarım. Zalime karşı işimizi ekmeğimizi geri alacağımızdan o kadar eminiz ki. Polis karakol neylesin sizin iradeniz karşısında. Yakındır zafer günü. Yılmayan yıkılmayan direnen elbet kazanacak. O güzel masum çocuklarımız ve sömürüsüz bir ülke için sesinize ses veriyoruz Aydın. Yılgınlığa inat yeni bir hayat.
Ankara’da yeni bir ses Mahmut Konuk. Mahmut abi! Çok bekledin KESK’ i. Zaman verdin yönetime. Biliyoruz. Emin ol kazanacağına inanan bir haklının sesinden daha güçlü olamaz başka hesaplar yapanların gürültüsü. İşten atıldığı Çankaya Toplum Merkezi önünde Pazartesi günleri 3 saat halka seslenecek Mahmut abi de. Koca gövdesinden çıkan davudi sesiyle ” 40 yıllık emeğimi çalanlar, iki elim yakanızda” diyecek. Korkmayın öyle esip gürlediğinde. Zalime karşı sert duran gövdesinde mazluma karşı bir çocuk yüreği taşır Mahmut abi. Gözlerinizin içine öyle temiz temiz bakar ki hakkında kötü düşünmeniz mümkün değil. Acılardan süzülüp gelmiş bir halkın çocuğudur O. Kavgayı da bilir sevmeyi de.
Topu topu bu kadar direnişçilerimiz. İki kere, iki elin parmakları kadar. Yüz bin kamu emekçisi işten atılmış. Don Kişot’muyuz biz? Diğerleri nerede? Bakalım neredeler? Atılan sağcılar zaten direnmeyi bilmez. Söylenip ah edip Allaha havale ederler. Oysa zalimin ne ahtan ne Allahtan haberi var. Umurunda bile değil yüzbinlerin açlığı. Onların kaderini de biz belirleyeceğiz. Tarihin ilk çağlarından bu yana bütün büyük değişimler bir kişinin cesaretiyle başlamadı mı? Örneğin Kepler Bruno’ya, Bruno Galileo’ya seslenmedi mi? Ankara’dan bir seslendik herkes duydu. Bu tekil direnişçiler, niteliğini değiştiriyor galiba direnişin. Fazla sayılarla toplanıp polis dağıtınca sendika şubelerine, oradan da evine dönen kitlelerden, 1-2 direnişçi ile başlayıp çoğalan, kararlı ve “sonuç” hedefli bir direniş anlayışına dönüşüyor mücadele. Tarihe uygun ilerliyor gibi herşey. Herkes tarihteki rolünü üstleniyor. Meydana çıkan, destek veren, büyüten, saldıran, kaçan, gizlenen, ihbar eden, arkadan vuran, terkeden, …mış gibi yapan, ezen, ezilen, ezildiğini bilmeyen, ezenin yanında yer almış ezilen vs. Rolünüzü belirleyin. Geri dönüşü olmayan bir zorun içindeyiz. Oyalanmayın. Zaman aleyhimize işliyor…
Not: Cuma günü, İstanbul 5 nolu Eğitim Sen şubesindeki söyleşide gerçekleştirdiğim “Karikatürlerle KHK Süreci” adlı sunumu bu Cumartesi-04/03/2017 saat 16.00 Yüksel Caddesinde direniş alanında tekrar sunacağım. Bekleriz efendim.
Sevgi ve umutla
Acun Karadağ
Nâmı diğer Acun Öğretmen
