8
KIZILDERE UZLAŞMAZLIKTIR:
“DÖNMEYE DEĞİL ÖLMEYE GELDİK!”
KIZILDERE;
EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI
İDEOLOJİK NETLİKTİR: “TEK YOL DEVRİM, TEK KURTULUŞ SOSYALİZM!”
THKP-C’DEN DHKP-C’YE
KIZILDERE’NİN YOLUNDA İLERLİYORUZ!
BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK BİR ANADOLU İÇİN UZLAŞMAYACAK SAVAŞACAĞIZ!
ANADOLU İHTİLALİNİ
ZAFERE TAŞIYACAĞIZ!
47. Yılında Kızıldere’de Şehit Düşen Mahir Çayan Ve Yoldaşlarını,
49 Yıllık Tarihimizde Sosyalizm İnancı İle Anadolu İhtilalini Yaratan ve Yaşatan Yüzlerce Şehidimizi Sevgiyle, Saygıyla Selamlıyoruz, Anıyoruz.
THKP-C’den DHKP-C’ye Türkiye Halklarının Onur, Adalet, Demokrasi, Sosyalizm Kavgasıdır 49 Yıldır Verdiğimiz.
Tasfiyecilik, Uzlaşma, Teslimiyet Dayatmasına Karşı 49 Yıldır Dalgalandırdığımız Devrimin Kızıl Bayrağıdır!
Kökümüz Kızıldere…
Biz kökümüze tutundukça dallarımız gökyüzüne doğru yeni sürgünlerle yükseliyor.
Biz kökümüzü besledikçe Anadolu ihtilali büyümeye devam ediyor.
Her dönemeçte yeni ömürler verdik devrime. Ve her ömür toprak olup besledi köklerimizi.
Kızıldere bizim kökümüz…
Kızıldere doğum yerimiz…
Kızıldere geçmişimiz…
Kızıldere bugünümüz…
Kızıldere geleceğimiz…
Kızıldere evimiz…
Kızıldere okulumuz…
Kızıldere rotamız…
Kızıldere pusulamız…
Kızıldere devrimdir, devrimciliktir!
Devrimcilik bedel ödemektir.
Devrimcilik teslim olmamaktır.
Devrimcilik UZLAŞMAMAKTIR!
Devrimcilik halka, halkın kurtuluş savaşına sadakattir.
Emperyalizmle uzlaşma ve teslimiyet ise köleliktir. Halklara ihanettir!
Kızıldere’den günümüze, 49 yıllık tarihimizin her dönemi, her süreci devrimcidir, 49 yıllık mücadelemiz dünya halklarına sunulmuş bir devrimcilik destanıdır.
Çünkü biz;
Hep bedel ödedik.
1972’de Kızıldere’de teslim olmadık, bedel ödedik.
1984’te hapishanelerde teslim olmadık, ölüm oruçlarıyla bedel ödedik.
1991-92’de emperyalizmle uzlaşmadık, teslim olmadık, 12 Temmuzlarda, 16-17 Nisanlarda ve yüzlerce başka operasyonda katledilen yoldaşlarımızla bedel ödedik.
1996’da uzlaşmayı reddetmeye devam ettik.
Ölüm oruçlarında bedel ödeyerek oligarşinin halka saldırısının önüne barikat olduk.
2000’lerde emperyalizmin düşüncelerimizi teslim alma saldırısını, bir direnişte ödenebilecek en büyük bedellerden biriyle, yedi yılda 122 şehitle yendik!
Çünkü biz;
Hiç teslim olmadık!
1972’de “Dönmeye Değil Ölmeye Geldik” dedik…
1984’te “Teslim Olmayanlar Yenilmez” dedik…
1991-92’de “Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak” dedik…
1996’da “Ya Zafer Ya Ölüm” dedik.
2000’de “Ya Düşünce Değişikliği Ya Ölüm” tehdidine “Düşüncelerimizi terk etmeyeceğiz” diye karşılık verdik…
Çünkü biz;
Hiç UZLAŞMADIK!
1972’de “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye öldük.
1984’te “Tek Tip Elbise Giymeyeceğiz, Direneceğiz” diye ölüme yattık.
1991-1992 ‘de “Tankınızla, topunuzla gelin, girin içeri. Ölülerimiz bile korkutacak sizi” diye haykırdık.
1996’da “Hücrelere girmedik, girmeyeceğiz” dedik.
2000’lerde “Düşmanın beyaz kefenlerini değil, devrimin kızıl kefenlerini giyeceğiz” dedik.
BUGÜN SOSYALİZM DİYEN BİR BİZ KALDIYSAK, KIZILDERE’NİN UZLAŞMAZ RUHUNU 49 YILDIR BÜYÜTTÜĞÜMÜZ İÇİNDİR!
49 yıldır eğilip bükülmedik. “Savaş iki tarafın iradesini birbirine kabul ettirmek için başvurduğu bir şiddet hareketidir ve taraflardan birisi iradesini diğerine kabul ettirene kadar sürer.” der Lenin.
THKP-C’den DHKP-C’ye 49 yıldır irademizi uzlaşmazlıkla büyütüyoruz.
Savaşta bir yenen, bir yenilen olacaktır.
Bugünkü savaşın yenen tarafı ise biz olacağız! Çünkü tarihsel ve siyasal olarak haklı olan biziz!
Bu demektir ki emperyalizmi ve faşizmi ülkemizden kovana, devrimci halk iktidarını kurana, emperyalizm dünya yüzünden silinene kadar uzlaşmaz karakterimizden asla taviz vermezsek mutlaka biz kazanacağız!
İŞTE BİZ KIZILDERE’DEN BU YANA BU TARİHSEL VE BİLİMSEL GERÇEĞE SIRTIMIZI DAYADIK. VE BUNUN İÇİN DE TÜM DÜNYADA TEK KALMAYI GÖZE ALDIK!
Dayı’nın belirttiği gibi “Günümüz dünyasında tek başına kalmayı göze almadan Marksist-Leninist kalmak mümkün değildir.”
Biz her tarihsel süreçte hep tek başımıza kalmayı göze aldığımız için ayakta kaldık.
Cunta hapishanelerinde tek başına kalmayı göze almak yol olmayı da göze almaktı üstelik tıpkı Kızıldere’deki gibi. Bunu da göze aldık.
Cüret, haklı olmayı bir güce dönüştürür. Biz cüretle direndik ve Marksist-Leninist değerlere sahip çıktık. İktidar iddiamızı koruduk, devrim yürüyüşümüzü sürdürdük.
EMPERYALİZM VAR OLDUĞU SÜRECE ‘BARIŞ’ HALKA İHANETTİR!
Bugün emperyalizmin halkları teslim alma politikasının adı ‘UZLAŞMA’dır.
“Barış” diye, “halkların çıkarı” diye uygulanan, emperyalizmin halkları ve onun devrimci örgütlerini teslim alma dayatmasıdır.
Uzlaşma, halklar için yenilgidir!
Ve bugünün dünyasında uzlaşmanın vardığı yol teslimiyettir!
Uzlaşma teslimiyettir, halka ihanettir!
Tüm dünyada, emperyalizme ve oligarşilere karşı silahlı mücadele veren örgütlerin tasfiyesi; ideolojik ve siyasi önderliğini emperyalizmin yaptığı bir süreçtir ve bu süreç ülkemizde Kürt Milliyetçi Hareket ve onun kuyrukçusu olan oportünist sol eliyle yürütülmektedir.
Yani “uzlaşma”, “barış” vb. diye süslenerek üzeri örtülen, aslında TESLİMİYET gerçekliğidir.
Yoksa ortada bir uzlaşı, bir barış yoktur, olamaz da. Çünkü varlıkları, tamamen birbirlerinin ölümüne mahkûm olan iki karşıt sınıf arasındaki savaştan bahsediyoruz.
Uzlaşmazlık, her koşulda direnme ve savaşma iradesidir. Militanlıktır. Militan bir beyindir.
Parti-Cephe militan bir beyindir, Parti-Cephe militan beyinlerin örgütlü hareketidir.
Bugüne kadar düşmanın hiçbir politikasıyla uzlaşmadık! Düşmanlarımız tarihsel birikimiyle, elindeki her türlü olanakla, beyinlerimizi teslim almaya çalışıyor.
Savaş alanı beyinlerdir; savaşın kazanıldığı esas cephe, ideolojik cephedir.
Yapılması gereken; düşmana cepheden tavır almak, uzlaşmaz olmak ve sınıf çıkarlarımızın bilincinde olmaktır. Bugünkü kuşatmada savaşmak; devrim ve iktidar programını hayata geçirmek için zorunludur.
UZLAŞMA TESLİMİYETTİR, UZLAŞMA ÖLÜMDÜR!
UZLAŞMAZLIK EMPERYALİZMİN SONUDUR!
Emperyalizm Parti-Cephe ideolojisini tasfiye etmeye, bunun için Parti-Cephe’yi uzlaşmaya ikna etmeye çabalıyor. Başlarımıza ödül koyuyor, “gizli tanık” icat ederek yüzlercemizi tutukluyor, yoldaşlarımızı katlediyor.
Halk için olan tüm çalışmaları yerin dibine gömmek istiyor.
Halk için sanatçılık, avukatlık, mühendislik, devrimcilik yaptırmamak için bin bir saldırı örgütlüyor, bin bir politikayla kuşatıp yok etmek istiyor.
Ancak Kızıldere’den miras uzlaşmazlık geleneğimizle, düşmanımızın politikaları karşısında bugüne kadar umutsuz, çaresiz kalmadığımız gibi, bugün de iktidara giden yolu açıyoruz.
Çünkü halkın içindeyiz, her sorunumuzun çözümünü halkın içinde arıyor, buluyoruz. Halktan asla kopmuyoruz!
Çünkü gücünü yasalardan alan faşizmin yarattığı ve halka dayattığı adaletsizliği karşısında gizlilikten taviz vermiyoruz! Her koşulda savaşan yeni insanı yaratıyoruz!
Bu nedenle DHKP-C, emperyalizmin korkusudur!
Uzlaşmazlığıyla, cüretiyle, ideolojik netliğiyle, devrimcilik anlayışıyla, dünya halklarına ve devrimcilerine “kötü örnek”tir.
Dünyanın dört bir yanında koşullar devrimden, halktan yanadır. Bunu halk iktidarına giden yolda bir olanağa çevirmek; ancak ve ancak düşmanını iyi tanımakla, o düşmanla her koşulda savaşmak ve uzlaşmamakla mümkündür!
Önemli olan yaşananları doğru analiz ederek savrulmadan, yalpalamadan, devrim ve sosyalizm hedefi ile emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleyi örgütleyebilmektir.
THKP-C’den DHKP-C’ye Parti-Cephe’nin savaşında düşman bellidir.
Değişmeyen ve asla değişemeyecek olan emperyalizmdir! Değişmek zorunda olan ise emperyalizmin dünya halklarına dayattığı yoksulluk ve adaletsizlik gerçeğidir.
Parti-Cephe’nin savaşı, yoksulları örgütleyecek, adaleti halkın ellerine teslim edecektir!
Halkların devrimci dinamiklerini törpüleyerek, emperyalizme teslimiyeti savunmayı “barış” diye yutturmaya çalışmak ikiyüzlü uzlaşmacıların işidir. Sınıf mücadelesinin ateşini söndürerek barış gerçekleştirilemez.
Bu ‘barış’, halkların kurtuluşunun önüne set çeken, emperyalist istikrarın sağlanmasına hizmet ettiği için, barış değil teslimiyettir!
Uzlaşmacılık teslimiyete, teslimiyet ihanete, ihanet ise tasfiye ile sonuçlanır. Bu kaçınılmaz sondur.
DHKP-C bu sonun çok uzağındadır!
SOYUMUZ, KURTULUŞA KADAR SAVAŞ DİYENLERİN SOYUDUR!
Uzlaşmanın, teslimiyetin, ihanetin ve tasfiyenin asla uzanamayacağı bir soydur bu.
Kızıldere bizim iktidar iddiamızdır.
Bunun için THKP-C yolunda Kızıldere’de manifesto yazan şehitlerimize ve Dayı’ya söz veriyoruz.
Sözümüz programımızdır:
– Halkımızdan asla kopmayacağız, halkımızı örgütleyeceğiz, savaşı halklaştıracağız.
– Devrimi yaratacak ve yaşatacak olan yeni insanı yaratacağız.
– Devrimi yaparken de devrimi korurken de toprağımız, ağacımız, dallarımız, çiçeklerimiz, her şeyimiz ÖRGÜTLÜ HALK olacaktır.
Adaletsizlik, devrimin örgütlenme dinamiği; yoksullar ise devrimin sahibidir.
Yoksulluğa ancak yoksullar son verebilir!
YOKSULLUĞA SON VERECEK TEK GÜÇ, YOKSULLARDIR!
AÇLIĞA SON VERECEK TEK GÜÇ, AÇLARDIR!
ZALİMLERİ YENECEK TEK GÜÇ, MAZLUMLARDIR!
YOKSUL HALKI ÖRGÜTLEYECEK TEK GÜÇ CEPHE’DİR!
Cephelinin doğum yeri Kızıldere’dir…
Kızıldere, bağımsızlık demokrasi sosyalizm hedefimizdir…
Kızıldere siper yoldaşlığıdır…
Kızıldere devrimin prestijidir…
Kısacası Kızıldere bizim her şeyimizdir…
Kızıldere; dünümüz, bugünümüz, geleceğimizdir!
Kızıldere savaş çağrısıdır!
Kızıldere ihtilalin yoludur!
İHTİLALİMİZİN EN ONURLU SAYFALARINI YAZAN 30 MART-17 NİSAN’DA ŞEHİT DÜŞEN YOLDAŞLARIMIZI,
KATİLLERİYLE UZLAŞMAZLIĞIMIZIN ONURUYLA ANIYORUZ!
Faşizmin halka düşmanlığını gösteren bu iki katliam; Cephe’nin her kuşatmada direnerek yazdığı destanların tarihsel örnekleridir.
Tarihimizi yaratanlar onlardır. Onları katillerine duyduğumuz kini büyüterek anıyoruz.
Şehitlerimize Sözümüzdür;
SINIFSIZ SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYAYI, BAĞIMSIZ DEMOKRATİK BİR ANADOLU’YU MUTLAKA KURACAĞIZ!
KIZILDERE’DEN BUGÜNE SAVAŞIMIZ SÜRÜYOR, İHTİLALİMİZ BÜYÜYOR!
MAHİR, HÜSEYİN, ULAŞ KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
TEK YOL DEVRİM, TEK KURTULUŞ SOSYALİZM
KIZILDERE YOLUMUZ CEPHE UMUDUMUZ!
DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ
