8
Sebebi ne olursa olsun öğrenci gençliği umutsuzluğa, geleceksizliğe ve bir sonuç olarak intihara sürükleyen bu faşist düzendir. Sorumlular, katiller AKP iktidarı ve onun temsil ettiği ülkemiz egemenleridir. Ve saldırıların biçimi ne tür olursa olsun, ancak ve ancak buna karşı kesintisiz mücadele edilerek boşa çıkartılabilir. Bekleyerek, haklarımızın gasp edilmesini izleyerek, ya da ufak zaferlerle yetinerek mücadele yürütülemez.
18 Şubat 2020 tarihinde, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi olan Hakan Taşdemir, yoksulluktan ve işsizlikten dolayı intihar etti. Geçtiğimiz ay yine İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli de aynı sebeplerden ötürü intihar etmişti.
Bugün yoksul halkımız da çözümsüz bırakıldıkları noktada intiharlara başvurarak ölümü seçmektedir. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gibi, intiharlar da tesadüf değildir. Özellikle intihar sebeplerinde bir ortaklık görünmektedir. Bu ortaklık, açlık ve yoksulluktur.
Bu Tablo, 2020’lerin Türkiye’sinin Tablosudur.
Üniversitede okuyan, gelecek hayalleri kuran gençlerin açlık ve yoksulluktan intihar ettiği; halkımızın, çocuklarına ekmek götürmek kaygısıyla yanıp kavrulduğu, çözüm bulamadığı yerde intihar etmeyi seçtiği bir ülkedir artık Türkiye.
Cizre kaymakamlığından kendini atan, valiliklerin, TBMM’nin önünde kendini yakan halkımızı bu duruma düşüren, 70 yıldır ülkemizde ne var ne yoksa sömüren emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileridir. 20 yıldır hükümette yer alan AKP iktidarı, özelleştirme, sömürü ve katliam politikalarında tarih kitaplarında Hitler Faşizmiyle birlikte anılacak niteliğe ulaşmıştır. Ve dünya üzerinde kendinden sonra gelecek olan faşist iktidarlara da örnek teşkil etmektedir.
Ülkemizde bir günümüz geçmiyor ki, yeni bir hak gaspı, hırsızlık, intihar, katliam haberi almayalım. Her günümüz, tüm yaşamımız artık acıyla yoğuruluyor.
Bugün de öğrenci gençliğin bu içine düşürüldüğü durum ortadadır.
Bu durum yetmiyormuş gibi, intihar eden arkadaşlarını anmak isteyen öğrencilere yönelen şiddetin boyutu da ortadadır.
Üniversiteler, Özel Güvenlik Ve Polis Terörünün Merkezi Mi?
İntihar eden arkadaşlarını anmak isteyen İstanbul Üniversitesi öğrencilerine, yönelen özel güvenlik ve polis terörü üniversitelerde artık alışılagelmiş bir durum halini almıştır. Herhangi bir eylemsellik, anında polis veya özel güvenlik terörünün hortlamasına yeterlidir.
Bu pervasızlığın sebebi gençliğin örgütsüzlüğü, örgütlü gençliğin ise teslimiyetçi politikalarla kendi örgütlülükleri tarafında yanlış yönlendirilmeleridir.
Çözüm, doğru devrimci politikalar etrafında örgütlenmiş, tutuğunu koparan ve vurduğu yerden ses getiren militan bir mücadele çizgisinin oturtulmasıdır.
Ülkemizin Tüm Gençliğini, Geleceğimizi Kendi Ellerimize Koparıp Almak İçin Dev-Genç Saflarında Mücadeleye Çağırıyoruz!
Zulüm varsa direniş de vardır. Ülkemiz gençliğine yönelen tüm saldırılar ancak örgütlü bir biçimde mücadele ederek boşa çıkartılabilir.
12 Eylül döneminde de gençlik umutsuzluğunu intiharlarla sonuçlandırmaya başlamıştır. Fakat o dönemde sınav yönetmeliklerine karşı yapılan direniş, bu yüzden intihar eden İsa Tanrıverdi’nin hesabını sormuştur.
“Cunta görünürde iktidarı bırakmıştı ama üniversitelerde YÖK aracılığıyla zaten 12 Eylül yönetimi sürdürülüyordu. “Sivil” iktidarların işbaşı yaptığı ilk dönemlerde çok sayıda öğrenci YÖK’ün uygulamaya soktuğu anti-demokratik sınav yönetmeliği yüzünden okuldan atıldı. Marmara Hukuk Fakültesi öğrencilerinden İsa Tanrıverdi okuldan atılmasını hazmedemeyerek 26 Ekim 1987’de intihar etti. 12 Eylül’ün YÖK’ü İsa’yı katletmişti. Öğrenciler rektörlüğün önüne “Kıyımlara Son” yazılı siyah bir çelenk bıraktılar. Gösteriye polis saldırdı ve 2 öğrenci gözaltına alındı. Dev-Genç’liler rektörlük önünde oturma eylemi başlattılar. Dev-Genç’liler ayrıca cenazeye sahip çıkarak, protesto yürüyüşü düzenlediler. Bunu izleyen günlerde de öğrenci kıyımlarına karşı açlık grevi yapıldı.”
Yemekhane zamları ve saatlerindeki değişikliği öğrenci gençlik kabul etmemiş ve mücadeleye kalkmıştır. İşte esas olan budur. Ve üzerine gelen Sibel Ünli’nin ölümü, öğrenci gençliği daha bir kararlı kılmıştır. Solun, direnişi dönem başına bırakma girişimlerine karşın öğrenci gençliğin kısa sürede gösterdiği politik tavır bile zaferi getirmeye yetmiştir.
Bu umutsuzluk ortamını, ancak ve ancak her koşul altında mücadele eden Dev-Genç önderliği altında birleşmiş bir gençlik yok edebilir. Tıpkı 12 Eylül sonrasındaki karanlığı yırttığımız gibi.
Yaşadığımız, bize yaşatılan tüm acıların hesabını sormak için,
Bizden çalınan ne varsa geri almak için,
Üzerimize yönelen şiddeti karşı şiddetle cevaplayabilmek için
Ekmek Adalet ve özgürlük için
Bağımsız, demokratik sosyalist bir ülke için,
Dev-Genç Saflarında Birleşelim, Savaşalım Kazanalım!
Yaşasın Dev-Genç Yaşasın Dev-Gençliler!
v
