9
Kemal Amca’nın Açlık Grevi Direnişi’nin 56. Günü
20.04.2017 Perşembe
Saat – 08.53
Pırıl pırıl parlıyor güneş yine. Ramazan direniş meydanındaki yerimizi hazırlamış. Büyük şemsiyemizin altında toplanıyoruz ve sabah çaylarımızı içiyoruz.
Tutsaklarımızı konuşuyoruz. Elimizde tutsaklarımızın adres listesi var. Bu listeden faydalanarak tutsaklarımıza her gün mektup yazmak için vakit ayırıyoruz. Gelen ziyaretçilerimize de tutsaklarımıza mektup yazmalarını önererek tecridi dışarıdan kırmaya devam etmek kararındayız. Günlüğümüzü okuyan tüm dostlarımızın da tecride karşı mücadelemizde yanımızda olmalarını, bir mektup veya bir kartla bu kampanyamıza katılmalarını umuyoruz. İşkencelerin bitmediği hapishanelerde, tutsaklarımıza gönderilen her mektup, her kart tecride vurulan bir darbedir, duvarlara atılan koca bir taştır.
Ayhan arkadaşımız da geldi. Sezai Abi’nin on parmağında on marifet olduğunu söylüyor tutsaklarımıza mektup yazarken. Sebebi de, Sezai Abi’miz mektubunu yazarken hemen bir şiir de yazıverdi. Bu arada çok güzel yemek yaptığını sizlere söylemiş miydik bilmiyorum, hem mektup yazıyoruz, hem de bunlardan söz ediyoruz şu sıralarda. Kemal Amca’mızın yüzü gülüyor, morallerimiz yerinde.
Saat 09.54
Yağmur çiseliyor hafiften hafiften. Ben yağacak, Ramazan yağmayacak derken Kemal Baba’nın desteği ile panomuzu ve eşyalarımızı şemsiye altına almaya ikna oluyor. Dersim burası, geldiğimden beri hava durumu ile ilgili bir fikir edindim aşağı yukarı, nitekim başladı yağmur yağmaya. Ramazan yazdıklarıma bakıp beni Kemal Amca’ya şikayet ediyor, gülüyoruz hep beraber. ‘’O sizin kavganız, ben karışmam ancak ayırırım’’ diyor Kemal Amca’mız.
Ziyaretçilerimiz var, İsviçre’de yaşayan aslen Dersimli, kendi deyimiyle ‘gerçek Dersimli’ bir aile geldi ziyaretimize. Sevgiyle sarıldılar hepimize ve nasıl yardımcı olabileceklerini sordular defalarca. Her zaman Kemal Amca’nın yanında olduklarını belirttiler saygıyla ve bütün samimiyetleriyle. İmza fönümüzü de imzaladılar ailece. Biz de ziyaretlerinin devamından çok mutlu olacağımızı söyledik kendilerine, resimler çekti oğlu ve yine sevgiyle kucaklaşarak ayrıldık.
İbrahim Saban yarın sabah erkenden ayrılıyor aramızdan.
Saat – 11.14
Güneş açtı yine, Kemal Amca Ramazan’la voltada. Volta atmak çok önemli, yürümek ve kasları çalıştırmanın çok önemli olduğunu sık sık tekrarlayan Ramazan, Kemal Amca’nın voltasını sıkı sıkı takip ediyor. Voltada güzel sohbetler de yapılıyor elbet.
Tutsaklarımıza yazdığımız mektuplarımız gönderilmeye hazır.
Deli gibi bir yağmur ve buz gibi bir soğukla karşılaşıyoruz aniden. Şemsiye altında toplanmış halde yağmurun geçmesi bekleniyor şu sıralar.
Saat – 12,.49
Dersim… Güneş pırıl pırıl…
Ziyaretçilerimiz var yine. İzmir’den Kemal Amca’mızın direnişini duyarak gelen bir konuğumuzla birlikte iki de üniversite öğrencisi arkadaşlarımızla sohbet ediyor Kemal Amca.
Ziyaretçilerimizle vedalaştıktan sonra direniş yerimize gelen gazeteleri okumaya koyuluyoruz.
Saat – 13.45
Bünyamin Hocamız bizimle birlikte her zamanki gibi. Botan ve Fatih isimli iki Amed’li Dersim Üniversitesi öğrenci ziyaretçilerimizle Kemal Amca Botan isminin anlamını konuşuyorlar. Fırat’la Dicle’nin birleştiği yerdeki bölgenin adı olan Botan’ın sohbeti devam ederken, tutsaklarımızın hapishaneden Kemal Amca’ya hediye olarak gönderdiği su ısıtıcısıyla çay suyumuz geliyor Ayhan’dan ve çaylar yapılıyor. Kemal Amca’nın radyosundan türkülerimizi dinliyoruz aynı zamanda.
Kemal Amca’ya gelen fakslar var Eda’nın elinde. Elif Akkurt ve Yayla(Fadik Adıyaman) tarafından Sevgiyle saygıyla, dayanışmayla yazılmış faksları okuyor Eda hepimize, can kulağı ile dinliyoruz. Elif ve Yayla’nın Sezai Abi’mizden bir istekleri olduğunu duyuyoruz Eda okurken, Elif ve Yayla kendi adlarına Kemal Amca’ya 11 karanfil verilmesini istemişler. Duygulanıyoruz…
Saat – 14.10
Günlüğümüzü bilgisayara aktardığım yerden ayrılıyorum, yukarıya Kemal Amca’nın yanına, direniş yerimize dönüyorum ve kalabalık bir ziyaretçi grubuyla karşılaşıyorum yine. İzmir’den beklediğimiz misafirlerimiz de gelmişler. İzmir Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Aycan Çiçek ve İzmir Grup Yorum üyesi Esma Kat arkadaşlarımız Kemal Amca’nın yanına oturmuş sohbet ediyorlar. Türkülerimizi dinleyerek oturuyoruz hep birlikte.
Saat – 14.50
Yine İzmir’den iki ziyaretçimiz vardı. Başka şehir ve ülkelerde yaşayarak yaz aylarında Dersim’deki evlerine gelen Dersimliler sayıca çok fazla.
Bu arada İbrahim Saban ve avukatımız Aycan görüşmek için savcıya gidiyorlar.
Hakkârili bir üniversite öğrencisi olan Şenol geldi yanımıza. Kemal Amca’nın ilk günlerinde de gelerek resim almış, ses olmaya çalışmış Şenol. Şenol’la genel olarak süregelen ve sonlandırılmış açlık grevlerinden konuşuyoruz. Kazanımla veya kazanımsız sonlandırılan açlık grevi direnişlerini konuşurken Kemal Amca; kararlılığıyla açlık grevini gerekirse ölümüne kadar sürdüreceğini söyleyerek, kendisi ölse dahi yoldaşlarının arkasından bu direnişi devam ettireceğini anlatıyor Şenol’a. Genç arkadaşımız her zaman yanımızda olduğunu ve Kemal Amca’ya ses olmaya her zaman devam edeceğini söylüyor bütün samimiyetinle. Kemal Amca bu gencimize oğlu Çayan’la ilgili anılarını anlatıyor, merak ettiği konularda sorduğu soruları yanıtlıyor.
Saat – 18.00
Havanın açık olması nedeniyle oldukça yoğun bir gün geçirdik. Ziyaretçilerimiz çoktu. Üniversite öğrencilerimiz Kemal Amca’mızı hiç yalnız bırakmıyorlar. Yaprak ve Zeynep de bizimle beraber. Eda Kemal Amca için sosyal Medya’yı dikkatle takip ediyor.
Savcılıktan dönen İbrahim Saban ve avukatımız Aycan savcının sözlerini ilettiklerinde pek de şaşırmıyoruz. İbrahim Abi’nin kızının cenazesini istemesi üzerine verilen yanıtları yazalım size;
‘’var da vermedik mi?’’
‘’DNA’lar eşleşsin verelim, kemikleri görmedin mi, o kadar kolay mı?’’
DNA testinin yapılmasının dahi mümkün olamayacağı kadar cesetleri yok etmeye çalışanlara sorulmalıydı bu soru; ‘’kemikleri görmediniz mi?’’
DNA’ların tespitini olanaksız kılanların, bu sorumluluklarını üstlenip DNA tespiti sormaktan veya beklemekten vazgeçmeleri gerekir. DNA tespiti imkan dışı olsa dahi katledilen, katledildikten sonra un ufak kemikler kalana kadar yakılan evlatlar kimlerdir biliniyor. Kimlikleri belirsiz, cesetleri sahipsiz muamelesi yapılamaz. Evlatlarımız kimsesiz değiller, evlatlarımızın kimsesizler mezarlığına gömülmelerini kabul etmeyi dayatmak Kemal Amca’mızı bir baba olarak ancak daha da öfkelendirecek ve direnişini sonuna kadar götürmek kararlılığını daha da arttırarak sürdürecektir. Savcının bir hukukçu lisanı ile yanıt vermekten aciz oluşu ve ‘’var da vermedik m?’’ yanıtı vatandaşların, halkların adalet saraylarında nasıl muamele gördüğünü anlatmaktan öte bir şey ifade etmemektedir.
Kemal Amca’nın yanıtı açık ve nettir;
‘’Bir tek kemik parçası dahi olsa, oğlumun o kemiğini alacağım!’’
