Home direnişlerCevahir Direnişi 1.Gün

Cevahir Direnişi 1.Gün

by halkinkutuphanesi
0 comments
İSTANBUL POLİSİ İŞİNİ İSTEYEN EMEKÇİLERE İŞKENCE YAPIYOR…
İŞKENCE YAPMAK İNSANLIK SUÇUDUR!
İSTANBUL POLİSİ İŞKENCE YAPMANIN HESABINI EMEKÇİLERE VERECEK!

İŞİ, EMEĞİ ONURU İÇİN İSTANBUL CEVAHİR ÖNÜNDE DİRENİŞE BAŞLAYAN NAZİFE ONAY’IN YAŞADIKLARINI ANLATTIĞI GÜNLÜĞÜNÜ PAYLAŞIYORUZ
İstanbul Cevahir AVM önünde başlattığımız “İşimiz, Ekmeğimiz, Onurumuz İçin Direniyoruz” eylemine AKP’nin işkenceci polisi direkt gaz sıkarak saldırdı ve gözaltına aldı. Emre’nin gözüne direkt sıktıkları için yarım saat boyunca gözlerini hiç açamadı. Beni arabaya karga tulumba attıkları için sırtımda çarpmadan kaynaklı ağrılar var. Gözaltından sonra hastaneye değil de karakola götürüldük. Neden hastaneye gitmiyoruz diye bağırdım, çünkü Emre gözlerini hiç açamıyordu. Hastane ısrarımın karşılığı gözüme inen sert bir tokat oldu. Bir kaç saniye sersemledim. Çok sinirlendim ama sinirimi slogana dönüştürdüm. “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” Fakat baktım işkenceciler bu sloganların anlamlarını hiç bilmiyor, ne ‘ işkence’nin ne de ‘onur’un anlamını. Sloganım bitmeden arkasından bir tekme attım gözüme tokat atana. Tabii şaşırdılar ve bu kez onlar çok kızdı. “Amirim” dedikleri karakol polisi tekme tokat girişti, ardından benden tekmeyi yiyen kişi, duvara çarpıp ters kelepçe yaparken “sen kim oluyorsun da devletin memuruna el kaldırıyorsun, vatan haini, terörist” gibi bir yığın hakaret… Ardından hastane işkencesi…
Kollarımdan ters takılı demir kelepçeyi çıkartmadan kollarım ve ayaklarımdan tutup bir kum torbası gibi taşıdılar. Bu şekilde bileğime oturttukları kelepçeyle, kollarımdan ve ayaklarımdan tutarak, çığlıklarıma aldırmadan karakoldan arabaya kadar taşıdılar. Hastaneye girince dağınık halimize, kelepçeli kollarımıza bakan halkımıza durumumuzu anlatmaya çalıştık. Fakat ağzımızı açar açmaz elleriyle ağzımızı kapatıyorlardı. Vazgeçmeyeceğimizi anlayınca bizi yeniden arabaya sürükleyip, arabaya attılar, halk görmesin diye de camın önünde perde oldular. Doktor odasına ikimizi birden, kelepçeli alarak kolumuzdan tutarak girdiler. Üstelik gözünü hala açamayan arkadaşı göz doktoruna sevk eden doktora da “Hiçbir şeyi yok hocam, göze gerek yok “deyip doktoru baskı altına almaya çalışarak. Fakat tüm saçmalıklarına itiraz edip, her şeyi olması gerektiği gibi yaptırdık. Tekrar halka kim olduğumuzu, neden gözaltına alındığımızı, polisin işkencesini anlattık. Bir kişi polisi savunmaya kalkarak “devletin polisine laf etme, hiç öğretmene benziyor musun? Deyince, biz de ” Bu gördüğün polis de işkenceciye benzemiyor değil mi ama gözümde izi olan bu tokat, üstümüzün, saçımızın başımızın hali hep onun eseri. Oradan bakınca bunları da görebiliyor musunuz?” diye sorduğumuzda zaten kendisi gibi düşünen de çıkmayınca tartışmayı bıraktı. Ertesi sabah yine bir hastane işkencesi, halka direnişi anlatmaya kalkınca bizi arabaya sokmak istediler ama anahtarları bulamadılar. Bir süre arada sesimizi kısmak için kolumuzu ters çevirip yüzümüzü arabaya yapıştırdılar. Hastane bahçesi kalabalıktı, herkes ayağa kalktı, görüntü almaya çalışanları işkenceciler: “Ayıp ayıp, ne çekiyorsunuz, çekmeyin bak “gibi çaresizce engellemeye çalıştı. Kolumdaki acı dayanılmaz olunca slogan atamayıp çığlık attım. Halktan birilerinin polisle tartıştığını duyuyordum ‘yahu yeter ya yeter’…
Arabaya atınca kendime gelip dışarıya baktığımda, göz göze geldiğim herkes anlamışçasına göz kırparak, tebessüm ederek destek vermeye çalışıyordu. Nuriye’miz geldi aklıma, halkı desteğe davet ederken ‘hiç olmazsa gelin uzaktan göz kırpın’ diyordu. Halkımız duymuş çağrısını.
Zafer işaretlerimizi görüp de bize tebessümleriyle destek veren bir grup genci uzaklaştırmaya çalıştılar ama başaramadılar.
Hastanede rapor aldıktan sonra bizi parmak izi işkencesi için tekrar bir karakola götürdüler. Sistemde bir kez var olan parmak izini bir kez daha almaya zorlamak tamamen polisin işkencecilikteki tercihidir.
Kollarımdan ters takılı demir kelepçeyi çıkartmadan kollarımızdan çekiştirerek merdivenlerden yukarı sürüklediler. Bir kolumda kelepçe takılı iken ayağıyla bastırarak, parmak izi alınana kadar bastılar. Yere oturur vaziyette iken üstüme var gücüyle oturup, sesim artık çıkamayınca, gözlerimden yaş akana kadar ağırlıklarıyla oturup parmak izi aldılar. Bir yandan da “kuçu kuçu, köpeğim, sakin ol” diye sözüm ona  eğleniyorlardı acizler. Ahlak farkı iste. İşkencenin insan onurunu zedeleyen her türlü söz ve davranış olduğunu anlayamayacak kadar da onursuzlar. Bu yüzden “Bu da işkence mi ki, böyle slogan atıyorsunuz” diye tartışıyorlar bizimle. Öyle ya onlar efendilerinden ne işkenceler öğrenmişlerdi…
Bir oturma eyleminin bedeli bu işkenceler, aşağılamalar ve 2911’e muhalefetten savcılığa sevk…
Savcılıktan serbest bırakıldık.
İş, ekmek, onur mücadelemiz devam edecek.
Haklıyız Kazanacağız!

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Yorum Bırakın

Focus Mode