6
23 Mart 2019 Cumartesi günü akşam saat 18.00’da bir araya gelen Federasyon dostları Federasyon binasında hep birlikte dost sofrasında oturdular. 2 saat süren yemeğe 30 kişi katıldı. Yemekte Federasyon yöneticilerinden bir kişi konuşma yaparak gelenlere teşekkür etti. Federasyon yöneticisinin konuşmasında şunları söyledi;
“Öncelikle buraya gelebilen, gelmek isteyip de gelemeyen ama yüreği her daim bizimle olan bütün dostlarımıza, arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza, canlarımıza ve bizi hiç yalnız bırakmayan Avusturyalı dostlarımıza, küçük, büyük demeden verilen bütün emeklere, emeklerinize çok teşekkür ediyor, hoşgeldiniz diyorum.
Hep deriz ya biz büyük bir aileyiz diye, evet bunun kuru kuruya söylenmiş bir kelime olmadığını bir kez daha görmenin, göstermenin onurunu, gururunu ve sevincini yaşıyoruz. Neydi aile olmak; birlik olmaktı, yalnız bırakmamaktı, her türlü zorluklara karşı birlikte mücadele etmekti, kenetlenmekti, iyi günde, kötü günde, dosta düşmana karşı sarıp sarmalamaktı birbirimizi. Bu davada biz bunların hepsini yaşadık ve gördük. Bize bu duyguyu bir kez daha yaşattığınız için büyük bir aile olduğumuzu gösterdiğiniz için, yalnız bırakmadığınız ve davanıza, davamıza, düşüncelerinize, düşüncelerimize sahip çıktığınız için teşekkür ediyorum.
Faşizmin temsilcileri bu davayı açarak bizi korkutacağını, mücadelemizi engelleyeceğini, yalnızlaştırıp düşüncelerimizden vazgeçeceğimizi düşünmüştü. Hem de kendi hukukunu, yasalarını bile ayaklar altına alarak, komik ve anlamsız iddialarıyla yapmaya çalıştılar bunu. Evet, komik diyoruz, çünkü açtıkları dava bir balon gibi ellerinde patladı. Düşüncelerimiz karşısında çaresiz ve zavallı, komik bir duruma düştüler.
Peki, neydi komik olan?
-Türkiye’de bile yasak olmayan yürüyüş dergisi okumak, dağıtmak
-Mahir Çayan’ın resmini taşımak
-Grup Yorum dinlemek
-Halk Cephesi kortejinde yürümek ve pankart taşımak
-1 Mayıs’ta tek tip elbise giymek ve alanda yürümek
-Festivaller, konserler düzenleyip, organize etmek…
-Top oynayıp, turnuva düzenleyip, organize etmek…
Bunları düşünce gerçekten de anladık ki çok ama çok büyük suçlar işlemişiz.
Davayı gelip izleyene kadar birçok kişi bu komik iddialardan dolayı dava açılabileceğini düşünmüyordu. Hatta emin misiniz Avusturya’da olduğundan diyenlerde vardı. Türkiye’yle karıştırıyor olmayasınız diyenlerde. Çünkü Avrupa’da demokrasi vardı, hukuk vardı, yasa vardı. Vardı diyoruz çünkü bu davayla bunun olmadığı bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Aslında bu dava bize birçok şeyi anlatıyordu.
-AKP faşizmiyle, Avusturya devletinin ikiyüzlüce yaptığı işbirliğini
-Avrupa’da varolan sözde demokrasinin aslında hiç olmadığını
-Bundan sonraki süreçlerde saldırılarının, baskılarını arttıracağını
-Baskı, gözdağı ve korku yaratarak bizi yalnızlaştırma, tecrit etme politikalarını
-Değerlerimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi yaratan düşüncelerimizi değiştirme çabalarını
-Hak aramanın, direnmenin, mücadele etmenin suç sayılacağını
-Devrimcilik yapmanın, düzene muhalefet yada alternatif olmanın suç sayılacağını
Yani kısaca; mahkemeyle bize diyorlar ki; gidin evinizde oturun, çalışın, yiyin, için, gezip dolaşın. Dünyadaki zulümden, yoksulluktan, işkencelerden tutuklamalardan, katliamlardan size ne… Yok kabul etmiyorum düşüncelerimizden vazgeçmeyeceğiz diyorsanız da bunun bedelini ödetiriz diyorlar.
Bütün mesele bu; korkutup, baskı yaparak yalnızlaştırmaya çalışarak, düşüncelerimizi değiştirmeye zorlayanlar ve kendi istedikleri gibi düşünmemizi isteyecekler. Yani; ya düşüncelerimizi değiştireceğiz, teslim olacağız ya da bedelini ödeyeceğiz.
Bütün bunlara karşı biz ne dedik? Düşüncelerimizi değiştirip teslim olmayacak, yaşanan bütün haksızlıklara karşı çıkacak, değerlerimize, kültürümüze, geleneklerimize, şehitlerimize sımsıkı sarılıp sahip çıkacağız.
Ve bunun da bedelini ödemeye hazırız.
Ne demişti kavga önderlerimizden, ustalarımızdan komutan Ernesto Che Guevara
“bir devrimci, başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir”
Evet, bizler devrimciyiz ve atılan o tokatları hissettik, hem de sayısını söyleyemeyecek kadar çok hissettik.
Çünkü bugün dünyanın her yerinde sömürenler tarafından uygulanan zulüm, katliam, işkence, kan, gözyaşı, açlık, yoksulluk vardır. Bütün bunlara sessiz kalmamızı istiyorlar ve bunu bize dayatmaya çalışıyorlar. Asla ve asla başarılı olamayacaklar. Çünkü BİZ DEVRİMCİYİZ.
Çünkü biz; umudu temsil ediyoruz.
Çünkü biz; bu bozuk düzene, yozlaşmış, çürümüş, düzene alternatifiz.
Çünkü biz; uğruna ölebileceğimiz değerlerimizi, kültürlerimizi, geleneklerimizi savunuyor ve bunu hayatımızda uyguluyoruz.
Çünkü biz; adaleti, eşitliği, kardeşce yaşamayı, yarin yanağından gayri her şeyi paylaşmayı savunuyoruz.
Çünkü biz; faşizmin olduğu her yerde hak aramanın ve buna karşı mücadele etmenin görev ve zorunluluk ve de meşru olduğunu savunuyoruz.
Çünkü biz; DEVRİMCİYİZ.
Düşünsenize, Avrupa’da Naziler istedikleri gibi örgütlenecekler ve bunu yaparken de devletten yardım alacaklar, istihbarata, orduya yerleşecekler, ırkçılık yapacaklar, insanlarımızı öldürecekler, yaralayacaklar, IŞİD çetesine bağlı, barbarlar bilindiği ve kimliklerinin tespit edildiği halde ellerini kollarını sallayıp ortalıkta rahatça gezecekler, uyuşturucu satanlar, dağıtanlar, organize edenler rahat rahat kirli işlerini yapacaklar ve bunlar bilinecekler, kumar oynayanlar, oynatanlar, fuhuş yapanlar, yaptıranlar devlet tarafından korunacaklar ve kimsenin bunlara sesi çıkmayacak ama bunların tam tersini yapan bizlere düşüncelerimizden dolayı suçlu ve terörist muamelesi yaparak davalar açarak cezalar verecek ve devrimciliğimizi sorgulayacaklar.
Bunun bu kadar kolay olmayacağını, tarihsel ve siyasal haklılığımıza olan inancımızla söylemiştik. Bu dava öyle sıradan açılmış bir dava değildi.
Bu dava; Kerbela’da bir damla suya hasret bırakılan Hz. Hüseyin’le Yezidin davasıdır.
Bu dava; Demirci Kawa ile Zalim Dehak’ın davasıdır.
Bu dava; Pir Sultan’la Hızır paşaların davasıdır.
Bu dava Şeyh Bedrettin’le zalim Osmanlının davasıdır.
Bu dava Hitler faşizmine karşı kan, can pahasına direnen, sosyalistlerin, komünistlerin, devrimcilerin davasıdır.
Bu dava; Mahir’le, Deniz’le, İbrahim’le işkenceci katil devletin davasıdır.
Bu dava; Irak’ta, Afganistan’da, Yemen’de, Libya’da, Cezayir’de, Latin Amerika’da, Küba’da, Venezüella’da, Suriye’de katledilen yerinden yurdundan gitmek zorunda kalan halkımızla emperyalist işgalci katillerin davasıdır.
Bu dava; Marks’ın, Lenin’in, Engels’in, Stalin’in, Rosa Lüksemburg’un, Ho Chi Minh’in, Che’nin, Fidel’in düşüncelerini savunanlarla bunlara karşı çıkanların davasıdır.
Bu dava; Soma’da maden altında katledilen insanlarımızla, onların katledenlerin davasıdır.
Bu dava; devrim düşüncesiyle faşizmin davasıdır.
Zenginle fakirin
Burjuvaziyle proletaryanın
ezenle ezilenin
haklıyla haksızın
Akla karanın davasıdır.
Sonuç olarak; tarihsel ve siyasal olarak haklı ve meşru olan biziz. Ve kazanan da biziz. Bunu tarihin ak sayfalarına düşen devrim ustalarımızdan, onların yaşamlarından, düşüncelerinden, mücadelelerinden öğrenerek, okuyarak biliyoruz.
Yargılanmak istenen düşüncelerimizse, biz bildiğimiz öğrendiğimiz yoldan gidecek, düşündüklerimizi savunarak, savunduklarımızı, yaşamımızda uygulayarak, değerlerimize, geçmişimize, geleceğimize, şehitlerimize sımsıkı sarılarak özgür ve bağımsız bir dünya düşüncemizden vazgeçmeyeceğiz.
Devrimcilik yapmak suç değil görevdir.
Hepinize tekrar teşekkür ediyor, hoşgeldiniz diyorum.”

