7
19 Haziran günü gerçekleşen oturumda bir kez daha anlaşıldı ki; mahkeme yalnızca bir tiyatrodan ibaret!
Avukatların daha önceki duruşmalarda beyan ettikleri itirazların reddini açıklayan mahkeme heyeti, Musa Aşoğlu’nun sözde suç işlediği süreci kısıtlayarak 24.12.2009 tarihi ila tutuklandığı güne kadarki zaman dilimine ilişkin “suçlar” üzerine mahkemeyi sürdüreceklerini açıkladılar. Sözde demokrasi ile yönetilen bir devletin, adalet anlayışı da şaşırtıcı:
Yani Musa Aşoğlu, devrimci mücadeleye katıldığı genç yaşından beri emperyalizme göre suç işlememişti de, 24.12.2009 tarihi itibari ile mi suç işlemeye başlamıştı? Madem emperyalizm “adil” bir yargılamadan söz ediyor, neden Musa Aşoğlu,sözde işlediği, tüm suçlar için yargılanmıyor? Emperyalizmin burada tek bir hedefi vardır, mahkemeyi kısa tutup, zaten belirlenmiş olan cazayı vermek!
SÖZDE KANITLARIN ORJİNALLERİ İSTENİYOR- YOK DENİLİYOR!
Orjinallerinin dahi elde olmadığı belgeler “kanıt” diye sunuluyor!
O HALDE TANIKLAR GELMELİDİR DENİLİYOR- RED CEVABI ALINIYOR, çünkü emperyalizmin işbirlikçilerini koruyup, kollaması ezeli görevlerindendir!
Başından beri gerek özgür tutsağımızın, gerekse avukatların tüm itirazlarını, uyarılarını red eden heyet, orjinallerinin dahi olmadığı ve yalnızca polislerin kendi çıkarlarına göre çevirmiş oldukları “kanıtlarda” hatalar olmasına rağmen, dosyaların bir çevirmen tarafından tekrar incelenmesine itiraz edip, bunu “zaman kaybı” olarak adlandırıyor! Gerekçe olarak da, bu sözde delillerin, Düsseldorf ve Stuttgart davalarında zaten kullanıldığını, bu nedenle de onaylanmış sayıldığını söylüyor, çevirmenlerin de yeminli olduklarını söylüyor.
DELİL DİYE KULLANILAN BELGELERİN YALNIZCA POLİS TARAFINDAN ÇEVİRİLMİŞ OLMASINA İHTİMAL DAHİ VERMEYEN EMPERYALİZM, VARSAYIMLAR ÜZERİNE BİR DEVRİMCİYİ YARGILAYABİLİYOR!
Musa Aşoğlu, heyetin dosyanın tekrar çevirilmesine ilişkin verdiği red cevabının üzerine, dosyanın içerdiği hataları bir kez daha örneklendirerek şunları söyledi:
“tercümanların” hepsi belgede geçen “enişte” (almanca: Schwager) kelimesini, dayı (almanca: Onkel) olarak çeviriyor! Eniştenin çevirisi dayı değildir!
Savcıya yönelerek: neden dayı deniliyor, sen söyler misin?! diyen özgür tutsağımız, “bu çevirmenler ya Türkçeyi bilmiyor, ya da Almancayı!” diyerek, DHKP-C’ de Dayı kelimesinin özel bir anlamı olduğunu, polisin bunu iyi bildiğini, kasıtlı olarak o kelimenin seçildiğini anlattı ve çevirilerde polis kafasıyla hareket edildiğini netleştirdi.
Savcı tutsağımıza pişkin bir gülüşle Dayı’nın kim olduğunu,dayı’yı tanıyıp tanımadığını, kişisel ilişkileri olup olmadığını sordu.
Bunun üzerine Musa Aşoğlu,Dayı’yı yalnızca kendisinin değil, milyonların tanıdığını, Dayı gibi bir insanı tanımış olmanın büyük bir onur olduğunu söyledi. Savcıya “Dayı hakkında konuşulacaksa sabaha kadar konuşurum! Çünkü Türkiye halklarının ona karşı bir şükran borcu vardır. Türkiye’deki faşizme karşı tek mücadeleyi örgütleyendir Dayı! Size onu anlatır, bundan da büyük zevk duyarım” dedi.
Verilen 1 saatlik aradan sonra devam eden mahkemenin 2. kısmında avukatlar tecrit koşullarına değinerek, tecritin derhal kaldırılmasını talep ettiler. Savcılığın onaylamayacağını bilemeyecek kadar aptal olmadıklarını umduğumuz heyet, “savcılığın itirazı yoksa, bizce kaldırılmasında bir mani yok” dedi.
Savcılığın, tecrit koşullarının kaldırılmasına itiraz etmesiyle şaşkına dönen heyet, kararı daha sonraki duruşmalara erteledi.
Bunun üzerine Musa Aşoğlu:
“Savcılığın red gerekçesinde denilmektedir ki; Musa Aşoğlu henüz istenilen bir itirafta bulunmamıştır! Tecriti itiraf yolu olarak kullanıyor!
İSTERSE YERİN 5 KAT DİBİNE SOKSUN, O BEKLEDİĞİ İŞBİRLİKÇİ İTİRAFLARI BENDEN DUYAMAZ! Çünkü ben bunu faşizme karşı mücadelenin intiharı olarak görürüm!
NEFES ALDIĞIM SÜRECE YAŞIYORUM, YAŞADIĞIM SÜRECE BU YÜREK, BEYİN BENDE OLACAKTIR!
Yaklaşık 4 saat süren mahkeme toplan 5 kişinin katılımı ile sonlandırıldı.
BİR SONRAKİ DURUŞMA: 28 Haziran, Perşembe günü!
TÜM HALKIMIZI BEKLIYORUZ!
