15
ADALET BAKANLIĞI (A.B.) SİLİVRİ’DEKİ İŞKENCELERLE İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI: “SİLİVRİ’DE İŞKENCE YOKTUR”
Adalet Bakanlığı(A.B.) Silviri 9 No’lu Hapishanesinde geçen hafta Sevcan Adıgüzel’in gözünün morartılması ve göğsünün erkek bir gardiyan tarafından sıkılmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada böyle bir olay yaşanmadığı kamera kayıtlarıyla sabittir deniyor ve ekleniyor: “ Sevcan Adıgüzel ve Bahar Ertürk’ün aşırı direnmesi üzerine erkek gardiyanlar çağırılmıştır ve orantılı güç kullanmak suretiyle odalarına alınarak kapının kapatılması sağlanmıştır.” Kübra Sünnetçi’nin kolunun kırıldığı iddiasıyla ilgili de “ kırık yok yumuşak doku zedelenmesi var” deniyor.
Yani Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı(A.B.) Sevcan’ın gözünün mor olmasını, Kübra’nın kolunda yumuşak doku zedelenmesi olmasını, Aysu Baykal’ın kasıklarına atılan tekme yüzünden kanaması olmasını ORANTILI GÜÇ KULLANIMI şeklinde açıklıyor. A.B.’ye bağlı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna yaptığı açıklamalarda yeni bir “müdahale timi” kuracaklarını ve sert müdahale gerektiren durumlarda bu timlerin müdahale edeceğini açıkladı.
Demek ki Sevcan, Aysu, Kübra, Hakan’a yapılan, Şakran Kadın hapishanesindeki tutsaklara yapılan ORANTILI MÜDAHALE artık A.B.’ye yetmiyor. Bunun için yeni birimler, timler kuracaklar. Orantıyı biraz daha yukarı çekecekler.
Elbette A.B.’nin çıkıp Silivri, Şakran, Maltepe ve bir dizi hapishanede yaşanan işkenceler için özür dilemesini beklemiyorduk. Nitekim yapılan açıklamalar bizi hiç şaşırtmadı. A.B. tarafından yapılan tüm açıklamalarda bir taraftan işkence yok derken diğer taraftan da tutsakların çeşitli biçimlerde yaptığı direnişleri yapılan ORANTILI MÜDAHALELERE gerekçe olarak gösteriyordu. Yani A.B. diyor ki “tamam biz zor kullanıyoruz ama direnmeseler kullanmayız” Yani her seferinde işkenceleri meşrulaştırmaya dönük ifadeler kullanmak zorunda kalıyorlar.
DURUM ŞUDUR: Kitap sınırlamasına, sohbet hakkının gasp edilmesine, hasta tutsakların tedavi hakkının gasp edilmesine, infaz yakmalara ve nihayetinde tecrite karşı başlatılan haklı ve meşru olan fiili direniş AKP’yi köşeye sıkıştırmaktadır. Özgür Tutsaklar kaldıkları hapishanelerde havalandırmadan içeri girmiyorlar, sayım vermiyorlar, görüş, telefon, revir gibi yerlerden hücrelerine kendi ayaklarıyla dönmüyor ve oturma eylemi yapıyorlar. Bütün bunlara karşı A.B.’nin önüne iki seçenek çıkıyor; ya tutsakların haklı ve meşru taleplerini kabul edecekler (sohbet hakkının haftada 10 saat şeklinde uygulanması, kitap sınırlamasının kaldırılması başta olmak üzere) ya da direnişe karşı saldırılarını İŞKENCELERİNİ artırarak özgür tutsakların bu taleplerden vazgeçmesini bekleyecekler.
A.B. elbette ki derhal ikinci yolu seçmiştir. Çünkü muhalefet söz konusu olduğunda baskı ve şiddet uygulamak faşist iktidarların en sıradan ve refleksif yöntemidir. Fakat hesaba katması gereken bir şey daha vardır o da devrimci tutsakların iradesinin teslim alınamayacağıdır. Bugüne kadar hiçbir iktidar özgür tutsakların direnişini baskı ve zor yoluyla bitirememiştir. AKP’li A.B.’nin önünde yegane seçenek vardır o da tutsakların taleplerinin kabul edilmesidir. İşkenceler, yeni müdahale timleri vb. çözümler Özgür Tutsakların direnişini bitiremeyecektir.
Direnişe karşı işkenceyle cevap vermeyi tercih eden A.B. bir taraftan da yaptığı işkencelerin gündem olmasını da istememekte bunun için bu konudaki tüm haberleri derhal yalanlamaya çalışmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye Hapishanelerinde işkence vardır ve son bir haftada yaşanan örnekler buzdağının sadece görünen yüzüdür. A.B. işkenceyi nasıl tanımlıyor bilmiyoruz, zira onlara göre neredeyse hiçbir şey işkence değil. Tekme atmak işkence değil, yumruk atmak işkence değil, taciz etmek işkence değil, kolunu bükmek işkence değil. Hortumla ıslatmak, ters kelepçeyle yerlerde tekmelek işkence değil… Hâlbuki 5237 Sayılı Ceza Kanununun 94. maddesi diyor ki
“ Madde 94 – (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Yani A.B.’ye göre işkence olmayan kol bükme, tekme atma, yumruk atma, taciz gibi durumlarda bunu yapan kamu personeli 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalı. Ama nedense bu yasalar hep yoksul halkın aleyhine çalışıyor.
F Tipi hapishanelerde uygulanan tecrit başlı başına bir işkencedir ve tecriti derinleştirmeye dönük tüm uygulamalar işkenceyi büyütmektedir. Tecrit işkencesine karşı direnen Özgür Tutsaklarımıza yine işkenceyle cevap vermek A.B.’nin gerçek yüzünü ortaya koymaktan öte bir anlam taşımayacak, sorunu çözmeyecektir. Sorunun tek çözümü Özgür Tutsakların makul ve meşru taleplerine cevap vermektir. Bunu böyle kabul etmeyen A.B.’nin yapacağı tüm açıklamalarda yalan söylemekten başka bir çaresi yoktur.
KİTAP SINIRLAMASI KALDIRILSIN!
SOHBET HAKKI UYGULANSIN!
MEKTUP VE GÖRÜŞ CEZALARINA SON!
HASTA TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILSIN!
YAŞASIN ÖZGÜR TUTSAKLARIN ONURLU DİRENİŞİ!
TAYAD’LI AİLELER
