9
Devrim Top’un Kırk yemeğine katıldınız. Yaşadıklarınızı ve duygularınızı anlatır mısınız?
Devrim abinin kırk yemeği için Çorum’a gittik. Yüreğimiz coşku dolu marşlarla türkülerle çıktık yola. Kavga türkülerini söyledik, umudun türkülerini söyledik, coşku ve isyan yüklü halay ezgilerini söyledik hep bir yürekten… Şehidimiz vardı bizim bizden coşkulusu olur mu? Bu duygular yüreğimde Devrim abinin ailesinin evine geldik. Halil amcayı ve Gülcan anneyi de alıp şehidimizin başucuna anmaya gittik. Vardık mezarlığa, amca-yeğen koyun koyuna yataraktan karşıladı bizi. Selamladılar bizleri, delikanlı ömürlerini vatan için, halk için veren iki yiğit. Biri dünya halklarının özgürlüğü için dağları özgür kılan, özgür kılmak için gerillaya çıkan ve orada Kürt halkının, Türk halkının, dünya halklarının hesabını soran ve mücadelesini en son noktayla şehitlikle tamamlayan Şahan… Biri mahallesinde uyuşturucuya geçit yok diyen, amca-yeğen sürsün bu kavga dercesine şehitliğe koşaraktan giden militan. Militan ve gerilla! Bundan daha güzel karşılanabilir mi insan? Karşılanamaz herhalde.
“Ölenler dövüşerek öldüler
Güneşe gömüldüler! “Diye haykırdık sol eller havada yüreklice, onurluca, insanca… Sonra şehitlerimizin sevdiği türküleri söyledik. “Varsa cesaretiniz gelin silahınız bombanızla gelin. Onlar gibi savaşarak onlar gibi onlar gibi öleceğiz” dedik Devrimce. Mihriban’ım dedik Selhan’ca. Dev-Gencimiz marşını söyledik Mahirce, Şafakça, Sılaca… Bir oğul büyütmelisin dedik kavgada yiğit olmalı… Halil amcamızın gözlerine baka baka okuduk türkümüzü. Halil amca bir oğul büyütmüştü kavgada yiğitti, Mahirdi oğul. Bu oğul ki devrime can katar, devrime meşale.
Duydu bizi Devrim abi. “Ne güzel söylüyorsunuz türkülerimizi hem de en sevdiklerimizi söylüyorsunuz hem benim hem de amcamın. Kızıl karanfillerde getirmişsiniz, ne güzeller karanfiller, mis gibi kokuttunuz mezarımızı, en güzel renklerle renklendirdiniz yoldaşlar. Siz ne güzelsiniz, biz ne güzeliz iyi ki varız, iyi ki beraberiz.” Demiş midir Devrim abi. Devrim abi böyle söyleyince eklemiş midir Selhan abi; “Biz böyle yoldaşlar için vuruşa vuruşa şehitte düşeriz günü gelince dağlarda… Hem halkımız hem de can feda vatanımız için.” diye?
Sonra elden ele dolaştırarak döktük suyu, biz ellerimizdeki sularla amca-yeğen ise delikanlı ömürleriyle suladılar toprağı Anma bitip mezarlıktan ayrılırken Gülcan anayla baş başa kaldık. Dolmayan gözlerim doldu, tutmayan hıçkırıklar tuttu, marşlarda sloganlarda düğümlenmeyen boğazım kurudu kaldı. “Devrim’im oğlum ne de erken gitti.” Dedi. Hıçkıra hıçkıra ağladım ve aklımdan tek bir şey geçti o an, en güzellerimizi en yiğitlerimizi neden vururlar? (Elbette ki en yiğitlerimiz olduğu için) Vatanını, halkını sevenler neden vurulurlar? (Elbette bu halkı bu vatanı çok sevmenin günü gelince ödenecek bedelidir.) Sonra hemen kendimi toparladım ve “Devrim abi bizim şehidimizdir, bize düşende şehidimize yaraşır olmaktır” diyebildim. Sonra ağlamış olmama öfkelendim, herhalde Devrim abide görse kızardı, ne zaman görülmüş şehitlerimizin ardından ağladığımız diye. “Cevahir vurulurken kahpece, ağladı mı Çayan” diye sormaz mı? “Ben düştüysem bu kavgada can feda vatanım ve halkım içindir. Size yakışanda nasıl Mahir sol yanına aldıysa Cevahir’i, sizin de beni sol yanınıza almanızdır, sol yanınıza alıp dövüşmektir Mahirce…” Sol yanımıza seni de ekledik yoldaş.
Mezardan sonra tekrar eve döndük, gözlerimizin yaşlı oluşuna kızıyoruz içten içe, şehidimizin “silin gözyaşlarınızı” sözlerini bilmemize rağmen gözyaşlarımızı silemeyişimize… Oysaki Halil amcamız ve Gülcan anamız ne kadarda metanetliler! Nasıl da dimdik duruyor, tam devrim şehidi ana-babası! Biz değil onlar bize güç veriyorlardı, çok duygulandım ve şaşırdım bu kadar güçlü oluşlarına, olması gereken de böyledir belki, devrim şehitlerinin ana-babalarının güç vermeleridir evlatlarının yoldaşlarına.
Yemekten evvel slayt gösterileriyle andık bir kez daha Devrimimizi. Fotoğraflar yansırken ekrana, duygu seli de yansıdı gözlerimize ve öfkemiz. Devrim abinin çocukluğundan şehitliğine nakış nakış işlendi her fotoğraf hafızalarımıza. Evden ayrılırken Devrim’in babaannesi sarılıp” Devrimimin kokusu var mıdır sizde? Devrim kokuyor musunuz, torunumu çok özledim” dedi, ağlayarak. Ant olsun, şart olsun, söz olsun ki torunlarının kokusunu yoldaşlarının kokusunda dindiren analarımızın hasreti, acısı, öfkesi hesapsız kalmayacak. Biz soracağız hesabını! Gülcan anne bizi mazur gör elbette dinlemeyeceğiz sözünü, şehidimizin hesabını şehidimize yaraşır şekilde yeni şehitlerle soracağız. “Oğlumun kıyafetlerine sarılıp uyuyorum ama daha güzeli vardı biliyorum Devrim’ime sarılıp uyumak” diyen anacım, soracağız hesabını. Nasıl hesapsız kalmadıysa Berkin, Elif, Şafak, Bahtiyar sorduysa hesabını. Bizlerde Devrim’in hesabını soracağız. Eliflerle, Şafaklarla, Bahtiyarlarla öyle bir soracağız ki yıkılacak saraylar, öyle bir soracağız ki bir kez daha yenilecek zalimler!
Ben Devrim abiyi tanıyamamıştım. Çirkinler, korkaklar, yarınsızlar gelip aldılar canımızı. Keşke tanıyabilseydim seni, Şafak’ı, Aysun’u, Bahtiyar’ı … Diyeceğim ama kızacaksın diye söylemek istemiyorum.” Mahir’le karşılaştın mı, Cevahir’le, ya Sinan’la, Saboyla, Nazım’la, Kawayla, Bedrettin’le… Eee benimle de illa birebir karşılaşman şart mı?” diyeceksin kuşkusuz.
Vurdular Devrim’imizi! “Yeter bitsin artık mücadelede ki bu yiğitler” diyerekten vurdular. Vurdular Devrim’i ölümsüzleşti hayat artık yeni Devrimlere gebe…
Sosyalizme olan inancımda, faşizme olan öfkemde, halkıma olan sevgimde, vatanıma duyduğum sevgimde, yoldaşlarıma duyduğum tarifsiz sevgimde, “evet, zafer bizim olacak!” inancımda, kararlılığımda, mücadele bilincimde senin payın var artık Devrim abi. Sen giderken özgür yarınlar için “sizi çok seviyorum” demiştin, bizde seni seviyoruz. Gidenler ellerimizin kınası gidişleri özgürlüktür vatana. Senin gidişin özgürlüğüdür bu ülkenin.
