AEC’nin konuşması:
Yeni bir dünya düzeni mi kuruluyor? Sol’un rolü ne?
Konferansın düzenleyicileri bu konuyu mercek altına almamızı istiyor. Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu dağıldıktan sonra, emperyalizm zafer sarhoşluğuna girmişti. Kendisini dünyanın tek efendisi, tek hâkimi ilan etti. “Tarihin sonunu” ilan etti. Özelliklede geçen yüzyılın ’90’lı yıllarında ABD emperyalizmi istediği her şeyi büyük bir pervasızlıkla yapabiliyordu. Körfez savaşını fişekledi. Irak’ı, Afganistan’ı işgal etti. Yugoslavya’yı bombaladı vs.. Rusya o dönem, Boris Jelzin yönetiminde, emperyalizmin hayal bile edemeyeceği kadar işbirlikçi bir iktidardı. Rusya çok zor dönemden geçiriyordu. Kapitalizme geçiş bir “şok terapi” uygulamasıyla yapıldı. 31 Aralık 1999 yılında Putin’in gelişiyle birlikte Rusya’da işler değişti ve bugüne kadar geldi. Şu anda Rusya ABD emperyalizmine ve NATO’ya kafa tutan, boyun eğmeyen bir ülke konumuna geldi. Aslında ABD demek olan NATO, Ukrayna’yı öne sürerek, Rusya’ya boyun eğdirmek, Jelzin döneminde olduğu gibi bir kukla iktidarını geri getirmek istiyor. Rusya’yı yeni sömürge bir ülke durumuna getirmeyi amaçlıyor. Bir diğer yıldızı parlayan ülkede Çin. Yoksulluk ve teknolojik olarak geri ülkeden, ekonomik olarak ABD’ye ciddi kafa tutan, teknolojik olarak gelişmiş bir ülke karşımızda çıkıyor. Gelinen noktada Rusya ve Çin, Amerika’nın hegemonyasına boyun eğmeyen, Amerika’dan bağımsız politikalar uygulayan ülkeler konumuna geldiler. Elbette bununla birlikte ABD’nin başını çektiği emperyalisti bloku ekonomik olarak zorlayabilen başka oluşumlarda var. Bunların arasında BRİCS’e değinebiliriz kuşkusuz. G7’nin alternatif ekonomik modeli gibi de görünüyor şu anda. ABD kendi politikalarının, kendi hegemonya hırsının kurbanı oluyor. Ambargo uygulayıp, Rusya’yı güçten düşürmek istedi. Fakat ters tepti. Bunun yerine Dolar’ın dünya piyasasında öneminin azaldı. Ambargo’ya uymayan ülkeler Rusya ile Dolar dışında ticaret yapmanın yollarını araladılar. Biz devrimciler ve solcular için, ABD emperyalizmin hegemonyasının gücünün azalması iyi bir gelişme. Bu çelişkilerin derinleşmesi dünya halklarının lehinedir. Ancak yeni bir dünya düzeni gibi tahliller abartılı ve doğru değil. Günün birinde Çin ve Rusya gerçekten ABD’nin karşısında dursa bile, en fazla iki farklı kapitalist blokların karşı karşıya gelmesi anlamını taşır. Bugün Çin ve Rusya henüz emperyalist ülkeler değiller. Yarın nasıl olacağını göreceğiz.
Bu tür tahliller yapıldığında, anti-emperyalizm asla gözardı edilmemeli. Ayrıca bu tür tahliller yapıldığında, baş çelişkiyi g Baş çelişki ile temel çelişki asla birbirleriyle karıştırılmamalı. Baş çelişkiyi çözmeden, temel çelişkileri çözmeye çalışırsan, altında kalırsın. Bizim karşımıza çok farklı tezler çıkabiliyor. Bazıları için anti-emperyalizm şundan ibaret: ABD-NATO ve onun çektiği bloğa karşı, Çin ve Rusya güçlensin. Onların güçlenmesi ABD’nin hegemonyasını azaltacak ve kıracaktır. Bu bakış açısı en genel anlamda sırf bu şekilde ele alındığı zaman tabi yanlış değil. Çin ve Rusya’nın güçlenmesi, ABD’nin hegemonyasını kıracaktır. Şu anda dünyanın en saldırgan ve kanlı savaş aygıtı NATO’nun yenilmesi hatta en nihayetinde lağvedilmesi dünya halklarının başından büyük bir belanın gitmesi anlamına gelir. Bu emperyalizme karşı mücadelede elbette iyi bir şeydir. Fakat görülmesi ve anlaşılması gereken nokta şudur ki, burada bir kolaycılıkta vardır. Bedel ödemeden ABD emperyalizmi ve NATO’yu yenme isteği vardır. Oysa emperyalizmin bu şekilde yenildiği nerede görülmemiş? Emperyalizme karşı mücadelenin kansız, bedelsiz gerçekleştiği dünya devrim tarihlerinde hiç görülmüş bir şey mi? Tartışmalarda bir başka çarpıklıkta veya çarpıtmada zaten baş çelişki ve temel çelişkiyi yerli yerine oturtmak oluyor. Bu tartışmalar mesela Filistin’deki direniş ile ilgili karşımıza çıkabiliyor. Tartışmalarda bir sürü çarpıklıklar var. En büyük çarpıtma zaten Hamas demagojisi olarak karşımıza çıkıyor. Birde bunu baş çelişki süsü verilerek, ideolojik bir zeminde hazırlamak isteniyor. Şöyle deniliyor: Şu anda Hamas’ı desteklemek çok yanlış. Çünkü baş çelişki proletarya ile burjuvazi arasında. İşe önce İsrail’deki proleterler ve Filistin’deki proleterleri birleşip, mücadele etmeleri gerekiyor. En başta da Hamas’a karşı mücadele etmeli. ” Böyle uçuk bir değerlendirme yaparak, işgal gerçeği, Siyonizm gerçeği tamamen gözardı ediliyor. Sol’da birde şöyle oluşum karşımıza çıkıyor: bize Çin veya Rusya gibi ülkeleri devrim modeli olarak sunuyorlar. Çin ve Rusya’da olduğu gibi, devlet kapitalizmi ile özel sektörden ibaret karma bir ekonomik sistem. Devletin yönlendirdiği, gerektiğinde özel sektöre müdahale ettiği bir sistem. Ekonomik sistem olarak bize kapitalist sistem önümüze çıkartılıyor. Çünkü çok kolay. Amerika’yı küçültelim, biz faydalanalım. Ancak hayır, sol bunu asla kabul etmemelidir. Bu bir tuzaktır. Bu çok tehlikelidir. Dünyadaki var olan ve bu sıralarda gene yükselen anti-emperyalist hareketi reformistleştirme çabalarıdır. Biz ise devrimci yöne çekiyoruz. Her zaman olduğu gibi, Marksist Leninist sandalyemizde çok sağlam oturuyoruz. Baş çelişki dünya halkları ve emperyalizm arasında. Ve çağımız emperyalizm çağıdır ve savaş kendi rayına oturacaktır. Ne demektir emperyalizm çağı? Devrimler çağı demektir. Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının devrimlerle çözüleceği aşama demektir. Emperyalizm çağı demek, kesintisiz devrimler çağı demektir. Emperyalizm çağında; kim ki, reformlarla, uzlaşmalarla, parlamenterist yöntemlerle halkların sorunlarının çözüleceğini iddia ediyorsa, onlar emperyalizm gerçeğini inkâr edenlerdir. Emperyalizm çağı, halk kurtuluş savaşlarının dünyanın dört bir yanında yükseltildiği, daha da yükseltileceği çağdır. Biz halen Markizmi-Leninizmi savunuyoruz. Tek Kurtuluş, sosyalizm ve nihayetinde komünizmdir diyoruz. Lenin’in söylediği emperyalizmin tek alternatifi sosyalizmdir. Sol’un görevi dün de, bugünde anti-emperyalist mücadeleyi yükseltmek. Biz dünya halklarını ve anti-emperyalistlerini Anti-Emperyalist Cephe’de birleşmeye çağırıyoruz. 03-05 Kasım arası düzenlediğimiz Sempozyum’da emperyalizmin insanlara bir yandan baskı uyguladığı, diğer yandan da beyinlerimizi teslim almak istediği yöntemleri tartıştık, çalıştaylar düzenledik ve çalışma grupları kurduk. Bunlar: a-) Anti-terör yasaları b-) NATO c-) Siyasi tutsaklar d-) Dezenformasyon Hepinizi bu çalışma gruplarına katılmayı, oralarda emperyalizme karşı ortaklaşa somut eylemler düzenlemeyi ve politikalar geliştirmeye davet ediyoruz.
Anti-Emperyalist Cephe
Avrupa Dev Genç ‘in konuşması:
Herkese Merhaba! Ben Avrupa Dev-Genç 11 Azad Mehmet Gömül.
Emperyalizme ve faşizme karşı mücadelede şehit verdiğimiz yoldaşlarımızın, Türkiye’de tutsak yoldaşlarımızın ve emperyalizmin göbeğinde Almanya’da 129 anti terör yasalarına karşı süresiz açlık grevinde olan direnişçilerimizin selamlarıyla geldim.
Dev-Genç, 54 yıldır emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi ve kapitalizme karsı sosyalizm mücadelesi veren bir gençlik örgütlenmesidir. 54 yıldır faşizme ve emperyalizme karşı mücadelede, gerekirse işçi ve fabrika direnişlerinde, gerekirse öğrenci mücadelelerinde, gerekirse de grevlerde, boykotlarda her yerde mücadelenin en ön safında yerini almış ve bu mücadelede bir çok bedeller ödemiş bir örgüttür. Tarihimiz boyunca sürekli tutsaklıklar, şehitlikler yaşadık. Kimi zaman işkencede veya sokak ortasında katledildik. Gençlik federasyonu binamız polisler tarafından kullanılmaz hale getirildi.
Ama her şeye rağmen mücadelemizden ve ML ideolojisinden asla vaz geçmedik ve bir milim sapmadık.
Dev-Gençliler olarak, bulunduğumuz her yerde emperyalizmin gençliği teslim alma politikalarına alternatifler yaratıyoruz, gençliğin yaşadığı sorunlara çözümler üretiyoruz.
Ülkemizde faşizme karşı bilimsel parasız ve demokratik eğitim için, Avrupa Ülkelerinde ise ırkçılığa ve yozlaştırılmaya karşı mücadele ediyoruz.
Şunu çok iyi biliyoruz ki, Gençliğin ve tüm halkımızın yaşadığı sorunların temel kaynağı emperyalizmdir. Gençliğin sorunlarını çözmek, onlara daha iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak, en başta emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmeliyiz. O bilinçle, gençliği emperyalizme karşı örgütlemeliyiz. Emperyalizm yeni sömürgeleştirme politikalarıyla birlikte ülkelerde içsel bir olgu haline geldi. Bununla birlikte bölgesel sorunlar ortaklaştı. Çünkü hepsinin kaynağında emperyalizm yatıyor. Yediğimiz yemekten, giydiğimiz kıyafete kadar, okuduğumuz romandan, izlediğimiz filmlere, dinlediğimiz müziğe kadar emperyalizm her yere el atıyor. Hayatımızın her alanına yerleşmeye çalışıyor. Emperyalizm her yerde halkları tek tipleştirmeye çalışıyor. Her yerde aynı marka kıyafetler, aynı marka telefonlar. Herkes Starbuck’da kahvesini içiyor, McDonalds’da yemek yiyor. Her yerde Netflix izleniyor. Emperyalizm bu araçlar yoluyla beynimize, bedenimize ve aklımıza yani her hücremize girmeye çalışıyor.
İkinci paylaşım savaşından sonra, emperyalistler üçüncü bunalım dönemine girdi. Ama üçüncü bir paylaşım savaşı çıkartamazlardı. Hem her paylaşım savaşından sonra pazarının bir bölümünü kaybediyordu. Birinci paylaşım savaşından sonra Sovyetler Birliği kuruldu. İkinci paylaşım savaşından sonra ise Doğu Blok kuruldu ve dünyanın üçte biri emperyalizmin hakimiyeti dışında kalmıştı. Üçüncü paylaşım savaşı belki sonlarını dahi getirebilirdi. Hele de artık atom bombaların varlığını göz önünde bulundurursak, bu çok da ihtimal dışı değil. Bu yüzden emperyalizm entegrasyon ve yeni sömürge ilişkilerine girdi. Zorunlu entegrasyon, bu ilişkiler sisteminin ifadesi olarak şekillendi ve buna uygun yeni uluslararası kuruluşlar oluştu. NATO, Bretton Woods (IMF, Dünya Bankası), GATT, AET vb. Kurumlar bunların başlıcalarıdır. Peki tüm bu saldırı ve politikanın içinde gençlik nasıl bir rol oynuyor? Emperyalizm Gençlik ile neyi hedefliyor? Ve biz devrimciler buna karşı ne yapıyoruz ne yapacağız?
İlk başta belirttiğimiz gibi kapitalizmin en üst aşaması emperyalizm çağında, emperyalizm sömürü ve halkları teslim alma yöntemlerini değiştirdi. Ne yaptı?
BEYİNLERİN İŞGALİ! CIA eski başkanlarından Allen Dulles, 1953’te Prencetion Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada: “Hedef insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cepheyse, bireyin beyninde kazanılacaktır. Hedef beyin yıkama, ideolojisini değiştirme ve gerektiğinde bir Mançurya Kobayı yaratmaktır” der.
Olay tam olarak budur…
Amerikan emperyalizmi işgallerini, sömürüsünü meşrulaştırmak ve bir dünya sistemi olabilmek için hem akılları hem de yürükleri kazanmaya yönelik programlar hayata geçirdi. Bu programların bir çoğu da gençliğe yöneliktir. Çünkü gençlik gelecektir. Gençlik kime aitse gelecek de onundur.
Kendi düzenlerine uygun kafalar, düşünmeyen ve sorgulamayan, sömürü düzenlerini tehdit etmeyen, tam tersi bu düzeni ayakta tutan ve ömrünü uzatan bir nesil yaratmak zorundalar.
Peki bunu nasıl yapıyorlar?
Her türlü propaganda aracı emperyalistlerin ellerinde. Ve başta anlattığımız gibi, sanattan eğitimine kadar her şey ile ideolojik propagandasını yapıyor, kendi düşüncelerini dayatıyor ve gençliği teslim almak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bizim için ‘beyinleri teslim alma’ hedefiyle, emperyalizmin en belirleyici saldırı araçları Eğitim sistemi ve emperyalizmin Uyuşturucu politikasıdır. Özellikle bizim gibi ülkelerde ailelerimiz eğitime çok önem verir. Çünkü ‘okursan geleceğini kurtarırsın’ gözü ile bakılır. Yoksulluğunun tek kurtuluşunu okumakta görürler. Ama gittiğimiz ve mezun olduğumuz o okulları, emperyalizmin düzene uygun kafalar yetiştirmek için kurulan birer fabrikalar olarak düşünebiliriz. O okullardan mezun ettikleri kişiler, Kendi sömürü düzenlerini koruyan avukatlar, mühendisler, politikacılar vb. Oluyor.
Emperyalizm yeni sömürge ülkelerde ekonomik ve politik hegemonyasını kurabilmek ve sürdürmek için, kültürel hegemonyaya da ihtiyacı vardı. Bu hegemonyayı yaratabilmenin yolu eğitimden geçiyor. Bunun için ise Fullbright programını kullanıyorlar. Fulbright Programı, 1946 yılında, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası, Amerika Birleşik Devletleri Senatörü J. William Fulbright’in “eğitim ve kültürel değişim yoluyla, ülkeler arasında ortak bir anlayış geliştirmek amacı” adı altında Amerikan Kongresi’ne sunduğu bir kanun teklifiyle başlatılmıştır.
Bu program sayesinde, Amerikalı öğrenciler ve sanatçılar dünyanın birçok yerinde eğitim ve araştırma için giderken; dünyanın dört bir tarafından devşirilen öğrenci, öğretmen ve akademisyenler de Amerika’da eğitim alarak kendi ülkelerine birer Amerikan işbirlikçisi olarak geri dönerler. Bizim ülkemizde bir çok bakan Amerika’da eğitim görmüştür.
Tabi bu eğitim programı, tanıtıldığı kadar iyi niyetli ve masum değildi. Bu programın arkasında ABD’nin bir dünya sistemi olması için Amerikancı eğitim sisteminin tüm dünyada yayılmasının hedeflenmesi vardı. ABD, Fulbright Programıyla; yeni sömürgecilik ilişkilerine hizmet edecek, emperyalist tekellerin çıkarlarını gözetecek işbirlikçiler, Amerikan sömürü ve saldırı politikalarını kabullenebilecek halklar yaratmayı hedefledi.
Fulbright Anlaşması Amerikancı işbirlikçi, halk düşmanı kadrolar yaratmak için hazırlanmış bir eğitim programıdır. Bizler bu anlaşmanın iptal edilmesini talep ediyoruz.
Ülkemizde Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK’e) karşı da kuruluşundan, yani 34 yıldır mücadelemiz sürüyor. 1989’lerde kurulan YÖK ile bütün üniversitenin yönetim kuralları lağvedilerek yerlerine cuntanın seçtiği rektörler atandı. Yani kazanılan idari özerklik ortadan kaldırıldı.
Ülkemizde Paralı eğitim ile yoksul halk çocuklarının eğitim hakkı gasp ediliyor. Biz, Amerikancı eğitim kurumu istemiyoruz. Halk için eğitim ve bilim istiyoruz. Karakola dönüştürülmüş okullar değil, özgürce eğitim hakkımızı kullanacağımız demokratik liseler ve üniversiteler istiyoruz. Özel okulların olmadığı, eğitim hakkından her çocuğun eşit bir şekilde yararlanacağı bir ülke istiyoruz ve kuracağız.
Bilimsel ve halk için parasız eğitim mücadelesi yürüttüğümüz için, çok bedeller ödedik. Onlarca yoldaşımız ülkemizde sırf bu mücadeleden kaynaklı tutsak ve yaşlarından fazla hapis cezasına çarptırıldı. Onlar için özgürlük istiyoruz.
Kendimizi ve eğitimimizi yoldaşlık okullarında ve ML ideolojisi ile geliştirebileceğimize inanıyoruz.
Beyinlerin işgali konusunda bir diğer önemli nokta ise Uyuşturucudur. Vietnam devrim önderlerinden Ho Chi Minh “Uyuşturucu yoksul halkın emperyalistler eliyle zehirlenmesidir” demiş.
Uyuşturucu, merkezi sinir sistemini çökertir. Halkların merkezi sinir sistemi gençliktir. Emperyalizm gençliği çökertmek ister. Her yıl uyuşturucudan ölümler artıyor. Uyuşturucu kullanım yaşı 9’a düşmüş. Okullarda, parklarda, sokakta her yerde uyuşturucuya ulaşım kolaylaştırıldı. Hatta Avrupa ülkelerinin birçoğunda esrar yasallaştırıldı. Mesela benim geldiğim Almanya’da şu an yasallaştırmak istiyorlar. Ne kadar masum bir uyuşturucu olarak görünse de, esrar da diğer uyuşturucularla aynı amaç için emperyalistler tarafından kullanılıyor ve yaygınlaştırılıyor.
Peki emperyalizmin uyuşturucu politikasının amacı nedir?
Elbette uyuşturucu ticaretinden, baronlarından milyonlarca para kar ediyorlar ama mesele sadece para değil. Asıl hedef; Kendinden ve kendi derdinden başka kimseyi umursamayan, bencil, düşünmeyen ve sorgulamayan, beyinleri uyuşturulmuş bir gençlik yaratmak. Beyinlerimizi uyuşturmak istiyorlar. Gençleri geleceksiz bırakıyorlar. Gençlik doğası gereği atılgandır, cüretlidir, haksızlıklara karşı sessiz kalmaz. Onlar suçlarını ve katliamlarını kabullendirmek ve kendi sömürü düzenlerini korumak için bu doğayı bozmak istiyorlar.
Bu apaçık ortadayken, uyuşturucu politikasını dünya soluna ‘özgürlük’ olarak kabullendirmek istiyorlar ve bu konuda kısmen başarılı oluyorlar.
Biz, uyuşturucuya karşı mücadeleyi devrim mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz. Çünkü gençliği yoz bataklıktan çıkarıp devrim mücadelesine katmayı hedefliyoruz.
Dev-gençliler olarak uyuşturucuya karşı mücadelede ağır bedeller ödemek zorunda kalıyoruz. Müebbette varan hapis cezalarına çarpıtılıyoruz. Uyuşturucu çetelerine karşı mücadele eden insanlarımız mahallelerde silahlı saldırılara uğruyor. Uyuşturucuya karşı mücadelede 5 şehit verdik. Bunlardan biri Hasan Ferit Gedik… Hasan Ferit gedik adına bağımlılık ile mücadele merkezi açtık. Biz Türkiye’de 5 yıl içinde 600 bağımlıyı kurtardık. Bu durum devleti o kadar çok rahatsız etti ki, merkezimi işgal etti ve orayı karakola dönüştürdü. Yine aynı merkezi Almanya’da açtık. Bir yıl içinde 10 kişiyi ilaçsız ve Ücretsiz tedavi ettik. Alman emperyalizmi de bu mücadelemizi terörize ederek dava açtı ve bugün 3 arkadaşımız terör faaliyeti yürütmekten yargılanıyorlar. Ama biz uyuşturucuya karşı mücadele komiteleri kurmaya devam ediyoruz. Uyuşturucu konusunda gençliği ve aileleri bilinçlendirmek için kamplar, etkinlikler ve eylemler düzenliyoruz.
Şu an örneğin Almanya’da esrarın yasallaşmasına karşı, kapı kapı dolaşıp imza topluyoruz.
Düşünen, sorgulayan ve mücadele eden bir gençlik yaratacağız.
Gençliği ne emperyalizmin okullarına ne de yoz bataklarına teslim etmeyeceğiz.
Tekrar ediyoruz; Gençlik gelecektir ve gençlik kimin ise gelecek de onundur.
Bunu emperyalizm de çok iyi biliyor.
Biz emperyalizmin kurbanı değil celladı olacağız.
Genciz, Devrimciyiz ve Emperyalizmin Korkulu Rüyasıyız.
Avrupa Dev-Genç
Grup Yorum’un konuşması:
Öncelikle bizi davet ettikleri için yoldaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Bu sempozyuma Grup Yorum adına katılıyorum.
Grup Yorum kimdir?
Aslında saatlerce konuşabilirim. Ama kısa tutacağım.
Grup Yorum 1985 yılında kurulmuş devrimci bir müzik grubudur. Evet, 38 yıldır halkın sanatını yapıyoruz. Grup Yorum benim yaşımdan daha büyük. Grup Yorum kolektifinde 70’ten fazla insan gelip geçti…
Bir müzik grubu için çok alışılmadık şeyler yaşadık: Baskılar.
Tutsaklıklar, işkenceler, baskınlar kuruluşumuzdan bu yana bizim bir parçamız oldu. Şu anda Türkiye’de yirmiye yakın, Avrupa’da da bir üyemiz tutuklu.
Türkiye’deki faşist iktidar Grup Yorum’dan rahatsız oluyor. Çünkü biz onların sömürüsünü, baskılarını ve emperyalizmle işbirliğini teşhir ediyoruz.
Türkiye Grup Yorum’dan çok rahatsız ve korkuyor, çünkü Grup Yorum Türkiye’de çok seviliyor. Biz 1 milyondan fazla insanın katıldığı konserler yaptık. Bu popülerlik ve güç Türk devletini korkuttu.
Türkiye’de 2016’daki askeri darbeden sonra Erdoğan bu durumu her türlü muhalefeti bastırmak için kullandı. Özellikle de Grup Yorum’u.
2020 yılında sanatımızı icra edebilmek, halkın şarkılarını söylemeye devam edebilmek için ölüm orucu direnişi yapmaya karar verdik.
Ölüm orucu, taleplerin yerine getirilmemesi durumunda ölene kadar açlık grevi anlamına geliyor.
İbrahim Gökçek ve Helin Bölek yoldaşlarımız şehit oldular.
İbrahim Gökçek’in son arzusu “ANADOLU’DAN ANTARTİKA’YA ANTARTİKA’DAN LATİN AMERİKA’YA” her yerde konserlerimizi vereceğiz. Evet, bugün dünyanın her yerinde konser veriyoruz ama kendi ülkemizde, Türkiye’de konserlerimiz yasaklanıyor. Avrupa’da en çok vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da kitlesel etkinlikler düzenledik. Irkçılığa karşı tek yürek, tek ses sloganıyla 15.000 kişinin katıldığı konserler düzenledik.
Türkiye şimdi de Almanya’da Grup Yorum üzerinde baskı kurmaya çalışıyor.
Türk devleti bir yasak uygulayamadı. Ancak grubun bir üyesini tutuklatmayı başardılar. Adı İhsan Cibelik. Emperyalizme ve faşizme karşı gerçekleri söyleyerek mücadele etmenin bir zorunluluk olduğunu gösteriyoruz…
Grup Yorum’un dünyanın her yerinde konser verebilmesinin nedeni enternasyonalist olmasıdır. Evet, nerede bir haksızlık, sömürü, dünya halklarının kanı dökülüyorsa biz bunu kendi görevimiz olarak görüyoruz.
Filistin için 6 beste yaptık. Helin Bölek bizzat canlı kalkan olarak Filistin’e gitti.
Amerika’nın işgal ettiği Irak’a bir Grup Yorum üyesi canlı kalkan olarak gitti.
2014’te ve 2023’te tekrar Donbass’taydık.
2019’da ve 2021’de Moskova’da konserler yaptık.
Tüm Avrupa’da konserler verdik.
Latin Amerika’da, Kuzey Amerika’da, Avustralya’da konserler yaptık.
İki sınıf vardır – ezen ve ezilen – sömüren ve sömürülen. Bizim duruşumuz net – hepimiz yoksul halkın çocuklarıyız. Halkın içinden geliyoruz, halk için sanat yapıyoruz. Emperyalizme ve faşizme karşı en ön saflarda mücadele etmeye ve direnenlerin türkülerini söylemeye devam edeceğiz. Buradan dünyanın neresinde olursa olsun emperyalizme ve faşizme karşı haklı ve meşru bir direniş varsa, direnenler varsa başta Filistin olmak üzere tüm dünya halklarını selamlıyoruz!
Tekrar Almanya’da tutuklu bulunan üyemize dönüyoruz. İhsan Cibelik tutuklandığında zaten kanser şüphesi vardı. Bu nedenle tutuklanır tutuklanmaz biyopsi yapılması talep edildi.
Ve ancak kamuoyu baskısı sonucunda 16 ay sonra bu gerçekleştirilebildi. Konuşmamı İhsan Cibelik’in derhal serbest bırakılması talebiyle bitirmek istiyorum, özgür koşullarda tıbbi tedaviye ihtiyacı var. Dünyanın her yerinde konserler vermek istiyoruz. Sizin ülkelerinizde de konserler vermek için sabırsızlanıyoruz.
Grup Yorum