1
Küçük Armutlu Tutsaklıklarla Teslim Alınamaz!
Ben diyorum ki ona, kül olayım Kerem gibi yana yana…
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa!
Nazım HİKMET
Direniş ve tutsaklık…
Küçük Armutlu için evvelinden beri bu iki kavram günlük yaşamın bir parçası olmuştur. AKP iktidarı gibi kaç faşist iktidar görmüş, tutsaklıklar, şehitlikler vermişte bir adım ileri demekten vazgeçmemiş, direnişi gün gün ilerletmiş bir mahalle, Küçük Armutlu. Faşizm her gün dallarını kesmişte, kökünden yine devrim filizlenmiş Armutlu’nun. Kökünden koparmışlar yine tohum olup düşmüş toprağa devrim. İşte bu yüzdendir ki devrim mücadelesi sürdüğü sürece Armutlu’nun ismi direniş olarak anılmaya devam edecek.
Kimileri bu mahallenin küçük ama, içi sıcacık ve sevgi dolu kondularında bir anda kapısı çalıp da karşısında gördüğünde, kimileri sabahları sıcacık yataklarını özlemle bırakıp ekmek peşine koşarken, kimileri mahallenin topraklarında misket oynarken tanıdı devrimcileri. Daha ilk tanışmalarında sevgi ve güvenle doldular birbirlerine karşı, çünkü her ikisi de aslında aynı vatan toprağında yetişmiş, aynı yoksul kondularda büyümüş birer halk çocuklarıydı. En çokta mahalleyi kurarken taş üstüne taş koyarken emeği, alın terini ve bir parça ekmeği paylaşırken tanıştılar. İşte bu yüzden halk demek devrimci demek, devrimci demek halk demekti Armutlu’da. Yani Armutlu halkının kendisi devrimciydi. Et ve tırnaktı onlar, en güzel yazılan şiirlerin kağıt kalemiydi onlar, en güzel türkülerin sözü ve sazıydı onlar. Nihayetinde bir araya geldiğinde ortaya çıkan tüm güzelliklerdi onlar.
Kimisi daha on altısında bir lise talebesi, kimisi elli altısında bir emekli, kimisi doktor, kimisi avukat, kimisi bir taksi şoförü, kimisi bir mahalle esnafı, kimisi ev hanımıydı. Halktandı onlar, halkın ta kendisiydi her biri. Halk sevgisiyle büyüyen, vatan toprağının bereketine aşık olanlardı onlar. Zalimin zulmüne karşı halkının önüne bedenini siper edenlerdi onlar. Halkı uğruna ölümle aynı yolda yürüyenlerdi onlar. Kolay değildi yaptıkları, halkı sevmek o kadar kolay değildi. Onlar halka ne zaman sevgilerini gösterseler mermiler ve bombalar yağardı üstlerine, yaralanırlardı, katledilirlerdi ama halk sevgisinden asla vazgeçmezlerdi.
Onların sevgisi Berfin çiçeğinin sevgisi gibiydi halklarına karşı. Berfin çiçeği topraklarımızın en bereketli yerlerinde açan güneşe sevdalı ve çok cesur bir çiçektir. Güneşi görmek için uzun bir süre çaba harcar, toprağın altında emek verirdi filizlenmek için. İşin acı kısmı güneşi gördüğünde ölecek olmasıdır. Fakat çok cesurdur ve o kadar sevgi doludur ki Berfin çiçeği, güneşi bir kere görme pahasına güneşle karşı karşıya gelir ve oracıkta ölür. Bu sevgi karşılıksız kalır mıydı? Tabi ki de hayır her mahallede anaları babaları kardeşleri vardı onların. Kapısını açan, çorbasını paylaşan milyonlarca teyzeleri ve amcaları vardır onların. Onlar ağlasa halkta ağlar, onlar gülse halkta gülerdi. Kendi evlatlarından asla ayırmaz, aynı evlat sevgisiyle severlerdi devrimcileri halkımız. Başlarına bir şey gelecek diye üzerlerine titrerlerdi aynı anne ve baba sevgisiyle. Nasıl ki bir anne evladını kaybettiğinde kıyafetlerinde kokusu var diye yıkamaya kıyamıyorsa, onlar içinde aynı durum geçerliydi. Bir daha geri dönemeyecek evlatlarının giysilerini, adları değişip geldiğinde yine kendi evlatlarına giydirirdi. Yeşil gömleklerini özenle ütüler özenle yıkarlardı, önlerine neyi var neyi yok koyarlardı. Evlatlarını nereye yatıracağını bilemediğinden oradan oraya koştururdu evin içinde. Yemez yedirirdi, içmez içirirdi… severdi evladını halkımız.
Hepsini bir araya getiren bu halk ve vatan sevgisi, adalet özlemiydi…
Bütün yoksul mahalleler bilir evlatlarının yaptıklarını… Zalim su vermezdi, el ele verip su getirirlerdi. Zalim ekmek vermezdi, fırın yapar ekmek çıkarırlardı. Zalim yol vermezdi, ellerinde kazmalarla küreklerle yol yaparlardı halklarına… Onlar için okur, onlar için doktor olur, mühendis olurlardı. Onlar devrimciydi çünkü. Bir avuç zengine projeler yapıp, hizmet edeceklerine halklarının derdine derman olurlar, mahalleler kurarlar, halklarına şifa olurlardı. Gündüz barikatlar başında konduları için direnen halkın önünde yer alır, geceleri ders verirlerdi mahallenin çocuklarına. Bir halkın neye ihtiyacı varsa oradaydılar. Mahallelere yaklaştırmazdı zalimleri, uyuşturucuyu, kumarı, fuhuşu. Halkla birlikte omuz omuza kurdukları tertemiz mahalleleri kirlettirmezlerdi. Halkın sorunları için kafa patlatırlardı; nasıl çözeriz, nasıl yaparız diye kendilerini yer bitirirlerdi. Halkın sorunlarını çözmek için meclisler kurarlardı, kurarlardı ki gerçek adaletin halkın adaletinin olduğunu gösterip onurlu bir yaşamı halka sunmak için.
Bütün suçları halklarını sevmeleriydi. Sadece bu yüzden tutuklanıyor, katlediliyorlardı. Zalimler ne zaman halkı sömürüp onlara zulmetmek istese devrimciler dikiliyordu karşılarına. Korkuyorlardı onlardan, çünkü halkın ta kendisiydi onlar. Haykırıyordu devrimci Armutlu halkı; “KERPİÇ EVLERDEN GELİP SARAYLARINIZI YIKACAĞIZ!”
Bu sözler korkutuyordu işte zalimleri. Bu yüzdendir ki saldırıyor, tutukluyor, katlediyordu zalimler.
Halkını ve vatanını sevmek… Tutsaklıklar, ölümler uğruna vazgeçilemeyecek bu bilinç, bu duygu bir suçsa, dünyada bu suçun en büyüğünü devrimciler işlemiştir!
Erdinç Öksüz; bu suçu ben de işledim.
Muharrem Çay; bu suçu ben de işledim.
Hüseyin Özen; bu suçu ben de işledim.
Sadık Çelik; bu suçu ben de işledim.
Eylem Yücel; bu suçu ben de işledim.
Türkan Özen; bu suçu ben de işledim.
Mehmet Akdemir; bu suçu ben de işledim.
Dehman Göçer; bu suçu ben de işledim.
Mehmet Özdemir; bu suçu ben de işledim.
Ali Yücel; bu suçu ben de işledim.
Hasan Öztürk; bu suçu ben de işledim.
Fadik Adıyaman; bu suçu ben de işledim.
Cemal Şahin; bu suçu ben de işledim.
Haydar Yıldırım; bu suçu ben de işledim.
Sezgin Çelik; bu suçu ben de işledim.
Mert Avcı; bu suçu ben de işledim.
Ali Dilmen; bu suçu ben de işledim.
Cafer Aydudağ; bu suçu ben de işledim.
Çağrı Avcı; bu suçu ben de işledim.
Sonuç olarak, Küçük Armutlu Özgür Tutsakları diyor ki;
Halkımızı sevdik… vatanımızı sevdik…
Halk için emeğimizi, alınterimizi esirgemeden, hesapsız çalıştık, çabaladık.
Kondular kurduk, mahalleler kurduk, yıkımlara karşı barikatlar başında direndik.
Arzu olduk, Barış olduk, Bülent olduk, Sultan olduk vatan topraklarımızda işgalcilere karşı ölüm pahasına direndik.
F Tipi dayatmalarına karşı, hapishanelerde direnen devrimciler için Şenay olduk, Gülsüman olduk ölüme meydan okuduk.
Hasan Ferit olduk, mahallemizde gençler uyuşturucu illetine bulaşmasın diye canımızı siper ettik.
Dilek olduk da onurumuzu çiğnemek için kapımıza dayanan itlerin karşısına dikildik.
Yılmaz olduk sokak ortasında sebepsiz yere kurşunlandık.
Halk Meclisleri kurduk, halkın sorunlarının çözümü için kapı kapı dolaştık, bir adım öne çıktık.
Bizler adı küçük ama yüreği kocaman armutlunun tutsakları olarak şehitlerimizin umutlarını umut belledik, yollarını yol bildik, bu yüzden tutsak düştük.
Ve sonuç olarak, Küçük Armutlu halkı diyor ki;
DEVRİMCİLİK YAPMAK SUÇ DEĞİL, ONURDUR!
ARMUTLU TUTSAKLARI YANLIZ DEĞİLDİR!
BİZ HALKIZ, TESLİM ALAMAYACAKSINIZ!
SONUNA, SONUNCUMUZA KADAR DİRENECEĞİZ!
ARMUTLU HALK CEPHESİ
ÖZGÜR TUTSAKLARIMIZI SAHİPLENMEK NAMUS BORCUMUZDUR!
YAZACAĞIMIZ HER KART ONLARI SAHİPLENDİĞİMİZİ GÖSTERECEKTİR!
ADANA F TİPİ HAPİSHANESİ (KÜRKÇÜLER)
1-Erdinç Öksüz
BANDIRMA 1 NO’LU T TİPİ HAPİSHANESİ
1-Muharrem Çay
EDİRNE F TİPİ HAPİSHANESİ
1-Hüseyin Özen
2-Sadık Çelik
KANDIRA 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANESİ/KOCAELİ
1-Eylem Yücel
2-Türkan Özen
KANDIRA 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANESİ/KOCAELİ
1-Mehmet Akdemir
KIRIKKALE F TİPİ HAPİSHANESİ
1-Dehman Göçer
2-Mehmet Özdemir
SİLİVRİ 9 NO’LU KAPALI HAPİSHANESİ
1-Ali Yücel
2-Hasan Öztürk
SİNCAN KAPALI KADIN HAPİSHANESİ
1-Fadik Adıyaman
ŞAKRAN 4 NO’LU T TİPİ HAPİSHANESİ/İZMİR
1-Cemal Şahin
2-Haydar Yıldırım
TEKİRDAĞ 1 NO’LU F TİPİ HAPİSHANESİ
1-Sezgin Çelik
TEKİRDAĞ 1 NO’LU T TİPİ HAPİSHANESİ
1-Mert Avcı
TEKİRDAĞ 2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANESİ
1-Ali Dilmen
2-Cafer Aydındağ
VAN F TİPİ HAPİSHANESİ
1-Çağrı Avcı
