1
Gözaltında kayıplar bir devlet politikasıdır demiştik Hurşit Külter’in kaybedildiğini öğrendiğimizde. Çünkü faşizmle yönetilen bir ülkede yaşıyoruz ve bizim gibi ülkelerde gözaltında kayıplar devletin uygulamaktan çekinmediği bir yöntemdir. 90’larda yüzlerce insan gözaltında kaybedildi ya da doğrudan katledildi. Bugün yıllardır evlatlarının akıbetini soran yüzlerce ana hala daha Cumartesi günleri eylemlerine devam ediyorlarsa bu devletin sistemli bir kayıplar politikasının sonucudur. 90’lı yılların “kahramanı” Mehmet Ağar o yıllarda devlete yaptığı hizmetleri anlatmak için 1000 operasyon yaptık diyordu. Bahsettiği 1000 operasyon katledilen evlatlarımızı faili meçhul olmaktan çıkarıp “faili devlet” haline getiriyordu.
Bu süreçler boyunca hem devrimciler hem de aileleri ısrarla evlatlarının akıbetini sordular, gözaltında kayıpları engellemek için kampanyalar yaptılar. Düzgün Tekin gözaltında kaybedildikten sonra “Sağ Aldınız Sağ İstiyoruz” kampanyası yapıldı. Bu kampanya çerçevesinde birçok eylem yaptık, bir itirafçının Düzgün’ü gömdüklerini söylediği yerde kazılar yaptık. Gözaltında sadece Düzgün Tekin kaybedilmemişti, Hüsamettin Yaman, Soner Gül, Ayhan Efeoğlu, Yusuf Erişti, İsmail Bahçeci, Neslihan Uslu, Hasan Aydoğan, Mehmet Ali Mandal ve Metin Andaç’la ilgili onlarca eylem yaptık ve asla peşlerini bırakmadık. Öyle ki yıllar sonra kontrgerillacı Ayhan Çarkın’ın ifadeleri üzerine Ayhan Efeoğlu’nu bulmak için kazılar yaptık. Bu kampanyalar boyunca her zaman halka doğru bilgiyle gittik, yanlışımız varsa düzelttik özür diledik.
Kürt ve Türk halklarına saldırılarını artıran AKP faşizmi özellikle Kürdistan’da 90’lı yıllarda kullandığı yöntemlerden daha ağır yöntemler kullanmaya başladı. Özyönetim direnişlerinin olduğu mahalle ve ilçelerde adeta taş üstünde taş bırakmadı. Kendi topraklarına tanklarla ancak günler sonra girebildi. Bu sırada sayısız Kürt genci polis ve asker tarafından infaz edildi.
Hurşit Külter’in gözaltına alındığı ve o günden beridir haber alınamadığı öğrenildiğinde bu bilginin doğruluğu tartışılmaz şekilde eylemler ve kampanyalar başladı. Ki yapılması gereken de buydu, zira gözaltında kayıplar bir devlet politikasıydı ve Hurşit Külter’den günlerdir haber alınamıyordu. Son attığı mesajda etrafının polisler tarafından sarıldığını birazdan gözaltına alacaklarını belirtmişti ve buna paralel olarak bir kontra hesaptan Hurşit Külter’in gözaltında olduğu ile ilgili paylaşımlar yapılmıştı.
Buna rağmen devlet yetkileri aylarca Hurşit Külter’le ilgili bir gözaltı kaydının bulunmadığını açıklamışlardı. 4 aylık süreçten sonra geçtiğimiz günlerde Kerkük’te kameralara açıklama yapan Külter yaşadıklarının kısa bir özetini paylaştı. Buna göre 13 gün boyunca gözaltında tutulmuş ardından kendi çabasıyla gözaltında tutulduğu binadan kaçmıştı. 45 gün Şırnak’ta boşalan evlerde kalmış daha sonra direnenlerle temasa geçip Kerkük’e gelmişti. Bu süreç boyunca da güvenlik sorunlarından kaynaklı sağ olduğunu açıklayamamıştı.
Öncelikle Hurşit Külter’in sağ ve iyi olmasından dolayı mutluyuz. Kayıp aileleri yıllarca evlatlarının bir gün çıkıp geleceğine inanarak yaşadılar, yaşıyorlar. Evladının mezarı başında gözyaşı dökme hakkından bile mahrum edilmiş anaların acılarıyla bir araya gelmiş bir dernek olarak bir anne için böyle bir haber almak ne kadar mutluluk vericidir bizden daha iyi kimse bilemez. Kerime Anaya bunun için gözün aydın, geçmiş olsun diyoruz.
Hurşit Külter’in sağ olduğunu açıklamasından sonra tetikçi köşe yazarları olayın üstüne balıklama atlamış adeta ağızlarının suyu akmıştır. Çünkü faşist devletleri aklanmış, temize çıkmış, bununla birlikte HDP ve devrimci demokrat kesimlerin ne kadar “yalancı, hilebaz” oldukları da ortaya çıkmıştır onlara göre. Bu faşist ve satılmış köşe yazarı bozuntuları acaba neden bugüne kadar çıkıp : “BİZİM DEVLETİMİZ ASLA BÖYLE BİRŞEY YAPMAZ” dememişlerdir de bugün bir anda Hurşit Külter’le ilgili onlarca yazı yazmışlardır? Çünkü onlar da Hurşit Külter’in gözaltında katledildiğine inanmaktadırlar da ondan. Çünkü onlar da gözaltında kayıpların bir devlet politikası olduğunu çok iyi bilmektedirler de ondan. Bu yüzden “yapmışlarsa iyi yapmışlar kardeşim, ne kurcalıyorsunuz” anlamına gelen sessizlikleri Hurşit Külter’in ortaya çıkmasıyla değişivermiştir.
Gözaltında kayıplar ve yargısız infazlar bir devlet politikasıdır. Hurşit Külter katledilmemiştir ama bu ülkede yıllardır bir devlet geleneği halinde yargısız infazlar ve kaybetmeler gerçekleştirilmektedir. Son bir yılda Kürdistan’da katledilen binlerce insan bunun kanıtıdır, Hurşit Külter’in katledilmemiş olması son bir yılda katledilen Dilek Doğan, Yılmaz Öztürk, Günay Özarslan ve binlerce Kürt’ün katledildiği gerçeğini değiştirmeyecektir.
Öte yandan Hurşit Külter’in sağlık durumuyla ilgili aylardır herhangi bir bilgilendirme yapılmamış olması halka karşı ciddi bir sorumsuzluktur. Gözaltında kayıplarla ilgili yıllardır sürdürülen mücadelede halka doğru bilgiyi ulaştırmak hayati bir sorumluluktur. Devrimci ve demokratların yıllardır emek emek yarattığı güven ilişkisi bu ve benzeri sorumsuzluklarla zarar görmektedir. Bir devlet politikası olarak yıllardır sürdürülen yargısız infaz ve kaybetmeye karşılık yürüttüğümüz kampanyalarda her zaman halka doğru bilgiyi olduğu gibi açıklayan ve halka karşı sorumluluklarını yerine getiren bir kültür yaratmışızdır.
Bugün gözaltında kayıplarla ilgili olarak Türkiye halklarının mevcut bilincini emek emek yaratan kampanyalarımız olmuştur. Bunlardan en sonuncuları Dersim’de katledildikten sonra toplu mezara gömülen Ali Yıldız için yapılan eylemler ve ölüm orucu direnişi olmuştur. Keza Ayhan Efeoğlu’nun Silivri civarında bir bölgeye gömüldüğünü iddia eden Ayhan Çarkın’ın belirttiği yerde günlerce kazı yapılmış ve yıllar sonra dahi olsa kayıpların peşini bırakmamışızdır. Bugün Hurşit Külter nezdinde oluşan toplumsal refleks ve bilinç yıllardır emek emek sürdürülen bu çalışmaların sonucudur.
Fakat yıllardır özenle yürütülen ve halka karşı sorumlulukların incelikle yerine getirilmesi sonucu oluşan güven ilişkisi Hurşit Külter ve Kürt milliyetçi hareketin sorumsuzluğu sonucu zedelenmiş, düşmana kara propaganda yapma zemini yaratılmıştır. Hurşit Külter’in açıklaması halkın kafasındaki soru işaretlerini gidermek bir yana daha da artırmıştır.
Konunun Hurşit Külter’in şahsından öte muhattapları vardır. Kürt milliyetçi hareket konuyla ilgili kendi sorumluluğunu ve değerlendirmesini yapmalıdır. Cevap verilmesi gereken konu aylardır Hurşit Külter’in durumuyla ilgili olarak neden halka bilgi verilmemiştir? Hurşit Külter kendi durumuyla ilgili kendi örgütlenmesine dahi haber ulaştırmamış mıdır? Bu yaşanan olayda kimin ne sorumluluğu varsa açıklanmalı ve bir daha tekrar etmeyeceği konusunda halka söz ve özeleştiri verilmelidir. Aksi takdirde konu hem spekülasyonlara daha da açık hale gelecek ve halkın güveni daha da zedelenecektir.
Her nasıl olmuş olursa olsun aylardır halka bilgi verilmemesi bir kültürel şekillenmenin sonucudur, bu şekillenme yapılan silahlı eylemlerde dahi kendini belli etmektedir. Halka zarar veren ve halka karşı herhangi bir sorumluluk hissetmeyen eylem tarzı gözaltında kaybedildiği iddia edilen ve aylarca haber alınamayan bir insanın akıbetini soran, bunun için bedel ödeyen emek harcayan insanlara bir hesap verilmemesinde de kendini ortaya koymaktadır.
Şu bilinmelidir ki halkı bu kadar değersiz görmek ve halka sorumsuz ve faydacı yaklaşmak ne kısa vadede ne de uzun vadede kimseye bir kazanç sağlamayacaktır. Bu sebeple Hurşit Külter olayında yaşanan her düzeydeki sorumsuzluk ve ihmalle ilgili olarak halka hesap verilmelidir. Aksi takdirde yıllardır özenle oluşturulan gözaltında kayıplar konusundaki hassasiyete darbe vurulacaktır.
Açıkça belirtmek gerekir ki Hurşit Külter konusunda tatmin edici bir açıklama, değerlendirme, özeleştiri yapılmadığı sürece hem biz TAYAD’lı Aileler hem de halkımız bu geleneğin söylediği sözleri bir süzgeçten geçirmek durumunda kalacaktır.
TAYAD’LI AİLELER
