7
NAZİFE ONAY’IN DİRENİŞ GÜNLÜKLERİNİ PAYLAŞIYORUZ…
Direnişimin 21. Günü
6 Nisan Perşembe:
Süresiz açlık grevinin 29. gününde olan Nuriye ve Semih için dün başlattığım 24 saatlik açlık grevi ile İstanbul halkını Ankara Yüksel Caddesi’ndeki direnişten haberdar etmeye çalıştım. Direniş genel olarak duyulmuş fakat isimlerini bilmeyenlere bu iki ismi tanıttım gururla.
AKP’nin ‘ referandum ‘ çalışması ilgi görmüyor olmalı ki çadırda bekleyen görevliler sürekli çıkıp bizi izlemek zorunda kalıyorlar.
Güçlü ses sistemleri ile, bir tırın üzerine kurdukları dev ekranları ile bu eksikliğin üzerini kapatmaya çalışıyorlar.
Bize destek olmak isteyenlere, bir fotoğrafımızla birlikte sosyal medyadan direnişimizi duyurabileceklerini istiyorum. Ben istemeden de gelip fotoğraf çekmek isteyenler de oluyor.
Tabii kendini uyanık zanneden tipler de çıkmıyor değil. Kafa tokuşturduğunu farketmediğimizi zanneden biri gelip bana ne kadar solcu olduğunu anlatmaya çalışıyor, zafer işaretli fotoğraf çektiriyor.
Açıkça ‘Evet’çi olduğunu söyleyip düzenle çelişkilerini paylaşıyor bizimle bir esnaf. Bu sohbetten de bir kez daha şunu anlamış oluyoruz, biz anlatırsak karmaşık hiçbir şey kalmayacak halkın kafasında.
Bu günkü direnişimi açlık grevi ile birlikte saat 16.00’da sonlandırıyorum. Yaşasın kamu emekçilerinin açlık grevi direnişi, yaşasın zafer!
Direnişimin 22. Günü
7 Nisan Cuma
Bu gün yazı tahtası aldım. Öğretmen olduğumu anlatmak ve Nuriye ve Semih’in açlık grevini İstanbullulara duyurmak için.
İlk ziyaretçim Yeşilçam kurgularını aratmayacak bir hikayesi olan bir kadındı. Üç çocuk, işsizlikten kumara sarmış bir eş, her akşam evde pişen yemek makarna, biriken faturalar ve kiralar, borçlandığı komşular, her gün aşındırılan resmi kurumların ve yardım kuruluşlarının kapıları, hastalığına rağmen gidilemeyen hastane… Suriyeli göçmenlerin daha ucuza çalıştırılması sonucu evlerde temizlik işi dahi bulamadığını anlatıyor:
“Tamam onlar kardeşlerimiz ama biz ne yiyeceğiz?”
“Tamam onlar kardeşlerimiz ama biz ne yiyeceğiz?”
Milyonlarca göçün, denizde kaybolan binlerce insanın, Suriye’ye emperyalist saldırının en büyük destekçisi AKP’nin halkı sömürmesindeki en büyük demagojisi de bu şimdi: ‘Suriyeli kardeşlerimiz’.
Ablamızın son sözü “Bir kez daha muhtarlığa gidip yardım isteyeceğim, olmazsa ben de senin gibi gelip buraya çadır kuracağım”.
Ülkenin ve yoksulluğun özeti, işsiz bir annenin hikayesi.
ENGİN KARATAŞ’IN GÜNLÜĞÜNÜ PAYLAŞIYORUZ
Her şey özgürlük için
Dünlük
Dün polis uyarmadan götürdü beni. Karakolda bu durumu tutanağa yazdıracağımdan mıdır, söyledikleri gibi bıktıklarından mıdır savcıyı aramadılar. Sadece kabahatlerden ceza kestiler. Ülke genelinde sokakta İşini İsteyen memurlardan sadece bana iki ceza birden kesiliyordu. Biri kabahatlerden 227 lira idari para cezası, diğeri huzuru bozmaktan savcılık soruşturmasıydı. Belki de bundan böyle sadece kabahatlerden işlem yaparlar. Gerçekten bıktılarsa dünden önceki gün üç defa alana çıkmamın etkisi olmuş. Dün de aynı şekilde kaldır deyince kaldırıp bir müddet sonra yeniden gelmeyi planlamıştım. Polis bu durumdan eski günlere göre daha çok rahatsız oldu. Hastaneye bile götürmediler. Yaklaşık bir buçuk saat sonra güvenlik bürodan saldılar. Çıkışta alana çıkmak için zamanım vardı. Ama pazara gitmeyi tercih ettim. Sonuçta bakmam gereken bir kızım var.




