12
Yürüyüş Dergisi 478. Sayısı Çıktı
* İŞÇİLER! Patronlara ve Patron Sendikacılığına Karşı Direnişi Büyütelim!
İŞÇİ MECLİSLERİNDE ÖRGÜTLENELİM!
* Yalanlarla, İftiralarla, Komplolarla Tutuklanan STEPHAN KACZYNSKİ Faşizmin Komplolarına Karşı AÇLIK GREVİNDE DİRENİYOR!
*Cephe Dostu, Enternasyonalist Devrimci STEPHAN KACZYNSKİ’ye ÖZGÜRLÜK!
(Derginin PDF’sini okumak için linke tıklayınız: http://yuruyus.biz/pdf/pdf/478.pdf
Yürüyüş Susturulamaz!
Katilleri, Hırsızları, Halkın Ekmeğine Göz Koyanları, Çocuklarımızı Katledenleri Yazan Yürüyüş Dergisi Susturulamaz!
Biz Halkız! Ne bizi tüketebilir, ne de sesimizi kısabilirsiniz! Susmayacağız!
Yürüyüşe sahip çıkıyorum, Yürüyüş okuyorum diyelim, Yürüyüş okutalım.
Yürüyüş Dergisine ve kitaplarımıza ulaşmak için Ozan Yayıncılıkla iletişim kurabilirsiniz.
Ozan Yayıncılık Telefonu: (0-212) 536 93 44
Haftalık Dergi / Sayı: 478
19 Temmuz 2015
Fiyatı: 1 TL (KDV dahil)
İÇİNDEKİLER:
* Patronlara ve patron sendikacılığına karşı direnişi büyütelim!
Çalışmak bir haktır.
İŞİM, EKMEĞİM, ONURUM der işçiler. Ve bir işçi emeğiyle evinin, ailesinin, çoluğunun çocuğunun geçimini sağladığı için onurdur çalışmak.
Bir işçiyi işsiz bırakmak onuruna yapılan en büyük saldırıdır. Kan emici asalak patronlar emek-onur nedir bilmedikleri için her gün yüzlerce, binlerce işçiyi hiçbir gerekçe göstermeden işten atıverirler. En “iyileri” tazminat vererek yapar bunu.
İşçiyi işten atmak, PATRON davranışıdır. Çünkü emek nedir, onur nedir bilmez onlar. İşçinin onlar için köleden farkı yoktur.
* Devrimci İşçi Hareketi: DİSK yönetimine çöreklenen işçi düşmanı patron sendikacıları devrimciliğin tasfiyesi için saldırıyor!
Tüm işçilere, halkımıza çağrımızdır: Herkesi patron sendikacılığının saldırılarını boşa çıkarmaya; gerçekleri açığa çıkarmaya ve Oya Baydak’ın direnişini desteklemeye çağırıyoruz.
Patronların ve patron sendikacılarının tüm saldırılarını boşa çıkaracağız.. Sadece direnenler kazanır!
* Direnen işçilerin kanını dökenler, işçi sınıfına hesap verecekler
DİRENEN İŞÇİLERE, KALASLARLA SALDIRMAK AMERİKAN SENDİKACILĞININ YÖNTEMLERİDİR!
“Kadın hakları savunucusu” Arzu Çerkezoğlu, bir kadın işçiye, Oya Baydak’a kapıları kilitleyerek “patronluğu”nu göstermiştir.
Kani Beko’nun söylediği gibi, ortada işçilerin sendikayı sahiplenmesi diye bir şey yoktur.
Diyarbakır’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan topladıkları “işçi” oldukları şüpheli bir gruba direnen işçiye ve devrimci işçilere saldırtanlara ancak patron sendikacısı denir..
Birgün, Evrensel gazetelerindeki haberlerde yer aldığı gibi ortada bir “ARBEDE” yoktur.
* DİSK’in kapısını işçilere kilitleyen DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’dur!
DİH, İŞÇİLERİN SOKULMADIĞI SENDİKAYA, PATRON SENDİKACILARI DA GİREMEZ DİYE KAPIYI ZİNCİRLEMİŞTİR!
DİSK’in kapısını devrimci işçilere kilitleme talimatını veren Arzu Çerkezoğlu’dur.
İşçilere DİSK’i yasaklayan, kapıyı kilitleyen Arzu Çerkezoğlu’nu DİH’liler de “işçilerin giremediği sendikaya biz de patron sendikacılarını sokmayacağız” diyerek teşhir etmişler ve kapıyı kilitlemişlerdir.
İşçiye kapatılan sendikanın kapısından patron sendikacıları da giremez. O binalar işçilerin mücadelesi ve alınteriyle yapılmıştır. Sendikacı kendisini oranın sahibi, patronu, ağası gibi göremez. Görürse işçinin de binanın kapısına kilit vurma hakkı doğar.
DİSK ağaların şirketi değildir. Orayı varedenler içeriye giremiyorlarsa kapısına da kilit vurabilirler.
* Oya Baydak: İşimi istiyorum!
İşçileri işten patronlar atar. Kani Beko ve yönetim kurulu arkadaşları PATRONDUR.
Benim işten atılma nedenim: Bu patronlar itiraf edemeseler bile ben söyleyeyim; kendilerini eleştirmiş olmamdır. Kendilerini eleştirdiğim için işten atıldım. Tekrar soruyorum; bunlar sendikacı mı, patron mu, padişah mı? Eleştiriden muaf olduklarını mı düşünüyorlar? Kendilerini eleştirilemez olarak mı görüyorlar? Tabi ki eleştireceğiz, eleştireceğim. Gördüğüm her yanlışı söyleyeceğim. Eleştiri olmazsa yanlış görülemez. Herkesin demokrasi gereği düşüncelerini açıklama hakkı vardır.
Kani Beko ve arkadaşlarının suç tarihi ciltler dolusudur. Tarihleri işçi sınıfına düşmanlık tarihidir.
* Oya Baydak: DİSK Genel-İş Sendikası’nın zorunlu açıklamasına cevabımdır
Benim sendikaya gelen işçilere çay vermediğimi söyleyerek yalan söylüyorlar. Ben yıllarca yaptığım işçilik hayatım boyunca sınıf bilincim ve devrimci anlayışımla hareket ettim.
Bırakın sendikaya gelen işçiyi, işçi arkadaşlarımı, kapınızın önünü süpüren ve yorgun düşen temizlik işçilerini bile davet edip çay veriyorum.
Ben emekçi özümü hiç kaybetmedim, ama işçilikten gelen Genel-İş yöneticileri, asıl onlar işçiye yabancılaştılar. Bana ve diğer çalışan arkadaşlarımıza ve hatta onların maaşlarını ödeyen işçilere tepeden bakıp patron edasıyla hareket ediyorlar.
* Patron sendikacısı Kani Beko, akıttığınız kanın altında kalacaksınız!
Remzi Çalışkan, Suratına O Tokatı Atan Milyonlarca Taşeron İşçisinin Nasırlı Elleridir
DİSK önünde devrimci işçilere atılan yumruk ve tekmelerin bir karşılığı olmalıydı ve oldu. Hiçbir zulüm karşılıksız kalmamalıydı ve kalmadı. Patron sendikacısı Kani Beko’nun tekme ve küfürlerine karşı devrimci işçilerin tokadı Remzi Çalışkan’ın yüzünde patladı. Bu tokat Soma’da katledilen 307 madenci, Ermenek’te yerin yedi kat altında sulara gömülen 18 madenci, Torunlar’da katledilen 10 inşaat işçisi ve Manisa’da katledilen 15 tarım işçisi için atılmıştır. Bu tokat işçi sınıfının burjuva ideolojisine attığı tokattır.
Ve devrimci işçilere kalkan hiçbir eli karşılıksız bırakmayacağız!
* Sol’un Köşe Taşları: MLKP 5. Kongresi; Kürt milliyetçi harekete tabi olmanın “teorik” sefaletidir -2-
MLKP’nin 5. Kongre kararlarına ilişkin eleştiri yazımıza devam ediyoruz. Sınıflar mücadelesindeki çelişkiler derinleştikçe, devrimci olanla devrimci olmayan ayrışması hızla sürüyor. Mücadele arada yer bırakmıyor.
* ABD-Türkiye görüşmeleri Kürt milliyetçilerinin kuyrukçularını neden rahatsız ediyor?
Kürt Milliyetçilerinin Kuyrukçuları Gerçeklere Mi Uyanıyor!
ABD ile Türkiye’nin Suriye konulu özetlediğimiz bu görüşmeleri Kürt milliyetçilerini ve kuşkusuz onların rüzgarından hemen etkilenen kuyrukçularını da oldukça endişelendirdi, rahatsız etti… Bir anda Amerika’nın bölge hesaplarını keşfederek emperyalist politikalardan dem vurmaya başladılar. Görüşmelerin hangi içerikte olduğu ve neyi amaçladığına dair düşünceler ortaya koymaya başladılar.
* Reformizm Ve Düzeniçilik Bugüne Kadar Askeri Güçle, Silahlı Eylemle, Kitlesel Güçle Gizlendi! Bugün yaptıkları da düzeniçiliği, emperyalizmi meşrulaştırmaktır!
Belirleyici olan askeri güç değil, ideolojik güçtür.
Belirleyici olan silahlı eylem yapıyor olmak değildir. Hatta bu eylemlilik doğrudan oligarşiyi vb. de hedefliyor olabilir. Ancak asıl ve belirleyici olan bu eylemliliğin HANGİ AMACA yöneldiğidir.
Dağlarda gerillaların olması, çokça silaha sahip olmak, geniş bir halk tabanına sahip olmak da tek başına hiçbir anlam taşımaz. HEDEF NEDİR? DÜŞMAN KİMDİR, DOST KİMDİR? Belirleyici olan bunlardır.
Kürt milliyetçi hareketi silahlarını asıl olarak halkların kurtuluşu için değil, emperyalizm ve oligarşi ile uzlaşma için kullanmıştır.
* Düzene dönenler devrimcilere düşmanlaşır: Sayfalarında Sabancılar’ın, Ülkerler’in reklamını yapan BirGün Gazetesi Devrimci Tutsaklar İçin Yürüyüş Dergisinin İlanını Yayınlamıyor!
Bu da Birgün Gazetesinin Yayınlamadığı Bir İlan Metnindendir:
“ADALETİN BEDELİ: Adalet için İkitelli’de açlık grevi yapan 1 Halk Cepheli için 7 akrep, 1 TOMA, 1 çevik kuvvet otobüsü polis…
Çayan’da 3 haftadır yüzlerce polis, onlarca akrep ve TOMA’larla 11 kez saldırı ve gözaltı…
Adalet istemek, çadır açmak, açlık grevi yapmak için bile TOMA’lara, akreplere, faşist polislere karşı en büyük bedeli göze alarak direnmek zorundayız!…”
* 10 Soruda: Uzlaşmacılık
Uzlaşma nedir?
Uzlaşma TDK sözlüğünde, “uzlaşma durumu, uyuşma” anlamına gelmektedir.
Uzlaşmacılık ise yine aynı sözlükte “çıkarlarından, düşüncelerinden ödünler vererek uzlaşma sağlama siyaseti” olarak açıklanmaktadır.
Elbette, kastettiğimiz, bir avuç sömürücünün yönettiği kapitalist sistemde uzlaşma, daha çok ezilen sınıfın çıkarlarından düşüncelerinden ödünler vererek yapılan ve tamamen teslim alma üzerine kurulu olandır. Örgüt, kişi, parti, ülke… hiç farketmez. Ya düşüncelerini sonuna kadar savunup mücadele edecek ve kavgayı büyütecek ya da direnmeyerek teslim olup, çürüyerek yok olacak. Uzlaşmanın günümüzdeki karşılığı budur.
* Röportaj: Ümit İlter, 24 yıllık tutsaklığını anlatıyor…
Boyun eğmek ya da direnmek dışında, başka bir seçenek yoktur. Özgür Tutsaklar için ölmek demek, teslim olmak demektir. Devrimciler için ölmek demek, düşüncelerini terk etmek demektir. Onurunu, umudunu savunurken şehit düşmek ise çoğalmaktır. Halkın umutlu deryasında damla olmaktır. Özgür Tutsaklar, asla teslim olmadılar, boyun eğmediler, onurlarından taviz vermediler.
* Cephe dostu, enternasyonalist devrimci Stephan Kaczynski’ye özgürlük!
Stephan Kaczynski’nin sağlık durumuyla ilgili Çağdaş Hukukçular Derneği basın açıklaması yaptı. Açıklamada:
“4 aydır Maltepe 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde tutuklu olan İngiliz vatandaşı Stephan Shah
Kaczynski keyfi olarak günlük gazete, kitap ve dergi vermedikleri için 15 gündür açlık grevindedir. 52 yaşındaki Stephan Kaczynski ile en son 2 gün önce görüşen avukatları kendisinin ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıktığını tespit etmiştir ve ani tansiyon düşüklüğü, yoğun halsizlik ve baş dönmesi yaşadığını söylemiştir” dedi.
* Liseliyiz Biz: Liseli Dev-Gençliler, savaşı büyütmek, yaygınlaştırmak için kendi kadrolarını çıkarmalıdır!
Bir kampın daha sonuna geldik. Hayatında belki hiçbir zaman unutamayacağı anları bu kampta ilk kez yaşadı çoğu liseli…
Gördü, anladı, eğlendi, dinledi, konuştu, gezdi, oynadı. Şimdi ise kamp bitti ve herkes kendi mahallesine döndü. Şimdi Liseli Dev-Gençliler ne yapacak?
Kampta günlerce, yirmi dört saatimizi paylaştığımız; kardeşimiz, abimiz, arkadaşımız, dostumuz… yoldaşımız olan liseli arkadaşlarımızla şimdi ne yapacağız?
* Kamu Emekçileri Cephesi: Kendi kendini eriten sendikacılık anlayışının kamu emekçilerindeki temsilcisi; KESK
Hiçbir gerekçe her yıl KESK’in erimesindeki KESK yönetiminin sorumluluğunu hafifletemez.
KESK Kürt milliyetçileri ve onun kuyruğundan kopamayan reformist, oportünist anlayışlar bu tablonun hesabını vermelidir. Devrimcilere değil de düzene dönen bu sendikacılık anlayışının geleceği nokta, bugün DİSK gerçeğiyle karşımızda açık bir şekilde duruyor.
DİSK’in devrimcileri tasfiye eden, ihbar eden anlayışı onu hakkını arayan emekçiye karşı “patron” tavrı göstermeye, linçe kadar götürmüştür. Faşizmin, patronların kullandığı yöntemlerle hakkını isteyen işçiyi, halkın avukatlarını linç girişimine götürmüştür.
* Anadolu Cephesi: Kitle çalışması yapmayan bir devrimci de, devrimci bir örgüt de çürür
Kitle çalışması yapmayanlar; her gün saflara bir kişiyi daha katmanın aşkıyla yanıp tutuşmayanlar; devrimi, iktidarı, bağımsızlığı ve sosyalizmi istemiyor demektir.
Kitle çalışması yapmak; tek tek devrimcilere varana kadar bu şekilde kitlelerle canlı-dinamik diyalog kurmak, onları mücadeleye katılmak için ikna etmek, devrimci-demokrat safları günden güne büyütmektir.
Bunun da ilk şartı kitlelere gitmektir…
Ne pahasına olursa olsun, bu konuda ne kadar beceriksiz olursak olalım, kendimizi ne kadar bilinçsiz görürsek görelim, yine de kitlelere gitmektir…
* Adalet Yoksa Adalet Savaşçıları Vardır: Halkın adalet savaşçısı olmak fedakarlık değil, tarihsel bir zorunluluktur
Halkın adalet savaşçısı olmak zor değil aksine doğal bir görevdir. Nasıl ki yaşamayı, yemeyi, içmeyi, soluk almayı biliyorsak adalet için savaşmak da, çekilen acılarımızın hesabını sormak da o kadar doğaldır.
Yaşamak, uzun yaşamak değildir; yaşamak, adaletsizliklere başkaldırarak yaşamaktır. Yaşamın ve ölümün acılarını, sevincini, hüznünü, öfkesini… hep diri tutmak. Bu vicdan duygusunu yitirmemek. Adaletsiz olmamak.
Tüm değerlerimizin yağmalandığı, adalete, ahlaka, onura dair kırıntının dahi bırakılmak istenmediği koşullarda her şeyimizle direnmekten, savaşmaktan, başka yol yoktur.
* Ülkenin dört bir yanına adalet çadırlarını yayacağız!
AKP’nin Eli Kanlı Polisleri Adalet Çadırımızı 100 Kez Yıksanız 101. Kez Yeniden Kuracağız!
Adalet istemi ile direnişimize AKP’nin katil polisleri acizlik içinde saldırıyor. Adalete olan tahammülsüzlükleri ortada. Biz de sonuna kadar adalet istemimizden vazgeçmeyeceğimizi söyledik. Çadırlarımızda sonuna kadar direneceğimizi, bizi yıldıramayacaklarını dosta düşmana haykırdık.
* Düzen Çürütür, Devrim Temizler: Yozlaşmayla, bu düzen halkın değerlerini; dayanışma, sahiplenme ruhunu öldürmeye çalışıyor!
Bugün eğer sen de bir kaldırım köşesine atılmak istemiyorsan Hasan Ferit Gedik Mahkemesi’ne katılıp yozlaşmaya karşı mücadelede yerini almalısın. Yozlaşmaya karşı direnmelisin.
Hasan Ferit Merkezi’ne sahip çıkmalısın. Ziyaret et, gönüllü çalışanı ol. Gelin hep beraber “yârin yanağından gayrı her yerde hep beraber” diyelim. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”i kendine slogan edinen bir halkın çocuklarıyız biz. Yaşadığımız vatanı, halkı sevmek; yozlaşmaya karşı direnmek, direnenlerin yanında yer almaktır.
* Adalet saraylarından çıkmayan adaleti, halkın adaletiyle sağlayacağız!
Kampanyanın yaygın bir şekilde örgütlenmesi ve mahkeme önlerindeki adalet mücadelesini büyütmeliyiz. Bunun yolunun da kampanyayı daha kolektif, daha yaygın komitelerle yapmalıyız.
İşte çalışmaların bir kısmı;
* Gerçekleri halka anlatmaya devam ediyoruz!
* Mısır ekmeği, hamsi ve umudun adı aşkına: Diren Karadeniz!
Ülkemizde emperyalizmin bekçiliğini yapan işbirlikçi AKP, halkımızı katletmeye, topraklarımızı parsel parsel satıp doğamızı talan etmeye devam ediyor! Halkın Mimar Mühendisleri AKP iktidarının Karadeniz’i talan planlarına karşı çıktı.
* Halkların Katili Amerika: Emperyalizmin rehinesi olmayacak, biz emperyalizmi rehin alacağız!
“Gelişmiş” ve “az gelişmiş” ülkeler ayrımını yapıyor emperyalizm. Emperyalist ülkeler doğal olarak daha gelişmiştir. Ama bu gelişmenin kaynağı sömürge ülke halklarının sömürülmesinden başka bir şey değildir. Kaldı ki gelişmişlik insanları, diğer ülkeleri sömürmeyi haklı çıkarmaz. Gelişmişlik insanları sömürmenin değil, insanlara hizmetin aracı olmalıdır. Emperyalizm, sömürge ülkelerin hem geri kalmasının sebebidir, hem de o ülkeyi geliştirmek için borç verdiğini, yatırım yaptığını savunur.
* Avrupa’da Yürüyüş: Bir gün milyonlarla aynı anda kuracağız sofralarımızı!
* Yitirdiklerimiz…
Ali Rıza Kurt’un işkencede polise cevabıdır: “Bizi hiçbir zaman bitiremezsiniz. Bu ülkeyi size dar edeceğiz.”
Ali Rıza Kurt
* Basından: Türküler susmaz halaylar sürer!
Bu hikâye, eski hikâye.
Kültür merkezleri basılıyor defalarca, albümleri yasaklanıyor, üyeleri tutuklanıyor. “Örgütsel bağlar” diye yazılan soyut metinler, operasyonlarla taçlanıyor. Biri tutuklandığında diğeri türkü söylüyor, birinin kulak zarı patlatıldığında diğeri.
Küsenler oluyor, ağır eleştirenler, Grup Yorum’un ağır eleştirdikleri. Ama sonra bir Gülten Akın şiiri, ardından Ahmet Telli. Hasan Hüseyin kıvrılıyor bir taraftan, ardından Nâzım, hemen arkalarında Ruhi Su.
Yorum’la yaşlananlar, büyüyenler, çocukları söylüyor. Hiçbir infialin yaşanmadığı İnönü Stadyumu konserine giden binlerce “sakıncalı” halay çekiyor.
* Öğretmenimiz:
Sosyalizme özlem, daha da büyüyecek, çünkü; onurlu yaşamanın tek yolu sosyalizmdir.
Sistem iflas etmiştir; çünkü temelindeki mantık yanlıştır
Devrimin engebeli, sarp yollarında emperyalizme ve oligarşiye karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm yürüyüşümüz hiç durmadı; çünkü hiçbir irade devrimcilerin iradesinden üstün değildir!



