11
1-AKP faşizmi kamu emekçilerinin iş güvenceli çalışma hakkına ciddi saldırılarda bulunuyor. Haklar gasp ediliyor, kölece yaşam koşulları dayatılıyor. Bu konuda kamu emekçilerinin yaşadığı sorunları daha somut örnekleriyle anlatabilir misiniz…
Nazife Onay:
Aslında yeterince sömürülen ve itaatkar bir kesimdir kamu emekçileri. Hatta ” memur” kavramı da köken olarak “iş eri, emir kulu”ndan gelmektedir. Fakat halkın yemeye ekmek bulamadığı ,çocuklarını giydirip okutamadığı bir ülkede elbette kamu emekçileri orta sınıf sayılabiliyor.
Güvencesizlik demek “ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin”in yaşamımızda vücut bulmuş halidir.657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ nu zaten zincir olarak kabul ediyoruz fakat korumamız gereken bir yönü var ki çok kolay işten atılmıyorsun. Uyarı-kınama-maaş kesimi ve kademe ilerlemesinin durdurulması gibi aşamaları var ve işten atılmak için daha somut ve daha ciddi suçlamaların olması gerekir. Oysa getirmeyi düşündükleri yeni Kamu Personel Rejimi Yasası seni sadece performansın düşük diye işten atabilmenin zeminini yaratıyor.
Bugün henüz bunu fiili olarak yapamıyor devlet çünkü meşru değil ve her düşünceden emekçiyi rahatsız eden bir uygulama.
Sonuç olarak iş yerlerimizde AKP’nin yoğun baskısı var. Kendi propagandasını rahatlıkla yapabiliyor, buna karşı sol, demokrat emekçiler sesini çıkartamıyor. Eğer sesini çıkartırsa “amire karşı gelmek”ten tutalım da ” ortamı provoke etmek”e kadar her türlü suçlamaya maruz kalabilir.
Sonuç; soruşturma açılabilir, sürgün edilebilirsin, açığa alınabilirsin, ortamda tecrit uygulanır, bir eden veli şikayet etmiş oluverir seni, öğrenciler dersini anlamıyor oluverir, nöbetinde günü derse bir dakika gecikmen sorun oluverir, her konuştuğun ‘sınıfta siyaset yapmak’ olarak karşına çıkabilir. vb
İş güvencesi demek emek verdiğin iş yerinde tehdit altında çalışmamaktır. Biz ise sol-sosyalist düşüncelere sahip olduğumuz için topun ağzındayız.
2-Saldırılar karşısında Ankara’ya yürüyüş gerçekleştirdiniz. Ankara yürüyüşünü özellikle pek çok kesimin sessiz olduğu böyle bir dönemde nasıl gerçekleştirdiniz…
KEC’lilerin yürüyüşü, direnişleri siyasi olarak da önemli sonuçlar yarattı.
Neden Ankara’ya yürüdünüz…
N.O.:”Bilen, gören sorumludur” diye bir düşünce vardır, kimse bundan kaçamaz. Gerçekleri anlatıp, gelecek olan tehlikeyi görüp de yapmamak olmazdı.
Sayımız az ama düşüncelerimiz dünyayı harekete geçirecek kadar güçlü. Bu nedenle bir şey yapmalıydık. Sokaklar yasaklanmak isteniyor ve bazı sol kesim de bu yasak duvarına -niyetten bağımsız olarak-bu duvara beton harcı taşıyordu. Bu harç kimi zaman susmak, kimi zaman sadece protesto etmek, kimi zaman da yasalara bel bağlamak. Bu duvara engel olmak veya en azından bu duvarı güçlendirmemek için Ankara’ya yürüme kararı aldık.
3-Her geçen gün saldırılar artarken sendikaların, meslek örgütlerinin sessiz kalmalarını, sadece birer açıklama veya protesto ile sınırlı tepkiler vermelerini nasıl değerlendiriyorsunuz. Sendikalar hala karar bile alabilmiş değiller. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.
N.O: Aslında yukarıda verdiğim cevaptan çok da farklı değil söyleyeceklerim. Bugün “hukuksal süreci işletiyoruz, bir gün kala basın açıklamasını da üyelere mesaj olarak haber veriyoruz daha ne yapalım” diyen anlayışlar öncülük emekçilere güven veremezler, onları mücadeleye bu şekilde katamazlar.
4-Ankara yürüyüşü boyunca sizi etkileyen önemli bulduğunuz konular nelerdi…
N.O: Beni en çok yoldaşlarımın inanç ve kararlılığı etkiledi.
Saldırılar devam ediyor. Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz…
N.O:Bu kampanya yeni başlamadı. Tutuklanmamıza gerekçe olan bir kampanya İş Güvencesi Kampanyası.
Bu nedenle biçim değişebilir fakat yine kamu emekçilerine ulaşmak için mücadeleye devam edeceğiz.
