10
DEV SAĞLIK-İŞ’E CEVAPTIR
13 TEMMUZ’DA DİSK ÖNÜNDE DİRENEN İŞÇİ OYA BAYDAK’A VE DEVRİMCİLERE PATRON SENDİKACILARI TARAFINDAN ÖRGÜTLÜ BİR LİNÇ SALDIRISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ. YOK SAYILAMAZ.
MAHKUM ETMEMEK ONAYLAMAKTIR.
Dev Sağlık–İş Sendikası Merkez Yönetim Kurulu 30 Temmuz 2015 tarihli açıklamasıyla Devrimci İşçi Hareketine, direnen işçi Oya Baydak’a cevap (!) vermiş.
Öncelikle sizi ciddiyete davet ediyoruz. Küçük hesaplar yapmamaya, tarihi ters yüz etmemeye çağırıyoruz. Açıklamanıza Suruç şehitlerini hatırlatarak başlamışsınız. Ayıptır. Hiç mi tarih bilginiz yok. Tarih sıralaması diye bir şey duymadınız mı? Oya Baydak’ın direnişi, DİSK önünde düzenlenen linç saldırısı Suruç katliamından önce yapılmıştır. Suruç katliamı yapılmadan önce gerçekleşen linç saldırısını Suruç katliamıyla örtemezsiniz. Unutmayın ki olan şey sol arasındaki bir tartışma, iki örgüt arasındaki eleştiri değildir.
Siz tarihleri birbirine karıştırdığınız için biz tekrar hatırlatalım istedik.
Oya Baydak Genel – İş sendikası tarafından işten çıkartılmıştır. İşten çıkartılma gerekçesi “işçileri küçük görmesi, çay servisi yapmaması” olarak açıklandı. Biz düzenin yasalarına göre düşünmeyiz. Bizim için işçinin işten çıkartılma nedenleri şunlardır; hırsızlık, ahlaksızlık, muhbirlik, işbirlikçilik. Bunların dışında hangi gerekçeyle olursa olsun işten çıkartma meşru değildir. Hele ki bir sendikanın işçisini işten çıkartması tamamen gayrı meşrudur. Hele hele DİSK ve bağlı sendikanın işçisini işten çıkartması işçi sınıfına karşı işlenmiş suçtur. Basit bir mantıkla soralım; işçisini işten çıkartan DİSK kendi üyesi işçiler işten atıldığında nasıl direniş örgütleyecek? Tabi biz şunu da biliyoruz; DİSK bugüne kadar hangi direnişi örgütledi ve kazandı? Hamasi bir şekilde 12 Eylülde DİSK’in kapısına kilit vurulmadı demeyin. Tarihi cahilliğiniz ortaya çıkmasın. Düşünün ki başkanı olduğu DİSK’in tarihini bilmeyen bir patron sendikacısına karşı mücadele ediyoruz. 15 -16 Haziran’da DİSK yöneticilerinin işçileri direnişi bırakmaya çağrılarını okuyun. Tarihin belleği güçlü ve belgelidir. O dönemdeki gazeteleri açın bakın. Kim ne yapmış? DİSK yönetimi ne yapmış? Devrimciler ne yapmış? İşçiler ne yapmış? DİSK’in bugün övüne övüne bitiremediği 15 -16 Haziran direnişini devrimciler ve işçiler DİSK yönetimine rağmen yapmıştır. Ya da 12 Eylül faşist darbesinin DİSK’in kapısına kilit vuramaması olayına gelelim. Bilmez misiniz, 12 Eylül faşist darbesi bütün sendikaları, dernekleri, partileri kapattı. CHP’yi, MHP’yi, AP’yi kapattı.12 Eylül’ün kapattığı DİSK ancak 1991 yılında açılabildi.
İŞTE BİZ BU YALANCILIKLA MÜCADELE EDİYORUZ. DİYORUZ Kİ DİSK YÖNETİMİ İŞÇİLERE, HALKA YALAN SÖYLEYEMEZ.
Eğer ki bu konfederasyonun adının başında “Devrimci” yazıyorsa buna uygun davranacaklar. Yapamıyorlarsa bırakacaklar.
İşçisini işten atma düşüncesine karşı mücadele ediyoruz. DEVRİMCİLERE VE DİRENEN İŞÇİLERE LİNÇ SALDIRILARI DÜZENLEYEN PATRON SENDİKACILARINA KARŞI MÜCADELE EDİYORUZ.
13 Temmuz 2015 günü düzenlenen linç saldırısı DİSK’in kara lekesidir. DİSK bundan temizlenmek zorundadır. İşte biz bunun için mücadele ediyoruz. Sizse Suruç şehitlerinin arkasına saklanıyorsunuz. Ayıp. Yapmayın. Eğer Suruç şehitlerine biraz saygınız varsa SOLU KİRLETEN LİNÇ KÜLTÜRÜNE KARŞI MÜCADELE EDİN.
Neden bu konuda bir şey demediniz?
Açıklamanızdan anladığımız kadarıyla tarihi tekrar yazıyorsunuz. Yaptıklarınızın üstünü örtüp, gerçek olmayan şeyleri olmuş gibi yazıyorsunuz. Ama bu çok zor bir iştir. Gerçek güçlüdür. Açıklamanıza göre Oya Baydak direnişe başladıktan sonra DİSK’in kapısına kilit vurmuş. Bu kadar (!) İşte busunuz.
Direnişin ilk günü Oya Baydak’ın DİSK binası içinde kaldığını, DİSK’in hemen köşesinde fuhuş pazarı kurulduğunu, ertesi gün Sendikanızın Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun talimatıyla DİSK’in kapısının erkenden kilitlendiğini ve kapının açılması ve gece konaklama isteği tekrar iletilmesine rağmen DİSK’in kapısının devrimcilere ve direnen Oya Baydak’a kapatıldığını atlamışsınız. Bunlar sizin için önemli değil öyle mi? 13 Temmuz 2015 günü yapılan linç saldırısında linççiler arasında başkanınız Arzu Çerkezoğlu’nun da olduğunu neden yazmıyorsunuz? Arzu Çerkezoğlu’nun direnen işçi Oya Baydak ve Devrimciler linç edilirken kapının önünde basın açıklaması yaptıklarını ve sonra da linçi oturup seyrettiğini neden yazmıyorsunuz? Biz de görüntüleri var. İsterseniz size verelim. Ama biliyoruz ki siz o görüntüleri de izleyemezsiniz. Kurgu yaptığımızı söylersiniz.
Evet, soruyoruz; bu konuda ne diyorsunuz?
DİRENEN İŞÇİLERE LİNÇ SALDIRISI DÜZENLENMESİ KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCENİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORUZ. NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
DEVRİMCİLERE LİNÇ SALDIRISI YAPILMASI KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCENİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORUZ. NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
DEVRİMCİLERE LİNÇ SALDIRISI YAPILIR MI? YAPILMAZ MI? NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ AÇIKLAYIN.
Yoksa siz de siyasi iktidar ağzıyla konuşup “hassas işçiler” mi diyeceksiniz? O linç güruhu Diyarbakır, Mersin, İzmir’den otobüslerle İstanbul’a taşındı. Kim taşıdı? Neden? Kişi başına 1.000.- TL verildiğini linççiler kendi aralarında konuşurken duyduk. Bunlar ortada iken ne diyorsunuz? “Hassas işçiler” mi diyeceksiniz? Bunu geçin. Bu açık bir linç örgütlenmesidir. Biz defalarca linç saldırılarına uğradık. “Hassas vatandaş” diye bir şey olmadığını biliriz. Bu linç saldırılarını siyasi iktidarın örgütlediğini biliriz. DİSK önünde de bu olmuştur. Örgütlenmiş bir linç saldırısı yaşanmış ve onlarca devrimci yaralanmıştır. Bir devrimci ameliyat olmuştur. Şunu da söyleyelim bu linç saldırısını bekliyorduk. İki gün önce saldırının örgütlendiğini haber almıştık. Ama biz haklılığımıza ve meşruluğumuza güvenerek, Devrimci sorumlulukla hareket ettik ve linç güruhuna karşı şiddet kullanmadık. Sadece Oya Baydak ve DİH’li arkadaşlarımızın bir bölümü oradaydı.
Bir sorun; linç güruhundan neden tek bir yaralı yoktur? Neden sadece devrimciler yaralanmıştır? Siz artık iyice açığa çıkmış düşmanlığınızla şöyle mi diyeceksiniz; “linç güruhu kavga etmeyi iyi biliyordu”.
Aşağıdaki paragraf açıklamanızdan alınmıştır;
“ Oya Baydak için DİSK önünde süren eylem de bize göre DİH’in DİSK karşısındaki bu uzun süreli stratejisinin bir devamıdır. DİSK’e bağlı 21 sendikadan birisi olan Genel İş Sendikası’nın 45 şubesinden birisinde yaşanılan bir işten çıkarma olayını protesto etmek için işten çıkarmayı gerçekleştiren şubeyi geçip, bu şubenin bağlı bulunduğu sendikanın genel merkezini geçip DİSK önünde eylem yapılması ancak bu DİSK karşıtı strateji ile açıklanabilir. “
Pes diyoruz, pes. Oya Baydak’ın işten çıkarılma kararını Genel – İş ve DİSK’in başkanı Kani Beko ve Remzi Çalışkan alıyorlar, size göre bilmem kaç şubeden birinin işi… Yine size göre DİSK’te “Kanarya Sevenler Derneği”. Yani DİSK’in demokrasi mücadelesine, işçi sınıfının mücadelesine karşı bir sorumluluğu yok. DİSK’in işçi sınıfı mücadelesini geliştirme diye bir sorumluluğu yok. Peki, o zaman bize anlatın DİSK’in görevleri ne? Biz DİSK’i başka türlü bilirdik. Bize hep DİSK hakkında masallar anlatıldı. Öyle ise siz bize gerçeği anlatın! DİSK’in asıl görevlerinin ne olduğundan başlayın. Eğer DİSK sendikada çalışan bir işçinin işten atılmasına tepki göstermeyecekse neye tepki gösterecek.
Yoksa DİSK Başkanlığı; bugüne kadar olduğu gibi CHP’ye milletvekili olmak için basamak mı olacak?
Biz sendikada çalışan bir işçinin işten atılmasını DEMOKRASİ SORUNU OLARAK GÖRÜYORUZ. BÖYLE YAPAN SENDİKA ÇÜRÜMÜŞTÜR DİYORUZ, PATRON OLMUŞTUR DİYORUZ. SİZ NE DİYORSUNUZ?
Yoksa siz DİSK ile TÜRK- İŞ’i bir mi tutuyorsunuz? Peki, o zaman DİSK başkanı neden mesela SOMA’ya gidiyor? Suruç’a gidiyor? Reklam için mi? Eğer “burada yapılan katliamlar DİSK’in görev alanına girer, DİSK düzen sendikacılığı yapmaz” diyorsanız biz de şunu sorarız, bunları yapan DİSK neden işten atılan bir işçiye sahip çıkamaz? Direnen bir işçiye sahip çıkmayan DİSK ne yapar, ne işe yarar? Yoksa örneğin “patronların işçiyi işten atma hakkı yok ama sendikaların işçilerini işten atma hakkı var”diye mi düşünüyorsunuz? Biz böyle düşünmüyoruz. Bizim için bir işçinin işi ve emeği onurudur. Sendikanın da işçisini işten çıkartma hakkı yoktur. Ha, eğer “yasalara göre tazminatını verip çıkartma hakkı” derseniz elbette işçinin de direnme hakkı vardır. Unutmayın, kutsal, dokunulmaz olan yoktur. Tarihin kesin kuralları vardır. Bilimin kuralları vardır. Bu kurallardan biri şöyledir; DİRENMEYEN ÇÜRÜR. DİSK yönetimi direnmediği için çürümekte ve çürütmektedir. DİSK’te, Genel – İş’te işçisini işten atamaz. Çünkü bunlar patron değillerdir. Patron olmamaları gerekir. Ama bugün Genel – İş ve DİSK’in yöneticileri patron olmuşlardır. Makam otomobilleriyle, aldıkları maaşla, lojmanlarla patron olmuşlardır. Ve bizim mücadelemiz sendikalara karşı değil, sendikaların başına çöreklenip işçinin kanını emen patron sendikacılarına karşıdır. Patron sendikacılarını söküp atana kadar da mücadelemiz sürecek. Yaşananlar göstermiştir ki patron sendikacılarının işçi sınıfına yapabilecekleri tek bir katkı yoktur. Tek yaptıkları işçi düşmanlığı ve devrimci düşmanlığı olmuştur.
Başkanınız Arzu Çerkezoğlu’nu öve öve bitirememişsiniz. Bunlara cevap vermeyeceğiz. Arzu Çerkezoğlu’nun yaşamı, şahsı bizi ilgilendirmez. Biz onların kurumsal kimlikleri ile neler yaptıklarına bakarız ve değerlendiririz. Ama şunu hatırlatacağız. Kurumlar arasındaki ilişkide güven ve saygı önemlidir. Başkanınız DİH’in DİSK yönetimine hitaben yaptığı yazılı ve sözlü başvuruyu bizzat DİSK Genel Sekreteri sıfatı ile almış ancak henüz DİSK yönetimi bir karar vermemişken ertesi gün DİH’in kurumsal imzası ile verdiği dilekçesini sosyal medyada, internet ortamında dağıtmıştır. Buna ne demeli? Bu başvuru Arzu Çerkezoğlu’nun şahsına yapılmamıştır. DİSK’in kurumsal kimliğine yapılmıştır. DİSK karar alarak mı; başvuru hakkında bir karar vermeden dağıtmıştır? Bu kararı ne zaman almıştır? DİSK’e yaptığımız başvuru Adil Demircigil isimli bir twiter kullanıcısı tarafından servis edilmiştir. Bu Adil Demircigil kimdir? Bizim başvurumuzu nasıl ele geçirmiştir? Kimden almıştır? Ve bizim iznimiz olmadan neden sosyal medya aracılığı ile özel talebimiz deşifre edilmiştir. Bu konuda Arzu Çerkezoğlu hala özür dilemedi bir açıklamada bulunmadı. Bu yapılan kurumsal bir ayıptır. Ve DİSK yönetimi olarak özür dilenmelidir.
Bu konuda da sakın şehitleri ve AKP’nin saldırılarını gerekçe getirmeyin. Çünkü dilekçemiz 07.07.2015 tarihlidir.
08.07.2015 tarihinde kendisi ile görüşme yapılarak teslim edilmiştir. 09.07.2015 tarihinde de dilekçe twiterda deşifre edilmiştir.
Sonuç olarak tekrar hatırlatmak isteriz ki; DİRENMEYEN ÇÜRÜR. Demokratik Kitle Örgütleri, sendikalar direnenlerin yanında olmalıdır. Aslında direnişleri örgütlemelidir demek isterdik ama bunu beklemiyoruz. İşçisini işten atan bir sendika hiçbir direnişi örgütleyemez. Öyle ya işçilerini işten atan patron “sizde işten attınız, bizi iyi anlarsınız”diyebilir.
Her şey açık ve nettir. Siz tarihin akışına karşı kürek çekmeye çalışıyorsunuz.
Direnen ve çürüyen açık ve nettir. Mücadelenin kuralları açıktır. Bu kurallara uymazsanız tarihin çöplüğüne itilirsiniz. Size söyleyebileceğimiz tek şey kendinize gelin. Safınızı direnenlerin yanında belirleyin.
Linççilere karşı bir şey söyleyin. Faşizmin yöntemlerinden biri olan linç örgütlemeyi ve linç saldırısını mahkum edin. Hiçbir şey söylememek ONAYLAMAKTIR.
02.08.2015
DEVRİMCİ İŞÇİ HAREKETİ