9
Mart da geçti Nisan’ın 8’i geldi ama hava soğuk ve yağışlı. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır derler büyüklerimiz. Biz de halkımızın bilgeliğine güvenir ona göre hareket ederiz ama artık nisan olunca insan ılık ve aydınlık bahar günlerinin gelmesini istiyor. Kemal Amca bu durumun açıklamasını yapıyor bize, ortalama 13 gün sapma olduğunu söylüyor yani Nisan’ın 13’üne kadar martmış gibi düşünüp ona göre hareket etmeliymişiz. Biz de elimizden bir şey gelmediğine göre durumu kabullenip ona göre çıkıyoruz evimizden.
Neyseki hava da hala bulutların kapatamadığı mavilikler var, güneş ara ara gösterecek yüzünü bize de kemiklerimizi ısıtabileceğiz.
Hem cumartesi hem de sabahın erken saatleri olunca meydan oldukça tenha, biz de meydanın yanındaki kafede çaylarımızı söyleyip haberlere bakıyoruz. Çayımız bitince alanımıza gelip kitaplarımızı elimize alıyoruz. Yarı sohbet yarı okuma ile öğleden öncemizi geçiriyoruz. İlçelerden ziyaretçilerimiz geliyor, kırmızı saksı çiçeğimize bakıp ne de güzelmiş diyor bir abla, Seyit Rıza’nın ayaklarını çiçeklerle donatsak ya diye ekliyor. Biz hemen bu fikri benimsiyoruz, Yüksel direnişçilerinin o sevimli çiçeklerle dolu adasına kardeş ada yapabiliriz burada. Abla’ya ziyaretçilerimizin genelde çiçek buketleri getirdiklerini onların da pek uzun ömürlü olmadığını söyleyince ikinci saksı çiçeğimizi kendisinin getireceğini söylüyor ve bir hercai menekşe getiriyor öğleden sonra. Güneş çıkınca ne de güzel duracak çiçeklerimiz allı morlu…
Gençler geliyor babamızın dizinin dibine anlatıyor babamız 38’i, Seyit Rıza’yı… Bizim ceddimizi bizim topraklarımızda kırmışlar, iki yıl kan akmış bu Munzur.. Çayan ve Murat hep bu anılarla büyüdüler, öfkeleri de büyüdü kendileriyle beraber. Diye başlayınca gençler ayrılamıyor dizinin dibinden. Çakmak çakmak gözlerle dinliyorlar babayı, ellerini öpüp yine geleceklerini söyleyerek ayrılıyor her biri.
Dihaber’den muhabirler geliyor babamız ve avukatımızla röportaj yapıyor, yeni bir gelişme olup olmadığını soruyorlar. Malatya’dan ziyaretçilerimiz geliyor. Akşama dek uzun uzun sohbetler ediyoruz.
Munzur Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyen Kerim Hoca yarın öğlen Munzur Üniversitesi’nden ve Barış İçin Akademisyenlerden ziyaretçilerimizin olacağını haber veriyor bize.
SES’ten bir sağlık emekçisi gelip Kemal Amca’nın tansiyonunu ölçüyor. Tansiyonu normal Kemal Baba’nın tuzlu limonlu su alımını günde üç sefere çıkarmıştık sanırım küçük tansiyonun düşmesinde onun da etkisi oluyor.
Hafta sonu olduğu için hava yağışlı olmasına rağmen daha çok ziyaretçimiz var, yarın da umarız aynı yoğunlukla geçer.
Dersim’den Sevgiler.
