6
Vazgeçilmiş Bazı Kötü Alışkanlıklara Dair: 113. Gün
Bugün bir arkadaşım, sigarayı bıraktığını günlüğünde niye anlatmıyorsun diye sordu. Niyeyse biraz mahrem bir konu gibi görünüyordu bana. Hala biraz öyle geliyor. Ama önemli olduğunu da düşünüyorum. Kişisel tarihim açısından önemli, direniş açısından da öyle. Aslına bakarsanız, artık direnişten ayrı tasavvur edilebilecek bir “birey olma” halimiz de yok. O yüzden herkesi ilgilendirebileceğini düşündüğüm şeyleri anlatmak iyi olabilir, diye düşünüyorum.
Sigara bir süredir yüktü. Kış koşulları, sokakta olma, sürekli koşturma hali insanı zorluyor. İyi beslenmek, iyi uyumak, dinç olmak gerekiyor. Sigarayla pek mümkün değildi bu. Daha önce bıraktığım için biliyorum. İçmediğim zaman daha iyi uyuyorum, daha dinç uyanıyorum. Daha az çay, kahve içtiğim için vücudumda demir emilimi daha iyi yapılıyor, dolayısıyla demir eksikliği anemisi gibi sorunlarla daha kolay başa çıkabiliyorum. En önemlisi iştahla yemek yiyorum. Karnım doyuyor, enerjim yerinde oluyor. Daha başka güzellikleri de var: Saçlarım kokmuyor, kendim kül tablası gibi kokmuyorum, sabah uyanınca ağzımda o iğrenç tat olmuyor falan filan.
Tabii, sigara bir bağımlılık. İnsan geçerli nedenleri bir bir sıralayıp, öyle hemen bırakamıyor. Garip bir eşik var. İkna olma ve karar verme eşiği. Eğer bırakmanız gerektiğine ikna oldu ve karar verdi iseniz, sigarayı bırakabiliyorsunuz.
Bir süredir zihnimi meşgul ediyordu ama üstüne fazla düşünmeyip geçiştiriyordum. Sonra sevgili Hatice’m, görmezden gelmemin önüne geçti. Kendi vücudum hakkındaki tasarrufumu artık direnişi de hesaba katarak daha dikkatli kullanmam gerektiğini söyledi. Eh, haklıydı.
Aslına bakarsanız, mesele sağlık ve sair konuları da kapsayan bir yerden, ideolojik bir mesele gibi geliyor bana. Bizi, kendi irademizin dışında hareket etmeye zorlayan her şey, güçsüzleştiriyor. Çok kabaca söylersem: Bizi Böyle Yönetiyorlar. Kapitalizm, kendine güveni ve saygısı olmayan, iradesini eşya ve emtiaya teslim etmiş kişilikler yaratmak istiyor. Bağımlılıklar da bunun bir aracı. Bir şeyin kölesi olma hali, ister istemez kişilikte bir aşınma yaratıyor.
Koca bir güncede sigaradan bahsettim. Her ne hal ise… Bugün 113. günü bitirdik. Çok tatlı bir bahar var Ankara’da. Ve fakat, bahar rehavetinin üstümüze çökmesine izin vermiyoruz. Veremeyiz ki. İnsanlar KHK’lar, işten atmalar yüzünden bunca acı çekerken biz rehavete kapılamayız. Art arda kamu emekçilerinin intihar haberleri geliyor. Evet, direniyoruz. Direnişleri büyütmeliyiz. Hem iktidara meydan okumamızı yükseltmeli hem de tüm kamu emekçilerine umut olmalıyız. İntiharın değil, direnmenin çözüm olduğunu anlatabilmeliyiz. Direnmek gerektiğini bilen herkesin sorumluluğu var. Ne kadar çok yerde direnişin alevini yayarsak, umutsuzluk ve çaresizlik duygusuna kapılanların elinden o kadar çok tutabiliriz.
Perihan abla, hep der: El ele tutuşa tutuşa yeneceğiz faşizmi. Fakat ellerimizin bir yere gitmediğini önce bizi işsiz bırakanlara, sonra birbirimize göstermeliyiz. Eller, elleri meydanlarda bulmalı. Ve doğrudur: Faşizmi direnerek, el ele tutuşa tutuşa yeneceğiz!
Yarın ellerimiz, ellerinizi arayacak. Sevgi, selam ve muhabbetle…
Nuriye
Semih Özakça’nın 113. Gün Günlüğü
Direnişimizin 113. Gününden Notlar
Bugün Yaşar Kemal yaşamını yitireli tam iki yıl oldu. Aydın sanatçı kimliğiyle halk için sanat yapan, İnce Memed’i yeniden yaratan ve zalimin zulmüne karşı direniş yolunu gösteren Yaşar Kemal bize diyor ki: “Diyorum ki, korkulmasın bugünkü, bu gelip geçici duruma bakıp umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok… Hapishanelerde, mahkeme kapılarına gitmeyi beklerken mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var. Onlar ve onların hakları için omuz omuza yürüyen, sesini yükseltenler insanlığımızın daha bitmediğini, vurdumduymazlığımızın bizi öldürücü hale getirmediğini kanıtlıyorlar. İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratanlardır.” Her şey değişiyor, hiçbir şey aynı kalmıyor, karşıtlar savaşıyor. Bugün fiziki olarak güçsüz gözükebiliriz ama tarihsel olarak haklı olanlar biziz. Onlar fiziki olarak güçlü görünebilirler ama tarih onları mahkum edecek çünkü haksızlar, zorba ve alçaklar. Şimdi çok olumsuz bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz ama direnişlerimizi büyütüp mücadelemizi yükseltirsek durumun çokta kötü ve umutsuz olmadığını, faşizmin aslında halktan ve onun değerlerinden korktuğu için azgınlaşarak saldırdığı görülecektir. Korkmayın! Korkuyu büyütmeyin çünkü korkmak size bir yarar sağlamayacak. Umutsuz olmayın! Umutsuzluk acizlerin işidir ve bizim umutsuz olma lüksümüz yok. Her şeye rağmen, her türlü bedeli göze alarak mücadele edenler var. ’Mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var.’ Adalet için döğüşenler, başkaları içinde direnenler var. Biz varız ve biz halkız. Sesimizi yükseltip harekete geçtiğimizde yıkılacak olan faşist bir iktidar var. Teslim olunmayacak faşizm yok olana kadar. Direnilecek, zalimler yok olup, zulüm bitene kadar. Direnişe başladığımızda bu yana amacımız umut olmaktı. Ve biz ‘ umutsuzluktan umut yaratacağız.’ Söz olsun. And olsun.
Veli Abi’nin eşi ve kızı Feraye alana bizi ziyarete geldi. Başlangıçta Feraye’nin morali bozuktu, suratı asıktı ama bir süre sonra direniş günümüzü yazdığımız tahtaya resim çizmeye başladığında morali yerine geldi. Feraye’nin moralinin düzeldiğinin gören sokak köpekleri de alana geldiler ve eylemimize katıldılar…
Direniş alanımıza şairler akın ettiler. Her zamanki yerinde her zamanki gibi direnişimizi selamlamak için yüksek sesle şiirler okuyan şair Murat Koçak ve bize destek olmak için alana gelip imzalı kitaplarını bize armağan eden Gürsel Rengis’i selamlıyorum. Alanda Gürsel Rengis’in şiirlerini okuduk ve şiir okurken canlı yayın yaptık. O anda sokağımızda, aynı yerden, yüksek sesle şiir okuyan şair Murat Koçak için bir şeyler karalamak geldi içimden. Bence toplumun aydını olmak böyle bir şey. Direnişçilerin yanında halka şiir okumak gibi bir şey ve toplumun aydını olmak dünyayı şiirle değiştirmeye inanmak…
Bizim sokaklarımızda
şairler şiir okur.
Şiirler salonlarda değil
sokaklarda anlam bulur.
Şiir dinlemek için de
direnenler olur mu olur.
Destek için gelen kişilerden iki kişi ihraç edildikleri için iş aradıklarını söylediler ancak hiçbiri garsonluk dahil işe çeşitli bahaneler gösterilerek işe alınmamış. Hatta birisi yakın bir tanıdığına gitmiş ancak o da çalıştığım kişiler AKP’ li diyerek kendisini anlayışla karşılayacağını düşündüğünü söyleyip işe almamış. Bir başka gelen ise ataması yapılmayan bir sosyal bilgiler öğretmeniydi. Üç sene ücretli öğretmenlik yapmış ama bu sene onu ücretli öğretmenliğe dahi almamışlar. Bingöl’ den Ankara’ya KPSS kursuna gitmek için gelmiş. Ülkenin ve memurların geleceğinden haberdar, iş güvencesinin yok edildiğini düşünüyor ancak ailesinin ısrarı üzerine çalışıp sınava gireceğini söylüyor. Sıkıntılarımız birbirimizden hiçte ayrı değil çünkü biz elimizden ekmeği ve çalışma hakkı çalınan insanlarız. Biz halkız…
Günün sonuna doğru geçen yıl iş cinayetlerinde katledilen Duran Baysal için arkadaşları merdivenle ağaca çıkıp caddede dev bir pankart asmak istediler. Pankartı astıktan sonra polisler geldi ve bir kişiyi ağaçtan indirdi ve gözaltına aldı. O gözaltına alınırken bizde polise tepki göstererek “Faşizme Karşı Omuz Omuza!”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!” sloganları attık ve halkın alkışlarla bize destek verdi. Eylemimizi bitirirken yaptığımız basın açıklamasında İş cinayetlerini, Duran Baysal’ı, polisin en demokratik hak olan pankart asma eylemine saldırısını anlattık. Faşizmin saldırıları bir bütündür. Faşizm halkın bütün haklarını elinden almak ister ve esasen haklarımıza saldırır. Güvenceli iş, güvenceli gelecek hakkımıza; yaşama hakkımıza, demokratik haklarımıza… saldırıdır. Onların görevi saldırmak ya bizim görevimiz…
Not: Direniş türkülerimizi yapan ve söyleyen Grup YORUM üyeleri tamamı tahliye olmuş.
Kendinize has bakın…
Semih
Engin Karataş’ın Direniş Günlüğü
Dün yoğunluktan yazamadım. Sabah Sıla’yı okula yolladıktan sonra arkadaşlarım ziyarete geldiler. Nuri ve Yüksel. Konuştuğumuz ilk Konu dağınıklık ve düzenlilik üzerineydi. Gündemden de anlaşılacağı üzere evim dağınık. Bu durumun verdiği utancı kapatmak için filozofça cümleler kurup uzun süren konuşmalar yaptım. Sonra postacı geldi. İyi bir haber getirdi. Polislerin numaradan rapor alarak beni bir gece nezarette yatırmalarını sağlayan soruşturmada takipsizlik verilmiş. Demek ki Can Dündar’ın sözünü söyleme zamanı geldi. “Türkiye’de savcılar var.” sonra Yüksel okula gitmek için ayrıldı. Arı gibi çalışkan her toplumsal alanda emek veriyor. 15 Ekimde Ankara katliamının anmasına buradan ikimiz yola çıkmıştık. Nuri Aydınlı Aydın şivesi ile konuşuyor. Şiveli konuşmak ne güzel. Bahçeye çıktık ev sahibim Memet le tanıştı. Memet’in keklikleri var, av köpeği var. Memet de Bodrum şivesi ile konuşuyor. İkisinin aralarındaki konuşmaları dinlemek hoşuma gitti. Ancak işimi öğrencilerimi isteme zamanım geldiğinden koşarak ayrıldım. Onlara “lütfen sohbetinize devam edin dedim.” Gitarımı aldım. Bir öğrencimin asağıdaki resmini yapıştırıp gitar çalacaktım. Yapıştırdım. İki dostum desteğe geldi. Biri Arzu biriyle yeni tanıştığımdan adını unuttum. Öğrenince düzenleyeceğim. On dakika geçmedi. Bir vatandaş ile konuşurken bir baktım bir sivil polis resmi yırtıyor. Hatırası var yırtamazsın dedim yırttırmadım. Her gün seninle mi uğraşacağız dedi. Her gün işsizim dedim. Yine götürdüler. Karakolda bir memur bize iş çıkarıyorsun dedi. İşim olsaydı size iş çıkarmazdım dedim. Dolaba şeytan uçurtması yapıştırdım. Çıkardılar. Memurlardan birinin üç yasındaki oğlu geldi. Görmelisiniz çok şeker. Ona verdim. Başka origamiler de yaptım. Bir memur öğrencimin resmindeki beni kadına benzetti. Kadına benzetilmekten gurur duyarım dedim. Çünkü onlar daha cesur dedim. Sonra yine hastane ve yine darp yok yine oradakilere gururumun incindiğini söyledim. Yine güldüler hastane erbabı. Nazan, Ayhan ve Meltem alana desteğe gelmişler. Yerimde rüzgar esiyormuş. Aradılar hastaneye beni almaya geldiler. Eylem fikirleri verdiler. Sonra sendikaya gittim. Sarp ile satranç oynadık. Denize girdiğim gün savcı huzuru bozmaktan işlem yaptırmıştı sahil güvenliğe. Bütün tekneleri gezip sordum, huzuru bozdum mu. Hayır dediler. Bir sürü yazı topladım huzuru bozmadığıma dair. Onları da dosyaya ekleyeceğim. Gün içinde, tarafıma takipsizlik veren savcıya teşekkür etmenin yollarını düşünmüştüm. Öğrencim Alara’dan rica ettim. Harika bir resim yaptı. Altına da savcıya Öğretmenimizi kurtardığın için teşekkür ederim yazdı. Bu gün götürdüm odasında yoktu. Kalemine bıraktım. Şaşırdı. Duygulandı. Giderken dönüp baktım diğer arkadaşlarına gösteriyordu.


